Sayın Çokbudak hanımefendi merhaba,
Bilgilendirmeniz için şahsınıza ve sayın E. Tuğgeneral Naim Babüroğlu’nun köşesinde yazmış olduğu güzel yazısı için kendilerine çok teşekkür ederim.
TBMM’de konuşma yapan hanımefendi, bilgisizliğinden dolayı ağır ve mesnetsiz bir ithamda bulunmuş. Eğer biraz bilgisi olmuş olsa idi mutlaka hergün TBMM’ne gitmeden evvel Anıt kabirde ebedi istirahatgahında ölümsüzlüğe intikal etmiş Büyük Önder bilge insan Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret edip, günümüzde sahip olduğumuz özgürlüğün mimarına şükran duygularını ifade ederdi. Kadir şinas olmak, her insana mahsus değildir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti zorlu ve top yekün Türk Milletinin mücadelelerinin sonucu kuruldu. Nitekim, Sakarya Meydan muharebesi, dünya meydan muharebelerinde en uzun süren (22 gün-gece) savaş olarak kayıtlara geçti. Ayrıca bu muharebede uygulanan mücadele biçimide dünya savaş tarihindeki haklı yerini aldı. Tüm Kahramanlarımıza minnettarız.
22 Ağustos 1922 tarihinde sessizce başlayan ve 26 Ağustos 1922 tarihinde sessizliğin cehenneme dönüştüğü Büyük Taarruz ile 09.09.1922 tarihinde elde edilen zaferle bugünkü özgürlüğümüzü kazandık.
Halk arasında bir öğretinin söylentisi dolaşır. Bir baba oğluna sarfettiği; “oğlum sen adam olmazsın” ifadesi sebebiyle oğlu evden kaçar ve aradan geçen uzun bir zaman sonra babasının yaşadığı şehre Vali tayin edilen oğulun ilk işi; hizmetindeki şahıslar marifetiyle babasının evine bir fayton gönderir ve babasının makamına getirilmesini ister.
Hizmetkarlar babanın evine gider. Vali’nin kendisini görmek istediğini söylerler. Babası devletle hiçbir problemi olmamasına rağmen Vali’nin talebinden dolayı büyük bir korku ve tereddüt içerisinde faytonla seyahat ettikten sonra, Vali’nin huzuruna çıkar.
Vali hemen konuşmaya başlayarak; baba bana adam olamazsın diyordun! Bak ben Vali oldum.
Babası cevap verir. Oğlum ben sana Vali olamazsın demedimki. Ben sana adam olamazsın dedim. Eğer adam olsaydın beni evimden alıp endişe içerisinde, ayağına kadar getirtmezdin!
Milletvekil hanımefendi eğer adam olsaydı önce sarfettiği sözlerin hakikatle hiçbir ilişkisinin olmadığını bilmesi gerekirdi. Özellikle bugün nemanlandığı gelirlerinin nasıl sağladığının bilincinde olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunun şartlarını bilmesi gerekirdi.
“Zehir” söylemine sessiz kalan (sükut ikrardan gelir) bazı Meclis üyelerini şiddetle protesto ediyorum.
Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan seneler evvel 23 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi açıldı.
Türkiye Cumhuriyeti devleti Büyük Millet Meclisinde alınan kararlarla 29 Ekim 1923 tarihinde kuruldu. Dünyamızda başka hangi ülkeler devletini kurmadan evvel parlamentosunu kurmuştur?
Büyük Önder bilge insan Mustafa Kemal (Atatürk) BMM başkanı ve Ordunun başkomutanı olarak tüm silah Arkadaşlarıyla birlikte verdikleri büyük mücadelelerle Türkiye Cumhuriyeti devletini kurdular. Tüm Kahramanlarımızı büyük sevgi ve minnetle herdaim yad ediyorum. Ruhları şad olsun.
Mecliste konuşan hanımefendi cehaleti sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş safahatını dahi bilmiyor. Şahsen şöyle bir yetkinliğin Milletvekillerde olmasının gerekliliğini düşünüyorum. Milletvekili adaylarının önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu öğrenmeleri sağlanmalı, imtihan edilmeli ve başarılı olanlara Milletvekili olma yetkinliği tanınmalı.
TBMM’ni dingonun ahırı gibi kullanmasınlar!!!
Büyük Önder bilge insan Mustafa Kemal Atatürk bizler için ölçüt. Dostumuzu ve düşmanımızı ancak bu şekilde anlayabiliyoruz. Milletvekili hanımefendi şovenliği bıraksın ve şahsın nasıl bir düşünce ve bilgeliği olduğunu öğrensin. TBMM’de arşivde bulunuyor (Dünyada her kötülük, daima cehaletten gelir. Albert Camus).
“DÜNYADA HER ŞEY İÇİN, MEDENİYET İÇİN, HAYAT İÇİN, BAŞARI İÇİN, EN HAKİKİ MÜRŞİT BİLİMDİR, FENDİR.” (Mustafa Kemal Atatürk)
“EĞER BİR GÜN, BENİM SÖZLERİM BİLİMLE TERS DÜŞERSE, BİLİMİ SEÇİN.”
(Mustafa Kemal Atatürk)
Dr. Selim Erdoğan, Büyük Taarruz’un yüzüncü yılında, güzel üslubuyla, harbin safahatlarını hazırlamış olduğu vidyolarla anlatmıştı.
Bilvesile sağlık ve çalışmalarınızda kolaylık dileklerimle birlikte
kalın sağlıcakla.
Rehan Gündoğmuş
‘Ayla Çokbudak’ via Türkiyeyiz Biz
“Kemalizm” zehir mi?
Naim Babüroğlu
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, bir milletvekili, “Kemalizm zehirdir.
Bu zehri yutmayacağız” diyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Gazi Mareşal Atatürk’e açıkça hakaret ediyor.
Aynı milletvekili, Meclis’te göreve başlarken şu yemini ediyor:
“Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağıma”,
“Demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma”,
Eee, “namus ve şeref üzerine”, “Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma” yeminine ne oldu?
Uçtu…
8 Temmuz 1920…
Yunan ordusu Bursa’yı işgal eder.
35 Osmanlı padişahının türbeleri, işgal altındaki İstanbul ve Bursa’da…
Padişah türbeleri, işgalcilerin her türlü hakaretine maruz kalır.
Yunan komutanlar, Osman Gazi’nin mezarına gelirler.
Sofoklis, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin sandukasını tekmelemeye başlar.
Fotoğraf çeken gazetecilerin önünde, yüksek sesle:
“Kalk da milletini kurtar”, diye haykırır.
Gazeteler, Yunan Başbakanı’nın oğlu Sofoklis’in bu tarihi haykırışını süslendirerek yazarlar.
Osman Gazi türbesine, Kral Konstantin’in resmini asarlar.
Yunan askerleri, Müslüman mezarlarını ve evliya yatırlarını tuvalet olarak kullanırlar.
Osman Gazi, 595 yıl önce 1326’da vefat etmişti.
Elbette cevap veremezdi.
Padişah Vahdettin de işgalcilerle işbirliği yapıyordu.
Cevabı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa verdi.
Hem de çok ağır bir şekilde…
Cevap, Yunan tarihine bir utanç belgesi olarak geçti.
Ve, türbeleri tekmeleyen Yunan komutanlar, tarihin en büyük felaketini yaşadılar.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, atalarının hatırasını kurtardı.
Vatanın ve milletin namusunu korudu.
İşgal döneminde, İngilizler, Mustafa Kemal’le birlikte, vatanın namusu için can verenlere “KEMALİST” derlerdi.
KEMALİST demek, vatandan başka sevgili tanımayan kahraman demektir.
İşgalciler, vatanı kurtarmak için savaşan Türkleri yakaladıklarında kurşuna dizerlerdi.
Kurşuna dizme anı, gazetelerde yayımlanırdı.
Fotoğrafın altına, “Kemalist bir Türk’ün idamı”, yazılırdı.
Yıl 2025…
Kemalist’e laf söylüyor, küçümsüyor…
“Kemalizm zehirdir. Bu zehri yutmayacağız”, diyor.
Atatürk’e hakaret ediyor.
Eğer, hakaret ettikleri bu Kemalistler olmasaydı…
Camide ezan okunmayacak, şanlı bayrak dalgalanmayacaktı.
Hakaret edenlerin hiçbiri, bu topraklarda yaşamayacaktı.
Çünkü, bu vatanda işgalcilerin bayrağı havalanacaktı.
Bunlar tarihi gerçekler…
Ama, asıl soruyu…
Atatürk’ü, Kemalist’i kim sevmez diye sorarsanız?..
Cevap çok açık…
Emperyalistler sevmezler, Sevr’i yırtıp çöpe attığı için,
PKK terör örgütü ve Şeyh Said yandaşları sevmez, Türkiye’yi parçalayacak projeyi engellediği için,
İşgal döneminde işgalci devletlerle işbirliği yapanlar sevmez, köle olmalarını önlediği için,
FETÖ sevmez, Türkiye’yi emperyalistlere teslim etmediği için,
Afganistan ve benzeri ülkelere özenenler sevmez, bağımsız, çağdaş ve özgür bir devlet kurduğu için…
Özetle…
Atatürk’ü ve Kemalist’i, Türkiye düşmanları sevmez, vatanın ve milletin namusunu koruduğu için.
Nankörlük ve kul hakkı yemek günahtır, günah!..
Vefa imandandır!..
İnsan bu vatanda yaşar da, Atatürk’ü sevmez mi?..
Kanlarıyla bu vatanı yeşertenlere vefa duymaz mı?..
1980’ler…
ABD Başkanı Danışmanı Brzezinski, Başkan Carter’a Türk ordusu hakkında bilgi verirken şu vurguyu yapar:
“Genç Türkiye’nin bir numaralı kurucu unsuru olan Türk ordusu, kökenleri itibariyle Kemalist, bir başka deyişle anti emperyalist…
Kısa ve orta vadede değilse bile, uzun vadede. Kemalizm’in izlerini, Türk ordusundan silmemiz lazım.”
Yıl 1990…
ABD Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Ortadoğu Direktörü Graham Fuller, şunları söyler:
“Kemalizm bitti… Bu nedenle, kendisine entelektüel güven duyan Türkiye, İslam’ın günlük yaşamdaki yerini almasını yeniden düşünmelidir.”
Her şey, bu kadar açıkken…
Atatürk’e, Kemalizm’e, Kahraman Türk ordusuna yapılan saldırıların ne anlama geldiğini…
Hala anlayamadıysanız?..
Durum, gerçekten çok vahim…






Bir yanıt yazın