13. asrın sonlarında Horasan’dan gelip Azerbaycan’a yerleşen Oğuzların Bayındır boyundan Türkmenlerin 14. asrın sonlarında Azerbaycan, Harput, Diyarbakır arasındaki coğrafyada Türkmen Beyi Kara Yölük Osman Bey’in liderliğinde kurdukları bir diğer Türk devleti de Akkoyunlu Devleti’dir. Akkoyunlu Devleti, otuz yıl hâkimiyette kalan Uzun Hasan zamanında büyük bir imparatorluk hâline gelir. Akkoyunlu Devleti’nin güçlenmesini hazmedemeyen Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a savaş açar. Bu savaş Cihanşah’ın ve devletinin sonunu getirir. Uzun Hasan, bir gece baskını ile Cihanşah’ın ordularını dağıtır ve kendisini yakalayıp öldürür (1467) Bir yıl sonra da Timurîlerden Ebu Said’i yener ve Anadolu’nun doğu kısımlarını, Irak-ı Arap, Irak-ı Acem, İran ve Horasan’a kadar olan yerleri zapt ederek büyük bir imparatorluk kurar. Basra Körfezi kıyılarını da aldıktan sonra başkenti, Âmid’den (Diyarbakır) Tebriz’e nakleder (Uzunçarşılı 1988: 184, 191; Kramers 1968: 5-II/1022; Roux 2007: 342).
Karakoyunlular mezhep yönünden aşırı Şiî hatta Batınî, komşuları ve soydaşları olan Ak Koyulular, Şirvanşahlar, Memlukler ise Sünnî idiler (Uzunçarşılı 1988: 186,195). Hâkimiyet hırsları galebe çalan hanlar ve hakanlar tarafından, mezheb taassubu ne yazık ki çok kez siyasî emellerini gerçekleştirmede ve hasmâne tavır almada malzeme olarak kullanılabilmiştir. Uzun Hasan, son Trabzon imparatoru David’in kardeşinin kızını alarak; Erdebil Şeyhi Cüneyd’e kardeşini ve onun oğlu Haydar’a da kızı Âlemşah Begüm’ü vererek akrabalık yoluyla da gücünü artırmıştır. Ne var ki, Uzun Hasan’ın, Osmanlı Devleti’ne karşı Karamanoğullarını desteklemesi ve batılı ülkelerle işbirliğine teşebbüs etmesi Osmanlı Devleti ile ilişkilerini zedeler. Fatih Sultan Mehmet büyük bir ordu ile üzerine yürür ve Otlukbeli’nde mağlup eder (Uzunçarşılı 1988: 193). Büyük bir imparatorluk kurmakla birlikte ilim adamlarını himaye eden ve önemli sanat çalışmaları yaptıran Uzun Hasan 1478 yılında ölür.
Fars valisi olan oğlu Halil Sultan, hükümdar tayin edilir. Kardeşlerine hâkim olamayan Halil Sultan, Diyarbakır valisi olan kardeşi Sultan Yakup tarafından tahttan indirilir ve öldürülür. Uzun Hasan’dan sonra bu ailenin en önemli hükümdarı Sultan Yakup olur. Bu sırada Sultan Yakup’un dayısı olan Erdebil şeyhi Şeyh Haydar, babası Şeyh Cüneyt gibi müritlerini başına toplayarak Şiîlik tebligatı altında siyasî faaliyetler yapmaya başlar. Hükümeti ele geçireceğinden endişelenen Şirvan hükümdarı Ferruh Yesar, Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup’tan (Sultan Yakup, Şeyh Haydar’ın aynı zamanda kayın biraderidir.) da yardım alarak Şeyh Haydar’ın üzerine yürür. Bu çarpışmada Şeyh Haydar ölür. Akkoyunlu İmparatorluğu’nun başında on iki buçuk yıl kalan Sultan Yakup 1490 yılında çok genç yaşta vefat eder.
Babası gibi ilim adamlarını himaye eden, şairleri ve sanatçıları seven hatta kendisi de şair olan Sultan Yakup’un ölümünden sonra aile arasında taht kavgası başlar. Oğlu Baysungur tahta geçer. Hemen tahttan indirilip yerine Uzun Hasan’ın torunu Rüstem Mirza (1491), ondan sonra da Ahmet Bey (1497) tahta çıkarılır. Ahmet Bey’in İsfahan yakınlarında yapılan savaşta ölmesinden sonra memleket daha da karışır. Ümeradan her biri Akkoyunlu şehzadelerinden birini bir yerde hükümdar ilan eder. Murat, Şirvan’da; Elvend Mirza, Azerbaycan’da; Muhammedî Mirza, Yezd’de hükümdarlığa getirilirler (Uzunçarşılı 1988: 196). Bir taraftan da Şeyh Haydar’ın oğlu Şeyh İsmail, şeyhliğini şahlığa çevirme mücadelesine başlar.
1.2.2. Safevî Türkleri Dönemi
“Safevî” adı, Şah İsmail’in ulu dedesi, İran Azerbaycanı’nın Erdebil şehrinde 1253 yılında dünyaya gelip, orada büyüyen ve Halvetiye Tarikatının kurucusu İbrahim Zahid Ceylanîye intisap ederek yetişmiş Şeyh Safiyüddin Erdebilî’den gelmektedir. Babasının adı Hoca Kemalüddin’dir. Halis Türk olan bu aile ve onların şahsında Safevî Tarikatı bölge sınırlarını aşarak ülkeler aşırı bir itibara kavuşur. Şeyh Safiyüddin ve ondan sonra tarikat postuna oturan oğlu Şeyh Sadrüddin Musa; onun oğlu Şeyh Alaüddin Ali ve onun oğlu Şeyh İbrahim, Sünnî İslam geleneği dairesinde hizmet etmişler, siyasî bir maksat gütmemişlerdir (Uzunçarşılı 1975: II/225). Şeyh Safiyüddin Erdebilî, müritleri ile birlikte Deşt-i Kıpçak’a ve Kırım’a giderek irşadatta bulunmuştur (Togan 1981: 268).
Şey Safiyüddin’in ölümünden altı yıl sonra Nezhet’ül Gulub adlı kitabını yazan Hamdullah Mustufî, Erdebil halkının tamamen Sünnî/Şafî olduklarını ve bunların da Şeyh Safiyüddin’in müridleri olduklarını yazar. Ayrıca İbn Bezzaz, Siffet’ül Sefa kitabında Şeyh Safiüddin’in Türkçe, Farsça, Arapça ve Moğolca bildiğini ve Erdebil’de Şia unsurunun olmadığını yazar (Mirehmedî 1369/1991: 42).
Şiîlik, Emeviye döneminde (661-749) gelişmiş ve yaygınlaşmıştır (Mirehmedî 1369/1991: 28). Şiî mezhebi, İran’da ilk olarak Abbasiler döneminde (749-1258) Mazenderan vilayetinde Aleviler (764-928); Albuyye (320-447) ve Ziyariyan (927- 1035) tayfalarınca kabül görmüş ve yayılmaya başlamıştır (Mirehmedî 1369/1991: 29). İlhanlı hükümdarı Muhammed Hüdabende gibi hükümdarlar Şey Safiyüddin’in dergâhını ziyaret etmiş, Osmanlı Devleti her yıl bu ocağa hediyeler, hilatlar göndermiştir. Ancak Şeyh İbrahim’in oğlu Şeyh Cüneyt’ten itibaren “şehlik” makamına “şahlık” makamını da ilave etme gayreti gösterilmiştir. Şeyh Cüneyt bu siyasî faaliyetlerinden ötürü Karakoyunlular tarafından hudut dışı edilir, Osmanlı ülkesine gider, yüz gösterilmez. Uzun Hasan’ın kız kardeşi ile evlenir. Başına topladığı müritleri ile Trabzon Rum Devleti üzerine yürür, arkasından Gürcistan üzerine saldırır. Karakoyunlu Devletinin ortadan kalkmasından sonra Erdebil’e döner. Şirvan Şahı Sultan Halil ile yaptığı savaşta ölür. Yerine oğlu Haydar sofuların başına geçer. Dayısı Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Halime Begüm ile evlenir (Uzunçarşılı 1975: II/226; Vezirof 1337: 26).
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır


Bir yanıt yazın