İRAN TÜRKLERİ – 20

Okuma Süresi:

2–4 dakika
❤️

Bütün Ortadoğu coğrafyası gibi İran da, Selçuklular döneminde tarihinin her yönden en muhteşem dönemlerinden birini yaşamıştır (Turan 2003: 305-400; Sümer 1993: 83/8). Oğuz Türkleri 1029 yılından itibaren doğu ve kuzey İran’a göç etmeğe başlamıştır. İran’ı fethe çıkan Tuğrul Bey, Çağrı Bey’i Horasan’da bırakıp, onun oğlu Kavurd Kara Aslan’ı güney doğuya, Kirman’ın fethine gönderir. Kendisi de yedi yıl içinde Bağdat dâhil bütün kuzey İran’ı alır ve 1059’da İsfahan önüne gelir. Burayı başkent yapar. Böylece bütün İran, Selçuklu Türklerinin hâkimiyetine girmiş olur (Roux 2007: 209).

Türkler, İran’ı yarı göçebe hayatlarına çok uygun ve burada akraba kavimler buldukları için hemen benimsemişlerdir. Ancak Türklerin bu yarı göçebe hayatları beraberinde büyük bir noksanlığı da taşımıştır. Onların yarı göçebe hayatına devam etmeleri, İran coğrafyasının Azerbaycan ve Anadolu gibi ilk dönemlerde tamamen Türkleşmesini geciktirmiştir (Kramers 1968: 5- II/1020).
Selçukluların bu ülkede tesis ettiği Türk varlığı, 20. yüzyıl başlarına kadar İran’ın siyasî açıdan tamamen Türk hanedanlar tarafından kontrolünü mümkün kıldığı gibi, yine Türklerin dil, edebiyat, sosyal hayat, velhasıl her yönden İran’da en önemli belirleyicilerden biri olmasını sağlamıştır. Selçukluların İran’da yaklaşık bir buçuk asır süren hâkimiyeti sadece Samani ve Gazneli siyasî ananelerine değil, Horasan fakih ve şairlerine de geniş alanlar açmıştır (Barthold 1930: 55).

Burada çok önemli bir hususu da kaydetmek gerekir. Tarihî kaynaklarda, İran coğrafyasında Farslar tarafından sadece 4 devletin kurulduğu görülmektedir: (1) İranî Perslerden Akamenis Devleti M.Ö. 559 – M.Ö. 330; (2) İranî Perslerden Sasanî Devleti M.S. 226 – M.S. 652; (3) İranî Fars Pehlevî Rejimi 1925-1979 ve (4) Fars İran İslâm Cumhuriyeti 1979’dan günümüze. Bu İranî Fars devletleri, toplam olarak 726 yıl iktidarda kalmışlardır. Akamenis Devleti’nin kuruluşundan günümüze dek süren 2555 yılın geri kalan kısmında, yani 1829 yıl boyunca İran, diğer İranî devletler, Yunan, Arap ve özellikle Türklerin hâkimiyeti altında bulunmuştur (Blaga 1997: 11). Romalılar ve Arapların çok uzun sürmeyen hâkimiyetleri bir kenara koyulursa, görülür ki İran, tarih boyunca, Türk hâkimiyetinde bir Türk devleti olarak yaşamıştır. Bu coğrafyada hüküm süren Saka, Part (Arsak), Gazneli, Büyük Selçuklu, Harzemşah, Moğol-İlhan, Celayir, Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevî (1500-1735), Avşarlar (1735-1796), Kaçarlar (1794-1925) tamamen birer Türk devletleridir. Furon’un da “La Pers (İran)” adlı eserinde belirttiği şekilde, 3000 yıllık bir tarih devresinin ancak 825 senesi içinde (Farslar) saltanat sürmüşlerdir (Furon 1943: 8).

İran, değişik dönemlerde doğudan gelen Türklere yurt olmakla birlikte (Turan 2003: 206-231) Anadolu’dan da Türk göçleri ile sürekli beslenmiştir. Başka bir ifade ile İran Türklüğünün tamamına yakını, 11. yüzyılda Anadolu’ya göç eden Oğuzlardan geriye kalanlar ile bir takım sebeplere bağlı olarak daha sonraki dönemlerde tekrar Anadolu’dan İran’a dönenlerden oluşmaktadır (Sümer 1999: 177; Aka 2003: 57-63; Yüce 1994: 13). İlhanlı, Karakoyunlu ve Akkoyunlu
dönemlerinde nispeten küçük gruplarla başlayan bu olgu, Şah İsmail’in İran’a hâkim olmasından sonra büyük kitlelerin göçü şeklinde tezahür etmiştir (Sümer 1992: 19).

Bu göçlerden önemli birkaçı şöyledir: Şah Kulu ayaklanmasına katılan Teke sipahilerinden Ulama (Yavuz Oğlan), 15 bin Tekelü ile birlikte İran’a gitmiş ve Şah İsmail’in emrine girmiştir. Ulama, önce emir daha sonra beylerbeyi olmuştur (Sümer 1992: 60). Dulkadırlı Beyliği’ne son verilmesi üzerine Ali Beğ oğlu Veled Han kalabalık bir topluluk ile Şah İsmail’in katına gider (1522). Bu topluluğun bir bölüğü Şah’ın mülâzemetinde kalır; bir bölüğü Fars’taki eldaşlarının yanına gönderilir; bir kısmı da Herat Valisi Durmuş Han’ın hizmetine verilir (Sümer 1992: 71).

Türk göçleri, 1559’da Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Bayezid’in maiyetinde yer alan Karamanlı, Turgutlu, Tekeli ve Dulkadırlı Türkmenlerinden oluşan 12.000 kişilik bir grupla Şah Tahmasb’a (1524-1576) sığınması şeklinde devam edecektir. Şah Tahmasb bu 12 bin cengâver askeri hanlar ve beyler arasında taksim edecektir (Hammer 1992: III/436; Turan 1961: 122-126) .

Ağustos 1539’da Şah Tahmasb’ın huzurunda bulunan Venedik elçisi Michelle Membrè, Erzincan’dan Türkmen Ali adında birinin reisliğinde 800 aile ile birlikte 600 kadar silahlı insanın Şah’a geldiğini, Şah’ın onları kabul ettiğini, daha sonra ülkesinin Horasan, Şirvan ve Aras bölgelerine dağıttığını yazmaktadır (Şakiroğlu 1972: 112; Sümer 1992: 71).

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar