Yıllardır ihmal edilen Batı’nın, şimdi Türkiye’yi bir çözümsüzlük alanı haline getirmekte olduğunu pas geçti.*
Kıbrıs; NATO’nun geleceğini belirleyen Stratejik Konsept Belgesinde önemli bir stratejik merkezdir.
Belge hem Türkiye, hem mevcut iki devletli haliyle Kıbrıs’ı “AB üyesi olmayan NATO ülkesi ” olarak anıyor,bu tanımlama ise taraflara sorun yazıyordu.
Türkiye, AB üyesi olmayan NATO üyesi olarak Avrupa güvenliğine katkı verebilmek için Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor,
Ama AB üyesi edilen Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına girmesini, bu yüzden Türkiye’de Kıbrıs’ın NATO’ya girmesini engelliyordu…*
Türkiye; Ankara Anlaşmasıyla Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliği, idareye etkin katılımı, aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlükleri,
Üstelik petrolün ve doğal gazın olduğu yerde en önemli unsur olarak öne çıkan güvenlik konularında, NATO belgesinin omurgasını oluşturan füze savunma araçlarının konuşlandırması gibi konularda, hâlâ ABD ve NATO, Rusya’nın nükleer caydırma kuvvetlerini hedef almadığına ilişkin güvenilir hukuki garantileri vermiyor, Kıbrıs’ı ve Türkiye’yi bir çözümsüzlük alanı haline getiriyordu…*
Türkiye, adanın birleşmemesi halinde bir kesimin adanın tümünü temsil ediyormuş gibi görülmesinin Avrupa değerlerine aykırı olduğunu savundu.
Bu yüzden Kıbrıs Rum yönetiminin İsrail’in teşvikiyle Doğu Akdeniz’de doğalgaz sondajına başlaması ardından Türkiye ve KKTC ” Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması”nı imzaladı,
Rumların Ada’nın güneyinde başlattığı çalışmaları fırkateynler ve savaş uçaklarıyla uzaktan izlerken, benzer arama çalışmaları yapması önündeki engeli de ortadan kaldırdı.
Nitekim,11 Şubat 2014’de Türk ve Rum liderler D.Eroğlu ile N.Anastasiadis, BM Özel Temsilcisi L.Buttenheim ile birlikte bir ortak bildiri üzerinde uzlaşıldığı açıklamasıyla çözüm müzakerelerine yeniden başlanırken, müzakerelerin;
İki:Federal hükümetin yetkileriyle ilgili konuların anayasa tarafından belirleneceği,
Kurucu devletlerin tüm yetkilerini bütünüyle ve geri döndürülemez şekilde federal hükümetin müdahalesinden özgür olarak kullanılabilecekleri,
Bundan dolayı ortaya çıkacak herhangi bir ihtilafta son kararın Federal Yüksek Mahkemece karara bağlanacağı,
Üç: Birleşik Kıbrıs Federasyonunun, iki tarafta eşzamanlı yer alacak referandumda anlaşmanın onaylanması sonucu ortaya çıkacağı,
Federal anayasanın Birleşik Kıbrıs’ın iki eşit statüye sahip, iki kurucu devletten oluşacağını belirteceği,
Federasyonun iki bölgeli, iki toplumlu yapısı ve AB’nin üzerinde kurulu olduğu ilkelerinin güvence altına alacağı,
Dört: Müzakerelerin, ‘her konuda uzlaşı sağlanmadan, hiçbir konuda uzlaşı yoktur’ prensibine dayalı olduğu açıklandı.*
Ne ki, 9 Ekim 2014′ de Rum lideri N.Anastasiadis, Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesine Türkiye’nin savaş gemileri göndermesi üzerine özlü görüşmelere ve al-ver sürecine odaklanmış müzakereleri terk etti.
Rumların İsrail, Mısır ve Lübnan ile birlikte bulduğu doğalgaz’ın Avrupa’ya sevki sorunu, Kıbrıs sorununda bütün sorunların önüne geçti…*
Ama Türkiye’nin bu alanda bulunan gazda KKTC’nin de payı olduğu tezi, Güney Kıbrıs’ın Türkiye ve KKTC sorunu ve İsrail-Türkiye’nin mevcut kopuk ilişkileri buna imkan vermedi.
Avrupa pazarlarına ulaşan enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesine yönelik olarak İsrail ve Kıbrıs Rumları Doğu Akdeniz’de bulunan doğalgazın Avrupa’ya naklinde yeni bir güzergah belirliyordu.
Şimdi hafta içinde Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail enerji bakanları doğalgazı Avrupa’ya taşıyacak yeni bir doğalgaz boru hattının planlarını AB ile görüşmeye hazırlanıyor.
İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın offshore sahalarının bağlanmasıyla oluşturulacak “Doğu Akdeniz Boru Hattı” ile doğalgazın Yunanistan ve diğer Güney Avrupa ülkelerine ulaştırılması öngörülüyor.
Bu sırada, Reuters Ajansı Avrupa Birliği’nin, temsilcilerinin Ankara yapacağı ziyareti öncesinde Türkiye’yi, Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımları baltalamamaya çağırdığını duyuruyor…
8.12.2014




Bir yanıt yazın