Komünist başkan olarak kendisini tanıtan ve Ovacık’ta yapmış olduğu kooperatifleşme ile gündeme gelen Fatih Mehmet Maçoğlu, siyasi görüş farkı gözetmeksizin herkesin sempatisini kazandı bu ülkede.
Benim de öyle.
Onun tarlalarda kucağına fasulye ve nohut destelerini alarak vermiş olduğu pozlar, bir köylü çocuğu olarak benim yüreğime de işledi.
Kendisini “MİLLİ/MİLLİYETÇİ” ilan ettim sosyal medya hesabımda.
“İsmi Fatih Mehmet olan bir adamdan Komünist mi olur hiç” diye bile sormuştum.
Üstelik “Katranı kaynatmakla olur mu şeker…” atasözünü hatırlatarak “Hocam adam komünist; yakında aslına rücu eder. Bırakın şu adama güzellememeler yapmayı..” diye sitemde bulunanlara bile aldırmadan müspet yorumlar yaptım hakkında.
Ancak Belediye Meclisi’nde Tunceli adının Dersim olarak değiştirilmesi yönünde aldırmış olduğu karar, hakkındaki düşüncelerimi alt üst etmiş bulunmaktadır.
Yani adam işi gücü bıraktı, Ovacık’ta yapmış olduğu bütün güzel işleri unuttu, Dersim Harekatı’nın intikamını almaya kalkıştı iyi mi?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile hesaplaşmaya kalkıştı bir anlamda!
Üstelik bunu, 23 Haziran seçimlerinde Kürt oylarına ihtiyaç duyulacağını ve bu sebeple fazla tepki çekmeyeceğini hesap ederek yaptı!
Yani zamanlama manidar!
Oysa Tunceli adının, Dersim Harekatı ile hiçbir alakası yok!
Tunceli, yeni kurulan bir kentin adıdır ve Dersim Harekatı’ndan yaklaşık üç yıl önce gündeme gelmiştir.
Dersim ise, ismi Tunceli ile değiştirilen bir kentin adı değil, bir bölgenin adıdır.(1)
Yani Komünist Başkan, Tunceli adını Dersim yapmakla, terörist başı Seyit Rıza ve Baytar Nuri gibi isyancı hempalarının intikamlarını almış olmuyor; sadece bir miktar cinslik ediyor!
23 Haziran sonrasına kadar sefasını süreceği, ondan sonra kulağının çekileceği, diretirse görevden alınıp yerine kayyum atanacağı beklenmelidir!
Aksi takdirde İBB’ye kayyum atanmasının hukuksuzluğu bir kere de bu cepheden ortaya çıkar!
Zira hukuksuzluk iddiası varsa, devlet hukuku uygulamak zorundadır!
Devlet bunun için vardır.
Gerçi, iktidarları döneminde Tunceli kent merkezine Seyit Rıza heykeli dikilmesine göz yumanların, Siirt’in Aydınlar ilçesinin adının Tillo olarak değiştirilmesine izin verenlerin, Bitlis’in Güroymak ilçesi için “Güroymak’a Norşin desek ne çıkar” ve “Her şey güzel olacak” diyerek 793 şehit pahasına ancak kapatılan Açılım kapısının aralanmasına sebep olanları Cumhurbaşkanı seçenlerin ve seçilmesine göz yumanların komünist başkana tepki göstermeleri de biraz yersiz gibi geliyor bana.
Bir taraftan Diyarbakır Belediyesi’nin girişine “Şaredariya Bajarê Mezin Amed” tabelası astırıp, bir taraftan da Tunceli’nin adının Dersim olarak değiştirilmesine tepki göstermek fazla anlamlı gelmiyor bana!

Dersim Türk’tür Türk Kalacak

Rıza Zelyut gibi araştırmacıların kitaplarından da anlaşılıyor ki; Dersim yöresi umumiyetle Türk/Türkmen aşiretlerinden oluşmaktadır.
Rahmetli Kamer Genç de zaman zaman gündeme getirirdi bu hususu.
Esasen Kamer Genç’in, TBMM’de sık sık saldırıya ve hakarete maruz kalmasının bir sebebi de onun kendisini ve Tunceli yöresini Türk olarak göstermeye çalışmasıydı bana göre.
Eğer kendisinin ve Tunceli yöresinin Kürt olduğunu söyleseydi; kendisine saldırmaya cüret edemezlerdi.
Çünkü bugüne kadar hiçbir Kürt kökenli mebusa saldırı olmamıştır mecliste; belki birbirlerine saldırmışlardır bunlar!
Eğer Kamer Genç Kürt kökenli olduğunu söyleseydi, meclis İdare Amiri Salim Uslu, kendisini zor itip kakardı meclis genel kurulunda.
Çünkü bütün Doğulu ve Güneydoğulu Kürt kökenli mebuslar etrafında koruma kalkanı oluştururlardı Kamer Genç’in.
Özetle Tunceli yöresi halkı, umumiyetle Türk’tür, kendilerinin başka etnik kökenlere sahip olduğunu vurgulayanlar, bilin ki; bunu ya cehaletlerinden, ya kandırılmışlıklarından, ya Türklüklerini unutmuş olmalarından, yani asimile olmuş olmalarından ya da ihanetlerinden dolayı yapıyorlardır.
Ancak az da olsa, bölgenin kadim halklarından olup, bugün asimile veya kripto olarak halen bölgede yaşayan insanların varlığı da inkar edilemez!
Zira eğer Alevilik, iddia edildiği ve genel kabul gördüğü gibi; Hoca Ahmet Yesevi’nin ve Hacı Bektaşı Veli’nin yolu ise, bilinsin ki Alevilik/Bektaşilik bir Türk mezhebidir ve mezhepler genelde milli/ulusal kimliklidirler.
Yani İslami mezhepler, İslam’ı kabul eden milletlerin, bir nevi İslam’a kendi renklerini vererek, kendi beden ölçülerini ve giyim zevklerini dikkate alarak hazırladıkları milli kıyafetler gibidirler. Onu ancak diken milletler giyerler, onların üzerinde daha güzel dururlar, onlara daha çok yakışırlar ve başka milletler tarafından kolay kolay benimsenmezler.
İskoçların ekose etekleri hangi Türk’ün üzerinde bir İskoç’un üzerinde durduğu gibi güzel durur?
Ya da hangi İrlandalı bir Türk gibi semah dönebilir, hangi Alman bir Türk gibi Semâ yapabilir?
Buradan hareketle söyleyecek olursak; Tunceli yöresi halkı eğer genelde Alevi iseler, bilin ki aynı zamanda Türktürler/Türkmendirler.
Esasen Ehl-i Sünnet mezheplerini benimseyen ve yönetim hukukunu bu mezhepleri temel alarak hazırlayan Osmanlı’nın, Ehl-i Sünnet’tirler diyerek İdris-i Bitlisi gibi Şafi inancına mensup Kürt liderleriyle işbirliği ederek Alevi Türkmenlere karşı yürütmüş olduğu kıyım, bu insanları tarih boyunca sürekli kıyama (fırsat buldukça ayaklanmaya ve isyana) sevk etmiş bulunmaktadır.
Özetle; yöredeki insanların ruhlarında, geçmişte atalarının yaşadıkları kıyımın etkileri vardır ve o acı hatıralar hâlâ diridir.
Zaten onları ayakta tutan ve hayata bağlayan da budur.
Yoksa geçim şartlarının oldukça zor olduğu o engebeli arazide yaşamaları mümkün olmazdı!
Dün ve bugün, Dersim yöresi insanını farklı göstermeye çalışanların dayandıkları deliller de zaten çürüktür; daha çok kulaktan dolma ve ayak üstü öylesine söyleniveren ifadelerden oluşmaktadır.
Onlardan birisi de Gazeteci Gürkan Hacır’dır.
Hacır, 2012 yılında Diyap Ağa ve torunu CHP’li Gürsel Erol’u konu edindiği “Bir Dersim hikayesi: Diyap Ağa’dan torun Gürsel’e” başlıklı yazısının “Peki kimdi Diyap Ağa?” ara başlıklı bölümünde demiş ki:
“1852’de Çemişgezek’de dünyaya geldi. Kürt ve alevi bir ailenin çocuğuydu. Ait olduğu aşiret Ferhatuşağı Aşireti’ydi. Hemen hemen tüm Dersimli aşiretler gibi kökleri Orta Asya, Horasan’a dayanıyordu. 17. Yüzyılın sonlarında Dersim’e göç etmişlerdi…”(2)
Gürkan Hacır işte; hem “Dersim aşiretleri Horasan bölgesinden geldi” diyor, hem de “Kürt ve Alevi” diyor.
Oysa bilinir ve kabul edilir ki; Horasan Bölgesi genelde Türk ve Türkmen bölgesi, Alevilik de bir tür Türk Mezhebi, daha doğrusu Türklerin İslam yorumu olarak bilinir ve kabul edilir.
Gürkan Hacır, bu konuyu herhalde Rahmetli Kamer Genç’ten daha iyi bilemez!
Türkiye’nin kurtarıcı ve kurucu meclisi olan 1. Mecliste Dersim Mebusu olarak görev yapan Merhum Diyap Ağa’dan da iyi bilemez.
1931 yılında Enver Behnan Şapolyo’ya vermiş olduğu mülakatta açık açık Dersim yöresinin Türk/Türkmen olduğunu söylüyor Diyap Ağa. Enver Behnan Şapolyo Diyap Ağa ile yapmış olduğu röportajı “İlk Millet Meclisi’nin Yüz Yaşında ki Mebusu Anlatıyor” adıyla Yeni Gün gazetesinde yayınlanmıştır.

Hem röportajı yapan Enver Behnan Şapolyo daha o tarihlerde “300 adamı ile dağdan dağa koşmuş, tam bir Türkmen hayatı yaşamıştır…” diyerek, Diyap Ağa’nın şahsında yöre insanının Türkmen yaşam tarzını benimsediklerini söylüyor hem de Diyap Ağa; “Gavur Anadolu’yu sardı. Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet, ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü…” diyerek, hem de mecliste yapmış olduğu bir konuşmasında “Bir kere de Lozan Konferansı sırasında kürsüye çıktım. Aha bizim memleket ahalisi Kürt’müş, orada bir Kürt hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım kürsüye çıkıverdim. ‘Lâilaheillâh Muhammmedürresullâllah’ dedim. ‘Gerek Şafii, gerek Hambeli, gerek Hanefi hepimizin kıblesi birdir. Meclisimiz, kulübümüz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Kürt değil, biz Türk’üz. Hepiniz Lâilaheillâllah demişsiniz. Şimdiden sonra mı, ayrı bir din, ayrı bir millet olacağız? dedim. Gene el çırptılar, İsmet Paşa ayakta kürsünün yanına gelmiş, sakalımın dibine yaklaşmıştı. O da coştu, o da el vurdu” diyerek kendisinin ve yöre halkının Türklüğünü ön plana çıkarıyor.(3)

Netice olarak diyelim ki; etnik kökenlerimiz farklı olsa da biz 82 milyon Türk Milletiyiz.
Bu esasa karşı gelen karşısında topyekun Türk Milleti’ni bulacaktır.
Tunceli’nin Komünist başkanı da öyle.
Bugün bir heves ve ses getirme uğruna böyle çıkık işlerin altına imza atabilir.
Ancak devlet aklı vakti gelince mutlaka doğruyu bulur ve gereğini yapar..
Saygılarımla…

Ömer Sağlam
26.05.2018


1- Bkz. Soner Yalçın, “Bu ne telaş yoldaş” başlıklı yazısı ve Arslan Tekin, “Komünist başkan indirilmeli” başlıklı yazısı.
2- https://www.ensonhaber.com/bir-dersim-hikayesi-diyap-agadan-torun-gursele-2012-07-29.html,
3-http://www.turkmeclisi.org/?Sayfa=Temel-Bilgiler&Git=Bilgi-Goster&Baslik=dersim-mebusu-diyap-aga-ile-roportaj&Bil=672

Sohbete katılın

1 yorum

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.