19 Mayıs 1909 tarihinde başladığı milli bağımsızlık mücadelesini başarılı bir şekilde sonuçlandırarak 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyeti ilan eden Mustafa Kemal, yeni bir devlet inşa
ederken aynı zamanda yeni bir ulus inşasına başlamıştı.
Yapılacak siyasi ve sosyal devrimlerin başarılı olması ve laik ve çağdaş bir toplum düzeninin kurulması için bir dizi yasal altyapının tamamlanması gerekiyordu. Aynı zamanda çağdaş hukuk düzenini uygulayacak ve geliştirecek bir eğitim kurumuna ihtiyaç vardı. Bu amaçla Ankara Hukuk Fakültesi kurulur ve Fransa’da Sorbonne Üniversitesine bağlı Slav Kavimleri Enstitüsü’nde “Türklerin Tarihi” derslerini veren Sadri Maksudi bu fakültede ders vermeye davet edilir.
1925 yılında Türkiye’ye gelen Sadri Maksudi uzun yıllar Ankara ve İstanbul Hukuk Fakültelerinde umumi hukuk tarihi, Türk hukuk tarihi ve hukuk felsefesi dersleri verir. Ancak, Sadri Maksudi’nin 1925-1935 döneminde rolü hukuk eğitimi ile sınırlı kalmamış, Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasında ve Türk tarihinin yeniden yazılımında çok önemli katkıları olmuş, aynı zamanda dil reformu çalışmalarında rolü olmuştur.
Son yıllarda Sadri Maksudi’nin Rusya İmparatorluğu dönemindeki faaliyetleri, örneğin Duma’da milletvekili olduğu dönemdeki siyasi çabaları hakkında, yeni yeni araştırmalar yapıldığını büyük bir memnuniyetle izliyorum.
Bu yazıda, Kazan’da ve Batılı kaynaklarda daha az bilinen, Maksudi’nin 1925 ile vefat ettiği 1957 arasındaki 32 yıl süresince Türkiye’deki faaliyetleri ve bıraktığı eserlerden bahsetmek istiyorum. Ankara Hukuk Fakültesi’ne öğretim üyesi olarak davet edilen Sadri Maksudi, sadece üniversitelerde ders vermekle kalmamış, Cumhuriyet Türkiye’sinin gelişmesinde tarih,
dilbilim, sosyoloji ve eğitim alanlarında çok faal olarak hizmet vermiş bir âlim olarak bizlere çok zengin bir miras bırakmıştır.
Kısaca bir “ulus inşasında” çok değerli katkıları olmuştur. Bu katkılarında şüphesiz 1925 yılına kadar gördüğü ve yaşadığı kültürel ve siyasi deneyimlerin çok önemli bir rolü olmuştur. 1925 yılında Türkiye’ye bir Üniversite profesörü olarak geldiğinde 47 yaşında, Osmanlıca, Rusça, Latince, Fransızca, İngilizce, Almanca ve Arapça dillerine vakıf, Çin, Rus, Bizans, İran ve İslamiyet öncesi Türk topluluklarına ait kaynakları kullanan bir bilim adamı idi.
Türk Hukuk Tarihi kitabında bu özelliği çok açık bir şekilde görülmektedir.
Dış Türklerin Başarısı
Çok sık sorulan sorulardan biri de Türkiye’de neden “dış Türklerin” Türkçülük hareketinde önemli bir rol oynamış olduklarıdır.
Çoğunlukla bu soruya cevaben, o yıllarda Rusya Müslümanları
arasında bir burjuvazinin gelişmiş olması ve bu burjuvazinin aydınları ve fikir hareketlerini desteklemiş olmasından söz edilir.
Hiç tartışmasız bu çok önemli bir etkendir. Gerçekten de 19. Yüzyıl ortalarında Rusya İmparatorluğu Türkistan ve civarına yayılmış olmakla birlikte bu bölgelere henüz Rus nüfus yerleştirilmemişti.
Buna karşılık Kazan, Ufa ve Orenburg’da dil ve din birliğinin sağladığı iletişim kolaylığı, Müslüman iş adamlarına ticaret yapma imkânları sağlamış ve zamanla bu şehirlerde varlıklı aileler oluşmuştu. Bu şehirler Çarlık Rusya’sının Avrupa kıtasındaki en doğu, en uç, şehirleri idi.
Üstelik buralarda serflik düzeni hiç bir zaman oluşmamıştı. 1905 sonrasının daha liberal bir fikir ortamı ve yayın özgürlüğü içinde, siyasi gelişmelerde çok etkili olan birçok gazete ve dergilere varlıklı aileler destek olmuşlardı. Örneğin, bu aileler arasında Vakit gazetesi ve Şura dergisinin sahibi Zakir ve Şakir Ramiev kardeşlerin önemli bir yeri vardı. Zakir Ramiev Sadri Maksudi’nin kayınpederi, Şakir Ramiev de ünlü Tatar şairi Derdümend’dir.
Sadri Maksudi Ne Katabilirdi?
Evet, Sadri Maksudi de, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Zeki Velidi Togan gibi Cumhuriyet dönemi Atatürk devrimlerine katkıda bulunan “dış Türkler’den” biriydi. Her ne kadar ilk planda
Ankara’ya Ankara Hukuk Fakültesinde ders vermek üzere davet edilmiş olsa da Maksudi’nin Atatürk’ün yeni bir ulus inşası projesindeki rolü çok daha geniş kapsamlı oldu. Burada birkaç ana başlık altında bu faaliyetlerini ve eserlerini özetleyeceğim.
Hukuksal Yapı Değişikliği Gerektiren Siyasi Devrimler
Yıl 1924. Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919 tarihinde başlattığı bağımsızlık savaşını tamamlamış, 24 Temmuz 1923’te Lozan Anlaşmasını imzalayarak bütün Avrupa’ya yeni Türk devletini
kabul ettirmiş, 11 Ağustos 1923’te 2. TBMM’nin açılışını yapmış, 29 Ekim’de Cumhuriyet’i ilan etmişti. Cumhuriyetin ilanı artık yalnızca Osmanlı Devleti’ne bir geri dönüş olmayacağının ilanı değil,
aynı zamanda hem yeni bir devlet hem yeni bir ulus inşasının başlangıcı idi. Bunun için Atatürk’ün zihnindeki devrimlerin gerçekleşmesi, yeni bir düzenin behemehâl hayata geçirilmesi gerekiyordu.
Yeni düzenin başarısı bir dizi yasal altyapının bir an önce tamamlanmasını gerektiriyordu. Sadri Maksudi Kasım 1924’te Ankara’ya Türk Ocaklarında konferans vermeye geldiğinde, hilafete son verilmiş, şeriat mahkemeleri kaldırılmış ve 20 Nisan 1925 tarihinde Cumhuriyet’in ilk anayasası açıklanmıştı. Ancak daha yapılacak çok şey vardı. Devrimlerin yasal altyapıları henüz tamamlanmamıştı.
Ankara Hukuk Fakültesi, Cumhuriyet kurulduktan sonra Ankara’da kurulan ilk üniversitedir. 5 Kasım 1925 tarihinde kurulduğunda Cumhuriyet tarihinin çok önemli bir aşamasını simgeliyordu. Zira,
Osmanlı devleti düzeninden Cumhuriyet düzenine geçiş, bir yönü ile İslam hukukundan vazgeçilerek tüm vatandaşlar arasında din ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın eşitliğin sağlanacağı çağdaş bir hukuk düzenine geçiş demekti.
Bu yönde atılan adımlar Medeni Hukuk alanı ile başlamış, Türk Borçlar Hukuku ve Türk Medeni Kanunu’nun İsviçre’den alınarak tercüme edilmesine karar verilmişti. Böylece zaman kazanılmak istenmiş, bir an önce çağdaş hukuk sistemlerine geçiş için bir çözüm bulunmuştu. Ancak bu aşamada, eski hukuku bilen ve uygulayan hukukçular yerine, yeni hukuku oluşturacak,
uygulayacak ve geliştirecek bir eğitim kurumuna ihtiyaç vardı.
Türk Hukuk Tarihi Biliminin Kurucusu Sorbonne Üniversitesine bağlı Slav Kavimleri Enstitüsü’nde “Türklerin Tarihi” derslerini veren
Sadri Maksudi dünyada ilk kez “Türk Hukuk Tarihi” disiplininin kurucusudur. Türk dili ve tarihi üzerinde araştırmaları sayesinde kazanmış olduğu geniş bilgisine dayanarak, Türk Hukuk Tarihinin
İslam öncesi gelişmelerini sistematik bir şekilde ele almıştır. Sadri Maksudi’nin okutacağı “İslamiyet öncesi Türk Hukuku”, geçmişi ve kitabı olmayan, yoktan var edilmesi gereken bir ilim dalı idi. Sadri Maksudi yıllar boyunca Helsinki, Berlin ve Paris kütüphanelerinde Türk tarihini incelerken hukukla ilgili hususları da not etmişti. Ancak bütün Türk tarihini bu kez hukukçu gözü ile yeni baştan incelemesi gerekiyordu (Ayda, 161).
Türk Hukuk Tarihi kitabına yazdığı önsözde Sadri Maksudi şöyle diyordu:
“Biz Türk hukuku tarihi ile uğraşmaya başladığımız zaman, büyük Türk ırkının tarihi hukuk bakımından tetkik edilmemiş, Türklerin tarihi hayatındaki hukuki inkişaf safhaları, tarihi devirlerin
hukuki teşkilatı ve bu teşkilatın istinat ettiği ahlaki ve hukuki telakkiler tespit edilmemişti. Hülasa, yeryüzünde pek çok devletler kurmuş, asırlarca Asya, Avrupa ve Afrika’da birçok ülkeleri idare etmiş olan bu büyük milletin hukuk tarihi yazılmamıştı. Bu şartlar içinde “Türk Hukuku Tarihi” Profesörünün vaziyeti, gideceği yolu da kendisi yaparak seyahat eden bir yolcunun durumuna benziyordu.1″ Sadri Maksudi’nin Türk Hukuk Tarihi kitabı ilk olarak 1928 yılında yayınlanmış, daha sonra 1945 ve 1947 yıllarında birkaç kez basıldıktan sonra, son olarak da 2014yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yeni baskısı yapılmıştır. Sadri Maksudi’nin Ankara ve İstanbul Hukuk Fakültelerinde uzun yıllar verdiği dersler birçok kitabın yazılmasına vesile olmuştur. Bu kitapların dışında çok sayıda makalesi ve konferans metinleri bulunmaktadır.
Konferansları arasında dört Türk Tarih Kongresinde verdiği tebliğlerin her biri kendi başına bir kitap değerinde tebliğlerdir.
https://sadrimaksudi.org/wp-content/uploads/2023/04/Ucok-Gulnur-Sadri-Maksudinin-Ataturk-Devrimlerine-Katkilari.pdf
Gülnur Üçok




Bir yanıt yazın