Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’nun dediği gibi:

“Cemaatler, Türkiye Cumhuriyeti’ne kendi ülkesi değil de fethedilmesi gereken bir ülke gibi bakıyorlar.” (Cumhuriyet, 06.07.2009)

Sanki karşılarında düşman bir ülke var…

Bunlar, Atatürk’e, T.C.’ye duydukları kini, öfkeyi, Kurtuluş Savaşında emperyalist İngilizlere, Fransızlara, Yunanlılara, İtalyanlara bile duymamışlardı.

Her zaman olduğu gibi onlarla işbirliği yapmışlardı.

Ve 17 yıldan bu yana bu fethi tamamlamaya çalışıyorlar.

Atatürk’e saldırıyorlar. Duvarlardan Atatürk’ün posterlerini kaldırıyorlar.

Cumhuriyete saldırıyorlar.

Laikliğe saldırıyorlar.

Uygarlığa, bilime, çağdaşlığa, teknolojiye saldırıyorlar.

Ve iktidar, Atatürk’e, Cumhuriyete,  laikliğe, uygarlığa saldıran yobazları, cemaatleri, tarikatları, kişileri koruma altına alıyor…

Onlara maddi ve manevi her türlü desteği sağlıyor. Bu uğurda devletin tüm imkânlarını, parasını – pulunu, kurumlarını babalarının çiftliği gibi kullanıp, onlara harcıyor.

İstanbul belediyesinden kimlere, hangi vakıflara, cemaatlere ve derneklere trilyonlarca paranın nasıl aktarıldığını artık sağır sultan bile duydu…

Hedef 2023 yılında, “İslam Cumhuriyeti”ni ilan etmek.

Eğer bu hedeflerine ulaşabilirlerse (o biraz zor) ortada “Atatürk Cumhuriyeti” diye bişey kalmayacak.

AKP iktidarı, bu hedefine ulaşabilmek için, en büyük değişiklikleri, yıkımı Milli Eğitimde yaptı.

Amaç dinci bir gençlik yetiştirmek… Tekkelere, tarikatlara, şeyhlere gönülden bağlı bir nesil yaratmak…

Bu amaçla Milli eğitimin altından girdi, üstünden çıktı…

17 yılda tam 15 kez program değiştirdi.

Eğitimin ne milliliğini bıraktı, ne laikliğini…

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, düzenlediği ‘Ortaöğretim Tasarım Toplantısı’ ile yeni ortaöğretim modelini tanıttı.

Buna göre liselerde toplam ders sayılarının yanında zorunlu ders sayıları da azaltıldı.

Türk Dili ve edebiyatı ile Din Kültürü bütün sınıflarda ortak ders oldu.

Din Kültürü 2 saatten 6 saate çıkarıldı.

20’nin üzerinde seçmeli ders olmasına karşın, ‘Din, Ahlak ve Değerler başlığı altındaki ‘Kur’an-ı Kerim’, ‘Peygamberimizin Hayatı’, ‘Temel Dini Bilgiler’ dersleri zorunlu hale getirildi.

Matematik, fen bilimleri, felsefe, tarih ise seçmeli oldu.

YANİ ÖZETLE:

Bilimin, tekniğin, çağdaşlığın ruhuna Fatiha…

Çünkü onlar için “vatandaş” değil, “kul” önemlidir… “Biat eden” önemlidir…

Emirlerini kayıtsız – koşulsuz uygulayan önemlidir… Gerisi boştur.

Bilim, teknik, uygarlık, matematik olsa da olur olmasa da…

Bakın, bir profesör ne diyor? Hem de adının önünde bir öğretim görevlisi unvanı bulunan birisi, Prof. Dr. Bülent Arı:

“Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır.

Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben açıkçası korkuyorum, ben her zaman cahil halkın ferasetine (anlayışına) güveniyorum…”

“Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır.” Diyor adam.

Peki, bu cahil halk ülkemize uygarlığı, bilimi nasıl getirecek? Çağdaş ülkelerle nasıl yarışacak?

Ne dersiniz? Nasıl bir yanıt verelim bu profesöre şimdi?

([email protected])

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.