MUHARREM İNCE NELER OLUYOR

Bu sefer kararlıydık,kazanacağımıza ve Muharrem İnce ‘ye öyle çok inanmıştık ki o yüzden hayatımızın en büyük şokunu yaşadık… Gencinden,yaşlısına,sokaktaki,adamın,köylünün,çiftçinin,öğrencinin,öğretmenin, iş adamının demokrasi adına umudu olmuştu Muharrem İnce….

Kendimi göçük altında kalan depremzedeler gibi hissediyorum şu an,o duyguyu biliyorum çünkü.

Ben ve benim gibi düşünen pek çok insan bu yenilginin gerçek olmadığını,yine her zamanki gibi bir senaryo yazılıp oynandığını biliyoruz…

50 günde milyonları miting alanlarına toplayan,bir günde iki üç miting yapan,bir zamanların “Karaoğlanı”gibi “Cesur Yürek” diye isimler taktığımız bir adamdan bahsediyorum.

Genci-yaşlısı,hamilesi-çocuklusu,açığı-kapalısı,Kürt’ü-Türk’ü,sabahın köründe,gecenin karanlığında bu adamın peşinden meydanlara yığıldı mı yığılmadı mı!Yanında olamayan biz hasta ve yaşlılar bilgisayar başında parmaklarımız tutmayıncaya kadar kendimizce sosyal medyadan yardımcı olmaya çalıştık mı çalışmadık mı…

Doğuştan CHP li birisi olarak özeleştiri yapmamız gerektiğinin de farkındayım.

Daha ilk adaylığını koyduğunda Kemal Kılıçdaroğlu koltuğa sıkı sıkı yapışmayı bırakıp,Muharrem ince’ye devretmiş olsaydı CHP başkanlığını ve seçim meydanlarında yanında olsaydı,sayım işini güvenmediği halde AA na bırakacağına CHP bir ajans kurup,sayım işlemlerini doğrudan yapıp karşılaştırsalardı bugün sonuç çok daha farklı olur muydu,yoksa yine bu senaryolar oynanır mıydı! 

Çok güzel ve çok zengin bir ülkeye sahibiz.O senaryolar dış düşmanların iç işbilikçileriyle her zaman oynanacak,bize düşen her zaman uyanık olup,onlardan bir adım önde giderek bu oyunları bozmak…

Bu nasıl olacak?En küçük yenilgide hemen pes edip,davadan ve yol arkadaşlarından vazgeçerek küsüp arkamızı dönüp giderek değil tabiki.

Birbirimize inanarak,birbirimize güvenerek,üzülmeden,hatalarımızdan ders alarak,sımsıkı sarılarak başaracağız demokrasiyi yaşatmayı.

Traş edilen sakal misali her yenilginin ardından daha  güçlü olarak döneceğiz sahalara..

Daha bir gün önceden prova yapıyoruz deyip RTE nin %52 yle seçimi kazandığını ilan etti mi etmedi mi Anadolu Ajansı…

İstanbul’da sandıkların %20 si açıldığında Muharrem İnce %43.3 ü gösteriyordu.Sonuçlar bir süre üç aşağı beş yukarı birbirini takip ederken birden bire Halk TV ve fox TV nin yayını nasıl aynı anda gitti!

Haberlerinin doğruluğuna inandığımız ve güvendiğimiz Fox TV de Haberleri Fatih Portakal-İsmail Küçükkaya’dan dinlerdim.Birden ikisinin de yüzü asıldı ve ağız değiştirdiler.Sosyal medya hemen yüklenip eleştiriye başlayınca da “Ne yapalım biz bu sonuçları AA dan alıyoruz”demeleriyle inandırıcılıklarını iyice kaybettiler.

Ne demek elimizde AA sonuçları var Fox TV nin kendi haber kaynakları yok mu?Eğer kendi haber kaynağınızı oluşturamadınız sa niye oradasınız? deyiverdim birden…

O zaman bir tek televizyon verseydi sonuçları…Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya nedir birden sizdeki rüzgarın yönünü değiştiren şey?Türk Halkından ne saklıyorsunuz….

Diğer kanallar zaten tek tip hizmet verdiğinden bu iki kanal da susturulmuştu.Sonra birden bire sonuçların dengesi değişti ve her ne hikmetse AA nın önce yayınladığı ve sonra denemeydi dediği anket sonucu birebir aynı çıktı.

Benim anlamadığım başka bir şey daha vardı TV de gördüğüm.”Milletvekilliği: açılan sandık %21 Cumhurbaşkanlığı: açılan sandık  %39.“iki seçim pusulasını aynı zarfta atmadık mı sandığa?Nasıl başarmışlardı acaba ayrı ayrı açmayı…

Biliyoruz aklımızla alay etmeye alıştıklarını da bunun farkına niye çok az insan varıyor.

Sonra;Muharrem Ince:sandıkların %37’si açıldı,sandıkları terk etmeyin!derken,TV lerde AA sandıkların %85’inin açıldığını söylüyordu…

Türk halkı heyecanla seçim sonuçlarını beklerken,pek çok sandığın açılmadığını bilirken, daha YSK sonuçları açıklamadan RTE kendisinin seçimi kazandığını ilan etti ve halk sokaklarda kutlamaya başladı.

Bu bende iki şeyi çağrıştırdı nedense…15 Temmuz ve Referandum….

Bu arada muhalefet liderleri ortadan kayboldu ve çok uzun bir süre  haber alınamadı.

Halkı korku sardı ve  çeşitli senaryolar üretilmeye başlandı.

Oldukça sanatçı bir toplum yapısına sahibiz farkındaysanız.

Her durumdan bir senaryo çıkarmayı başarıyoruz.

Bir ara YSK Başkanı” RTE çoğunlukla Başkandır,sisteme girilmeyen oyların sonucu etkileyeceğini sanmıyoruz,kesin sonuç hafta içinde ilan edilir”deyiverdi kısaca.

Sandıkların hepsinin sayımı yapılmadan bilemezsiniz sonucu etkileyip etkilemeyeceğini…

Ne gariptirki Muharrem İnce de basın toplantısında aynı cümleyi kurdu”,sisteme girilmeyen oyların sonucu etkileyeceğini sanmıyorum”

Gel de şimdi hatırlama şu Stalinin Tavuğu hikayesini;

1917’de, Sovyet Devrimi’ni yapan Lenin’in ölümünden sonra iktidarı ele geçiren Sovyetler Birliği diktatörü Stalin, en katı uygulamaları planladığı çalışma odasına, yakın çalışma arkadaşlarını toplamış sohbet ederken, bir ara ayağa kalkıp ellerini havaya kaldırarak herkesi susturur ve söze başlar:

“Saçını ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside ağartmış dostlarım… Söyleyin bakalım, halkın yönetime baş eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı? Böyle güçlü bir idare tesis etmek için nasıl davranmak gerekir?”

Her kafadan bir ses çıkar. Kimisi adaletten, haktan, hukuktan söz eder.

Kimisi demokrasiden, insan haklarından bahseder. Kimisi sertlikten yana tavır alır.

Kimisi sürgünden, sehpadan, hapisten dem vurur.

Kitlesel baskı ve korku yaratmanın deha çapındaki diktatörü Stalin, adamlarının açıklamalarının hiçbirini beğenmez. Masadaki votka şişesi yarı yarıya boşalmıştır… Bir kadeh daha içki yuvarlayıp soğuk ve ürpertici bir sesle şöyle der:

“Yönetimi ele geçiren hükümdarın ya da o güçteki bir liderin Tanrı’dan pek farkı yoktur. Halk onu öyle görür. Önce bunu bilin… Sonra, insanların karşınızda baş eğip durması için ne yapmanız gerektiğini bırakın da ben, şu beyinsiz kafalarınıza çivi gibi çakayım!”

Hakaret ağır olmasına rağmen herkes memnun memnun sırıtır. Stalin’den hakaret işitmek bile onlar için önemli bir iltifat gibidir.

Stalin, hizmetkárlardan birini çağırıp emreder:

“Çabuk bana bir tavuk getirin!”

Aceleyle bir tavuk kapıp getirir uşaklar…

Stalin, adamlarının gözleri önünde tavuğun tüylerini canlı canlı yolmaya başlar.

Diktatör, bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıverir:

“Şimdi izleyin bakalım nereye gidecek bu şaşkın tavuk?”

Zavallı tavuk içine düştüğü azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan dışarı kaçar, soğuktan tir tir titrer, dönüp masaların altına girer, köşeli masa ayakları canını yakar, duvar diplerine koşar, tüysüz kanatları yara bere içinde kalır, şömineye yaklaşır, tüysüz derisi kavrulur…

Sonunda çaresiz, tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına sığınıp saklanır.

O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp yolunmuş tavuğun önüne tane tane atar. Yemlenen tavuk bundan sonra, Stalin nereye yönelse peşinden koşar!

Ağızları bir karış açık kalan dostlarına bakan Stalin, alaycı bir gülüşle şöyle der:

“Gördünüz mü? Halk dediğiniz topluluk bir tavuk gibidir. Tüylerini yolup aldıktan sonra onu serbest bırak. O zaman yönetmek o kadar kolay olur ki…”

Muharrem İnce “oyunuza sahip çıkacağım,oyumu kullanır kullanmaz YSK nın önüne gideceğim,gerekirse beş milyon insanı kapısına yığacağım“diyen bir adam;

YSK nın önüne bile varamadan ortadan kaybolursa,kendisini seven halkına bir mesajla sonuç bildirir ve basın toplantısını ertesi güne ertelerse,insanlar doğal olarak kapalı kapılar ardında birtakım pazarlıkların yapıldığını düşünür ve çeşitlisenaryolar üretir.

Eğer tehdit edilseydi gözünü kırpmazdı.Ben tanıyorum onun nasıl bir Cesur Yürek olduğunu…

Başka bir açıdan baktığımızda dış güçler her istediklerini yaptırmaya ve her alanda kullanmaya alışkın oldukları argümanlarını kaybetmemek için her yola baş vuracaklardı.

Herkes de biliyor bunun AKP ve RTE nin başarısı olmadığını,sadece herkes üç maymunu oynuyor kral çıplak dememek için….

Muharrem İnce,Türk Halkı adına sana teşekkür ederim .Ülken için  halkın sesi oldun…

Kaybetmedik  seni kazandık..Sen hiç kaybetmedin Türk Halkının sevgi ve saygısını kazandın..

Ayrıca kazansan da kaybetsen de seninleyiz…

Muharrem İnce…Sen yüreklerimize umut tohumlarını ektin bir kere…

Durmak yok…Demokrasi kaybetmedi sadece ara verdi….

Türkiye senin gibi herkesi kucaklayan bir Cumhurbaşkanı olabileceğini gördü…

 #yürüÖnümüzden@vekilince

Ümran Ünlü tarafından

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist... Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum. Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

6 yorum

  1. Neler olduğunun hepimiz farkındayız ama üç maymunu oynuyoruz ülkemizin selameti için ne yazıkki…

  2. Koskoca CUMHURİYET HALK PARTİSİ olanlar karşısında çaresizse biz

  3. Keske Turkcenizi dogru kullanip yazsaydiniz . Turk yazarken Kurt yazarken yaptiginiz gibi buyuk harf kullansaniz mesela bu ofensif bir davranis yada noktalama isaretleriniz yerli yerinde olsa sonra yazarcilik oynasaniz nasil olur hanfendi ?

  4. sevgili Anonim bir şeyler dönüyor ama şimdilik kimse bir
    şey anlayamıyor,bekleyip göreceğiz…

  5. Sevgili Önemsiz,keşke siz de adınızla müsamma olmasaydınız,ben en azından sizin gibi kişiliğimi saklamıyorum,hatalarımla kusurlarımla olduğum gibi ortadayım.Düşündüğüm şeyleri konuşur gibi anında yazan birisiyim.siz de keşke o güzel Türkçenizle! ders vermeye kalkacağınıza biraz yazının içeriğiyle ilgilenseydiniz,bu kadar kötü niyetli olmak ve açık aramak için bir yazıyı okumak kimseye bir şey kazandırmadığı gibi kişinin kendisine de zarar verir,madem bu kadar güzel Türkçeniz ve değerli fikirleriniz var,böyle gereksiz şeylerle uğraşıp zaman tüketeceğinize siz de biraz yazarcılık oynayın da toplum sizden yararlansın,sevgiyle kalın

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.