Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 1923 Lozan Antlaşması ile uluslararası tanınırlığını kazanmış, üniter, laik ve modern bir ulus-devlet ve modern bir Türk Milleti oluşturmak olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Bu yapı, emperyalizmin, ümmetçi siyasal İslamcı yaklaşımların ve mezhepsel-etnik kimlikçiliklerin hedefi haline gelmiştir. 102 yıl sonra bugün, bu yapının içeriden ve dışarıdan adım adım çözülmeye çalışıldığı gözlemlenmektedir. Özellikle ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bağlamında Türkiye’de görevli olan ABD’nin BOP valisi, süper büyükelçisi John Barrack, bu sürecin açık sembollerinden biri hâline gelmiştir.¹
Barrack’ın Türkiye’ye yönelik Ulus-devletler İsrail için tehdittir adı altında “Lübnan modeli” benzeri önerileri, Lozan’ın kurduğu üniter ve laik devlet yapısına açık bir tehdittir. Söz konusu öneriler; mezhep temelli yönetsel yapılar, çok kimlikli meclis kompozisyonları ve silahlı unsurların denetimli entegrasyonu ( yeni çözüm süreci – EBÖ – Erdoğan, Bahçeli Öcalan ittifakı) gibi unsurlarla, Türkiye’yi adeta bir “proje ülke” hâline getirme çabası taşımaktadır.² Özellikle Barrack’ın açıklamaları, Türkiye’nin güçlü ve merkezi yapısının ABD’nin bölgesel stratejileriyle örtüşmediğini göstermektedir.
Bu dışsal müdahale, iç politikada da doğrudan bir karşılık bulmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İslam bizim en üst kimliğimizdir” ifadesi, laikliğin ve Türk kimliğinin anayasal statüsünü tartışmalı hâle getirmiştir.³ Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı Sünni-Türk, yardımcıları ise Kürt ve Alevi olsun” şeklindeki önerisi, Lozan’ın kazandırdığı millet tanımını ve anayasanın 66. maddesindeki vatandaşlık ilkesini açıkça aşındırmaktadır.⁴
Bu yapının üçüncü ayağını ise Abdullah Öcalan ve PKK ekseni oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, geçmişte yürütülen çözüm süreci kapsamında Öcalan’la dolaylı müzakereler yürüterek bu sürecin içine doğrudan çekilmiştir. Süreç, yalnızca güvenlik politikası bağlamında değil, anayasal sistemin ve millet tanımının yeniden inşasıyla ilgilidir. Böylece Erdoğan-Bahçeli-Öcalan ( EBÖ) ve dışta John Barrack ekseninden oluşan bir “paralel Lozan tasfiyesi bloku” ortaya çıkmıştır.
- Emperyalizm ve Ümmetçilik Dayatması: BOP’un “Yeni Türkiye” Planı
Lozan Antlaşması, emperyalizme karşı kazanılmış bir bağımsızlık mücadelesinin diplomatik neticesidir. Bu bağlamda, Türkiye’nin ulusal egemenliği, halk egemenliği ve üniter devlet modeli, Batı’nın “BOP tipi müdahale” planlarıyla örtüşmeyen bir yapıdır. ABD’nin BOP valisi, süper büyükelçisi John Barrack, Türkiye’ye yönelik açıklamalarında çok açık biçimde “merkeziyetçiliğin” zayıflatılması, kimlik temelli yönetişim modellerinin geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir.¹
Barrack’ın “Lübnan modeli” önerisi; farklı etnik ve dini unsurların federatif sistemde birlikte yönetimi şeklinde bir yapıdan yanadır. Bu tür bir yapı, Türkiye’de hem anayasanın değiştirilemez ilkeleriyle hem de Türk milleti tanımıyla çelişmektedir. Özellikle üniter devletin yerine bölgesel özerklikler, Türk kimliğinin yerine çoklu kimlik temsiliyeti önerilmekte; bu durum Lozan’ın temel kazanımlarını imha etme yönünde bir stratejik vizyonu yansıtmaktadır.²
Bu söylemler yalnızca öneri boyutunda kalmamakta, Türkiye’deki bazı siyasal iktidar yapıları tarafından da benimsenmektedir. Erdoğan’ın “ümmet” vurgulu söylemi ve laikliği ikincilleştiren tutumu, ABD’nin bu stratejik çerçevesiyle birebir örtüşmektedir.³ Diğer yandan Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı Sünni-Türk, yardımcılar Kürt ve Alevi olsun” önerisi, bu planın anayasal uygulama düzeyine taşınmasına katkı sağlayan içsel bir işbirliği örneğidir.
Sonuç olarak, dış müdahaleyle içeriden yürütülen bu simbiyotik iş birliği; Lozan’ın Türk milletine kazandırdığı siyasal kimliği, devlet şekli ve anayasal çerçeveyi sistematik olarak aşındırmaktadır ve tasviye edilmesi
için uğraşılmaktadır. “Yeni Türkiye” söylemiyle inşa edilen model, aslında BOP’un bölgesel mozaik devletler zinciri projesinin bir parçasıdır.
- Erdoğan – Bahçeli – Öcalan ( EBÖ) Ekseninde TC Anayasa’sının ve Türk Milletinin Tasfiyesi
Erdoğan’ın uzun süredir vurguladığı “İslam kimliği” söylemi, Atatürk’ün kurduğu laik ve akılcı devlet modeline temelden aykırıdır. Bu yaklaşımda “ümmet” kavramı, birleştirici değil; bölücü bir işlev görmektedir. Türkiye’deki Alevi, hıristiyan, yahudi, laik, seküler kesimler bu söylemle dışlanırken, sünni-mezhepsel üstünlük algısı anayasal yurttaşlık tanımının yerini almaktadır.³
Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı Sünni-Türk olsun” önerisi, anayasanın 66. maddesini hedef alan, milletin ortak hukukunu parçalayacak bir zihinsel kırılmayı temsil eder.⁴ Bu öneriyle devletin başı ve yardımcılarının mezhep ve etnik kimlik temelinde sınıflandırılması, ulusal birliğin parçalanması riskini doğurmaktadır. Lozan’ın kurucu felsefesiyle bağdaşmayan bu tür öneriler, devletin tarafsızlığı ve eşit yurttaşlık ilkesini ortadan kaldırma amacına yöneliktir.
Bu içsel çözülmenin üçüncü ayağı ise Abdullah Öcalan’dır. PKK lideriyle 2013-2015 yılları arasında ve 2025 de yürütülen “çözüm süreci”, Türk devletinin terör örgütüyle dolaylı masaya oturmasına neden olmuş; terör örgütü lideri Öcalan, anayasa tartışmalarının “meşru muhatabı” haline getirilmiştir.⁵ Bu sürecin amacı, yalnızca silah bırakma değil, Türkiye’nin anayasal düzeninin de revizyonudur.
Dolayısıyla Erdoğan-Bahçeli-Öcalan ( EBÖ) ekseni, dışta John Barrack’ın vizyonuyla eş güdümlü olarak; Türk milletinin egemenlik hakkını, laikliğini ve anayasal birlik zeminini aşındıran bir eksen teşkil etmektedir. Bu eksen, görünüşte çatışmalı aktörlerden oluşsa da, fiili sonuçlar itibariyle aynı merkeze hizmet eden bir işlevsellik sergilemektedir.
- Lozan’ın Kurucu Felsefesi, Anayasa ve Ulusal Direnç Mekanizması
Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal egemenliğini, üniterliğini, toprak bütünlüğünü ve Türk milletinin uluslararası tanınırlığını sağlayan bir tapudur. Bu antlaşmayla kurulan Cumhuriyet; laik, üniter ve halk egemenliğine dayalı bir yapıyı esas almıştır.⁶ Bu yapı, anayasanın ilk dört maddesinde hüküm altına alınmış ve değiştirilemez niteliğiyle kurucu felsefenin temelini oluşturmuştur.
Ancak Erdoğan ve Bahçeli’nin önerdiği model, bu kurucu esasların tamamına açıkça aykırıdır. “Cumhurbaşkanı Sünni-Türk, yardımcıları Kürt ve Alevi olsun” ifadesi, halkın seçtiği temsilcilerin etnik ve mezhepsel kotalara göre belirlenmesini savunmaktadır. Bu, anayasal eşitlik ilkesine, temsilin evrensel kurallarına ve halk egemenliğine doğrudan bir tehdittir. Ve bu BOP valisi Barrack’ın önerdiği Lübnan modelidir.
Öcalan ile yürütülen görüşmeler ise bu modelin anayasal altyapısını inşa etmeyi amaçlamaktadır. “Demokratik özerklik”, “yerel meclisler”, “komisyon kurma”, “anadilde eğitim” gibi öneriler; Lozan’ın üniter ve merkezi yapı modelini doğrudan parçalayacak birer girişimdir.⁵ Bu söylem hattı, John Barrack’ın Lübnan modelinden esinlenen stratejik çerçevesiyle birebir örtüşmektedir.
Bu noktada Türkiye’nin önünde iki yol vardır: Ya Lozan’ın kurucu ilkelerine sahip çıkarak anayasal düzenini koruyacaktır ya da emperyalizmle içerideki “siyasi iş birlikçiler” eliyle yeniden tasarlanacaktır. Seçim, sadece bir siyasi yönelim değil, tarihsel bir varlık-yokluk tercihidir.
Sonuç ve Ne Yapmalı? Milli Güç Koordinasyonu Kurmak – Lozan’a Sahip Çıkmak
Türkiye Cumhuriyeti, 102. yılında iç ve dış merkezli çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıyadır. ABD’nin BOP valisi John Barrack aracılığıyla yürüttüğü model dayatmaları, Erdoğan-Bahçeli-Öcalan ekseninde içeriden destek bulmakta ve Lozan Antlaşması’nın tasfiyesi yönünde ciddi bir ivme kazanılmaktadır.
Bu tehdide karşı sadece retorik değil, kapsamlı bir “Milli Güç Koordinasyonu” inşa edilmelidir. Bu yapı; TSK, yargı, üniversiteler, medya, eğitim sistemleri ve sivil toplumun ve her bir vatandaşın, Lozan’ın kazanımlarını savunan ortak bir stratejik çatı altında buluşmasıyla mümkündür.
Müfredatlar yeniden düzenlenmeli, laiklik ve yurttaşlık bilinci eğitim sistemine derinlemesine entegre edilmeli; anayasanın ilk dört, 10. ve 66. maddesi kırmızı çizgi olarak korunmalıdır. Milli savunma sanayi, siber güvenlik ve iç güvenlik stratejileri yeniden tanımlanmalıdır.
Lozan’ı bir “tapu senedi” olarak kabul eden bir bilinçle; ABD, BOP ve iç işbirlikçi aktörlerin oluşturduğu eksene karşı, milletin tüm kuvvetleriyle direnç göstermesi ve işbirlikçilerin radikal bir biçimde tafiye edilmesi tarihsel bir sorumluluktur.
Dipnotlar
1. AA, “ABD’li Temsilci Barrack: Lübnan modeli Türkiye’ye örnek olabilir”, 22 Temmuz 2025.
2. Sol Haber, “BOP’un Yeni Yüzü: Lübnan Modeli ile Türkiye’nin Üniter Yapısına Müdahale”, 23.07.2025.
3. Erdoğan, “İslam bizim en yüksek kimliğimizdir”, Konya Gençlik Forumu, 2023.
4. Bahçeli, “Cumhurbaşkanı Sünni-Türk, yardımcılar Kürt ve Alevi olsun”, MHP Genel Merkez Açıklaması, Ocak 2024.
5. TBMM, “Çözüm Süreci Komisyonu Raporu”, 2015.
6. Lozan Barış Antlaşması (1923), TBMM Arşivi, madde 1-5.
⸻
Kaynakça
• Anadolu Ajansı, 22–23 Temmuz 2025.
• Sol Haber Portalı, Temmuz 2025.
• T.C. Anayasası, 1982.
• Lozan Antlaşması Tam Metin, TBMM Kütüphanesi.
• Erdoğan Resmi Konuşmaları, İletişim Başkanlığı.
• Bahçeli Açıklamaları, MHP Resmi Arşivi.
• TBMM Çözüm Süreci Raporları, 2013–2015.