Blog

  • Atatürk’ten İsmet Paşa’ya

    Atatürk’ten İsmet Paşa’ya

    “SEVGİLİ Paşam, Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.

    Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.
    Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.
    Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda.
    Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.
    Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.
    Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60’ı geçiyor.
    Nüfusun % 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe.
    Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.
    Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet’in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.
    Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.
    Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.
    Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.
    Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.
    Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.
    Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun!”

  • BİR ADIMDA KONSTANTİNAPOLİS

    BİR ADIMDA KONSTANTİNAPOLİS

    Bütün tehditlerin ardında ABD’nin hegemonyasını küreselleştirmek üzere uluslararası hukuku hegemonyasının bir aracı olarak kabul ettirme çabası bulunmaktadır.
    Dünyanın gerilimi yalnızca Asya-Pasifik’te K.Kore ya da Avrupa-Atlantik’te İran’dan değil, ABD’ye diklenen Rusya ve Çin’in de Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşmasını ihlalleri paralelinde her yerde artıyor.
    Güçlü Amerika için küresel güvenlik, istikrâr ve gelişme hayali yaralıdır, bu dehşetten bir an önce kazasız-belasız barışa çıkılmasında hiç kimsenin tereddütü bulunmuyor.

    *
    O yüzden küresel barışın biricik yolu ABD’nin neoliberalizmiyle küresel lider,
    Tek kutuplu dünya düzenine karşı Avrasya’nın çekim merkezi olma idealinde Rusya’nın ve dışarı açılmayı temel alan sosyalist hukuk,kültür ve piyasa ekonomisiyle Çin’in bölgesel lider olmalarını teminen, “Küresel Paylaşım Süreci” işletilmeye başlanmıştır.
    Gelişmeleri bu çerçevede değerlendirmek -en azından,temkinin bir gereğidir.

    *
    Küresel Paylaşım Süreci; neoliberalizmin buyruğunda dev boyutlarda mal ve hizmetten üreyen sermayenin dünyanın her yerinde en yüksek hızla sorunsuz dağılmasını teminen ülkelerin uluslararası hukukun üstünlüğü esasında karşılıklı bağımlılıklar oluşturması -bu suretle,
    Küresel ekonominin, siyasetin ve tehditlerin ortaklaşılması,denetimi ardından güvenliğin, istikrar ve büyümenin sağlanmasıdır.

    *
    İşte, Arap Baharı ardından ekonomik, sosyo- politik yıkıma uğratılan ülkeler -mesela,Afrika’nın en büyük petrol rezervlerinin sahibi Libya,
    Ya da en büyük petrol rafineri sektörü, Nil Deltasında büyük petrol ve doğal gaz rezervi, Süveyş-Akdeniz Boru Hattı ve Süveyş Kanalıyla Mısır; ABD hegemonyasına diz çöktürülmüştür.
    Sıra onca yaşanan büyük dramlardan sonra “Barış”a yönelmek için paylaşımın diğer bölgelerde de gerçekleştirilmesindedir.

    *
    ABD’nin “sen, Osmanlı’nın egemen olduğu İslam toplumlarındaki siyasal kültürün kadim kurumları ve kültürel kodlarının değişimi ya da çağdaşlaşmasında Türkiye’den liderisin” bönlüğüne kapılmış Başbakan Erdoğan,
    Aldığı destekle Türk Milleti çerçevesinde devletin elit kadrolarını bir İslamcı kadro hareketiyle tüm yapılardan silmiş, hareketini kısıtlayan ekonomik dengeleri yeniden düzenlemiş ve devleti reelpolitik çerçevesinde Avrasya’ya yönelik politikalarda da kurumsallaştırmıştır.

    *
    Şimdi -birdenbire, yeni bir anayasa ile Kurtuluş Savaşının birikiminde Türk Milletinin bağımsızlıkçı, antiemperyalist ve çağdaş karakterli Türkiye Cumhuriyetinin idealist taahhütlerinden bir dolu ödün vermek -karşılığında,
    Kürtlerin Türkiye’ye ekonomik entegrasyonları ardından refah taleplerinin yükseleceği Kuzey Suriye ve Kuzey Irak arasında bir Kürt Konfederasyonun kurulacağı, yeni Osmanlı olarak var olan sınırların ortadan kaldırılacağı ve Şii eksene karşı güçlenileceğine kandırılmış ve PKK ile “Barış “sürecine yönlendirilmiştir!

    *
    Hay Allah! Müzakere yürüttüğü Abdullah Öcalan’ın Kürdistan üzerindeki Türk emperyalizmin etkilerine son vermek, bunların Kürdistan’daki etkilerini en son kalıntısına kadar tasfiye etmek, bağımsız ve birleşik bir Kürdistan’da demokratik, sınıfsız bir halk yönetimi kurmak düşüncesinde olması,
    Süreçte taraflardan birinin varlığından tamamiyle vazgececeği anlamına gelmez mi?
    Yoksa bu bir dehşet tablosundan çıkmak üzere küresel bir paylaşma sürecine girilmesi sonunda geçmişin faturasını ödeyecek birilerine ya da kimi ülkelere çökmenin bir başlangıcı değil midir?

    *
    Neden ABD Suriye’yi enerji güzergahıyla birlikte kontrolde tutmanın, Rusya ve Çin bu müthiş güzergah ve devasa rezerv alanında olmak için Suriye’de tutunmanın savaşımını verirken-şimdi;
    Rusya ve Çin’in desteğiyle Büyük Kürdistan kaynaklarının Türkiye by-pass edilerek Kuzey Irak ve Kuzey Suriye enerji koridoru üzerinden Doğu Akdeniz’e akıtılması yolu açılmasın?

    *
    Küresel Paylaşım Süreciyle ilgili olduğu yadsınamaz bir diğer gelişme, İsrail’in Türkiye’den özür dilemesinin ardındaki gerçeklerde ortaya çıkıyor!
    Doğu Akdeniz’de İsrail ve Güney Kıbrıs Cumhuriyetinin birlikte bulduğu petrol ve doğal gaz rezerv alanında;
    İsrail, gelecek on yıllarca ihtiyacını karşılamaya yetecek Hayfa’nın 90 km batısında bulunan Tamar Rezerv’inden bir boru hattı ile Aşdod Karşılama Tesisine doğal gaz ulaştırmaya başlamıştır.
    Şimdi İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi iki ülke arasında doğalgaz boru hattı inşaası ve İsrail’in Türkiye’ye doğalgaz ihracatının önünü açabileceği ya da Türkiye’nin, İsrail’in doğalgazını ithal etmese bile enerji koridoru rolünü üstlenerek gazı üçüncü ülkelere ulaştırabileceğini söyleniyor.

    *
    Üstelik Güney Kıbrıs Cumhuriyeti ihtiyaç duyduğu paranın bir kısmını doğal gaz kaynakları bonolarıyla karşılamayı planlamaktadır.
    Türkiye bu yönteme itirazla, doğalgazın gidebileceği tek yerin Türkiye olduğu, deniz altından başka alternatif yolların büyük fay kırıkları nedeniyle imkansız olduğu -o yüzden,
    Güney Kıbrıs’ın -ya, Kıbrıs sorununun BM gözetiminde çözümü, doğal kaynakların yeni devlet tarafından kullanılması,
    Ya müzakereler sürerken, adanın iki kesimi arasında kurulacak komitenin doğal kaynakların çıkarılmasını ve pazarlanmasını yönetmesi,
    Ya da iki devletli çözümün masaya getirilmesi ve kurulacak iki devletin AB çatısı altında buluşması alternatiflerinden birine mecbur olduğu inancında,bu kez elinin güçlü olduğundan yanadır; Kıbrıs’ta barış sürecinin uzatılmasından başka işe yaramaz, BM denetimindeki müzakerelerin yeniden başlamasını istiyor.

    *
    Halbuki Doğu Akdeniz rezervleri Ortadoğu’da stratejik dengelerini değiştirmiştir- işte,”Küresel Paylaşım Süreci ” ihtimalini düşünmek gerekiyor.
    Türkiye ne kadar güçsüzleşirse karşısında İsrail’in ” Arz-ı Mev’ûd”u, Güney Kıbrıs’ın “Enosis “idealleri yeşeriyor.
    Süreçle birlikte büyük ekonomi ve siyasetlerin desteğinde Anadolu’nun güneyinde “Büyük Kürdistan”, doğu’da “Büyük Ermenistan” ve Ege’de Megola İdea: İstanbul Konstantinopolis’tir.
    Kendi elimizle Büyük Kürdistan’ı inşa ediyoruz, bu yol Türkiye’nin sonu yeni Sevr’dir!

    *
    Ulusal benliğin neredeyse ayağa kalksın ve Receb’in bir hayal uğruna riskperestliği yere batsın!

    5.4.2013

  • İnterpol`den Ergenekon mahkemesine şok!

    İnterpol`den Ergenekon mahkemesine şok!

    Firari Ergenekon sanıkları için `kırmızı bülten` isteyen Türkiye`yi “eksik dosya“ ve “yetersiz tercüme“ nedeniyle iki kez reddeden İnterpol İstanbul`da hakim ve savcılara kurs verecek.

    4505_2

    Ergenekon Davası`na bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yurtdışına kaçan sanıkların yakalanması için iki kez İnterpol`den “kırmızı bülten” talep etti. Firari sanıklar Bedrettin Dalan, Turhan Çömez, Gülseven Yaşer ve Mustafa Bakıcı hakkındaki dosyalar, Ankara`daki İnterpol Şube Müdürlüğü tarafından Fransa`nın Lyon kentindeki İnterpol merkezine iletildi.

    Akşam gazetesinden Özkan Tamirak`ın haberine göre, gönderilen talep yazısında sanıkların, aralarında Danıştay saldırısının da olduğu silahlı ve ölümle sonuçlanan 4 eylem, 13 silahlı eylem hazırlığı, bir cephanelik baskını ve 17 bin 400 kişinin fişlenmesinden oluşan Ergenekon davasından arandıkları belirtildi.

    Ancak uluslararası polis işbirliği teşkilatı İnterpol, bu talebi her seferinde reddetti. Dosyalar da geri gönderildi. Firari Ergenekon sanıkları için bir türlü uluslararası alanda yakalama çıkaramayan Türkiye, talebinden vazgeçmedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, daha önce davanın savcısı olan Başsavcı Vekili Cihan Kansız ve Türk İnterpolü`nün şefleri Lyon`daki İnterpol`e gitti. Heyet burada terörle mücadele ve kırmızı bülten birimleriyle görüşmeler yaptı.

    ERGENEKON ÖRGÜTÜ YOK

    İnterpol yetkilileri, heyete “Kırmızı Bülten” talebini neden onaylamadıklarını üç maddede anlattı: Birinci neden Türkiye`den gönderilen dosyalardaki eksikler. İkincisi iddianame tercümesinin yetersiz olması. Yetkililer talebin reddedilmesinin üçüncü gerekçesi olarak da “Ergenekon`un uluslararası arenada kabul görmüş bir terör örgütü olarak adının yer almaması”nı gösterdi.

    NASIL TALEP EDECEĞİNİZİ ÖĞRETELİM

    Bu krizin ardından, şimdi İnterpol`den bir heyet Türkiye`ye gelmeye hazırlanıyor. İnterpol`ün uzman polisleri İstanbul`da hakim ve savcılara Türkiye`nin taleplerinin doğru anlaşılması için izlenmesi gereken yolları anlatacak.

    ileİnterpol`den Ergenekon mahkemesine şok! | Ulusal Post – Güncel Haber Portalı.

  • DEMİRYOLUNUN SATILMASI BAĞIMSIZLIK İÇİNMİŞ (!)

    DEMİRYOLUNUN SATILMASI BAĞIMSIZLIK İÇİNMİŞ (!)

    DEMİRYOLUNUN SATILMASI BAĞIMSIZLIK İÇİNMİŞ (!)
    Bu millet, yabancıların elindeki demiryollarımızı almak için on binlerce can verdi.
    Batıcı Hükümetler ise satmaya TCDD’nin limanlarından başladılar. Mersin, Samsun ve Bandırma Limanlarını 36 yıllığına sattılar. 2011 yılında 3 limandan gelir kaybı 69.471.803 TL oldu.


    AKP, şimdi de Demiryollarını satmak istiyor. Planının adı, ‘Türk Demiryolu Sektörünün Yeniden Yapılandırılması ve Güçlendirilmesi Projesi’. Tasarı Mecliste.
    Nasıl güçlenecek?
    Yük ve yolcu taşıma ile altyapı hizmetini iki şirkete bölecek, yabancılara da açık olmak üzere satacaklar. Alanlar, TCDD’nin altyapıdan yararlanacak, altyapının bakım ve onarımını devlet yapacak.
    Binali Yıldırım, ‘9 yılda yapılan yatırımlarla, demiryollarını serbestleşmeye hazırladık’ diyor.
    9 yıldır yapılanlar, satmaya hazırlamak içinmiş. Alıcılara daha karlı bir demiryolu…
    Satma gerekçeleri, “Ülkemizin kalkınmasında ve bağımsızlığında belirleyici olan demiryollarının yeniden canlandırılması ve taşımacılıktaki rolünün güçlendirilmesi…”
    Satışın adı ‘bağımsızlığı güçlendirmek’ (!)
    Bağımsızlık için mi, emperyalistlerin emri ile mi satıyorlar, bakalım;
    Yıl 1996. Dünya Bankası’nın, ‘Türkiye raporu’ adlı talimatı şöyle; ‘’TCDD’nin imalat birimleri ve ulaştırma hizmetlerini satın, Demiryolu şebekesi bakımına siz devam edin’’
    Yıl 2004. AB-Türkiye Komisyonu talimatı; ‘‘Demiryolu açısından, hali hazırdaki mevzuat uyumu oldukça sınırlıdır. Demiryolu sektörünü müktesebatla uyumlu hale getirmek için ilk çalışmalar, TCDD’nin yeniden yapılmasına, özellikle mali açıdan limanlar ve demiryollarının ayrılmasına, demiryolları piyasasının eşya taşımacılığında rekabete açılmasına odaklanmalıdır.’’
    DSP-MHP-ANAP Hükümeti 2002’de, CHP ve DYP’nin de desteğini alarak, Meclis kararı ile ‘Ulusal Program’ adıyla AB’ye rapor verdi; ‘‘1996 yılındaki Proje, kuruluşa idari özerklik sağlanmasını, ulaştırma hizmetlerinde ticari odaklı faaliyet göstermek üzere iş birimi bazında örgütlenmesini, dikey entegrasyona sahip yapıdan arındırılmasını ve sektöre, özel kesim katılımının sağlanmasını öngörmektedir. Demiryolları için yeni bir kurumsal yapı gerekmektedir. …yabancı taşımacıların sınırlarımız içinde taşıma yapabilmesi…’’ için yasal düzenleme yapıyoruz.
    AKP 2005 yılında, Kanadalı CANAC ve IBM firmalarına rapor hazırlattı. Rapordaki talimatlar şöyle;
    ‘Ana hat yolcu hizmetlerini azaltın. Banliyö hizmetlerinin yerel denetime transferini destekleyin. TCDD Bölgelerini ortadan kaldırın. Limanları ve beş fabrikanın üçünü özerkleştirin. Çok sayıda istasyonu kapatın ve binaları elden çıkarın. İdari ve destek birimlerindeki 4200’ü aşkın personeli, yaklaşık 2300 kişiye kadar azaltın’
    İşte Demiryollarının satılmasının arkasındaki gerçek… Emperyalistler emrediyor, hükümetler yapıyor.
    AKP’nin tasarısı, çalışanların tasfiyesini de amaçlıyor. Çalışanlara %25 ile %40 arasında fazla emekli ikramiyesi ödeyerek emekliye ayıracak, emeklilerin 5 yıl süreyle özel sektörde bile çalışmasını yasaklayacaklar.
    Türk Ulaşım Sen, BTS ve Ulaşım-İş ile beraber, Demiryolları çalışanları 12 örgütle Demiryolu Platformu kurdular. Satılmasına karşı birlikte mücadele ediyorlar.
    Türk Ulaşım Sen ve BTS, altı koldan Ankara’ya yürüdüler. Bugün de Meclise yürüyecekler.
    İşçilerin sendikası Demiryol-İş. 14,563 işçinin tamamı bu sendikaya üye. Memur-Sen’e bağlı Ulaştırma Memur-Sen ise memur alanındaki yetkili sendika.
    Bu iki yetkili sendika, ne Demiryollarının satılmasına karşı çıktılar, ne Demiryolu Platformuna katıldılar, ne de Ankara’ya yürüyenlerin yanında yer aldılar.
    Bu iki sendikanın tutumunu yarın okuyacaksınız.
    Aydınlık Gazetesi / 3 Nisan 2013

  • Türkiye’ye gelen Çinli turist sayısında rekor

    Türkiye’ye gelen Çinli turist sayısında rekor

    Pekin DHA muhabiri Sadi Kaymaz’ın haberine göre yaklaşık 1.35 milyar insanın yaşadığı Türkiye’yi adres seçen Çinli turistlerin sayısı 2012 yılında neredeyse ikiye katlandı.

    Türkiye’nin Pekin Kültür ve Tanıtma Müşaviri İlknur Yiğit, Türkiye’ye giden Çinli turist sayısının geçen ay yüzde 83 artışla tarihi rekor kırdığını söyledi.

    73074

    Son yıllarda Çinli turistlerin dikkatini çekmek için yoğun çaba sarf ettiklerini ifade eden İlknur Yiğit, bunun meyvelerini geçen ay kaydedilen turist patlamasıyla toplamaya başladıklarını söyledi. Yiğit, Çin’den bu yılki turist beklentilerinin 150 bin civarında olduğunu belirtti.

    MİLYONLAR AVRUPA YOLUNDA

    Ekonomik büyümeye paralel olarak hızla zenginleşen Çinliler yurtdışına akın ediyor. Çin’in resmi verilerine göre, 2012’de yurtdışına çıkan turist sayısı 80 milyonu aştı. Başta Fransa, İtalya ve İspanya olmak üzere Avrupa’ya giden turist sayısı da 4 milyon 600 bine ulaştı.

    BAKANLIK SEFERBER

    Türkiye’ye giden Çinli turist sayısının henüz geçen yıl 100 bini aşması ise, Kültür Bakanlığı’nı seferber etti. Bu sene “Çin’de Türk Kültür Yılı” etkinlikleri kapsamında ülkenin dört bir yanında kültür sanat faaliyetleri planlayan Kültür Bakanlığı, reklam ve sosyal medya kampanyalarıyla da tanıtım atağına kalktı. Bakanlık, bu çerçevede Çin’den beş yıl içinde 500 bin turist çekmeyi hedefliyor.

    ÇİN’DEN GELEN TÜRKİYE’YE GELEN TURİST SAYISI

    2002

    28.249

    2003

    24.455

    2004

    33.328

    2005

    40.150

    2006

    50.678

    2007

    63.884

    2008

    61.882

    2009

    69.336

    2010

    77.142

    2011

    96.701

    (Hürriyet)

  • Köy Muhtarına 2B soruşturması!

    Köy Muhtarına 2B soruşturması!

    AKP’liler şikayet etti, Kaş’taki 2B eyleminde konuşan Muhtar’a ‘devlet büyüklerine hakaret’ soruşturması açıldı… Yusuf Yavuz

    Antalya’nın Kaş ilçesinde 15 Mart tarihinde düzenlenen 2B eyleminde yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan’a seslerini duyurmaya çalışan Kemer köyü Muhtarı Mustafa Sarısaltık’a soruşturma açıldı. Soruşturmanın, eylemdeki konuşmaları kaydeden AKP’li ilçe yöneticilerinin şikayeti üzerine açıldığı iddia edilirken, Muhtar Sarısaltık, eylemde yaptığı konuşmasında yüksek rayiç bedeller yüzünden köylünün 2B arazilerini almasının mümkün olmadığını savunarak, Başbakan Erdoğan’a “sesimizi duymazsan men dakka dukka. Beni tutuklasalar da kimseden korkum yok” ifadelerini kullanmıştı.

    ‘YUMURTA SATARAK BU ARAZİLERİ NASIL ALACAĞIZ’

    15 Mart’ta Kaş Emin Erdem Meydanı’ndan bir araya gelen yaklaşık bin köylü, bölgede 15 ila 350 bin lira arasında değişen 2B arazilerinin rayiç bedelleri nedeniyle topraklarından edileceklerini öne sürerek hükümete seslerini duyurmaya çalışmıştı. 60 dekar 2B arazisi bulunan Kaş’taki eylemde bir konuşma yapan Kemer köyü Muhtarı Mustafa Sarısaltık, köyünün 700 yıllık geçmişi olduğunu söyleyerek yüksek rayiç bedelleri eleştirmiş, “köyde yumurta ve mantar satarak bu arazileri nasıl alacağız?” diye konuşmuştu.

    AKP’LİLER ŞİKAYET ETTİ, MUHTARA SORUŞTURMA AÇILDI

    Ancak Muhtarın konuşmalarını kaydettiği öne sürülen AKP’li ilçe yöneticilerin, “devlet büyüklerine hakaret edildiği” iddiasıyla Muhtar hakkında şikayette bulunduğu öğrenildi. Muhtar Sarısaltık’ın konuşmasının video görüntüleri ve dökümünün delil olarak sunulduğu öne sürülen şikayetin ardından Kaş İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde ifade veren Muhtar Sarısaltık, konuşmasının arkasında olduğunu söyledi.

    MUHTAR SARISALTIK: ‘SÖZLERİMİN ARKASINDAYIM’

    Muhtar Sarısaltık, Başbakan Erdoğan’a yönelik ifadelerinde, 2B yasasını çıkarmakla çok önemli bir adım attıklarını ancak rayiç bedellerin çok yüksek olmasından dolayı köylüye büyük bir sıkıntı yaşattıklarını anlatmaya çalıştığının altını çizerek şunları söyledi:  “Konuşmamda, boğulmaktan kurtardığı genç kıza tecavüze yeltenen kahraman örneğini vererek, mecazen köylünün 2B konusunda bu duruma düşürüldüğüne dikkat çekmiştim. Başbakan Erdoğan Siirt’te yaptığı bir konuşmada, eşinin Arap kökenli olduğunu söylemişti. Son günlerde Arap Şeyhlerinin Türkiye’nin bir çok bölgesinde arazi aldıklarını da duymuştuk. Ben de konuşmamda, ‘bu fiyatlarla bizim alamadığımız 2B arazilerini Arap Şeyhlerine mi satmayı düşünüyorsunuz?’ sorusunu gündeme getirdim. Konuşmamın bu bölümlerinin devlet büyüklerine hakaret içerdiği iddiasıyla hakkımda Savcılığa şikayette bulunulmuş. Biz devletine milletine son derece bağlı insanlarız. Benim konuşmamın amacı köylünün feryadını Başbakan’a duyurabilmekti. Hakaret içermediğini düşündüğüm sözlerimin arkasındayım.”

    KAŞ ÇEVRE PLATFORMUNDAN MUHTAR’A DESTEK GELDİ

    Muhtara yönelik soruşturma Kaş’ta şaşkınlık ve tepki yaratırken, Kaş Çevre Platformu konuyla ilgili bir açıklama yaparak Sarısaltık’a destek verdi. Kaş’taki 2B eyleminde konuşan hemen herkesin büyük özen ve dikkatle sorunlarını anlatmaya çalıştığına değinilen açıklamada, Muhtar’a yönelik şikayette bulunulması eleştirildi. Kaş’taki sivil toplum örgütlerinin önümüzdeke günlerde konuyla ilgili bir basın açıklaması yapmaya hazırlanıyor.

  • ABD’nin New Jersey eyaletinde Ermenilerin Azerilere karşı soykırım işlediği karara bağlandı.

    ABD’nin New Jersey eyaletinde Ermenilerin Azerilere karşı soykırım işlediği karara bağlandı.

    ABD’den Ermenileri çıldırtacak tanıma
    Bu kez Ermeniler köpürecek.

    tomris

    ABD’nin Türk nüfusunun yoğun olduğu New Jersey’nin Eyalet Meclisi, 1918’de silahlı Ermeni grupların Azeri halkına karşı “soykırım işlediği” yönünde karar aldı.

    ABD’deki Azeri ve Türk toplumunun Pax Turcica kuruluşu aracılığıyla yürüttükleri çalışmalar sonucunda New Jersey Eyalet Meclisi, “1918’de silahlı Ermeni gruplarının Azerilere yönelik bir soykırım işlediği” ve eyalet genelinde 31 Mart’ın “Azerileri Anma Günü” olması kararını aldı.

    TARİHİN EN ÇOK KINANMASI GEREKEN VAHŞETİ

    Karar belgesi, Eyalet Meclisi Üyesi ve Demokrat Parti Çoğunluk Lideri Yardımcısı Thomas P. Giblin tarafından Amerika Azerbaycan Cemiyeti (ASA) Başkanı Tomris Azeri’ye takdim edildi. Meclisin onayladığı belgede, Mart 1918’de “20 bin masum Azerbaycanlının hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan öldürme hadiselerinin, insanlık tarihinin en çok kınanması gereken vahşetlerinden biri olduğu”na vurgu yapıldı.

    HOCALI KATLİAMI

    Tomris Azeri, konu ile ilgili yaptığı açıklamada, Giblin’in meclisin imzaladığı belgeyi kendi elleri ile evlerini ziyaret ederek takdim ettiğini belirterek, ”Bu Hocalı soykırımından çok daha büyük bir etnik temizliktir. Hocalı’da 600 civarında kaybımız var. Ancak 1918’de yapılan bu katliamda, 20 binden fazla Müslüman hunharca katledilerek kuyulara atılmıştı. Kazılan kuyulara Müslüman cesetlerini istif yapmışlar ve üzerine kapatmışlardı” diye konuştu.

    31 Mart’ın Azerilere yönelik soykırım nedeniyle anma günü kabul edilmesi kararı ilk olarak 2012’de New York Eyalet Meclisi’nde alınmıştı. ABD genelinde aynı kararı alan ikinci eyalet New Jersey olurken, söz konusu iki eyaletin California’dan sonra Ermenilerin en yoğun yaşadığı eyaletler olması dikkat çekiyor.

  • PKK’nın Kırmızı Çizgileri

    PKK’nın Kırmızı Çizgileri

    izmir_sehit_ailelerinin_kirmizi_cizgileri_h9509

    PKK’nin elde etmeden silah bırakmayacağı şartları (kırmızı çizgileri)

    1- Adı nasıl konulursa konulsun, yerel yönetimlere (Güneydoğu’ya) özerklik verilecek. Bu minvalde:
    a) Valilikler ve belediye başkanlıkları bir kişide toplanacak ve bu yönetici halk tarafından seçilecek. PKK’nin seçimleri kazanacağı 8-16 ilin üzerine bir de ‘süper vali’ seçilecek.
    b) Söz konusu bütün şehirler ve onlara bağlı ilçe, belde, mahalle ve köylere Kürtçe isim verilecek.
    c) Söz konusu illerde mahkemeler başta olmak üzere tüm kamu kuruluşlarında remi dil iki adet olacak. Tüm yazışmalar iki dilde yapılacak.
    d) Bu illerin yerel ihtiyaçlarını yerel yönetimler belirleyecek. Bütçeden buna göre pay ayrılacak.
    e) Özerk bölgelerin güvenliğinden yine TSK sorumlu olmaya devam edecek.
    f) TC’ye bağlı ‘Kürdistan Özerk Bölgesi’ gereğinde Irak, Suriye, İran Kürtlerini himayesi altına alabilecek. Garantör TSK olacak..
    2- Anayasadan ‘Türk’ kelimesi çıkacak.
    3- Yeni anayasa ile birlikte ‘genel af’ geçici madde olarak halk tarafından oylanacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları Silivri-Hasdal’dakileri, KCK’lileri, her türlü mahkûmu ve tabii ki PKK’yi kendi ‘hür iradesi’ ile affedecek.
    4- Ülkeye demokrasi geldikten sonra Apo da rica minnet üzere özgürlüğüne kavuşacak.
    5- Apo da BDP’ye, ‘RTE bana bir adet 12 kanallı TV kutusu, her gün 1 saat jimnastik hakkı verdi, biz de altında kalmayalım, TBMM’de anayasa oylanırken kendisine ‘Türk usulü partili başkanlık sistemi’ için destek verin’ diyecek!..”

    Gerisi Ballı Börek

  • Rumların Memorandumu

    Rumların Memorandumu

    Kıbrıs Rum Yönetimi dün Troika ile nihayet memorandumu (mutabakatı)  imzaladı.

    İmzalama töreninden hemen sonra Rum basını, TV’si ve hükümetin çeşitli sözcüleri ilk adım olarak “Doğalgazı kurtardık, doğalgaz bizim egemenliğimiz altında”  demeye başladı, daha ortada fol, yumurta yokken.

    Bırakın folu, yumurtayı kümes bile yok ortada!

    İmzalanan memorandumun içeriği ne olursa olsun, ancak belli bir aşamadan geçtikten sonra yürürlüğe girebilecek ve çarklar dönmeye başlayacak.

    Memorandumun ilk aşaması bugün Eurogroup Working Group tarafından derinlemesine incelenmek olacak. Sonra da  Eurozone’un Maliye Bakanları 12 Nisan’da memorandumu enine boyuna tartışacaklar. Olumlu- olumsuz yönlerini, getirisini- götürüsünü ve Eurozone’a uzun vadedeki etkisini hesaplayacaklar.

    Bu hesaplamalar sonucunda imzalanan memorandumun Kıbrıs Rum tarafına kazandıracaklarından ziyade Eurozone’a vereceği zarar diş kovuğunu doldurmayacak düzeyde çıkarsa, memorandumun Almanya, Finlandiya, Hollanda, Avusturya, Belçika, Estonya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Malta, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya ve Kıbrıs Rum Yönetimi Meclislerinde kabul edilmesi gerekecek.

    Eurozone’a üye bu ülkelerin toplam nüfusu yaklaşık 332 milyon ve bu kişilerden alınan vergilerden Kıbrıs Rum Kesiminin ekonomik çöküntüden kurtarılabilmesi için gerekli olan 10 milyar Euro, yıllık yüzde 2.5 faizle verileceğinden, bu halkları temsil eden parlamentoların ayrı ayrı onayları gerekiyor.

    Kıbrıs Rum Yönetiminin kurtuluşu için gerekli olan ekonomik programın ve bütçe reformunun 2018 yılına kadar uzayacağı kesin. En iyimser olasılıkla da bugünden itibaren 5 yıl süre ile güneyde kemerler her gün biraz daha sıkılacak demektir.

    Memorandumun ilk aşamada doğalgaz konusunda koşullar içermediği düşünülse de, işin doğrusu öyle değil. Doğalgazın çıkarımı ve dağıtımı konusunda Uluslararası Para Fonu (IMF) veya Dünya Ticaret Fonu’nun son sözü söyleyeceği maddeleri de kapsamakta dün imzalanan memorandum…

    Bazı diplomatlar, imzalanan Memorandumun halka açıklanmayan kısmında ise Kıbrıs Rum Yönetiminin,  doğalgazı gelecekte Kıbrıslı Türklerle paylaşma ve Türkiye üzerinden geçecek boru hattı ile Avrupa’ya gönderme zorunda bırakacak şartların olduğunun belirtiyorlar.

    IMF’nin bu memorandumdaki yetkileri çok büyük ve derin etkili.

    IMF gerek duyduğu zaman “bölgede artan siyasi ve ekonomik tehlikeler”i öne sürerek Kıbrıs Rum Yönetiminin doğalgaz sıvılaştırma terminali inşa etmesine mani olabilecek. Buna ilaveten de elde edilen doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderilmesini şart koşacak büyük bir olasılıkla.

    Troika’nın da yetkileri yabana atılacak cinsten değil.

    Gelecekte Kıbrıs Rum Yönetiminin mali durumunu inceledikten sonra doğalgazın Avrupa’ya sevkiyatı için gerektiği kadar parası olmadığı kararına varırsa, doğalgaz çıkarım, işleme ve satış faaliyetlerinin tümünü özel sektöre verme yetkisine sahip.

    Troika aynı zamanda N. Silikiotis’in Rum Meclisinde hidrokarbon milli fonu kurulması konusunda sunmuş olduğu yasa tasarısından da tatmin olmuş değil. İşin açıkçası Troika doğalgaz konusunu Kıbrıs Rum Yönetiminin kontrolüne verme taraftarı değil.

    İmzalanan memorandum içeriğince 1.4 milyar euro’nun sağlanması hedefiyle devlet malının değerlendirilmesi ve özelleştirilmesi gündemde. Yakın zamanda Kıbrıs Rum Yönetimine ait binalar, toprak, vadi, hali, hazine arazileri ve diğer taşınmazların değerlendirilmesi ve Kamu İktisadi Kuruluşlarının özelleştirmesine başlanırken, 4 bin 500 memur ise kademeli olarak işten durdurulacak.

    Aslında memorandum imzalandıktan sonra Kıbrıslı Rumlar rahat nefes alamayacaklar. Sefalet, açlık, ilaçsızlık ve işsizlik devam ederken suç patlaması da yaşanacak.

    Ata ATUN

    e-mail: [email protected]

    5 Nisan 2013

  • İsrailli turist sayısını şimdiden dörde katladı

    İsrailli turist sayısını şimdiden dörde katladı

    Seyahat sitesi Travelist’in verilerine göre, Mavi Marmara özrünün ardından Hamursuz Bayramı sırasında Türkiye’ye gelen İsrailli turist sayısı dört katına çıktı. Havayolu şirketleri İsrail-Türkiye uçuşlarını artıracak.

    İki ülke arasındaki ilişkilerin “özür” ile yumuşamasının ardından İsrailliler tekrar Türkiye’yi tatil rotalarında üst sıralara oturtuyor. Türk uçuş şirketleri, iki ülke arasındaki sefer sayısını gözle görülür derecede artırdı. Yahudilerin Hamursuz Bayramı sırasında Türkiye’ye gelen İsrailli turistlerin sayısı neredeyse dört katına çıktı. Travelist gezi sitesinin verilerine göre, Türkiye’deki havayolu şirketleri Antalya’nın yanı sıra Dalaman, Bodrum ve Marmaris’e de İsrail’den uçuş düzenliyor.

    turkiye_gelen_turist_sayisi_artti

    Antalya ikinci sıraya çıktı

    Travelist sitesinin CEO’su Zion Madmon, “Yaklaşık 13 bin İsrailli Antalya’ya uçmak istediklerini dile getirdi; fakat iki ülke arasındaki buzların erimesi henüz çok yeni olduğu için hala rezervasyon konusunda endişeliler” diyor. Madmon, Antalya’nın ilgi duyulan tatil rotası olarak Prag, Paris ve Rodos adasını geçerek 12’inci sıradan ikinci sıraya yükseldiğini ve Berlin’in ardından geldiğini dile getiriyor.

    Antalya’ya yapılan rezervasyonların ise yüzde 250 yükseldiğini ve geçen yıl Rodos adasının olduğu sıraya geçerek beşinci olduğunu belirtiyor. İsrail Havaalanı Merkezi’nin verilerine göre ise bu yıl ocak ve şubat ayında Türkiye’ye seyahat edenlerin sayısı geçen yıla göre yüzde 58.6 arttı. (Hürriyet)

  • MHP’den Çok Tehlikeli Açıklama

    MHP’den Çok Tehlikeli Açıklama

    mhpMHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin’in, ”Hesaplaşma nasıl olurmuş, bilmeyenlere öğreteceğiz. İliklerine kadar nesiller boyu itliklerinin, rezilliklerinin, şerefsizliklerinin acısını yaşatacağız” açıklaması büyük tepki alacağa benziyor.

    Otadoğu’nun bildirdiği habere göre MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘Vur de vuralım, öl de ölelim’ söyleminin ardından gerek grup toplantılarında gerekse yaptığı ziyaretlerde bu söylemi daha da sertleştirdiğini gördük. Bahçeli’nin bu tehlikeli sözlerinin ardından MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin’in ‘hesaplaşma’ kokan sözleri 1980’nin kanlı günlerini geri getirme çabası olarak algılandı.

    Asıl merak edilen ise bu açıklamadan MHP lideri Devlet Bahçeli’nin haberi olup olmadığı.
    “HESAPLAŞMA NASIL OLURMUŞ GÖSTERECEĞİZ”

    MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin, Türk Milletinin asil evlatları, Milliyetçi-Ülkücü hareketin tüm mensupları, kadroları; yurdumuzun her köşesinde, her zemininde ve her platformda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Ülkesi ve Milletiyle bölünmezliğini korumaya ve kollamaya kararlı olduğunu söyledi.
    “ŞEREFSİZLİKLERİNİN ACISINI YAŞATACAĞIZ”

    MHP Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin, “Devletimizin bekasına zarar verenleri, milletimizin birliğine zarar verenleri Milliyetçi-Ülkücü hareketin mensuplarını hayasızca, şerefsizce itibarsızlaştırma oyununa alet olanlardan günü, zamanı ve zeminini bizler belirleyerek hesaplaşma nasıl olurmuş, bilmeyenlere öğreteceğiz. İliklerine kadar, nesiller boyu itliklerinin, rezilliklerinin, şerefsizliklerinin acısını yaşatacağız” dedi.
    “KİMSENİN YÜZÜNE BAKAMAYACAKLAR”

    Çetin, “Yedi bölgeli akılsızlar, aldatma ekibinde yer alanlar, mayın tarlasına sürülenler Türk Milletinin uyanışının neler yapabileceğini görecekler. Şahsiyetlerini satan şahsiyetsizler “kanaat önderi”, “akil adam” boyasıyla boyansa da milletimizin keskin gözlerinden gerçek yüzlerinin fark edildiğini anlayacaklar. İhanet karası yüzlerine öylesine bir kalıcılık oluşturacak ki… Ekmeğini yedikleri, suyunu içtikleri, varlıklarını borçlu oldukları Türk Milletinin şamarını yediklerinde kimsenin yüzüne bakacak halleri kalmayacaktır” uyarısı yaptı.
    “VATANIMIZI BÖLDÜRMEYECEĞİZ”

    Cennet vatanımızı bölmek için piyasaya sürülenlere dur deneceğini belirten Çetin, “Türk Milletinin asil evlatları, Milliyetçi-Ülkücü hareketin tüm mensupları, kadroları; yurdumuzun her köşesinde, her zemininde ve her platformda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Ülkesi ve Milletiyle bölünmezliğini korumaya ve kollamaya kararlıdır. Türk Milletinin gür sesinin cennet vatanımızın her köşesinden duyulması gösterecektir ki; vatanımızı böldürmeyeceğiz, Ne Mutlu Türk’üm demeye sonsuza kadar devam edeceğiz” dedi.

  • Maldivler Turizm Bakanı: “Turistlerin ellerini kesmiyoruz, sadece…”

    Maldivler Turizm Bakanı: “Turistlerin ellerini kesmiyoruz, sadece…”

    Maldivler bir zamanlar turizm cenneti olarak bilinirdi. Ancak son seçimlerden sonra radikal İslamcıların yönetime gelmesi ve şeriatın “yumuşatılmış bir şeklini…” uygulamaya başlaması, tatil cennetini, kadınlar cehennemine çevirdi.

    Ahmed Adeeb Abdul Gafoor

    Ülkenin Turizm Bakanı Ahmed Adeeb Abdul Gafoor, ülkeye gelen turist sayılarında ciddi düşüşler yaşanmaya başlamasıyla birlikte, batılı bir gazeteciye verdiği demeçlerde ‘durumu kurtarmaya, yumuşatmaya’ çalıştı.

    tecavuz-kirbac2-290x160

    ‘The Reception Insider (TRI)’ blogunda çalışan bir gazeteciyle görüşen Gafoor, sözüne “Şeriatın yumuşatılmış bir şeklini uyguluyoruz…” dedi ve sözlerine “Burada hiçbir turistin ellerini kesmiyoruz…” diye devam etti.

    Maldivlerde son 4 haftadaki ani düşüşün en büyük nedenlerinden biri, bundan birkaç hafta önce yaşanan bir olaya dayanıyor:

    15 yaşındaki bir kız çocuğu, kalabalık bir grup erkek tarafından sokaktan zorla kaçırılmış ve kız çocuğuna toplu tecavüz edilmiş. Mahkeme sonucu 15 yaşındaki kız çocuğu, ahlaksız davranıştan 100 kamçı darbesine mahkum edilmiş. Onu zorla kaçıran ve tecavüz eden erkekler ise serbest. 15 yaşındaki kız çocuğu yarı çıplak şekilde, kamuoyu önünde 100 kamçı darbesi yedi ve ömür boyu damgalandı. Üstelik tüm bunlara yasalara uygun gerçekleşti.

    Bu karar çoğu İslam ülkelerinden de kınandı. Asıl tepkiler ise sosyal medyalardan geldi. Bu olaydan sonra ülkeye gelen yabancı turist sayısı dramatik şekilde düştü. Oysa turizm, ülke gelirleri açısından en büyük ikinci kalemi oluşturuyor.

    Bu konuyla ilgili fazla konuşmak istemeyen Gafoor, şöyle dedi: “Bu olayı gazetelerden öğrendik ve araştırma (soruşturma değil!) başlattık. Biz barbar bir ülke değiliz. Şeriatın yumuşatılmış bir şeklini uyguluyoruz. Bu konuyla ilgili yasayı da değiştireceğiz”

    Gafoor, “araştırmanın” sonuçları hakkında bir şey söylemedi. Gafoor’un bu açıklamaları turistleri geri getirmeye yeter mi bilinmez ancak turist sayısı ve gelirleri hızla düşmeye devam ediyor.

    Hindistan’da iki toplu tecavüz vakası sonucunda, yine sosyal medyadaki tepkiler nedeniyle, turist sayısında hızlı bir düşüş yaşıyor. Bu ister istemez, ülke ve destinasyonların “dijital karneye” sahip olduklarını açıkça gösteriyor. Karnedeki notların oluşumunda, sosyal medyanın payı oldukça büyük.

  • VE TALAT VE PAPAZ VE KIBRIS..

    VE TALAT VE PAPAZ VE KIBRIS..

    VE TALAT VE PAPAZ VE KIBRIS..

    HÜSEYİN MÜMTAZ

                    Allah rahmet eylesin; “Ben Türkiyesiz mezara bile gitmem” diyen Rauf Bey’in vefatından sonra Talât meydanı iyice boş buldu..

                    Salladıkça sallıyor, desteksiz atıyor.

                    Modaya uydu, kendini “akil adam” zannediyor..

    Haddini bildirecek kimseler var da, nedense konuşmuyorlar..

    “Süreç”i mi baltalamaktan çekiniyorlar?

                    Süreç mi, ne süreci?

                    Hangi “açılım”, neyin “açılımı”?

                    Talat bir soru üzerine “Rum tarafında gelişen olaylardan -Kıbrıslı ve insan olarak- memnun olmanın mümkün olmadığını, ayrıca Rum ekonomisinin gerilemesinin bizi de olumsuz etkilediğini kaydederek, her şeye rağmen olumsuzluklardan olumluluk çıkarmak gerektiğini” anlatmış.

    Talat, “..çözüm olsaydı örneğin, Maraş’a yatırımın önünün açılmış, birçok başka alanlara yatırım olanağının doğmuş olacağını” ifade ederek, ekonominin kriz yaşamaması ve gelişmeye devam etmesi için çözümün önemine yeniden dikkat çekmiş.

    Başka bir soruyu değerlendiren Talat, Eroğlu’nun görüşmeleri kendisinin bıraktığı yerden başlayarak sürdürdüğünü, ancak sürükleyemediğini kaydetmiş ve  “Süreç, bugün çökmüştür” diyerek “şimdiki kriz ortamında Rum tarafını olumlu yönde etkilemenin daha kolay olabileceğini de” sözlerine eklemiş.

                    Talât da “konjonktürel” konuşuyor,  “Türk” demiyor, “Türk”ten hiç bahsetmiyor.

                    -Kıbrıslı ve insan olarak- konuşuyor, fikir beyan ediyor.

                    Sanki adada sadece “Kıbrıslılar ve insanlar” yaşıyor.

                    Mişaroları, eşekleri, yaseminleri, altıntopları saymıyor..

                    Rauf Bey dememiş miydi; “Kıbrıs’ta Kıbrıslı olarak yalnız eşek vardır”..

                    Aslında Talât “Türklüğü” hiçbir zaman benimsememişti. “Benim anavatanım Türkiye’dir” lâfını hiç duymamıştık ondan.

                    Ne de İstiklâl Marşı’nı..

    “Türk”e yabancı olduğu için Türk gibi düşünemiyor; Türkçe düşünemiyor, düşündüklerini Türkçe ifade edemiyor.

    “Yoldaş”ı Hristofiyas’la resmi toplantılardan önce (ve sonra) onun için mi başbaşa, tanıksız/tutanaksız saatlerce yapayalnız konuşmuştu?

    Hristofiyas Türkçe bilmediğine göre nece konuşmuşlardı?

                    Talat Türkçe bilmiyor, bakın ne diyor;

    Bir soru üzerine “Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili dışarıdan gelecek yardım ve destekleri memnuniyetle karşılamak gerektiğini söylüyor ve ekliyor;

    “Çözüme ölümcül derecede ihtiyaç vardır”..

    Arkadaş “hayatî” demek istiyor ama uydurukça merakı var ya; ayni kendi icat ettiği “bütünlüklü çözüm” uydurmacası gibi “ölümcül” çıkıyor ağzından.

    Şuur altını fâş ediyor..

    Böylelikle sadece “Kıbrıslılar” için düşündüğünü söylediği “çözüm”ün Türkler için “ölümcül” olacağını kaçırıveriyor ağzından..

    Meselâ “ilk olarak” Maraş’ın tesliminden söz ediyor…

    Yahu insan, “Bu dert iflâh etmez, ölümcüldür”, “Bu yolun sonu ölümcül bir uçuruma çıkar” der de, hiç, “Çözüme ölümcül ihtiyaç vardır” der mi?

    Hiç hastaya “İyileşmeniz için bu ilaca ölümcül derecede ihtiyacını vardır” denir mi?

    Türkçe düşünemeyenlerin; Türk gibi, Türkçe düşünüp de düşündüklerini Türkçe ifade edemeyenlerin Türklere faydası olmayacağı âşikârdır..

    Talat böyle de, öbür “Kıbrıslı” şikâr mı?

    Papaz’dan bahsediyoruz..

    a)İkinci Hrisostomos, Euro Grubu’nun “Kıbrıs Bankası”nın Yeniden Yapılandırılmasıyla İlgili Kararı Aleyhine Ara Emri İçin Yüksek Mahkeme’ye Başvurdu… Mahkeme Ara Emri Aldı. Vaz geçmek için papaz, Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı’nın istifasını şart koştu..

    b)İkinci Hrisostomos, Avrupa Birliği’nin gelecekte olmayabileceğini, ülkesinin birlikten ayrılması gerektiğini söyledi.

    Rusya’nın Birinci Kanal’ına açıklamada bulunan Hrisostomos, “İspanya, Portekiz ve İtalya ekonomileri halen tehlikede. Eğer İtalya ekonomisi bizim ekonomimiz gibi çökerse, Avrupa Birliği kalmaz…” iddiasında bulundu.

    “İnsanlar troykanın aldığı kararları anlamıyor. Bunların büyük çoğunluğu birliğin yıkılmasına neden olacak yaklaşımlar…” eleştirisi getiren papaz, bunun için birlik yıkılmadan önce Kıbrıs’ın AB’den çekilmesi gerektiğini söyledi.

    c) Alithia gazetesi ve diğer gazetelere göre Başpiskopos II.Hrisostomos, Strovolo’daki “Ay.Vasiliu” Kilisesi’ndeki ayinden sonra yaptığı açıklamada, ülkedeki bu uğursuzluğun, ekonomik sorun olmadığını, öyle görüldüğünü ancak bunun temelinde bir günahın bulunduğunu söyledi.

    Hrisostomos açıklamasının devamında tüm konunun manevi olduğunu belirterek “hepimiz engelsiz bir hayat yaşadık, kendimiz için büyük şeyler istedik zira paraya, makam ve bir konuma sahipsen o zaman mutlu ve mesut olacağımıza inandık. Parası ve makamı olanlar mutlu olabilir, ancak bu mutluluk, zenginlik gibi daimi değildir” şeklinde ifade kullandı.

    Hrisostomos, “Eğer elimizde ne varsa harcamasaydık bugün bu sonuçlara sahip olmazdık” dedi.  Hrisostomos, hiç kimsenin aç kalmaması için her şeyi yapacaklarını belirtirken, Kilise mallarının ne Başpiskoposun ne papazların ne de metropolitlerin olduğunu ifade etti.

    Hrisostomos “Kıbrıslıları” düşünüyor. Doğal olarak kastettiği “Rumlar”..

    Ama Talât’ın “Kıbrıslılar” derken neyi kast ettiği “müphem”..

    Fakat birleştikleri tek ortak noktaları, “Kıbrıslılık” …

    Haydi o zaman “ölümcül” ÇÖZÜM’e..

    Elbirliği ile.. 4 Nisan 2013

     57’İNCİ ALAY HER YERDE

    HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

     

  • Amerika’nın akil hizmetkârları…

    Amerika’nın akil hizmetkârları…

    Amerika’nın akil hizmetkârları…

    Bölücülerin ikna olma gibi bir duruma ihtiyacı olmayacağı açıktır.

    Demek ki, Türklerin bölünmeye ikna edilmesi gerekiyor.

    Anlayamadığım bir şey var!

    Televizyonlar, radyolar, gazeteler, reklamlar, ilanlar senelerdir, bölünmeye ikna etmek için çalıştılar.

    PKK bu işi “silahlı propaganda” olarak yürüttü.

    PKK’nın silahla yürüttüğü propagandayı, sahte siyaset yolu ile yürütmeye ihtiyaç duymaları, hala yolun başında olduklarını bize söylüyor.

    Akil insanlar propagandasının iki ana teması var.

    Birincisi; Türk tarafını bölünmeye ikna etmek.

    İkincisi; Başkanlık sistemi, yani Erdoğan’ın bölünmüş Türkiye’nin geri kalan kısmına “Eş Sultan” ilan edilmesidir.

    Bu akil insanlar ekibi, Kurtuluş Savaşından evvel, İngilizlerin kurduğu Heyeti Nasiha ve Yugoslavya’nın parçalanmasında Artisari’nin Başkanlığını yaptığı, Akil İnsanlar Heyetine benziyor.

    Türk halkı üzerinde sürdürülen ağır propagandanın, daha da ağırlaştırılmasından başka bir şey değildir.

    Öyle anlaşılmaktadır ki; Amerika ve PKK’ya verilen söz şudur:

    PKK silahlarını Türkiye’den çeksin, İran ve Suriye’ye çevirsin, bu aşamada, bizde,  PKK’nın silahla yaptığı propagandayı, akil insanlar ile yaparız.

    Sonra ne olacak?

    İran ve Suriye bunlara, bizim atmaktan imtina ettiğimiz,  sert tokat-ı atınca, tekrar Türkiye’ye dönecekler.

    Döndüklerinde, ikna edilmiş bir Türk halkı olacak sanıyorlar.

    BOP Projesinin taktikleri arasında olan bu plan işlemeyecektir.

    Akil insanlar, silahlı propagandayı silahsız yapacak Amerikan hizmetkârlarıdır.

    Bölgeye özerklik verelim, ya da belediyelerin yetkisini artırma adı altında, bölünmeyi Türk halkına kabul ettirelim çalışmasıdır.

    Bölündüğümüz zaman rahatlayacağız sananlar, en çok pişman olanlar olacaktır.

    Bölündüğümüzde, İstanbul’daki, Mersin’deki, Adana’daki Kürtler ne olacak?

    Bölündüğümüz de tek rahatlayan Amerika ve Batı olacaktır.

    Türk halkı yeni bir travmanın içine girecektir.

    Yaşadığımız süreç bir travma sürecidir.

    Travma uzmanı, CIA’nın gözdesi Vamık Volkan’da Türkiye’de olduğuna göre, bildiği bir şey vardır.

    Türkiye hiç olmadığı kadar bir belirsizliğin içindedir.

    Bu belirsizlik ve travma nelere gebedir?

    Onu da yakında göreceğiz.

  • Adnan Oktar: “Akil Adamların Çoğu Darwinist Materyalist Dünyaperest İnsanlar”

    Adnan Oktar: “Akil Adamların Çoğu Darwinist Materyalist Dünyaperest İnsanlar”

    Adnan Oktar Akil adamlar hakkında gündeme düşecek açıklamalar yaptı. Ayrıntılar haberimizde…

    A9 TV’den yayınlanan “Adnan Oktar ile Sohbetler” programında konuşan Adnan Oktar Akil adamlar ile herhangi bir çözümün oluşmayacağını, Akil adam olarak sunulan kişilerin çok büyük kısmının Darwinist Materyalist olduğunu söyledi.

    1610_1

    İŞTE ADNAN OKTAR’IN AKİL ADAMLAR HAKKINDAKİ YORUMU:

    “Akil adam olarak seçilenlerin hemen hemen tamamı Darwinist-Materyalist. Ve dünyayı çok seven insanlar. İnsanlar tarafından pohpohlanmaktan zevk alan, kendilerini hakikaten büyük gören, gerçekten halkı yönlendirebileceğini düşünen ve etrafları tarafından da kendilerine o imaj verilen kişiler.

    Ama o insanları İttihad-ı İslam (İslam Birliği) pek ilgilendirmiyor. Bu akil insanlardan kaç kişi vardır İslam aleminin birlik olmasını isteyen, bu konunun Allah’ın emri olduğunu söyleyen bir sorun bakalım.

    Bu akil insan dedikleri kişiler “Biz huzur istiyoruz sadece” diyorlar. PKK huzur sağlar size siz PKK’nın isteklerini yaparsanız. Bunu yaptırmak için akil olmaya gerek yok zaten. PKK’lılar zaten “Dediklerimizi yaparsanız yakanızı bırakırız” diyor. Bu şekilde hiçbir yere varılmaz.

    Yapılması gereken DARWİNİST MATERYALİST EĞİTİMİN DURDURULMASI.

    PKK ile en etkili mücadele ilmi, akıllara hitap eden mücadeledir. Şu anda kirletilmiş beyinlerin arındırılıp temizlenmesine yönelik hiçbir çalışma yok. PKK’lılara diyorlar ki “Silahları bırakın, ülkeden gidin.” Adamlar silahını bıraktı diyelim. Tamam. Mesela Suriye’ye gitti diyelim. Peki bu hayatını Marksizm’e adamış adam orada ne yapacak? Leninizm’i, Marksizm’i geliştirmek için orada örgütlenmek isteyecektir. Faaliyete başladığı anda ise Leninist fikirlerini daha etkili savunabilmek için silah depolamaya başlayacaktır. En ağır silahlar ile donanacaktır. Türkiye oradaki faaliyetlerine karışamayacağına göre PKK’lılar orada iyice silahlanacaklardır. Zaten birçok ülke de onlara silah gönderir, para da gönderir. Hatta Türkiye’deki silahları beğenmez artık.

    Ben şunu anlamıyorum: “PKK’LILARIN FİKRİYARINI ORTADAN KALDIRMAYI NEDEN DÜŞÜNMÜYORLAR?”

    Ana sorun bu değil mi? Adamların fikirlerini fikirle ortadan kaldırma imkanı varken, buna hiç yanaşmayıp, bilakis Darwinist Materyalist eğitim vermek, üstüne de PKK’lılara sınır dışına çıkın demek akil insanların vereceği bir karar olamaz.

    Şunu herkes bilsin ki asıl konu İMAN ZAAFİYETİ’DİR.

    Bakın Abdullah Öcalan bile ne diyor:

    “İğne ucu kadar bir maddenin patlamasıyla her şey oluşmuştur. Bence insan evrene benziyor. O zaman evrenin bir beyni var. Peki tanrı nerede? Doğada bizim üzerimizde birisi var mı? İNANMAK İSTİYORUM AMA İNANAMIYORUM!” (Kürt Hümanizmi, Abdullah Öcalan)

    Haber Kaynağı: sonyorumhaber

    ileAdnan Oktar: “Akil Adamların Çoğu Darwinist Materyalist Dünyaperest İnsanlar” – Son Yorum Haber | En önemli ve en ilginç haberler !.

  • DEMOKRASI ve HUKUKUN HOCASI SERVER TANILLI

    DEMOKRASI ve HUKUKUN HOCASI SERVER TANILLI

    Yazar: Umran Unlu  /   April 4, 2013  /

    DEMOKRASI ve HUKUKUN HOCASI SERVER TANILLI

    Prof.Dr.Server Tanilli 1931 yilinda dogdu.Belkide babamla yastas oldugu icin ozel bir sevgim vardi kendisine.1980 den once Istanbul Universitesi Hukuk Fakultasi’nde ders veriyordu.7 Nisan 1978 de ugradigi silahli saldirida kor bir kursun yuzunden felc gecirip sakat kalmisti.Onun yasama azmi ve uretkenligi beni hergun biraz daha hayran birakiyordu kendisine.Kosesine cekilip kendine acimak yerine o olumune kadar uretmeye ve toplumu aydinlatmaya devam etmisti.Fransa’da Strazburg Universite’sinde uzun yillar calistiktan sonra 2000 yilinda Turkiye’ye donerek cumhuriyet gazetesindeki yazilarina basladi.Ne yalan soyleyeyim daha cok gazetedeki yazilarindan sonra kendisini yakindan tanimaya ve sevmeye baslamistim.2006 yilinda “Sertel Demokrasi Odulu”ne layik gorulmustu.Yasadigi saglik sorunlarini umursamiyor,arastirmalarina ve yazilarina devam ediyordu.

    Server Tanilli sadece bir professor degildi,gecmise ve gelecege isik tutan bir demokrasi aydiniydi, bir arastirmaciydi.Dunya halklarina mal olacak kadar bir mucadele adamiydi.Emekten yana,saglam duruslu, birikimi olan,dogrudan yana olan bir bilim, hukuk ve dusun adamiydi.

    Simdilerde ne kadar cok ihtiyacimiz var hic kiymetini bilmedigimiz boylesi aydinlarimiza.

    Tanilli diyor ki;

    “dogrudur veya yanlistir,taraf olunur veya olunmaz…Bir bilim adami olarak kabul ettigim metod ,gorus ve dusuncelerimden  dolayi kime karsi sorumluyum?Yasadigim caga ve topluma  karsi.Ben ,icinde yasadigim caga ve topluma karsi,bir bilim adami olarak sorumlulugumu yerine getirdim ve bunun huzuru icindeyim.Simdi sorumluluk sirasi sizde.”

    Diyerek bizi toplumumuza ve cagimiza karsi sorumluluklarimizla basbasa birakip gitmistir.

    Once kendimize, sonra cevremizdekilere bir bakalim…Biz sorumluluklarimizin  ne kadar bilincindeyiz!Ulkemiz ici n,kendimiz icin,cumhuriyetimize ne kadar sahip cikabildik?Bunun icin nasil mucadele verdik?Her zamanki gibi “Adam sende,ben mi kurtaracagim bu ulkeyi”deyip korkup,birseylerin arkasina saklanip,onurumuzdan,gururumuzdan ,ilkelerimizden odun verip,baskalarinin fikirlerini kopyalayip paylasmayi mi sectik acaba!

    Yoksa yangini sondurmeye calisan karinca misali,onurlu ve ulkemize yakisir bir sekilde mucadeleye devam karari mi aldik!

    Bu ulke bizim! Bu topraklar alinirken oluk oluk kan akitildi.Kolay kazanilmadiki ,kolayca vazgecelim.Biz Turkuz ve ne mutlu bize ki kendinden vazgecen aydinlara sahibiz.Onlarin yazdigi kitaplarla ve kose yazilariyla buyuduk.

    Ugur Mumcu’nun da dedigi gibi;” O bir onur heykeli! Cagimizda kahramanlik kilicla,tankla,tufekle olmuyor.Kahramanlik ,inandigi ilkeler ugruna katlanilan ozverilerle olculuyor artik.”

    Onurlu bir sekilde ulkesi icin cirpinan ve o ugrda olen bu iki guzel insan yok simdi aramizda ama fikirleriyle buyuyen bizler ilkelerimiz ugruna gerekirse pek cok ozveriye katlanarak ulkemize sahip cikacagiz.

    Okumak isteyenler icin Server Tanilli’nin kitaplarindan bazilari:

    Uygarlik Tarihi,Devlet ve Demokrasi,Anayasa Hukukuna Giris,Nasil Bir Egitim Istiyoruz?,Yuzyillarin Gercegi ve Mirasi,Yaratici Aklin Sentezi,Din ve Politika…

    Server Tanilli Hocamiz,mekanin cennet olsun…Sen ve senin gibi dusunen aydinlarimiza layik olmaya calisarak ne pahasina olursa olsun ulkemize ve demokrasimize sahip cikacagiz,huzur icinde yatin…

  • “Âkil Adamlar” ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hal kararı

    “Âkil Adamlar” ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hal kararı

    İmralı’nın dayatması olan “Âkil Adamlar” uygulaması nihayet hayata geçirildi. Vatana millete hayırlı olsun! Şimdi Türkiye’mizin yedi coğrafi bölgesi için ayrı ayrı tespit edilen ve sayıları 63’e ulaşan bu adamlar, bir araya gelecek ve 550 vekilin yıllardır çözemediği bir sorunu şıp diye çözüverecekler! Üstelik bu adamların hepsi fahrî, yani gönüllülük esasına göre görev yapacaklar. Madem öyle; yani bu iş hiçbir maliyeti olmadan kolayca çözülüyor, o zaman biz yaklaşık 30 yıldır neden bunca milletvekili besleyip durduk erenler? Neden bunca maliyetlere katlandık? Neden binlerce şehit verdik? Neden on binlerce gazimiz oldu bizim? Neden bütçemizi heba ettik durduk otuz yıldır?

    Başbakan “Âkil Adamlar” grubunun görev tanımını şöyle yapmış salı günkü grup toplantısında: “Süreci takip etmek, sürece yönelik toplumsal desteği perçinleyecek, çözüm iradesini güçlendirecek, toplumsal algıyı olumlu istikamette geliştirecek, farklı kesimlerin görüşlerini değerlendirmek”(1).

    Bu konuda internet ortamında birbirinden enteresan ve çarpıcı yorumlar var. Bu yorumlardan bana göre en güzel olanlarından birisi Sosyal Demokrasi Vakfı Kurucusu ve eski Başkanı olduğu söylenen Aydın Cıngı isimli kişiye ait bulunuyor. Atmış olduğu tweet’te Âkil Adamların görevlerini şöyle tanımlamış Aydın Bey: Akil insanın işlevi, RTE’nin kararları doğrultusunda toplumsal tepki yumuşatıcılığı. Sosyal amortisörleri kutlayalım :)”.

    Dün bahar temizliği için gittiğim bahçeden akşam eve döndüğümde gördüm Âkil adamlar listesini. Listedeki isimleri görünce hemen cennet mekân II. Abdülhamid Han geldi aklıma. Daha doğrusu onun, kendisine hal kararını tebliğ etmek için gelenlere söylediği o ünlü söz.  Abdülhamid Han, 27 Nisan 1909 günü Meclis-i Umumi’nin “Hâl” kararını kendisine tebliğ etmek için gelen ve Yahudi Emanuel Karasu, Ermeni Aram Efendi, Arnavut Esat Toptani ve Gürcü asıllı Ahmet Hikmet Paşa’dan(ki; vaktiyle II. Abdülhamid’in sofrasında çöplenenlerdendir) oluşan mebuslar heyetini karşısında görünce heyet üyelerini acı dolu gözlerle süzdükten sonra şöyle demiştir:

    “Bir Türk padişahına ve İslam halifesine ‘hal’ kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?”

    Eyalet Sistemine Doğru

     Başbakanın aklında Eyalet sisteminin olduğu artık ayan beyandır. Bunu nereden çıkartıyoruz? Elbette başbakanın (Âkil) adamlarından. Baksanıza, Türkiye’yi 7 ayrı eyalete bölmüş ve bu bölgelere göre adamlar bulmuş! Bir nevi Eyalet Meclisi ya da Federe Devlet yöneticileri oluşturmuş! 

    Geçenlerde bir TV programında dile getirdiği “Lazistan” ve “Kürdistan” eyaletleri söyleminden sonra doğrusu cuk oturmuş Âkil adamlarını bölgelerin hassasiyetleri dikkate alınarak seçilmesi! Ancak anlamadığım ve kafamın karıştığı bir nokta var.  O da  Kayserili Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun nasıl olup da Akdeniz bölgesini temsilen Âkil Adamlar grubuna alındığıdır. Gerçi başbakan için normal şeyler bunlar. Karabüklü Mehmet Ali Şahin’i Antalya’dan, Artvinli Faruk Çelik’i Şanlıurfa’dan vekil tayin eden başbakan için gerçekten de normal şeylerdir bunlar. Hocası Erbakan da öyleydi onun. Geçmişte Ağrılı Ahmet Tekdal’ı getirip Ankara’nın Keçiören’inden vekil seçtirmiştir bu millete.

    Başbakanın aklından Eyalet sisteminin geçtiğinin ikinci karinesi de partili milletvekilleriyle bölge bölge toplantılar yapmasıdır. Mesela bugün (4 Nisan) partisinin Marmara Bölgesi milletvekilleriyle toplantı yapacak Tayip Bey. Geçtiğimiz günlerde de diğer bölge milletvekilleriyle toplantılar yaptığı gibi. Anlaşılan Başbakan ve müstakbel Türkiye Başkanı Tayyip Erdoğan, Eyalet parlamentolarını da şimdiden dizayn ediyor kendine göre! 

    Bu adamlar akıllı mı yoksa kıllı mı?

    Geçenlerde, bu konuda şu yorumu paylaşmıştım okuyucularımla: Âkil Adamlar grubunun içinde ‘AKILLI’ adamların olup olmadığını gerçekten de bilmiyorum. Ancak bu grubun içinde bazı ‘KILLI’ adamların olacağı muhtemel gözüküyor. Umarım bir kıllıkla karşılaşmaz Türkiye’miz”. 

    Doğrusu bu öngörümde hiç yanılmamışım. Zaman zaman, gelecekten haber veren, gaibi bilen Erenlerden ve Allah’ın velî kullarından olduğumu açıkça söylüyorum ama bugüne kadar hiç kimseyi inandırabilmiş değilim bu konuda! Nice kerametler ve olağanüstü haller göstermeme rağmen hiç kimseler itibar etmiyor her nedense bana. Kerameti kendinden menkul meczup insanları şeyh kabul edip, “Badelenme” adı altında adamın koynuna giren, ne bileyim ben şeyhinin cinsel organında keramet ve şifa vehmedip işi şeyhinin cinsel organını öpüp yalamaya adar vardıran insanlar, benim aklın ve bilimin mürşitliğinde yapmış olduğum öngörülere bir türlü itibar etmiyorlar nedense! Kim bilir belki de kabahat bende. Çünkü benim sakalım yok. Üstelik kel kafamda fesim-sarığım da yok! E böyle olunca beni görenler, haklı olarak “sende şeyhlik ne gezer” deyip burun kıvırıyorlar. Arkasından da badelenmek için ver elini Bursa!(2)

    Oysa bizim “Akil Adamlar” grubunun içinde “KILLI” adamların olacağını tahmin etmemizden sadece iki gün sonra açıklanan listeden de anlaşılacağı üzere “Âkil Adamlar” grubunun içinde bir sürü kıllı adam yer alıyor!  Hayrettin Karaman, Ahmet Taşgetiren, Murat Belge, Etyen Mahcupyan, Abdurrahman Dilipak, Baskın Oran ve Yılmaz Erdoğan. Hepsi de kıllı adamlar bunların. Elbette sakallı demek istiyorum!!!

    Sözüm ona “Âkil Adam” olduklarına inanılarak listeye alınan adamlar hakkında birçok değerlendirme yapılabilir. Şöyle veya böyle oldukları söylenebilir ve söyleniyor da zaten. Ancak anlaşılıyor ki; listelerde yer alan isimlerin hemen tamamı, hükümete yakın olup, geçmişte Kürtlere haksızlık ve zulüm yapıldığını söyleyen, dolayısıyla onlara talep ettiklerinin verilmesini muhtelif ortamlarda ve şekillerde topluma deklare etmiş insanlardır. Bu insanların bir başka özelliği de Türk kavramından hazzetmeyen, Türk kavramının yeterince kapsayıcı ve toplayıcı olmadığını savunan adamlar olmalarıdır. İçlerinde eski Marksistler de var, dinciler de.  

    Âkil adamlar grubunun içinde İlahiyatçılar da bulunmaktadır. Anlaşılan geçmişte “Bu işin çözümünü ulemaya bırakalım” diyen Sayın Başbakan, günümüz ulemasının başını çeken Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ı ve İlahiyat kökenli gazeteci Ahmet Taşgetiren’i de almayı ihmal etmemiş listeye. O Ahmet Taşgetiren ki; vaktiyle Başbakanın vermiş olduğu talimatla Yeni Şafak’tan kovulmuş ve yazılarını, marketlerde ve benzin istasyonlarında bedava dağıtılan Bugün Gazetesi’nde yazmak zorunda bırakılmış bir adamdır.  Başbakan, bu tercihiyle bir anlamda Ahmet Taşgetiren’e iade-i itibarda bulunmuştur. Hem de İç Anadolu’yu temsil eden ekibin başına getirerek yapmıştır bunu. İç Anadolulu bir yazar olarak, Ahmet Taşgetiren’e ve elbette diğerlerine olur vermediğimi ve onların sözlerine itibar etmeyeceğimi belirtmek isterim!

    Öte yandan, genelde Bugün gazetesi gibi dağıtımı yapılan Star, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yazan bazı kalemşörler de var listede.  Bundan birkaç zaman önce Star gazetesinin, tuvalet kâğıdının bile parayla satıldığı KİLER marketlerinde halka ücretsiz dağıtıldığına bizzat şahit olduğumu belirtmem gerekiyor. Diğerleri de ondan farklı değildir herhalde… 

    Orhan Abimiz “Berhudâr” olsun, vallahi o da var listede! Oldu olacak, Bülent Ersoy’u, Serdar Ortaç’ı ve Demet Akalın’ı da alsalardı çok daha güzel olurdu. Hiç olmazsa “O Ses Türkiye” programı zaman zaman Başbakanlıktan yayın yapardı. Bülent Ersoy mu? Vallahi listede bulunan 63 kişinin pek çoğundan çok daha akıllı, çok daha bilgili, çok daha hassasiyetleri yüksek olan bir insandır kendi. Şahsen hiç de yadırgamazdım kendisini.   

    Vay anasını sayın seyirciler; Türkiye Cumhuriyeti’nin istikbali, Türk Bayrağı’nın adının bile değiştirilmesini teklif etme densizliğinde bulunan Hilal Kaplan gibi sıradan insanların vereceği akılla şekillenecek he mi? Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlık konusunda ha Cemalettin Kaplan, ha Hilal Kaplan? Lütfen aradaki farkı söyler misiniz bana? Tek farkları cinsiyetleri olsa gerekir. Alın “On Kasımlarda resmi görevimiz icabı içimiz kan ağlayarak gidiyoruz törenlere” diyen Şükrü Karatepe’yi, vurun Şeyh Sait’in ailesinin damadı olan Yılmaz Erdoğan’a…

    Son olarak, göstermiş olduğum onca keramete rağmen benim erenlere karıştığıma bir türlü inanmayan müstakbel müritlerime bir kerametimi daha önceden haber veriyorum; PKK’nın dayatmasıyla oluşturulan bu “Akil Adamlar” grubu var ya; pek yakında tasfiye edilecektir! Ben diyeyim üç hafta, siz deyin üç ay! Üç yıl mı? Hayır, kesinlikle hayır! O zaman bu iş beni keramet ehli velî olmaktan çıkarır ve sahte şeyh pozisyonuna, yani bir nevi şarlatan durumuna düşürür ki; benim kitabımda gerçekleşmeyecek absürt kerametlere asla yer yoktur. Türk Milleti ise bu tür saçmalıklara daha fazla tahammül edemez/etmemelidir. 

    Cemil Bayık ve Abdullah Gül’den Karşılıklı Restleşme

    PKK terör örgütünün Kandil’deki elebaşlarından Cemil Bayık’ın “Geçmişte bu deneyimi yaşadık. Erdoğan diyor ki -bu bir hükümet meselesidir, Meclis meselesi değil. Onun için yasalarda değişiklik, yasal güvenceler gerekmiyor- Bu aslında sorunu çözmemede direnmedir. PKK yasal güvenceyi görmeden tek bir adım atmaz. Meclis’in karar alması, çağrıda bulunması gerekiyor. Akil insanlar grubu hükümet tarafından belirlenemez, tarafsız olmalarız gerekir…”(3) şeklinde Kandil’den çektiği reste, Cumhurbaşkanı Letonya’nın başkenti Riga’dan şu restle karşılık vermiş:

    “Dağdaki insanlar silahı bırakıp normal hayata geçmezse, bu işler 3-5 sene sonra yeniden başlar ve çok kötü olur. Biz devlet olarak yılmayız, onlar açısından da çok acı olur…”(4).

    İyi güzel de efendim, o zaman bu millet, ata nöbetleşe binen ağa ile hizmetkâr hikâyesine dönüşen bu olayda hizmetkârın sorduğu o meşhur soruyu sorarsa ne olacak? Yani “Madem öyle, bize bunca şeyi neden yaşattınız, devletimizi neden bu kadar rencide ettirdiniz” derse ne cevap vereceksiniz? Yoksa bu sorunun hiç sorulmayacağını ve bu ülkenin babanızın çiftliği veya fabrikası olduğunu mu düşünüyorsunuz siz?

    Not: Yine böyle bir 4 Nisan günü karlı bir Ankara gününde ebediyete uğurladığımız Başbuğ Alparslan Türkeş’e Allah’tan sonsuz rahmetler diliyorum. Mekânı cennet olsun. Bu milletin tek umudu, onun bu mukaddes topraklara ektiği tohumdur. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır…

    _______________

    1-03.04.2013 tarihli Hürriyet, s, 17,

    2- ,

    3-03 Nisan 2013 tarihli Sözcü,“Meclis güvencesi olmadan çekilme için atım atmayız” başlıklı haber, s, 14.

    4-03 Nisan 2013 tarihli Hürriyet, “Bu iş yeniden başlar” başlıklı ve Sedat Ergin imzalı haber, s,16.

  • TC ‘yi Silmek ve Küçük ABD

    TC ‘yi Silmek ve Küçük ABD

    Hikmet Ersoy

    Son günlerin konuşulan ana konularindan bir tanesi de  “ TC – Turkiye Cumkuriyeti vb.”  kelimelerin resmi kuruluş ve teskilatlarin legolarindan cikartilmasidir.

    Nitekim Ziraat Bankası legosundan cikartildigi söyleniyor.. Herhalde gerisi gelecektir.

    Ek.yazida da belirtildiği gibi , bir takim güçler “ Anadolu Birlesik Devletleri..” adi altinda yeni bir “ Turkiyeli..” devleti kurmayi dusunuyorlarmis.

    Sozum ona ABD.ye ozenmisler “ Amerika Birlesik Devletleri” gibi olacagiz düsüncesindeler…halbuki esas dusunceleri  Turkiyeyi bölmek ,cesitli bolgelere ayirip

    Onlara ozerklik vermek…

    Fakat sunu unutmamak gerekir , Amerika Eyaletlere bolunmus ama hepsi kurulusda birleştirici olmus ve bir cati altinda toplanmislar..

    Halbuki bizde tamamen tersi durum gozukuyor..

    TC ‘yi Silmek ve Küçük ABD.

    Dün “Türk” sözcüğünden rahatsızlık duyanları yazmıştım. Aynı kafa, PKK ile sözüm ona “barış” görüşmelerinin sürdüğü şu günlerde kafayı Türkiye Cumhuriyeti ifadesine de takmış durumda:

    Hatırlarsınız; Ziraat Bankası geçen ay yeni logosundan TC’yi çıkarmıştı… Dün öğrendik ki; Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye Halk Sağlık Kurumu da 25 Eylül 2012’de tüm aile sağlık merkezlerine bir yazı göndermiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC ibaresini tabelalarından kaldırmalarını istemiş…

    Hatta TC’siz tabela fotoğraflarını da örnek alınması için yazıya eklemiş… Bunun üzerine birçok aile sağlık merkezinde TC’siz tabela dönemine geçilmiş!

    Yakında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın ve TC ile başlayan diğer kurum isimlerinin de değiştiğini duyarsanız; şaşırmayın…

    Önce Atatürk’ten rahatsız oluyorlardı.

    Sonra ‘Türk’e kafayı taktılar.

    Sıra TC’ye geldi!

    Küçük ABD!

    Peki kafalarındaki plan ne?

    Türkiye Cumhuriyeti‘ni yok edenler, onun yerine “ne”yi koymak istiyor?

    Bu sorununun yanıtı da belli:

    Yine dün öğrendik; dinci-bölücü ittifakının ileride kurmayı planladığı devletin adı Anadolu Birleşik Devletleri’ymiş…


    Küçük ABD yani!