Blog

  • Bilim ve Ütopya yeni sayısını Büyük Haziran Direnişi’ne ayırdı!

    Bilim ve Ütopya yeni sayısını Büyük Haziran Direnişi’ne ayırdı!

    Tarih : 30 Haziran 2013 – 16:21

    Bilim ve Ütopya’nın yeni sayısı, 1 Haziran’dan itibaren bayi ve kitabevlerinde! Derginin kapak sloganı ise, “DİRENİŞİN BİLİMİ”…

    Dergide Türkiye’yi sarsan Haziran Ayaklanması, ideolojik, siyasal, sosyolojik, psikolojik ve sanatsal boyutlarıyla işleniyor. Dergideki yazılar şu şekilde:


    Örgütlü Güç Oyunu Bozar – Emrah MARAŞO
    Direniş tek bir atakla bitecek bir hareket değildir. Direnişin zorbalıkla biteceğini sanan gericilik büyük bir yanılgı içerisindedir. Halk yeni biçimlerle, yeni mücadele araçlarıyla direnişini sürdürecektir. Cumhuriyet’e, özgürlüğe, bağımsızlığa sahip çıkan devrimci güç bu inisiyatifin önderliğini yaptığı, yeni örgütsel araçları ve mekanizmaları halkla birlikte kurduğu oranda halkın önü açılacak ve hareket liderine kavuşacaktır. 

    ‘Kemalizmle Mücadele Derneği’nin Yeni İcadı – Güney YAMAN 
    Ne güzel, “AKP Kemalistleşti” formülüyle, medyadaki idiyokratlarımızın, Komünizmle Mücadele Derneği dönemi İslamcılarını imrendirecek bir metafizik düzeyine ulaştıklarını da görmüş bulunuyoruz: İslamcılık iyilik mertebesine konulurken, Kemalizm bütün kötülüklerle özdeştir. AKP gibi bir partinin bile suçlarını Kemalizm’e yamayacak kadar, Kemalizm’i nefret nesnesi haline getirmişlerdir. Bunlar aydın değil ideolog, ideolojilerinde zerre birikim olmaması açısından da idiyokrattırlar. 

    Türk Toplumu, AKP’nin Biçmek İstediği Gömleğe Sığmadı – Yrd. Doç. Dr. Atakan HATİPOĞLU
    Yaşanan son olaylar, Türk toplumunun tarihsel ve sosyolojik birikiminin, Siyasal İslamcıların ona biçtiği elbiseye uymayacak kadar gelişkin olduğunu ortaya koydu. Vücudunuza çok dar gelen bir gömlek hareket ettiğinizde nasıl yırtılırsa, AKP’nin dinci-mezhepçi zihniyetinin Türk toplumuna giydirmeye kalktığı gömlek de öyle yırtılmıştır. 

    Korku İmparatorluğunun Sonu: İnsanlığın İlanı – Prof. Dr. Hüseyin ÖZEL 
    Taksim direnişinin aslında, piyasanın egemenliğinin hem ideolojik olarak hem de, özellikle bugünlerde kendini gösteren biçimiyle, yani devlet şiddeti ya da açık faşizm yoluyla sağlanmasına karşı bir direniş olduğunu söylemek olanaklı görünmektedir. Başka deyişle, direniş piyasaya karşı kendi insanlığımızın dile getirilmesi çabasından başka bir şey değildir.

    Kamusallık Yeniden İnşa Edilirken – Doç. Dr. Çağatay KESKİNOK 
    Cumhuriyet’in bütün toplumsal değerleri yeniden ayağa kalkmaktadır. Bu süreç, kamusal alanın gelişeceği, halkın özgürleşeceği koşulları yaratacaktır. Eylemler, kamusal alanını yeniden inşa etmeye başlayan halkın gerçekliğidir; Vatan, Emek, Cumhuriyet ve Aydınlanma, kamusal ortak alanlar, doğal ve tarihi çevre, kent yaşamı için verilen mücadelelerin, hatta köylü mücadelelerinin aynı pota içinde kaynaşması sürecidir.

    Türkiye’nin Geleceği: Diktatörlüğün Ruhsallığına Karşı Gezi Parkı Ruhsallığı – Dr. Cemal DİNDAR 
    Kitlenin ötekine yönelen nefretini bizzat Lider’in nefreti olarak okumak gereklidir. Kitle, Lider’in diliyle, onun arzusu doğrultusunda konuşmaktadır. Despotizmin doruğunda, bu güce eklemlenen her söz ve eylem, ister bir miting alanında “…ezelim” nidaları, ister ölçüsüz bir şekilde şiddet uygulayan polis gücü olsun, bizzat Lider’in söz ve eylemidir.

    Gezi Parkı Üzerine Psiko-Sosyal Notlar: Ölüme Karşı Yaşam – Doç. Dr. Haldun SOYGÜR 
    Kendisinin malı gibi gördüğü insanları azmettiren ve kendisi gibi düşünmeyenleri kışkırtmaya çalışan bir iktidar neye hizmet etmektedir? Suçu açıkça ortada olanların cezalandırılmak bir yana neredeyse ödüllendirilmesi, mağdur konumundaki direnişçileri şiddet için kışkırtmak değil midir? Böyle bir tutum, sıradan bir polis memurunun kurbanı “insan gibi görmemesine” yol açmaz mı? Bu insanları, Madımak ateşinin karşısında, ağzından salyalar akarak “Cehennem ateşi işte bu” diyebilenlerin durumuna sürüklemez mi? 

    Yürüyerek Dik Durmanın, Durarak Yürümenin Yeni Formu: Çağdaş Sanat… – Ekrem KAHRAMAN 
    Daha direniş sırasında yaygın olarak özellikle müzik alanında ortaya çıkan marş, şarkı, dönüştürme vb. formlara sahip tepki yapıtlar ocaktan henüz inmiş ilk ateşin ısısını taşıyor olsalar da göreceksiniz önümüzdeki süreçte yepyeni sonuçlara yol açacaklar. Çünkü insani birey ve toplum olmanın beklenen ruhu, kalbi ve aklı uyandı. Uyanmakla da kalmadı hemen ayağa kalkıp kendini sokağın yaratıcı kucağına attı. 

    Direniş, Medya ve Sansür – Prof. Dr. Korkmaz ALEMDAR
    Gezi Parkı haberlerine sansür uygulayan doğrudan başbakandır. Bu sansür her bir iletişim aracının doğrudan denetlenmesi ya da yayın yasağı konularak yapılan bir sansür değildir. Daha vahimi “aba altından sopa” gösterilerek yapılan sansürdür. 

    Komplo Teorisyenlerinin Amerikan Hayranlığı – Haluk HEPKON
    Siyasi ufukları uluslararası güçlerin piyonu olmakla sınırlı AKP’li çevrelerin ortaya attığı komplo teorilerinin ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Halk hareketi er ya da geç hem onları hem de üretip yaydıkları saçma sapan senaryoları tarihin çöp sepetine atacaktır.

    Tıp ve Sanat – Prof. Dr. Ali KUTSAL
    Büyük bestecilerin biyografileri incelendiğinde Schubert, Chopin, Skrjabin gibi bestecilerin bir kısmının yaşamlarının hastalıkları nedeni ile sınırlı olduğunu bildikleri dönemlerde bile önemli besteler yaptıkları görülmektedir. Hatta bazıları ölmek üzere oldukları dönemlerde “hayatlarının eserleri” olarak nitelenebilecek besteler yapmışlardır. Rossini, Bizet, Smetana gibi besteciler ise kronik hastalıklarını yaratıcılıkları açısından itici güç olarak kullanmışlardır. 

    Marksist Yabancılaşma Teorisini Doğru Kavramak: Ütopik Sosyalizm mi? Bilimsel Sosyalizm mi? – Prof. YU Wujin 
    İki perspektif arasında temel bir farklılık vardır. Birincisinde yabancılaşma ahlaken aşağılanan negatif bir olgudur. İkinci aşamada ise yabancılaşma tarihsel nesnelliği olan kaçınılmaz bir olgudur ve olumlu karakteri tarihsel bakımdan tümüyle olumlanmalıdır. Genel düşünce akışının terimleriyle ifade edersek, birinci aşama, soyut insan tabiatı üzerine oturan, ahlaki yaklaşım içeren komünizm veya hümanizmin alanına girer. İkinci aşama ise tarihsel evrimin nesnel kaçınılmazlığı üzerinde yükselen tarihsel materyalizme bağlanır.

    Yüksek Öğretmen Okulları Gerçeği – Prof. Dr. Ali Nihat BOZCUK
    Temmuz ve Ağustos aylarının sıcağında her gün verilen 7 saatlik derslerde ve sonrasında gösterdikleri özverili çabalar, o dönemde eğitim ordusunun engin bir görev aşkı ile çalıştığını gören bizlere örnek oluyordu. Akşam etüt saatlerinde bizi ziyarete geliyor ve hepimize moral veriyorlardı. Çünkü bir hedefe kilitlendikleri için bu gayreti gösterecekler ve bizleri lise mezunu ederek bununla gurur duyacaklardı. 

    Bilim, Eğitim ve Siyaset: İnsan Doğası Üzerine Bir Deneme… – Çağrı Mert BAKIRCI 
    Bilimsel, tarafsız, gerçeklere dayalı ve kişisel beceri ve yetenekleri teşvik edebilecek bir eğitim sistemi, insanlığın ilerlemesi için garantiye alınması gereken en önemli haklardan biridir. Çünkü toplumların ne olacağı hususunda, bireylerinin eğitimi, dolayısıyla algıları, bilgileri, kültürleri ve eğitimle kazanılabilecek daha nice beceri ve yetenekleri yol gösterici olacaktır. ‹şte bu eğitimin art niyet taşımaması ve tarafsız, özgür, ilerici ve aydın olabilmesi için bilimin siyasetle temas ettiği en temel nokta da budur. 

    Bilimler – Prof. Dr. Remzi DEMİR 
    Öyle anlaşılmaktadır ki “bilim eleştirileri”nin ardında yatan en önemli etmenlerden birisi de, bilim ve teknolojinin binlerce yıllık yaşam biçimlerini ve anlayışlarını, nispeten çok kısa bir sürede yerle-bir etmeleridir. Ancak, geriye dönüş yoktur! Hakikî Dünya’nın sorunlarıyla olduğu kadar Teknolojik Dünya’nın sorunlarıyla da baş etmeyi öğrenmemiz gerekecektir ve bu yoldaki en güvenilir rehberimiz yine bilim olacaktır.

    YAŞAM AĞACI’nde Bu Ay: Polis Şiddetinin Araçları ve Sonuçları 
    Bu gazların ve kimyasalların birçoğundan kurtulmanın etkili bir yöntemi bulunmasa da, en isabetli olanı bu gazların kullanımının yasaklanması veya sınırlandırılması olacaktır. Çünkü bu kimyasallar, ölümcül etkilere neden olabilmektedir; hele ki belirli dozlar aşılacak olursa… Bu kimyasallarla karşı tepkimeye girebilecek bazı kimyasallar kullanılarak etkileri kısmen azaltılabilecek olsa da, biyolojik olarak bireyler bundan mutlaka kısa ve uzun vadede etkilenecektirler.

    Anlatı Ustası Devrimci Bir Yazar: Oktay Akbal – Feyziye ÖZBERK 
    Kendine özgü, yumuşak, sıcak ama vurucu bir anlatımı var Akbal’ın. Türkçeyi çok güzel kullanıyor. Kısa, yalın, canlı cümlelerle; kendiyle ya da bir okuruyla dertleşir gibi yazıyor. Bazen tek bir sözcükle meramını anlatmayı başarıyor. Yani az sözle çok şey söylüyor. İçtenlikli bir anlatımı var. 

    İslâm Astronomisi – Prof. Dr. Melek DOSAY GÖKDOĞAN 
    Ortaçağ İslâm Uygarlığı’nda astronomi bilimine, her şeyden önce dinî gereksinimlerle ihtiyaç duyulmuştu. Bunların başında da Yaradan’ın eseri olarak evrenin sistemini anlama ihtiyacı ve daha sonra da pratik dinsel ihtiyaçlar geliyordu. Ayrıca, her ne kadar İslâm dinine aykırı olsa da astroloji dolayısıyla da astronomi ilgi çekiyordu.

    Devletler Kuran Eklembacaklılar ve Etçil Bitkiler – Prof. Dr. Nurdan İNAN 
    Bilinçli zihinsel deneyimler konusunda birbirine karşıt iki görüş mevcut. Bunlardan biri bilincin doğal seçilimle ortaya çıkmış olduğu, diğeri doğal seçilimle evrilmediği yönünde. Her iki durumda da asıl konu bilincin hangi hayvan bedenlerinde aranması gerektiği ve bulunduğunda nasıl tanımlanacağı oluyor. Karmaşık davranışlar ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği bilinçli bir zihni işaret etse de, her karmaşık davranış bilincin varlığını göstermiyor.

    BENZER HABERLER

    Direniş belgeseli: Artık Yeter!Redhack’i konu alan “Red!” filmi ile adından söz ettiren BSM-Bağımsız Sinema Merkezi, “Artık Yeter” filmiyle izleyici karşısına

    Gezi Parkı kapağı NTV Tarih Dergisi’ni kapattırdıDoğuş Grubu tarafından çıkarılan NTV Tarih dergisi, Gezi Parkı direnişini konu alan Temmuz sayısı nedeniyle derginin yayımlanmaması kararı

    (27 Mayıs 1915) Hükümet nihayet tehcir kararı aldıERMENİLER İÇ BÖLGELERE GÖÇ ETTİRİLİYOR Bu yazı serimizin altıncı ve son bölümünde sizlere Tehcir yani

  • İÜ Öğretim Elemanlarından Açıklama: “Öğrencilerimizin Yanındayız!”

    İÜ Öğretim Elemanlarından Açıklama: “Öğrencilerimizin Yanındayız!”

    İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI OLARAK, DAHA İYİ BİR YAŞAM İÇİN “DİRENEN” ÖĞRENCİLERİMİZİN YANINDAYIZ!

    IU campus_12

    IU logo_iu_12

    Akademik yaşamda diğer yarımız olan öğrencilerimizin, kent yaşamında söz sahibi olmak isteyen çeşitli toplum kesimlerinden yurttaşlarımızla birlikte, ekolojik bir çevrede özgürce yaşama hakkını savunmak üzere, siyasi iktidarın otoriter yaklaşımlarına karşı gösterdikleri direnişi ve bu direniş sırasında sergiledikleri zeki, yaratıcı ve yapıcı protestolarını büyük bir saygı, gurur ve hayranlıkla izledik. Bu barışçı direnişe karşı ortaya konan devlet şiddeti sonucunda, sayelerinde geleceğimizin şekillendiği bu değerli insanlara, canlarını ortaya koymak dışında bir seçenek bırakılmamasından dolayı büyük üzüntü duyduk. Bunların sonucunda yaşanan can kayıpları ve ağır bedensel hasarları kabullenmek mümkün değildir.

    Dahası, öğrencilerimizin gözaltı sürecinde uğradıkları hukuksuzluklar, maddi ve manevi işkenceler, hakaret, aşağılama hatta tacizlere engel olamamaktan dolayı hissettiğimiz çaresizlik, hukuk devletine olan inancımızı sarsmıştır. Devleti temsil edenlerce, sürekli olarak, kayıplarımız ve acılarımızla yan yana konması mümkün olmayan mali zararların gündeme getirilmesi ise, vicdanlarımızı ağır şekilde yaralamıştır.

    Devletin üst düzey yöneticilerinin üniversitenin temel değer ve öğretilerine aykırı olarak, dürüst ve güvenilir olmayan ifadeleri ve demokratik gösteri hakkını kullanan tüm direnişçileri “marjinal” olarak tanımlamaları, yaramızı daha da büyütmüş ve toplumdaki farklı kesimler arasında huzursuzluk ve çatışmaların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Yanı sıra, polisin yanında yer alarak, demokratik taleplerle gösteri yapanlara şiddet uygulayan bazı kişilerin ortaya çıkması ve bunların polis tarafından yönlendiriliyor olması, ülkenin geleceği için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

    Tüm bunlara karşın, çatışmalar sırasında devletin eksik kaldığı acil sağlık müdahalesini, hem meslek yeminlerinin gereği hem de bireysel ve toplumsal sorumlulukları olarak algılayan ve yaşamlarını riske atarak insanları taraf gözetmeksizin tedaviye çalışan tıp fakültesi öğrencilerimiz, hekimlerimiz ve sağlık personelimizle gurur duyduk. Sağlık Bakanlığı’nın acil sağlık müdahalesi yapanlara yaklaşım şekli ve uygulamaları ise bizler için bir utanç kaynağı oldu.

    Biz, aşağıda imzası bulunan İstanbul Üniversitesi Öğretim Elemanları, devleti temsil eden iktidar sahiplerini, çok geç olmadan toplumun meşru taleplerine yanıt vermeye, tüm yurttaşları kapsayan birleştirici ve sağduyulu bir tavır içine girmeye davet ediyoruz. Temel hak ve özgürlüklerini, yaşam biçimlerini, çevrelerini ve ülkelerini onurlu bir şekilde savunan insanlarımıza yönelen devlet şiddetini ve dayanaksız gözaltı ve tutuklamalarla sürdürülen susturma çabasını ise kınıyor ve bütün sorumluların hesap vermesini talep ediyoruz.

    İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI

    Doç. Dr. A. Deniz Morva Kablamacı
    Prof. Dr. A. Emre Öge
    Prof. Dr. Adalet B. Alada
    Doç. Dr. Ahmet Altuğ Çilingir
    Dr. Aylin Altınay Cingöz
    Prof. Dr. Ayşe Emel Önal
    Prof. Dr. Ayşe Güler Eroğlu
    Doç. Dr. Ayşe M. Kalay
    Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Yakar Önal
    Doç. Dr. Ayten Alkan
    Prof. Dr. Aytül Uyar
    Uzm. Dr. Bahadır Hakan Oğuz
    Yrd. Doç. Dr. Barış Altaylıgil
    Araş. Gör. Barkın Asal
    Prof. Dr. Başak Yücel
    Prof. Dr. Betigül Öngen
    Prof. Dr. Betül Baykan
    Prof. Dr. Bülent Önal
    Prof. Dr. Bülent Çetinel
    Prof. Dr. Bülent Ahıshalı
    Prof. Dr. Bülent Alıcı
    Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Şahin
    Prof. Dr. Dilek Yılmazbayhan
    Prof. Dr. Doğan Şahin
    Doç. Dr. Duran Üstek
    Yrd. Doç. Dr. E. Gülay Er Pasin
    Uzm. Dr. Emine Aysu Salviz
    Prof. Dr. Emre Çamcı
    Yrd. Doç. Dr. Erhan Keleşoğlu
    Prof. Dr. Erkut Tüzer
    Prof. Dr. Ertan Yurdakoş
    Prof. Dr. Fatmagül Berktay
    Doç. Dr. Ferhan Kaygısız
    Araş. Gör. Ferhat Sarı
    Prof. Dr. Feyza Erkan
    Prof. Dr. Feza Deymeer
    Prof. Dr. Funda Öztunç
    Araş. Gör. Gizem Bilgin Aytaç
    Doç. Dr. Gökçe Topal
    Prof. Dr. Güher Saruhan Direskeneli
    Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen
    Prof. Dr. Gülhan Türkay
    Yrd. Doç. Dr. Güven Gürkan Öztan
    Yrd. Doç. Dr. H. Cevahir Kayam
    Yrd. Doç. Dr. Hacer Ayşen Yavru
    Yrd. Doç. Dr. Hakan Güneş
    Doç. Dr. Hakan Bilhan
    Prof. Dr. Hakan Gürvit
    Prof. Dr. Hasan Kudat
    Prof. Dr. Hatice Kurtuluş
    Prof. Dr. Huri Özdoğan
    Doç. Dr. Işıl Çakan Hacıibrahimoğlu
    Prof. Dr. Işın Kılıçaslan
    Araş. Gör. Dr. İbrahim Akyazı
    Yrd. Doç. Dr. İlkay Nişancı
    Uzm. Dr. İlke Ali Gürses
    Doç. Dr. İnci Ö. Kerestecioğlu
    Araş. Gör. Dr. İzzet Mert Ertan
    Prof. Dr. İzzettin Önder
    Yrd. Doç. Dr. Kenan Ateş
    Doç. Dr. Kerem Karaboğa
    Prof. Dr. Levent Ürer
    Yrd. Doç. Dr. Mehmet Öztürk
    Prof. Dr. Mehmet Kaya
    Prof. Dr. Mehmet Can Akyolcu
    Araş. Gör. Mehmet Cemil Ozansü
    Prof. Dr. Mehmet Tevfik Özcan
    Prof. Dr. Meral Kızıltan
    Doç. Dr. Murat Birdal
    Prof. Dr. Murat Özyüksel
    Prof. Dr. Müge Devrim Üçok
    Prof. Dr. Müjdat Uysal
    Prof. Dr. Müjgan Alikaşifoğlu
    Prof. Dr. Nadir Arıcan
    Prof. Dr. Nergis Erdoğan
    Doç. Dr. Nesrin Ertan
    Prof. Dr. Nevzat Alkan
    Yrd. Doç. Dr. Nilnur Tandaçgüneş
    Prof. Dr. Nuriye Akev
    Prof. Dr. Oktay Demirkesen
    Prof. Dr. Olcay Şakar
    Prof. Dr. Orhan Arseven
    Dr. Oya Morva
    Prof. Dr. Özgür Kasapçopur
    Araş. Gör. Pedriye Mutlu
    Prof. Dr. Pınar Saip
    Prof. Dr. Piraye Oflazer
    Prof. Dr. Raşit Tükel
    Prof. Dr. Rezan Tuncay
    Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu
    Prof. Dr. Sabahattin Umman
    Prof. Dr. Selim Badur
    Prof. Dr. Selma Karabey
    Prof. Dr. Serdar Çintan
    Araş. Gör. Serhat Kurt
    Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu
    Prof. Dr. Seyhun Solakoğlu
    Yrd. Doç. Dr. Sezai Temelli
    Doç. Dr. Sibel Çakır
    Prof. Dr. Şahika Yüksel
    Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı
    Prof. Dr. Tamer Demiralp
    Prof. Dr. Taner Gören
    Prof. Dr. Tunçalp Demir
    Prof. Dr. Tülay Erkan
    Doç. Dr. Tülay Özkan Seyhan
    Prof. Dr. Türkay Demir
    Doç. Dr. Ufuk Sezgin
    Doç. Dr. Ufuk Özcan
    Prof. Dr. Ümmühan İşoğlu
    Doç. Dr. Veli Polat
    Yrd.Doç.Dr. Y. Doğan Çetinkaya
    Prof. Dr. Y. Ziya Ziylan
    Prof. Dr. Yağız Üresin
    Yrd. Doç. Dr. Yavuz Ilgaz
    Prof. Dr. Yücel Taştan
    Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan
    Doç. Dr. Zerrin Sungur
    Okt. Dr. Zerrin Baydar
    Doç. Dr. Zeynep Kıvılcım

  • Darbenin arkasında kim var?…

    Darbenin arkasında kim var?…

                                                 Mısır’da Mursi’ye karşı yapılan askeri darbenin arkasında dış güçlerin olduğunu önceki yazımızda dile getirmiştik. Şimdi, darbenin neden yapıldığı ve buna kimin destek verdiği konusu daha netleşmeye başladı. Bugünkü yazımızda bu konuya kısaca da olsa değinmek istiyoruz:

                                                Darbeyi yapan General Al-Sisi’nin tam bir Amerikan adamı olduğu ABD’nin davetleri ile bu ülkede birçok konferansa, toplantıya katıldığı biliniyor. İşte, bu süre içinde Amerikalılarla iyi ilişkiler kuran Sisi’nin ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel ilde darbe öncesi haftasında iki kez görüşme yaptığı da açıklanmış bulunuyor.

                                                      DARBEDE DIŞ GÜÇLERİN ETKİSİ

                                                      Şunu kesinlikle unutmamak gerekiyor:

                                                         Amerika’nın onayı olmadan, Mısır gibi son derece önemli bir ülkede, bir generalin darbe yapması mümkün değildir. Aylardır bunun alt yapısının hazırlandığı da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. ABD ve Mısır orduları arasında tarihsel işbirliğine bakacak olursak, Amerika’nın Mısır’daki bütün hareketlilikleri kontrol ettiğini de görmüş oluruz.

                                                        Şimdi denilecek ki “ Bu darbe hangi gerekçe ile yapıldı?” Bunun da yanıtını verelim:

                                               Müslüman Kardeşler’in güçlenmesi, bölgede terör estirmeye başlaması, Mısır’ın yanı sıra diğer bazı Ortadoğu ülkelerinde de Müslüman Kardeşler’in etkisinin görülmeye başlanması başta İsrail ve Amerika olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde endişe yaratmaya başlamıştı. Bunu sadece adı geçen ülkelerle sınırlı tutmamak gerekiyor. Zaman içinde bazı gerçekler su yüzen mutlaka çıkacaktır. İşte, Suudi Arabistan başta olmak üzere, bazı Arap ülkeleri de Müslüman Kardeşler’den rahatsız olmaya başlamışlardır.

                                                          HEDEFTE MÜSLÜMAN KARDEŞLER VAR

                                                          Kısa bir not düşelim:

                                                             Müslüman Kardeşler’den rahatsız olmayan, işbirliği yapan, onları kucaklayan tek ülke Türkiye’dir. Müslüman Kardeşler’in iş başına getirdiği Musti ile de ittifak içine girilmiştir. Hatta, Suriye’de Esad’a karşı Türkiye-Mısır birlikteliğinin herkes tarafından bilindiğini de söyleyelim. Türkiye, yapılan askeri darbenin de karşısında olmuştur. Biz de darbenin karşısındayız, bu başka bir şey, Müslüman Kardeşler’in ideolojisi, hedefi başka şeydir. Darbeyi yaptıran güçler bile darbenin karşısında en önde duranlardır ama bugün bu yapılanları meşru görmektedirler.

                                                              Bugün eğer Suriye’de iç karışıklıklar ve çatışmalar başlamış ve devam ediyorsa, bunda Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in parmağının ve etkisinin çok büyük olduğunu da unutmamak gerekir. Bu konuda Müslüman Kardeşler ile Türkiye, Esad üzerinde birlikte hareket etmişlerdir.

                                                            Daha açık ifade edelim:

                                                              Dış güçler, işlerine gelmediği zaman, çıkarlarına gölge düşeceğine inandıklarında, iş başında kendi getirdikleri liderler de olsa, gözlerinin yaşına bakmıyorlar. Siyasi tarihin derinliklerine baktığımızda bu örneklerle karşı karşıya kalırız. Mısır’daki son asker darbe, buna çarpıcı bir örnektir.

                                                        HER KONUDA ÇELİŞKİ YAŞANIYOR

                                                            Mısır’da Hükümeti şimdi Anayasa Mahkemesi Başkanı Mansur kuracak. Kurulacak teknokrat hükümet içinde kimlerin hangi görevlerde yer alacağı konusunda Amerika’nın etkisinin olacağı da görülecektir. Ortaya çıkacak kukla hükümet ile hem Amerika, hem Batılı güçlerin derin bir nefes alacağı da ortada görünüyor.

                                                          Dış güçler ne isterlerse yapabiliyorlar. Mısır’ın devrik Lideri Mübarek, yanılmıyorsak halkın % 70’inin oyu ile iktidar olmuştu. Müslüman Kardeşler, Mübarek’i koltuğundan indirdiğinde bunun adına “demokrasi” diyenler, şimdi askeri güçlerin Mursi’yi koltuğundan indirmesine “darbe” diyebiliyorlar. Demokrasiyi ve özgürlükleri kendilerine göre tarif ediyorlar. Amerika ve Batılı ülkeler ise Mısır’daki olaya “darbe” gözü ile bakmıyor ve “darbe” kelimesini kullanmıyor. Gelin de bu işin içinden çıkın çıkabiliyorsanız bakalım. Son olarak dünyanın darbeyi sadece seyrettiğini de yazımızın sonuna ekleyelim.

                                                           

                        

                                                           

                                                           

                              

                    

  • ABD resepsiyonunda söz düellosu  EGEMEN BAGIS VE BUYUKELCI RICARDONE arasinda

    ABD resepsiyonunda söz düellosu EGEMEN BAGIS VE BUYUKELCI RICARDONE arasinda

    EGEMEN-RICARDONA

    ABD Büyükelçiliği’nin Milli Gün resepsiyonu, ABD Büyükelçisi Frank Ricciardone ile AB Bakanı Egemen Bağış’ın “söz düellosuna” sahne oldu.

    ABD Büyükelçisi konuşmasında demokrasiye ve özgürlüklere vurgu yaptı. Özellikle ifade özgürlüğü, barışçı toplanma özgürlüğüne, hatta sosyal medyanın özgürlüğüne ağırlık veren Amerikalı Büyükelçi, bu vurguları gerek ABD Başkanları, gerekse Mustafa Kemal Atatürk’ten yaptığı alıntılarla destekledi. ABD Başkanı Barack Obama’dan da bir alıntıya konuşmasında yer verdi.

    Bakan Bağış’ın konuşması da Amerikalı elçinin konuşmasına “yanıt niteliğinde” oldu. Ve Bakan Bağış da Ricciardone’ye yanıtlarını yine ABD Başkanları ve Mustafa Kemal Atatürk’ten yaptığı alıntılarla destekledi. Amerikalı elçi, Obama’dan alıntı yaparken, Bakan Bağış da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan alıntı yaptı.

    RESEPSİYONDAN FOTOĞRAFLAR

    İşte Amerikalı Büyükelçi ve Türk Bakan’ın resepsiyondaki “söz düellosu”…

    ABD BÜYÜKELÇİSİ “ÖZGÜRLÜKLER EBEDİYETE KADAR DESTEKLENMELİ” DEDİ: “Bağımsızlık gününde, Amerikalılar özgürlükleri kutluyor ve özgürlüğün ebediyede kadar desteklenmesi konusunda kararlılığı vurguluyor. Bir Cumhuriyet olarak bağımsızlığımızı ilan etmemizden 237 yıl sonra, ne kadar provokatif, mevcut sisteme yönelik ne kadar eleştirel olursa olsun, hala düşünce bağımsızlığımızı kutluyoruz…”

    BAKAN BAĞIŞ “ÖZGÜRLÜKLERE SAYGILIYIZ” DEDİ:  Ricciardone’nin özgürlüklere vurgu yapan sözlerine karşılık ise Bakan Bağış “Sayın Büyükelçinin de vurguladığı gibi, biz insanların görüşlerine, fikirlerine önem veriyoruz” yanıtını verdi.

    AMERİKALI ELÇİ, KENNEDY’DEN ALINTI YAPTI: ABD Büyükelçisi, eski Başkan Kennedy’den alıntı yaptı; “Hoşa gitmeyen gerçekleri, yabancı fikir ve felsefeleri, ve rekabetçi değerleri, Amerikan halkına göstermekten korkmayız. Halkının gerçekleri ve yanlışları açık bir ortamda ayırt etmesinden korkan bir ulus, kendi halkından korkan bir ulustur….”

    BAKAN BAĞIŞ, THOMAS JEFFERSON’DAN ALINTI YAPTI: Ricciardone ABD eski Başkanı Kennedy’nin alıntı yaparken, Bağış da eski başkanlardan Thomas Jefferson’un sözüne atıf yaptı; “Seçim sandıkları, kurşunlardan daha güçlüdür- The ballot is stronger than bullets”

    AMERİKAN ELÇİSİ GEZİ OLAYLARINA ATIF YAPTI: “Sizin dostunuz ve müttefikiniz olarak, tüm siyasi ve sosyal kesimlerden Türk halkını büyük dikkat ve saygıyla dinliyoruz. Ve, ikametgahımın penceresinden Kuğulu ve Kennedy caddesindeki kalabalıkları dinlediğimde, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal’in sözlerinin yankısını duyuyorum..”

    BAKAN BAĞIŞ: “TÜRKİYE EN DEMOKRATİK DÖNEMDE”: Ricciardone’nin isim vermeden Gezi protestolarına atıf yapmasına karşılık, Bakan Bağış da Türkiye’nin “en demokratik dönemini yaşamakta olduğunu” söyledi. Bağış, “Türkiye bu süreçte fikirlerin en özgürce ifade edildiği, en demokratik ve en çağdaş dönemini yaşamaktadır. Şiddet içermeyen her türlü düşünceye açığız.”

    AMERİKAN ELÇİSİ ATATÜRK’TEN ALINTI YAPTI: ABD Büyükelçisi, Gezi olaylarından isim vermeden bahsettiği konuşmasında, Atatürk’ten şu alıntıyı yaptı; “Fikir cereyanları, cebir ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez. Bilakis, takviye edilir. Buna karşı en müessir çare, gelen fikir cereyanına mukabil fikir cereyanı vermek, fikre fikirle mukabele etmektir. “

    BAKAN BAĞIŞ DA ATATÜRK’TEN ALINTI YAPTI: Ricciardone Atatürk’ten alıntı yaparken, Bakan Bağış’ın da Atatürk’ten alıntı yapması dikkat çekti;”Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur…”

    AMERİKALI ELÇİ, OBAMA’DAN ALINTI YAPTI: Ricciardone konuşmasında Başkan Obama’nın Branderburg’da yaptığı konuşmaya da atıfta bulundu; “Bizimle aynı fikirde olmayanları dinlemek, gücümüzü nasıl kullandığımız ve onu nasıl sınırlandırmamız gerektiğini açıkça tartışabilmek; hükümetin her zaman bireye hizmet etmek için varolduğunu, ve bunun tersinin mümkün olmayacağını hatırlamak gibi, tüm demokratik hükümetlerde hepimizin karşılaştığı zorlukları kabul etmeliyiz.”

    BAKAN BAĞIŞ, Başbakan Erdoğan’DAN ALINTI YAPTI: Ricciardone’nin Başkan Obama’dan alıntı yaparken, Bakan Bağış da Başbakan Erdoğan’dan alıntı yaptı; “Fikrinden endişesi olmayan fikir özgürlüğüne karşı çıkmaz; inancından şüphesi olmayan inanç özgürlüğüne karşı çıkmaz. Şiddet içermedikçe ve şiddet çağrısı yapmadıkça her türlü düşünceye her zaman açığız”

    GÜNDEM

    ABD’den Atatürk ve Kennedy’li davetiye

    Zeynep GÜRCANLI / Aysel ALP

    Türkiye’nin Gezi olaylarını yaşadığı bu günlerde ABD’den de anlamlı bir mesaj geldi.

    ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde Milli Gün resepsiyonu için bastırılan program davetiyelerine biri eski başkan JFK diğeri de Mustafa Kemal Atatürk’ten iki alıntı koyuldu.

    Her iki alıntı da ifade özgürlüğüne ilişkindi.

    John F. Kennedy’den yapılan alıntı şöyle: “Gerçekleri, yabancı fikir ve felsefeleri ve rekabetçi değerleri Amerikan halkına göstermekten korkmayız. Halkının gerçekleri ve yanlışları açık bir ortamda ayırt etmesinden korkan bir ulus kendi halkından korkan bir ulustur.”

    Atatürk’ten yapılan alıntı şişe şöyle: “Fikir cereyanları cebir ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez. Bilakis takviye edilir. Buna karşı en müessir çare; gelen fikir cereyanına mukabil fikir cereyanı vermek, fikre fikirle mukabele etmektir.”

    BAKAN GÜLER: EKLENECEK BİR ŞEY YOK

    MSB Bakanı İsmet Yılmaz ile AB Bakanı Egemen Bağış az önce resepsiyona katıldı. Ardından resepsiyona İçişleri Bakanı Muammer Güler de katıldı.

    İçişleri Bakanı Muammer Güler, PKK’nın çekilmesiyle ilgili “Yüzde 15 nasıl çekildiyse, kalanı da öyle çekilir. Biz söyleyeceğimizi söyledik. Başbakan herşeyi söyledi. Ekleyecek bir şey yok.” dedi.

    BAĞIŞ’TAN ALINTI

    AB Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış da eski ABD Başkanı Thomas Jefferson’dan bir alıntı yaparak “Sandık her zaman kurşundan daha güçlüdür”, ‘The ballot is stronger than the bullet’ ifadesini kullandı.

    Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci  Egemen Bağış, Mısır’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine Bağış, süreci çok yakından takip ettiklerini belirtti.

    Bağış, ABD’deki dinleme skandalına ilişkin soru üzerine de Dışişleri Bakanlığı’nın ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarını çağırarak gerekli bilgiyi aldığını ve açıklamayı yaptığını ifade etti. Bağış, “Dost ve müttefikler birbirlerini dolaylı dinlemeye ihtiyaç duymazlar. Can kulağıyla, yüz yüze dinlerler” ifadesini kullandı.

    RICCIARDONE ATATÜRK’ÜN SÖZLERİNDEN ALINTI YAPTI

    HÜKÜMET ÜYELERİ RESEPSİYONDA

    Guardian Gazetesinde çıkan, Londra’da Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekibinin dinlendiği yönündeki haberlerin ardından Haziran ayı içindeki İngiliz milli gün resepsiyonuna hükümetten hiçbir bakan katılmamıştı.

    ABD yönetiminin aralarında Türk temsilciliklerinin de bulunduğu diplomatik misyonlarını dinlediğine ilişkin haberlerin ardından gerçekleşen ABD Milli gün resepsiyonuna ise şu ana kadar iki bakan katıldı.

    Şu anda resepsiyonda Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ve Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı bulunuyor.

    CHP’den iki genel başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ve Faruk Loğoğlu’nun katıldığı resepsiyonda MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural tarafından temsil ediliyor.

    CHP’Lİ LOĞOĞLU: “MURSİ’NİN ÖNERİSİNE SAHİP ÇIKILMALI”

    ABD Milli Gün resepsiyonunda gündemin ilk konularından biri Mısır’daki gelişmelerdi.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin muhalefete bir koalisyon önerisinde bulunduğunu hatırlatarak, “Bu öneri yetersiz olabilir ancak öneri yetersiz bile olsa ülkede demokrasinin devamı için muhalefetin bu çağrıya kulak vermesi gerekir. Öneri yetersiz de olsa Mursi’nin bu önerisine sahip çıkılmalıdır” dedi.

    RICCIARDONE: “KENNEDY CADDESİ’NDEN GEÇERKEN ATATÜRK’ÜN SÖZLERİNİ OKUDUM”

    ABD Büyükelçisi konuşmasının bir kısmını Türkçe, bir kısmını İngilizce yaptı.
    Ricciardone, “Durum ne kadar provokatör olsa da, özgürlüklerin ülkemizde savunucusu olduk” dedi.

    Büyükelçi ayrıca, Obama’nın Almanya Brandenburg’da yaptığı konuşmanın “Hükümetin her zaman bireye hizmet etmesi gerektiğini kabul etmeliyiz” bölümünden alıntı yaptı.

    SOSYAL MEDYA VURGUSU

    “ABD her zaman olduğu gibi sizinle” diyen Büyükelçi, özgürlükler konusunda üç noktaya özellikle dikkat çekti;

    -İfade özgürlüğü
    -Barışçı gösteri hakkı
    -Özgür medya ve şu anda sosyal medya özgürlüğü…

    Ricciardone, “Hemen aşağıda, Kennedy caddesindeki gösterilerin seslerini duyarken Atatürk’ün sözlerini okudum;” derken davetiyede de yer alan Atatürk’ün sözlerini davetlilere okudu.

    Büyükelçi, “Amerikalıların da anlaması için bunu bir de İngilizce söylemeliyim” diyerek Atatürk’ün sözlerini ABD’liler için İngilizce olarak tekrar etti.

    (*Görseli büyütmek için üzerine tıklayın)

  • Endişeliyiz: New York Barosu ndan Erdogana Mektup

    Endişeliyiz: New York Barosu ndan Erdogana Mektup

    05 Temmuz 2013 Cuma 06:11

    New York Barosu (New York City Bar Association), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektupta avukatlara yönelen hukuksuz yakalama ve gözaltıları kınadı, Türk hükümetine “avukatlara yönelik saldırılara bir son vermesi” yönünde çağrıda bulundu.

    erdogan  endiseliyiz_h10351
    New York Barosu resmi web sitesinde yer alan haberin Türkçe çevirisi

    New York, Haziran 24, 2013 – New York Barosu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektupta “hukukun üstünlüğünün korunması ve Türkiye’de son dönemde olan olaylar sonrasında avukatların hedef alınması ve gözaltına alınmalarına ilişkin endişelerini” ifade etmiştir.

    New York Barosu Uluslararası İnsan Hakları Komitesi ile Avrupa İlişkileri Komitesi tarafından hazırlanan Baro Başkanı Carey R. Dunne imzalı mektupta, 11 Haziran 2013 tarihinde Çağlayan Adliyesi’nde barışçıl bir protesto gerçekleştiren avukatların etraflarının özel güvenlik görevlileri ve çevik kuvvet tarafından sarıldığı, avukatların saldırıya uğradığı, yerlerde sürüklendiği, dövüldüğü ve tekmelendiği olaya değinilmiştir. Bu uygulamalar sonrasında avukatların elleri kelepçelenmiş ve bu avukatlar hukuksuz olarak 11 saat polis aracında gözaltında tutulmuşlardır. Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın, avukatlara yönelen saldırı ve hukuksuz gözaltılar ile ilgili olarak başsavcı ile görüşmesinde, başsavcı yakalamalara ilişkin talimatı kendisinin verdiğini kabul etmiştir.

    Mektupta “Türkiye’de avukatların hedef alınması”,”Tehlikeli ve endişe verici bir gidişat” olarak değerlendirilmiştir. Mektupta şöyle denmektedir: “Polis, Çağlayan Adliyesi’nde biber gazı da dâhil aşırı güç kullanmış,herhangi bir suç isnadı olmaksızın yargı görevi yapan kişileri yakalamış ve gözaltına almıştır. Birleşmiş Milletler Yargıçlar ve Avukatların Bağımsızlığı Özel Raportörü Gabriela Knaul, her geçen gün artan sayıda Türk avukata terörle ilgili suç isnat edildiğini belirtmiştir. “Nitekim protestoların başladığı Mayıs ayından bu yana avukatlar hedef alınmış ve hükümete karşı yaptıkları barışçıl protestolar nedeni ile yakalanmışlardır ve avukatlara terörle ilgili suç isnat edilmiştir. Gerek Avrupa Parlamentosu gerekse Özel Raportör, sizin politikalarınıza barışçıl bir biçimde muhalefet edenlerin cezalandırma teşebbüslerini kınamaktadırlar”.

    Mektuba göre, barışçıl protestolarına karşılık avukatların hedef alınması ve hukuksuz olarak gözaltına alınmaları, Türk Anayasası’nda güvence altına alınan en temel hakları ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile avukatların mesleki faaliyetlerini “hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz bir müdahale ile karşılaşmadan” yerine getirebilmeleri gerekliliğini içeren Birleşmiş Milletler Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipler de dâhil Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde yer alan hakları ihlal etmektedir.

    New York Barosu, gönderdiği mektupta, Avrupa Parlamentosu’nun “Barışçıl ve meşru protestolara karşılık Türk polisinin orantısız ve aşırı güç kullanımına” ilişkin 13 Haziran tarihli kararında ifade ettiği endişelere ve Avrupa Parlamentosu’nun Türk hükümetine yaptığı “tutuklanan ve gözaltına alınan tüm barışçıl protestocuların ivedilikle serbest bırakılması” ve “tüm gözaltında tutulanların kendilerinin seçeceği avukatlara, herhangi bir sınırlama olmaksızın erişimlerinin” temin edilmesi yönündeki çağrıya aynen katılmıştır.

    Mektup “New York Barosu, sizi, avukatlara karşı baskı ve şiddet yoluyla ve hukuksuz yollardan yapılan saldırılara bir son vermeye çağırmaktadır. Bu, Türkiye’deki demokratik kurumların meşruiyetini korumak ve hukukun üstünlüğüne bağlılığınızı göstermek için gerek iç hukuk gerekse uluslararası hukuk uyarınca gereklidir,” şeklinde son bulmuştur.”

    NOT:

    İngilizce metne aşağıdaki linkten erişilebilir:

    Haber Kaynağı: OdaTv.com
  • Denizlerdeki Ambargo

    Denizlerdeki Ambargo

    Kıbrıslı Rumların 1963 yılından beridir Kıbrıslı Türklere uyguladığı ambargoları, anavatan Türkiye’nin dışında hiç kimse ağzına almazken ve bırakın haklarımızı savunmayı, düşünmeye bile tenezzül etmezken, Kıbrıs Rum tarafı Türkiye’nin kendisine uyguladığı limanlar ambargosunu fırsatını bulduğunda her yere şikâyet ediyor.

    Merkezi Limasol’da olan Kıbrıs Rum Armatörler Birliğinin başkanı Yorgos Muskas, hafta içinde yer alan bir çalışma yemeğinde, İngiltere Dış İşleri ve Ortak Refah Ülkeleri Bakanlığında bu yılın başlarında kurulmuş olan ve Avrupa Direktörlüğü içinde yer alan Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’yi kapsayan Doğu Akdeniz Ekibi başkan yardımcısı Hinesh Rajani ile Lydia Starchman’a, Türkiye’nin Kıbrıs Rum bayraklı gemi ve uçaklara uyguladığı ambargoyu şikayet etti.

    Bay Muskas bu şikayetlerine ilaveten birde İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague’ye verilmek üzere ellerine bir mektup tutuşturdu.

    Willliam Hague’a gönderdiği mektubunda da, Kıbrıslı Rumlara yardım etmek için Türkiye ile olan iyi ilişkileri kullanarak, Türkiye’nin uyguladığı ambargoyu kaldırabilmek için elden ne gelirse yapmasını talep etti. Üstelik bu talep yazısı içinde de, Kıbrıslı Rumlarla birlikte, hem Türkiye’nin hem de Avrupa Birliğinin zarar gördüğünden bahsetti.

    Gönderdiği mektubunda özellikle de bu ambargonun Avrupa Birliğinin ekonomisine çok zarar verdiğine, en çok da Kıbrıs Rum Kesimine zararının dokunduğuna değindi.

    İşi kızıştırmak ve Türkiye’yi cezalandırıcı karşı bir eylem yapmak için de, Türkiye’nin bu ambargosuna misilleme olarak tüm Avrupalı armatörlerin sahibi oldukları gemilere kolay ülke bayraklarını çekmek yerine bunları değiştirerek Avrupa Birliği içinde üçüncü büyük deniz filosuna sahip Kıbrıs Rum kesiminin bayrağını çekmeleri gerektiğini talep etti.

    Bay Muskos bu talebini rica olarak değil, Avrupa Birliğinin Türkiye’ye ambargo uygulaması talebi olarak istedi.

    1987 yılında Kıbrıs Rum bayraklı gemi uçaklara deniz ve hava limanlarını kapatan Türkiye, Mayıs 1997 tarihinde aldığı yeni bir kararla bu uygulamasının içeriğini değiştirerek yaptırım alanını genişletti ve Kıbrıs Rum tarafı ile herhangi bir şekilde bağı olan ve sahipleri arasında Kıbrıs Rum vatandaşı veya da Kıbrıs Rum tarafına tescilli bir şirket bulunan gemi ve uçakların da deniz ve hava limanlarına girişini yasakladı. Buna ilaveten Kıbrıs Rum tarafından kalkan bir gemi veya uçak da, bayrağı ne olursa olsun Türkiye’nin deniz ve kara limanlarına girişi yasaklandı.

    Kıbrıs Rum kesimi, dünyanın 10. ve AB’nin 3. büyük deniz filosuna sahip. Avrupa Birliği ülkelerine ait gemilerin yüzde 12’si Kıbrıs Rum bayraklı ve dünya üzerindeki gemi yönetim şirketlerinin nerdeyse dörtte biri, toplam da 60 tanesi de Kıbrıs Rum tarafında tescilli.

    Bu şirketlerin yönettikleri gemilerin hiç biri, bayrağı ne olursa olsun Türkiye limanlarına giremiyor. Türkiye’nin Kıbrıs Rum tarafına uyguladığı ambargonun Kıbrıslı Rumlara faturası bayağı büyük.

    Türkiye’nin Avrupa’nın enerji transit merkezi olması ve Irak, Azerbaycan ve o yöreden çıkan petrolün Akdeniz’e çıkış kapısının İskenderun’da olması nedeni ile Kıbrıs Rum bayrağı taşıyan petrol tankerlerinin neredeyse tümü ve bunlara sahip olan şirketler Kıbrıs Rum kesimini terk etmek mecburiyetinde kaldı.

    Sadece 2008 yılında, Türkiye’nin Kıbrıs Rum bayraklı deniz taşıtlarına uyguladığı ambargonun Kıbrıs ekonomisinin verdiği zarar 138.5 milyon Avro tutarında. Bu miktar Kıbrıs Rum tarafının

    Gayrı Safi Yurt İçi Hasılasının yüzde 1.3’ü. Kıbrıs Rum Denizcilik sektörünün zararı ise 100 Milyon Avro. Toplamda ortalama senede 250 milyon Avro gibi bir zarara uğruyor Kıbrıs Rum kesimi.

    Hava taşımacılığında ise, Türkiye’nin hava sahası Kıbrıs Rum bayraklı uçaklara ve Larnaka ile Baf’tan kalkan farklı bayrak taşıyan uçaklara kapalı olduğu için, Rusya, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerine gitmek isteyen bu uçaklar, Anadolu’nun üzerinden kestirme uçmak yerine, Karadeniz’in kuzeyindeki ülkelerin hava sahasını kullanmak zorunda kalmaktalar. Bu nedenle de hem maliyetleri artmakta hem de pahalı biletler nedeni ile yolcu kaybına uğramaktalar.

    Türkiye’nin Rum hava ve deniz taşıtlarına uyguladığı ambargonun kalkmasının tek koşulu var. KKTC’nin dünyaya açılan havaalanı olan Ercan havaalanının uluslararası uçuşlara açılması. Ercan uluslararası uçuşlara açılmadıkça, Rumlar, Hague’da, Kraliçe Elizabeth’e de, Obama’ya da, Putin’e de mektup gönderseler bu ambargonun kalkmayacağı açık.

    Her şey karşılıklı, sevgi de, şer de, ambargo da….

    Ata ATUN

    e-mail: [email protected]

    5 Temmuz 2013

  • ONUNCU YIL

    ONUNCU YIL

    ONUNCU YIL

    HÜSEYİN MÜMTAZ

                   Bu, başka bir “Onuncu Yıl”..

    Kara bir günün tam onuncu yılı. 5000 yıllık Türk tarihinin en acı günü.. 2222 yıllık dünyanın en eski ordusunun mensuplarına bizzat “müttefikleri” tarafından Chuwall geçirilişinin tam onuncu yıldönümü.

    Asıl Onuncu Yıl Marşı’na asabı bozulanlar, Chuwall’ın bu onuncu yılını hangi marşla kutlayacaklar acaba?

    Yoksa duymazdan, bilmezden, görmezden mi gelecekler?

    On yıl önce yaptıkları gibi..

    Türk askerleri Süleymaniye’de Chuwallanmış, Kerkük’te sorgulanmış ve Chuwallar içinde kamyonla Bağdat’a taşınmışlardı..

    Amerika’da resmi tatil olduğu için orada ve burada tam 60 saat boyunca kimseye ulaşılamamıştı.

    60 saat, 3 gün eder..

    Hani o topraklar Osmanlı “bakıyyesi” idi?

    On yıl önceki Chuwall’dan on yıl sonra ge(tiri)ldiğimiz noktanın farkında mısınız?

    Lice’de baskına uğrayan karakolun “kendini koruyan silahları” tümüyle toplatılmış.

    Terör örgütü silahlarını teslim etmeyince elbette başkasından alacaksınız..

    Eskimeyen dost İskender Öksüz karabatak gibi.. İlkinden 40 yıl sonra çıkardığı ikinci kitabında bir Amerikan strateji belgesinden söz ediyor; (“TÜRK’ÜM ÖZÜR DİLERİM”. Bilge Kültür Sanat Yayınları. Nisan 2013. Sayfa 85)

    “…Öyle ki üzerlerine düşeni yapan milletler sorumlu hareket etmenin yararlarını görecektir. Yolun kurallarına uyulmalıdır ve kuralları ihlal eden milletlerin karşılaşacağı müeyyideler bulunmalıdır”.

                   Yâni Chuwall= Müeyyide..

    Yaa, işte böyle..

    Bu onuncu yılda, Türkiye’deki Amerikan misyonu hayli cevval..

    Sefiri Kebirleri Van-Hakkari turu atıyor, sadece Ankara’da değil, memleketin çeşitli yörelerinde “milli gün” resepsiyonları yapıyor; “elemanları” ise Hatay Kumlu, Gaziantep Tuğcan ve Büyük Antakya Otelinde cirit atıyor, türlü “toplantılar” yapıyor.

    İzmir’deki “Bağımsızlık Günü” resepsiyonuna….

    Yerlilerden kimler katılacak, not edeyim dedim, baktım o kadar kalabalık ki yazmaktan vaz geçtim;

    Evet  İzmir’deki “Bağımsızlık Günü” resepsiyonunda; ABD’nin bağımsızlığını kazanmasının üzerinden 237 yıl geçtiğini ve ülke olarak düşünce özgürlüğünü, statükoyu eleştirse de provokatif olsa da yeni fikirleri değerlendirip test ederek kutladıklarını ifade eden Ricciardone, Kennedy’nin “Tatsız gerçekleri, yabancı fikir ve felsefeler ve rekabetçi değerleri Amerikan halkına göstermekten korkmayınız. Halkının gerçekleri ve yanlışları açık bir ortamda ayırt etmesinden korkan bir ulus kendi halkından korkan bir ulustur” sözlerini aktarmış.

    Sonra da “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerinden büyük cesaret alıyoruz” demiş:

    “Fikir cereyanları cebir, şiddet ve kuvvetle reddedilemez. Bilakis takviye edilir. Buna karşı en müessir çare, gelen fikir cereyanına mukabil fikir cereyanı vermek, fikre fikirle mukabele etmektir”.

    Allah Allah, ne alâka, ne demek istemiş acaba?

    Geçen yıl konu ile ilgili yazımızı şöyle bitirmiştik;

    “ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Ross Wilson Washington’a 30 Ocak 2006 tarihinde gönderdiği şifreli mesajda, Türk askerinin başına çuval geçirilmesinin yarattığı travmayı anlatıyor ve ‘Bunun acısı bir kuşak boyunca geçmez’ ifadesini kullanıyormuş.

    Amerikalı’nın kendi fikridir.

    Ben kendi hesabıma, torunlarım dahil üç neslin bu acıyı/ayıbı/faciayı unutmayacağının garantisini veriyorum.

    İstiklâl savaşı kahramanı Miralay Reşat Çiğiltepe’nin aziz hâtırası önünde saygıyla eğiliyor; bu yazımı da onun atı kadar bile olamayanlara ithaf ediyorum”.

    Aynı noktadayım..

    Geçen yılki değil, 2222 yıl önceki değil, tam 5000 yıl önceki o noktadayım.. 4 Temmuz 2013

    57’İNCİ ALAY HER YERDE

    HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

  • ..TANRILAR DA ALDATIR

    ..TANRILAR DA ALDATIR

    Kölelik, Korku, Baskı ve Tek Adam Diktası,
    Hür Düşünemeyen Bir Toplum,
    Hür düşünemenin
    Allah’a Şirk’le Aynı Olduğu İdrak ikâmeye çalışan Bir Anlayış!

    (Anlayışa kurban olsun ..Belki Zihniyet! 🙁 Yok yok “Suiniyet”! ..Son kararım “Fırıldakiyet”) 🙁

    Gayri Cumhuriyet Ağacının Gögeside Geçirdiğin ..Dönem de bitecek gayri Eey Halkım, Ve Seni,
    Tedricen Alışacaklar “Zehr’e Bal Diye ..Banmaya”!..
    Şu An,
    Yok’edilen Bir Devrin Son Meyvelerini Yiyorsun,
    Yiyoruz Hep Birlikte!..
    Gayri Günaha Doğru Giden Yol (!),
    Attığın Her Adım Merkezin Dikasında, Kontrolünde Olacak!..
    Çünkü Bu Düzen(bazlık)ta Herkes Birbirine Polis!..
    Ve “Düzen”,
    Muhbirlik Üzerine,
    Korku Üzerine,
    “Köle-Efendi Üzrine ..olacak”!..

    ..An Gelecek ..Doğduğuna Pişma’nolacaksın!
    An Gelecek,
    Ölümü Özleyeceksin!..
    ve Kaybettiğin Cumhuriyet Değerlerini Çoook Arayacaksın…

    Artık Bana Bir şey Olmaz Deme,
    Özelikle Sana Olacak!
    Çünkü Bu Dönemde (!) Yek Sahi’bolacağın Şey,
    Korku,
    Korku,
    ve
    ..Daha Daha Çok Korku ..Olacak!..

    Gayri Allah Emri Diye Sundukları,
    Kafalarındaki o mütenasip, ..gömleği giydirecekler Sana,
    ve 40 Besmele ve Nidayla!..
    Yine Sana,
    En Uygununu (!) Onlar Seçecek!..

    ..Bunların Adına Bazan Şeyhülislam,
    Bazan Halife,
    Bazan da Ulema Denilecek Dönemde..
    Bu Emir/ler,
    Gayri Yağdıracaklar Sana O Altın Buyruklarını 1/2 tanrı edasıyla
    Ve En Kutsal Şekil!
    Ve artık Hayatının Ne Olduğu Değil,
    “Ne Olmadığı Önemli ..Olacak”!..

    Her Köşe Başında bir, işin Uzmanı Cin çıkar(ı)cılar,,
    Bilmem ne kadar okunmuş hatmi olup (hazır),
    el altından Satan pek mümin ve de mukadder kullar,,
    Ve Sen, ..Veya diğeri;
    Hesaplı Bulup ….aldığında “koltuğunun altına kıstırrp”
    …Neyi???
    Mutluluk içinde evinin yolunu tutacaksın, …ve O gün (akşam) hep Birlikte yiyeceksin Çoluk çocuk “Emtia-ül Kutsiyiyeyi”..
    Ama Hamdolsun Gayri Müslümansın..!
    ..Peki Önce neydin?
    Caaanım Orayı karıştırma sende…

    Peki..

    Amma ve Lâkin,
    ..“Dünya aynı,
    Mah Şehir köy aynı,
    ..Yer Aynı,
    Toprak Hava Su Aynı,
    ..inanmayacaksın ama,
    Allah ta aynı!
    Peki Ne Değişen Hayatında…..???
    “İŞTE BUNLAR EEY HALKIM, BUNLAAAR!..

    “Ve Sana Emir Verenler Gayri”,
    En kral malikhânerde yiyip içerken,
    Bilmem kaç numara Ramsey Mağaza (Bedestanı) Kapatırken,
    Ve Bol sayılı Zevceleriyle Alışverişleini Mütakip Evilerine Dönerken,
    ..Sen,
    Hamaylısını Düzelten, O,
    Ve hep Rüyalarını Süsleyen,
    Hint kumaşından mamul,
    ve Cemil İpekçi Kreasyonuyla Medel,
    Buketlenmiş Başı (Kerîme-Ül Bakire, …veya piliç beyza..)

    Görünce,
    …Sadece uzaktan Sümüğünü Çekerek bakacaksın Canım, ve 5’inin üstüne oturaracaksın!
    Ve Sana hep vaadedilen O,
    Cennetine Kavuşmak İçin (The Huri’s, Burada İng. çoğul yaptım nasıl görünüyor?)

    ve Vuslatı,
    Ölümü,
    ..Ve Ömür Tamamlamayı heyecanla Bekleyeceksin..
    Ve O günü iple Çekeceksin!..

    Ve

    Gayri Sana Cumhuriyeti Öcü Gösterenler ise,
    Asıl Öcü Olduklarını ….Saklama Gereği de Duymayacaklar..!

    Ve Karşına Geçp Bir Tas Suyla AK/lanıp,
    “Lütfen Takibetmeyin Muhitimize Geldik, Keh Keh”…

    Ve Bu Tevkil Tanrıları (Veklin de vekili)
    Maliye Defterdarı gibi (tahsildar doğrusu tabi)
    ..Her Cuma
    Cumayı Kaçıranları Arayacak ve felik fellik evinizde cirit!!! ve Müstehak Cezaya…
    ..Ama Değer.. 🙁
    Sevgiler…
    4.7.2013
    __YaLNıZ__
    (Eshabil Üstündağ)
    [email protected]

    Not: Yazının kalme alınışı 2010‘dur, videolar sonradan eklenmiştir link. (1. videoya tıklamanızı öneririm..)
    YORUMSUZ التعلي
    ..Silinmemesi dileğiyle Video..

    1)

    2)

    3)

    4)

    5)

  • Tahrir’den çıkarılacak dersler…

    Tahrir’den çıkarılacak dersler…

                                                   Mısır’da Müslüman Kardeşler’in temsilcisi Mursi’ye karşı son yıllarda dünyanın en büyük gösterileri yapılmış, bu gösteriler sonunda da Mısır Silahlı Kuvvetleri Mursi’ye karşı bir askeri darbe gerçekleştirmiştir. Zaten, Tahrir Meydanı’nda yapılan gösteriler uzun zamandır Mısır halkının Mursi yönetiminden rahatsızlığını ortaya koyduğu eylemlerle sarsılıyordu.

                                                   Öncelikle belirtmemiz gereken konu, demokrasilerde darbelerden yana olmadığımızdır. Ancak, meydanın sesine kulak verilmediğinde, bu tür darbelerin çeşitli yollardan geldiğini de görüyoruz. Daha önce Mübarek rejimi de bu meydandaki gösterilerle yıkılmadı mı? Mübarek’in de seçimle geldiğini düşündüğümüzde, demokrasilerin sadece seçimle sınırlı olmadığını da söylememiz gerekiyor.

                                                    DEMOKRASİNİN ANA KURALI

                                                        Mısır üzerinde Amerika’nın etkisini yok sayamayız. Halkın daha önce Tahrir’de ortaya koyduğu tepki, Amerika’nın arkasında durduğu Mübarek’i bile ayakta tutamadı. Mursi yönetiminin kurulmasında da Amerika’nın rolü yine ön planda oldu. Ancak, yine halkın direnci, eylemleri ve Tahrir’in sesi Mursi’nin 1 yıl bile dayanamaması ile çöktü. Bunda, Mursi yönetiminin çok büyük yanlışlarının ve halkın isteklerine yanıt verememesinin önemli olduğunu da unutmamak gerekiyor.

                                             Bu noktada Mübarek ile Mursi’yi de birbirine karıştırmamak gerekiyor. Amerika’nın kısa zaman içinde Mursi’den desteğini çekmiş olması da bu eylemlerin hızlanmasında ve bugünkü askeri darbenin gerçekleşmesinde rol oynamıştır. Bu nasıl mı oldu, kısaca ona bir bakalım:

                                                      Mısır’daki askeri darbeden sonra bir değerlendirme yapan ABD Başkanı Obama “Demokrasiler sadece seçimden ibaret değildir. Halkın sesine de kulak verilmelidir” diyerek Mursi rejiminin yıkılmasında hayal kırıklığı yaşamadıklarını vurgulamıştır. Mısır gibi bir ülkede askeri darbenin de Amerika’nın desteğinin dışında yapılmasının imkansız olabileceğini de düşünürsek, bu rejimin yıkılmasında bir dış müdahalesinin de var olduğunu görmüş oluruz.

                                              AŞIRIYA GİTMENİN BEDELİ

                                              Mursi, Müslüman Kardeşler’in temsilcisiydi. Göreve gelir gelmez, Mısır’da yapıyı değiştirmeye başlamış, kendi yetkilerini artırmış, kutuplaşma yaratmış, kadını yok saymış, şeriat kanunlarına göre ülkeyi yönetmeye kalkışmıştı. Sürekli olarak da dini siyasete alet etmeye başlamıştı.  Ülkedeki kilit noktalara da Müslüman Kardeşler kadrolarını yerleştirerek kendisini sağlama almayı amaçlıyordu. Daha da açıkçası bir diktatör görüntüsü çiziyordu. Hatta “Meşru seçimlerle iktidara geldim, istediğimi de yaparım”  havasındaydı. Buna bozulan ekonomiyi de eklediğimizde Mısır halkındaki rahatsızlığın ana nedenlerini görmüş oluruz.

                                                       Zaten Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in aşırılılıklarından başta İsrail, Amerika ve Batı ülkelerinde başlayan bir rahatsızlık vardı. Bu nedenle Mursi ve yönetimi sürekli mercek altında tutuldu. Zaten bölgedeki sıkıntının da had safhaya varmış olması Mursi yönetimini daha da sıkıştırdı ve askeri darbe ile son da gelmiş oldu. Askeri darbelere karşı çıkan dış güçlerin bile şimdi Mısır’daki durumu değerlendirirken “Sokağın sesine kulak verilmeliydi” demeleri bir yerde darbenin arkasında olduklarını da gösteriyor. Bazı Batı ülkeleri darbenin karşısında olduklarını söylüyorlarsa da bunun siyasi bir manevra olduğu da görülüyor.

                                              MISIR’DAN ÇIKARILACAK DERSLER

                                              Biz, yineleyelim: Başta askeri olmak üzere, her türlü darbenin karşısındayız. Bunu da hiçbir zaman alkışlamadık. Mısır’daki askeri darbeye de bu nedenle karşıyız.  Daha demokratik, daha halkın isteklerine eğilen bir yönetimin seçimle iş başına gelmesi ve ülkenin de aynı demokratik çerçevede yönetilmesi hepimizin isteğidir. Çünkü Mısır gibi İslam dünyasının önemli bir ülkesindeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık hem İslam ülkelerinde, hem bölgede depremlere neden olabilir.

                                                       Mısır’dan çıkarılacak ders ya da dersler var mı? Hiç kuşkusuz var. Mısır’daki askeri darbe, gerek askerin, gerekse sivillerin toplum mühendisliğine kalkmasını, demokrasiler için aynı ölçüde tehlikeli olarak görüldüğünün bir sonucudur. Koşullar ne olursa olsun, demokrasiyi savunmak, daha çok demokratik ortam sağlamak yönetenlerin kesinlikle dışlamamsı gereken en önemli konudur.  

                                             

  • İŞTE  SÜPÜRGE , İŞTE  LAVABO

    İŞTE SÜPÜRGE , İŞTE LAVABO

    Milyonlarca insanın nabzı “Tayyip İstifa,Tayyip İstifa ” diye çarparken, Başbakan Erdoğan “herkesi kör,alemi sersem sanan” bağnazlığında devam ediyor.
    “Arap Baharını gördük şimdi de Türkiye Baharına hazır olun diyorlar. Ey cahil! Türkiye’de Türk Baharı 3 Kasım 2002’de oldu. Ama onlar bunun farkında değil” diyor!
    Mısır’dada milyonlarca insanın nabzı “Mursi İstifa,Mursi İstifa”diye çarpmaktadır.
    Mursi “Devrimin şehitlerine ne teklif edebiliriz? Teklifimiz, meşruiyeti korumak için gerekirse can vermektir”diyor!

    *
    Aynı algı ve misyon gamında Erdoğan ve Mursi’nin meşruiyetleri -asla, halklarının iradesinden değil, ABD’nin neoliberalizm düşüncesi ve kurumunun uzun süredir Türkiye ve Orta Doğu’nun siyasal ve sosyal sarsıntılarında -bazen, saldırgan -bazen, esinleyici rol oynamak gücünden geliyor.
    Türkiye’de Erdoğan,Fethullah Gülen cemaati ve Mısır’da Muhammed Mursi bir kısım yandaşla birlikte toplumlarındaki yoksulluğun getirdiği belirsizlik, genel ahlakın bağlayıcılık gücünün azalmış olması, toplumsal hayatın belirsizlik ve sömürü sarmalına hapsolmuşluğundan bugünlere geldiler.
    Neoliberalizmden Sultan Abdülhamid’in pan-islamist resmi ideolojini sivil toplumdan kamusal ve özel yönetimlerden İslam Birliğine genişletmeyi satın aldılar.
    Karşılığında ulusal devlet modelinin aşılmasıyla bir bütün olarak Orta Doğu’nun sömürüye açılması için ülkelerini hızlı ve maksimum kâr hedefinde toplumların bütününe nufüz eden neoliberalizme verdiler.
    Aldılar-verdiler,aldılar-verdiler,aldılar-verdiler…

    *
    Türkiye’de biri cemaat diğeri siyasi parti olmak üzere iki kutuptan birlikte yürüdüler;Mahalle ağabeyi ve ablası nezaretinde seçim sandığı seçmen listeleri bazında köyler,beldeler,mahalleler ve semtlerde,
    Valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ve il-ilçe başkanları koordinasyonunda dernekler,okullar, öğrenci yurtları, dershaneler, vakıflarda,
    Bölge Kalkınma Ajansları,KÖYDES,BELDES,Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonlarında ve İslamcı iş yerlerinin istihdamıyla örgütlendiler, Avrasya’ya yayıldılar,eğreti kurumlarıyla genişlediler
    Seçimle ele geçirdikleri devlette Yargı’yı, Emniyet’i, Merkezi-Yerel İdareleri, sivil-askeri bürokrasiyi,özerk kuruluşları,üniversiteleri, medya ve bir bölüm sermaye kesimini ele geçirdiler ve büyüttüler, karşıtlarına tehdit oluşturmak üzere amansız bir parti-devlet kurdular.

    *
    Türkiye’deki değişimin türlü sürecini belirleyen bir pozisyona yükselen, içinde askeri gücün pasifize edilerek operatif fonksiyon yerine istihbarat fonksiyonu kuvvetlendirilmiş,
    Geride Türkiye’de neoliberalizm istikametinde demokratikleşmesini denetleyen CIA, Arap İslam ülkeleriyle ilişkileri belirleyen ve denetleyen MOSSAD ve TSK’ya “Marş”çeken NATO unsurlarından oluşan Milli İstihbarat Teşkilatı;Türkiye parti -devletinin yöneticisi oldu -hem, sivili -hem, askeri yönetiyor.
    Mısır’da bu örgütlenme,kadrolaşma ve genişleme henüz bu denli kökleşmemiş ve parti-devlet oluşmamıştır.

    *
    Ne ki,İslamcılığın demokrasiye aykırı olmadığı yargısında Erdoğan,Gülen, Mursi gibi İslamcı dini ve siyasi liderlerin küresel zenginliğin başlıca hammaddesi ve ürünü olan “Bilgi”nin yaratılmasında çok- çok yetersiz oldukları defaatle görülmüştür.
    Üstelik bu liderlerin değiştirilen sosyolojilerde dini arayışlarını öne çıkaran partileşmeye inanan, kendi çizdikleri yolun dışında hareket edenin -bilhassa, Batı’lının canına-malına kast-etmeye iman eden milyonlarca insan tipini yetiştirdikleri de -artık,biliniyor.
    Bu lider vizyonlarının Ortadoğu bölgesini bir arada tutmayı teminen hoşgörü,özgürlük ve demokratik istikrarı -dolayısıyla, kapsamlı bir barışa engel olduğu çok açık anlaşılmış bulunuyor.

    *
    Ülkelerinde de takiyye yolları tıkanmıştır -bu yüzden, -hem birbirleriyle içten içe dalaşıyorlar -hem,kendi ülkelerinde devletten aldıkları güçle karşıtlarını tehdit etmenin sınırını küresel boyuta çekiyorlar.
    İşte, MİT’ te İslamcılığın siyasi lideri Erdoğan’ın Müşteşarı Hakan Fidan,Habertürk gazetesine verdiği söyleşide Türkiye’de yabancı istihbarat servislerinin faaliyetleri konusunda İsrail ve MOSSAD’ı sorumlu tutuyor -mesela,”Tarihte ilk defa bir devlet başka bir devletin istihbaratının başına kimin geçtiği ile ilgili açıklama yaptı”diyor.
    Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Kırıkkale’de gazetecilere “Gezi Parkı olaylarının arkasında Yahudi diasporası olduğu” söylüyor -sonra,Musevi Cemaati’nden tepki gelince ifadesini geri çekiyor.

    *
    MİT’te Cemaat kanadından medyaya “Madem öyle! Müşteşar Hakan Fidan MOSSAD’a karşı neden bir operasyon yapmadı? Bir yandan “İsrail bana karşı” deyip bir yandan MOSSAD başkanı ile hem Mısır’da hem İstanbul’da görüşen Hakan Fidan değil mi? Bu çelişkiyi nasıl izah ediyorsunuz?” bilgisi geçiliyor.
    “3.dünya diktatörleri böyle davranır.Bir yandan İsrail ile iş tutar ama kamuoyu önünde İsrail’i yerden yere vurur.Bu belki İran’a ve Arap ülkelerine yakışır ama bizim kurumlarımıza ve bürokratlarımıza yakışmaz. Kapı arkasında kucak kucağa,kapı önünde boğaz boğaza;siz kimi kandırıyorsunuz?” ifadesiyle Erdoğan’a meydan okunuyor.

    *
    Türkiye parti-devleti -önce,Türk halkının Gezi Direnişlerindeki ferasetiyle -sonra, bu ferasetin yansıdığı ABD/CIA,İsrail/MOSSAD ve NATO unsurlarının denetiminde yönetilen MİT merkezinde Erdoğan’ın İslamcı-neoliberalizmi ile Gülen’in İslamcılığı kavgasında çöküyor.
    Mısır’da halk Mursi’nin oluşturduğu çok kötü finansal ve siyasal durumdan yararlanarak hükümet değişikliğini zorlama cesareti göstermiş -nihayet,
    Ordu sivil toplum ve dini kuruluş liderleriyle yaptığı iştişarelerden sonra Anayasa’yı yürürlükten kaldırmış ve Mursi’yi Cumhurbaşkanlığı görevinden almıştır, Mursi direniyor, aklınca tehditini küreselleştiriyor!

    *
    Parti-devletin pençesinde Türkiye’de Erdoğan ve Gülen’in çöküşünün -elbette, Mısırvari ordu vasıtasıyla olmayacağı açıktır -ama, demokratik bir darbe nedir,merak ediliyor!

    *
    Ilımlı İslam kepazeliği sona eriyor.

    4.7.2013

  • Şaşırırsın…

    Şaşırırsın…

    Gördün…
    Sürprizlerle doludur bu ülke…
    Ormanları yok ettin, ses çıkmadı…
    Ama bir ağaç dalından gidersin…

    *

    Genelkurmay Başkanı’nı kapatırsın içeri…
    Ordu komutanlarını, kuvvet komutanlarını hapse atarsın…
    Kartondan ordu yaparsın…
    Tam zafer sarhoşluğundayken sen…
    Gezi Parkı’nda, annesi altını değiştirirken bir bebek gözükür, milyonlar bir anda ordu ordu düşer peşine…
    Şaşırırsın…

    *

    Hukuku yıkarsın…
    Yargıyı bitirirsin…
    Savcı sen olursun…
    Yargıcın yerine oturursun…
    Ama gözyaşlarını sile sile balkonlarına çıkan o insanların yüreklerinde bir büyük mahkeme kurulur…
    Mahkûm olursun…

    *

    Valin…
    Emniyet müdürün…
    Tomaların, panzerlerin, gaz bombaların, bölük bölük polisin…
    Ama su şişesini yarım kesip mendili ile burnuna bağlamış genç kız yumruğunu salladı mı?..
    Çuvallarsın…

    *

    İstediğin kadar gazetelere el koy…
    Televizyonlara yalakaları oturt…
    Patronu korkut…
    Kendi kafana göre bir medya yarat…
    Ama 30 milyon muhabiri, 30 milyon yazarı, 30 milyon kameramanı, 30 milyon editörü, 30 milyon genel yayın müdürü olan sosyal medya yayına geçti mi…
    Çuvallarsın…

    *

    İstediğin kadar böl milleti…
    Bir anda sarılır birbirine; Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı…
    MHP’li, CHP’li, BDP’li, İP’li…
    Ülkücü, solcu, sağcı, milli görüşçü, komünist, muhafazakâr…
    Renklerini, farklılıklarını, kimliklerini bir kenara bırakıp el ele verdiler mi…
    Afallarsın…

    *

    Bak…
    Cumhuriyetin kurumlarını yıkabilirsin…
    İlkelerine tekme atabilirsin…
    Önderlerimizi aşağılayabilirsin…
    Ama gaz bombaları altındaki o gençlerimizin yüreklerindeki ışığı söküp alamazsın… Yurdun dört bir yanında bir anda başlarını güneşe çevirdiklerinde…
    Şaşırırsın…

  • DİKKAT , DİKKAT BİR UYARI HATTA KIRMIZI ALARM YAZISIDIR….

    DİKKAT , DİKKAT BİR UYARI HATTA KIRMIZI ALARM YAZISIDIR….

    Rafael SadiHasturk’de Rafael Sadi’nin yazdığı yazı.

    Şöyle ki:

    İsrail ile Türkiye arasında yeni bir ONE MİNUTE  krizi ön hazırlık

    çalışması  mevcuttur.

    AKP hükümeti Haziran 2013  Taksim olayları ile Sayın Başbakan ile birlikte , hatta en başta Sayın Erdoğan’ın  karizması oldukça derin bir yara aldı. Resmen karizma çizildi.

    Peki neden çizildi  derseniz herkesin biliyor olmasına rağmen bir iki cümle ile toparlamakta yarar vardır.

    1- Egemenliğin kayıtsız , şartsız tek sahibi olan Türk halkı ve gençliği   sayın başbakan’a bir mesaj hatta uyarı vermek ihtiyacı  hissetmiştir.

    2- Bu uyarı aynen bir kaç yıl önce çok beğendiğim bir reklam filmindeki

    Gibi bir sebep ile aynı üslup ile verildi. O reklam filminde  kelli felli  bir adam sırada bekleyen onlarca genci hiçe sayarak sıranın  en başına çocuğunu kapıp gelmiş ve hakkıymışçasına  sinemaya veya konser salonuna girmeye kalkmıştı. Bilet kesmekle görevli genç  adamı durdurarak:” Beyefendi sıraya girmeniz lazım ” deyince de  adam çocukluğumuzdan beri duymaya alışık olduğumuz ama bir türlü hazmedemediğimiz o tanıdık ifade  ve eda ile ” Sen Benim Kim Olduğumu Biliyormusun?” demişti.Yıllar yılı Türkiye’de birileri böyle deyince akan sular durur ve kapılar açılırdı.

    Çünkü  bunu söyleyen mutlaka sırtı kalın ve arkası kuvvetli birinin tanıdığı akrabası çıkar ve maalesef  dediğini yapmayan olursa  bir yerlere sürülürdü.

    Pırıl pırıl genç bilet kesici genç ise alışık olduğumuzun tam aksine  Hayır efendim ben sizin kim olduğunuzu bilmiyorum . acaba siz benim kim olduğumu biliyormusunuz diye sormuş ve adamı sıranın en sonuna göndermişti.Evet o sadece bir reklam filmiydi.

    Haziran 2013 Taksim ise hayatımızın tam kendisi gerçek yaşamımız idi ve Türk gençliği halkına  her şeyin hatta yaşamlarının sahibi  içişçesine hitap eden Başbakana  Sen bizim kim  olduğumuzu biliyormusunuz diye soruvermişti.

    3- Sayın Başbakan ve AKP hükümeti son 10 yılda  gittikçe artan bir tempo ile Atatürk Türkiyesi imajını değiştirmeye  ve bu ülkenin kurucusunu yıpratmaya adeta uğraşıyordu. Bu alenen belliydi de  hanı nasıl denir elde somut delil yoktu., Alkol satışının engellenmesi görüşmelerinde  Atatürk ve İnönü’ye atfen AYYAŞ demesi  gereken delili   dosyanın  içine koyuveriyordu. Bu aleni hakaret olmasına  rağmen devletin savcı ve yargıçları suç duyurusunda bile bulunamıyorlardı.

    4- Olay ve sebep daha çok tabii, Türk milletini din , dil Irk esasına göre değil de  kendisini TÜRK saymaya göre  sınıflandıran ” NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ” vecizesini bir kenara koyup  TÜRK ve TÜRKİYELİ diye bölmesine bile kimse  itiraz bile edememişti. 30 bin Türk insanın  katlinden sorumlu terör örgütü işe barış yapmasını ben bile olumlu karşılarken  yapılan barış anlaşmasının neleri kapsadığını ve hangi tavizlerin  verildiğini kimseye açıklamaması ve muhtemelen halkın onaylamayacağı bir toprak bölünmesinin (belki de hayır) endişesi , halkın ve muhalefetin YOK SAYILMASI , kendilerine soru soranlara Muhteşem Süleyman dizisinde çokça duymaya alıştığımız SEN KİMSİN Kİ bana bunu soracaksın türünden ifadeler de  bu gençliğin Haziran 2013 olaylarını ateşleyen körükleyen esaslardır diye düşünüyorum.

    Peki şu anda durum nedir?

    Şu anda AKP popülaritesi %50lerden %34’lere düşmüş, liderin popülaritesi sallandıkça yabancı para kurları  sallanıyor , döviz fiyatları artıyor, sıcak para çekiliyor , faiz  oranları farklı yerlere  taşınıyor ve geciken  Kürt açılım reformları (her ne ise kimse tam olarak bilmiyor ya, akil adamlar bile ) PKK’nın  sivil kanadı olan BDP’yi kızdırıyor ve adeta hükumeti suçluyor ve bir anlamda tehdit ediyor. Tehdit ile kalmıyor Lice olayı ile  olmadık bir yere de taşınıveriyor PKK daha bitmedi dedirtiyor.

    Kısaca Sayın Erdoğan’ın ve AKP’nin acilen bir kurtarma simidine  ihtiyacı var.

    Nedir bu kurtarma simidi?

    Yahudiler ve İsrail düşmanlığı.

    Gazze seyahati.

    Evet yanlış duymadınız.

    İlk sinyaller   Taksim olaylarının faiz lobisine bağlanması ve Faiz Lobi sininde Yahudilerin kontrolü altında olduğu sayın Başbakan tarafından ifade edilmişti.Çok gerekirse  videoları mevcuttur.

    İkinci sinyal ise geçen hafta sonunda  Gazze menşeli AL RAİ gazetesinden geldi ve ikinci one minute operasyonunu  temeli açıkça izah edildi.

    Evet Sayın Erdoğan İsrail , Mısır ve Ürdün’den izin alarak Gazze ve Ramallah’ı ziyaret edeceği yerde  Gazze gazetesinin haberine göre  Uluslararası sulara kadar bir savaş gemisi ile geleceği ve bir helikopter ile  Gazze’ye devam edeceği bildirilmektedir.

    Gelelim bu haberin gerçek olup olmadığına. Muhtemelen gerçek değildir , ama Gazze ziyareti Sayın Erdoğan’ın bel bağlamak istediği ve yukarıda izah ettiğim sebepleri  ve olumsuzlukları lehine çevirerek en azından iç siyasette durumu düzeltmek için kullanılabilecek bir araçtır.

    Dikkat derken  bu aracın İsrail ile bozuşmak ve kavga ederek şahsi popülaritesini  eski yerine getirmeye ve sıkıntılı  AKP  dönemine çözüm İsrail can kurtaran simidindedir. Bu simide yaklaşma kiçinde  Sayın Beşir Atalay  Taksim olaylarını tetikleyenlerin YAHUDİ DİASPORASI olduğunu ifade etmesi ize   bu can kurtaran simidi için alt yapı hazırlığı olduğu tartışma götürmez bir  gerçektir sanırım.

    Türk Yahudi tarihinde ise ilk kez olarak Türk Yahudi Cemaati  devlete sert   ve ters çıkarak böylesi ifadelerin kabul edilemez olduğunu  beyan etmiş ve bu türden ifadelerin ülkede Yahudi düşmanlığını körükleyebileceği endişesini dile getirmiştir. Bunun üzerine  Sayın Atalaya’ın Basın Ofisi  başbakan yardımcısının sözlerinin çarpıtıldığını ve aslında öyle demediğini belirtmiş olsa bile  basında ve internette dolaşan videolar böyle olmadığını bütün açıklığı ile ortaya koyuyor.

    Dikkat  Başbakan Gazze’ye helikopter ile gitmeye karar  verirse İsrail makamları  ne yapar ?

    Bu gün bunu da sordum Yeruşalayim yetkililerine .

    1- Uluslararası sularda isteyen istediği kadar dolaşabilir.

    2- Gazze hava  ve deniz sahası her türlü trafiğe kapalıdır.

    3- Şu an’a kadar Türk makamları bizimle temasa geçmiş değil ve gazze seyahati veya varsa bu seyahatin ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda bir bilgi  iletilmiş ve izin istenmiş değildir.

    4- Öyle bir talep olursa  bekletmeksizin değerlendirilecektir kuşkusuz.

    Peki Tazminat konusu ne durumda sorusuna ise , pazarlık devam ediyor dediler kısaca…

  • NİSAN/ MAYIS–1915   – 2 –

    NİSAN/ MAYIS–1915 – 2 –

    ERMENİ İSYANI BÜYÜYOR

    Şubat 1915’te Timor nahiyesi merkezinde çıkan isyanla artık olaylar önüne geçilemez bir duruma girdi. Burada civardan katılanlarla birlikte ellerine Rus silahları olan asilerin sayısı bini aşmıştı. Müslüman köylere saldırmaya başladılar. İsyan Gevaş ve Çatak kazalarına da yayıldı. Komitenin hazırladığı “Müdafaayı Şahsiye için Talimat” adındaki belge hükümlerine (1) uyularak Müslüman köylerinde yaşayan Ermeniler hemen Ermeni köylerine göçe başladılar. Kısa zamanda Saray ve Hoşab kazalarındaki Müslüman köylerinin arasında kalan Ermeni köylerinde eli silah tutan bütün Ermeniler buralardan ayrıldılar. Buna karşılık Ermeni köylerinde yaşayan Türkler bu gelişmelerden habersizdiler ve sadece resmi elemanların verdiği talimatlara uymakla sorumlu oldukları bilinci ile hareket ediyorlardı. Askerlik çağındaki Ermeni gençlerin tümüne yakını “asker kaçağı”, “silahlı” ve “bir teşkilat içinde” bulunmalarına rağmen, Türk ve Müslüman gençlerinin askeri görevle dışarıda bulunmaları nedeni ile bu gibi isyankâr faaliyetlere karşı tamamen müdafaasız bir durumda bulunuyorlardı.
    İsyanla birlikte çetelerle devriyeler arasına silahlı çatışmalar başlayınca, saldırılar hemen Müslüman köylerine ve yolculara yöneldi. Rastladıkları bütün Müslümanları çocuk yaşlı demenden imha etmeye başladılar. (2) Resmi belgelerde yeminli ifadelerle bu olaylar detaylı olarak açıklanmaktadır. Meselâ Mehmet Hulusi adlı bir zatın yeminli ifadesinde Ermenilerin yaptıkları katliamlar ve Rus Ordusu ile Ermeni faaliyetleri arasındaki ilişkiler şu sözlere özetleniyordu:
    “Saray bölgesinin Ruslar tarafından işgali sırasında Ermeni çeteleri 200 kişilik Köprüköy köyüne saldırdılar. Kadınlar, erkekler, çocuklar ve yaşlılar katledildi, evler yakıldı. Ayrıca Van Gölü’nü aşmak için Ebriren köyüne geçen askerlerin cesetleri Van Gölü kıyılarından çıkarıldı.”(3) Aynı günlerde Van’daki durumu, Van valisi Cevdet Bey’in 2 Mart–1915 Tarihli mesajından öğreniyoruz:
    “Van’ın yukarı mahallelerindeki isyancı Ermeniler şehrin her tarafından saldırılar ile bütün mahallelere yayılmak istemişler ancak püskürtülmüşlerdir. Türk taarruzu karşısında askerlerimize kale gibi evlerinin mazgallarından ateş açılmış askerlerimiz de bu kesimlere girememişlerdir. Bu çatışmada 23 şehit, 27 yaralımız olmuştur.” (4)
    Bu satırlardan ve Ermeni yazarların aynı konuda verdikleri bilgilerden de açıkça anlaşılacağı şekilde, Ermenilerin yıllardır hazırladıkları ve bekledikleri gün gelmiştir. Sadece Van’da değil bölgede yaşayan bütün Ermeniler isteseler de istemeseler de kendi devletlerine isyan halinde ve düşman ülke orduları ile işbirliği içine girmişlerdir. Askerden silahlarıyla (veya silahsız olarak) kaçan Ermenilerin sayıları 30.000 – 40.000 ‘i aşmaya başlamıştır. Bölgede yaşayan Türk ve Müslüman köylerinde çoğunlukla yaşlılar, kadın ve çocuklar vardır. Savunmasız bu insanların yaşamları tamamen devletin koruyucu kanatlarına ve Ermeni çeteleri ve Rus gücünün merhametine kalmıştır. Ancak devlet güçleri isyanları bastırmak için yetersiz, Ermeni ve Ruslar çok zalimdir.
    Van isyanı da, Van Valisi’nin elindeki küçük kuvvetlerle bastırılacak kadar küçük değildi. Rusların Van istikametindeki taarruzları karşısında Van seyyar jandarma Fırkası (Tümeni) 4 Mart’ta geri çekilmişti. Bu tümenin kumandanı Binbaşı Kazım Bey (General Kazım Özalp) vakit geçirmeden Birinci Kuvve-i Seferiye’nin Van tarafına yürümesini tavsiye etmiştir.(5)
    Cephedeki gelişmeler Rusların Van istikametinde ilerleyerek Van’ı işgal ve bölgedeki bütün Ermenilerin tam bir ayaklanmaya başlayacaklarını işaret ediyordu. Ermenilerden kalan isyana katılmayanlar da vardı ve hükümet bölge resmi organlarına gönderdiği bildirilerde isyana katılmayanlara karşı dikkatli olunması” isteniyordu. 12 Mart 1915 tar“ihli telgrafta 3. Ordu Komutanlığı, isyana katılmayanlar için, isyana katılanlar ile bir tutulmaması, onlara zarar verilmemesi, onların korunması ve adaletle hareket edilmesini istiyordu. (6)
    Olaylar geri bölge emniyetinin sağlanması için cepheden önemli bir savunma gücünün ayrılmasını gerektiriyordu. Bu durum, tam da Rus ordusunun ve onlara destek veren Ermeni isyancıların hedefledikleri bir olgu idi. 24 Mart’ta Van Seyyar Jandarma Tümen Komutanlığı’nın 3.Ordu Komutanlığı’na gönderdiği mesajın özeti şöyledir:
    “Van bölgesindeki bazı köylerde Ermenilerin çıkardıkları olaylar, Tümenin Van bölgesinde yaptığı harekâtı sonuçlanıncaya kadar mevcut kuvvetler ile idare edilmeli, Ermenilerin hareketlerini kıracak önlemler alınmalıdır. Mutlaka yardım gönderilmesi lâzımsa Tümenin yarısından fazlasını bu göreve ayırmak gerekir, bu ise Kafkaslardaki harekâtı aksatır. Bu nedenle hangi hareketi yapacağımızın bildirilmesi” (7)
    Bölgede alınan tedbirlere gelince, her tedbir Ermeniler ve olayların gerçek nedenleri olan misyonerler ve kilise mensuplarınca İstanbul ve dış dünyaya ters bir şekilde yansıtılacak, ülkesine isyan etmiş, düşmanla sıkı bir ilişki içinde olan asi kütleler, Devlet baskı ve zulmüne uğramış masum insanlar olarak gösterilecektir. Bölgedeki durum zannederiz ki Van’ın Mahmudi Kazası Kaymakamı Kemal Bey’in 4 Mart 1915 günü İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği telgraf’tan daha iyi anlaşılacaktır.
    “Yüzyıllardan beri Osmanlı Devleti’nin koruyuculuğu altında yaşamlarını sürdüren Ermeni vatandaşlarımızı kendilerine bu günkü durumu sağlayan Müslümanlara karşı yaptıkları ve örneğine hiç rastlanmamış olan faciaları belirten şu bilgileri okurken boğulacak kadar ızdırap duyuyorum.
    Yirminci asrın nefretle tarihe kaydedeceği bu lekeli sayfalarını, vatanımız içinde hükümetimiz sayesinde güvenli ve mutlu bir hayat yaşayan Ermeni vatandaşlarımız yazmışlardır.
    Bu şahısların masum ve bakir kızlardan başlayarak yetmiş yaşındaki erkeklere kadar Türkler hakkındaki uyguladıkları alçakça hareketlere karşı hükümetimiz, her çeşit intikam ve kinden sıyrılmış olarak düzeni sağlamaya çalışmaktadır.
    Ermeni komitelerinin hükümetin bu durumundan faydalanarak tek veya toplu, fakat devamlı olarak yabancılara ve hükümete başvurmalarının nedeni, komitelere katılan Ermenilerin faaliyetlerini örtmek ve kapatmak için olduğu kesindir.” (8)

    DİPNOTLAR:

    (1) Ermeni Komitelerinin Köylere kadar yayılan teşkilatları ve değişik direktif ve talimatlarla ilgili bilgi için bknz. Ermeni Komitelerinin Amâl ve Harekatı İhtilaliyesi; s.177–194, 200–216.
    (2) Faiz Demiroğlu: Vanda Ermeni Mezalimi (1895-1920), s.59 ( Ankara-1985)
    (3) Ergünöz Akçora: Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896- 1916), s.166 (İstanbul – 1994).
    (4) ATASE Arşivi, No–4/3671, Kls.2820, Des 69-A, F.3–87.
    (5) Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım C.2, s.186.
    (6) Askeri Tarih Belgeleri Dergisi Sayı 8/1 No.18/8.
    (7) E. Akçora, s.169.
    (8) ATBD, Sayı 81, No.1819.

    Dr. M. Galip Baysan

  • EKVATOR’UN ABD KARŞISINDAKİ PRESTİJİ

    EKVATOR’UN ABD KARŞISINDAKİ PRESTİJİ

    Ekvator’un ABD Karşısındaki Prestiji
    Orta halli bir Güney Amerika cumhuriyeti olan Ekvator (nüfusu 15 milyon, GSMH 153 milyar) küresel politikaları etkileyecek tarzda çıkış yaptı. ABD’nin klasik büyük güç “sopasına” aldırmayıp bunu sahibine karşı kullanan Ekvator’un bu çıkışı, bizim basınımızda hak ettiği yeri alamadı. Belki de global dengelerdeki dönüşümün kilometre taşlarından olacak bu gibi gelişmelerin doğru tahlili gelecekle ilgili hesapların da tutmasının vasıtası olacaktır. Unutmayalım, Ekvator’un bugün kazandığı prestijin arkasında mesela Venezuela’dan farklı olarak ABD’nin lider olduğu bilişim gücü de bulunmaktadır. Bu güç ile AB yanında ABD kamuoyunu da arakasına alabilmektedir.

    Her şey eski CIA görevlisi Snowden tarafından ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) yürüttüğü gizli telefon ve internet izleme programlarına ait bilgileri basına sızdırması ile patlak verdi. NSA görevlilerinin birçok ülkenin bu arada AB’nin haberleşmelerini izlediği ve arşivlediği, bunun uzun süredir sistematik bir şekilde sürdürüldüğü ortaya çıktı. Diplomatik görevlilerin haberleşme dokunulmazlığının ihlali olarak sıradan bir skandalın ötesinde, ABD’nin müttefikleri ve dostları Soğuk Savaş döneminden kalma “ajanlar savaşı”nın bir başka versiyonuyla karşı karşıya kaldıklarını gördüler. İstihbarat birimlerinin temel görevlerinin diğer ülkelerin askeri, ekonomik, siyasi konularda gelecekle ilgili plan, program ve düşüncelerini tespit olduğu bir vakıadır. Ancak diğer ülkelerle ilgili gizli bilgilerin edinilmesinde geçmişte memurları hatta çaycıyı, müstahdemi elde etmek veya çöplükteki müsveddeleri karıştırmak, yakın geçmişte telefon hatlarına paralel çekmek günümüzde ise bilgisayar haberleşme sistemlerine girmek meşru bir yöntem olarak kabul edilmemektedir. Buna karşın birçok örgütün sırf internet yoluyla hedef bilgisayar ve ağlara ulaşmak için eleman istihdam ettikleri bilinmektedir. Snowden hadisesi ise, aslında bu tür işler açısından vukuundan ziyade şüyuu ile ses getirmiştir.

    Teşkilatın gayri meşru yollardan bilgi edinme programını ve edinilen bilgileri sızdıran, dolayısıyla ağır görev suçu işleyen Snowden 1 Temmuz itibariyle Rusya’dadır. Belirtmek gerekir ki Snowden’in suçu “devlet sırları”nı sızdırmaktır. Bunların hangi yollardan edinildiği ayrı bir konu olup ABD bu konuda sessizliğini korumaktadır. Eğer böyle bir sızdırma olmasaydı hiçbir zaman yapılanların illegal olduğu konusu gündeme gelmeyecekti.

    Snowden Ekvator’dan sığınma talebine cevap beklerken ABD yönetimi bu fakir Güney Amerika ülkesini ekonomik bakımdan tehdit etti. Snowden’in iltica talebini kabul etmemesini, aksi takdirde ABD ile Ekvator arasındaki ortak ticaret anlaşmasına son vereceği söylendi. Bu şantaja karşılık Ekvator cumhurbaşkanı da cürmünden büyük bir restle cevap verdi: ABD ile ortak ticaret anlaşmasını tek taraflı feshettiğini ilan etti. Sözkonusu anlaşmanın Ekvator bütçesine yıllık katkısı 23 milyon dolar idi. Daha da ileri giderek Ekvator, ABD’de insan hakları eğitimi için 23 milyon dolar ayrıldığı duyurdu. İnsanları usulsüz izleme yanında diğer ülkenin egemenlikten kaynaklanan haklarını ekonomik pazarlık konusu yapan ABD’ye dünya kamuoyu nezdinde adeta bir tokat patlatmış oldu.

    Ekvator yönetiminin buna nasıl cüret ettiği sorulması gereken bir husustur. Bu mütevazi ülkenin cumhurbaşkanı illegal faaliyetler yüzünden ABD yönetimini aslında kendi ülkesinde zor durumda bırakmıştır. İnsan hakları ihlali boyutu da bulunan bu faaliyetlere karşı internet nesli acımasızca güç birliği yapabilmekte, buna karşı hiçbir devlet karşı koyamamaktadır. 19. yüzyılda broşür, gazete ve dergi birçok siyasal-toplumsal olayın temelini teşkil etmiştir. 20. yüzyılda bunlara ilaveten telgraf, telefon ve nihayet radyo önemli bir araç haline gelmiştir. Sadece teyp kasetleriyle ihtilaller gerçekleşebilmiştir. Televizyon ve film sektörü de 1960’lardan sonra önemli araçlar olarak kullanılmıştır. Fakat buraya kadar bütün araçlar belirli bir sermaye yahut devlet gücü veya devletin izin verdiği ölçüde işe yarayabilmiştir. Bunlardan farklı olarak internet kapsamındaki her türlü iletişim ve sosyal ağlar, devlet veya büyük sermaye desteği olmadan, denetim engelini kolayca aşabilen bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Asgari ücretli aile çocukları dahi mütevazi bilgisayarıyla diğer kullanıcıları etkileyebilmekte, yönlendirebilmekte, onlarla birlikte hareket edebilmektedir. Gecekonduda yaşayan çocukların da fikirleri birkaç saat içinde milyonlara ulaşabilmektedir.

    Ekvator Cumhurbaşkanı sözkonusu çıkışıyla Amerikan gençliğini arkasına almıştır. Çünkü bu güruh devletin kendi vatandaşlarını veya başka ülke bilgilerini istediği gibi dinlemesini kabul etmemektedir. Bu konuda ABD’den AB ülkelerine hatta Rusya’ya, Çin’e hemen her gazete veya sitede yığınla yorumlar paylaşılır. Karşılıklı yorumlar/tepkiler üzerine oluşan ortak fikir ve aksiyon devlet sınırı tanımaz. Belirtmem gerekir ki cumhurbaşkanının ABD’ye biraz alaylı tavırla verdiği cevap sanki sosyal paylaşım sitelerinden 20li yaşlarda birinin yorumundan çalınmış gibi geldi bana. Böyle olmasa bile Ekvator cumhurbaşkanı ABD’dekiler dahil gençliğin dilinden ABD’yi köşeye sıkıştırmıştır.

    Sosyal paylaşım siteleri ile diğer internet araçlarının, devletlerin veya sermaye gruplarının kontrol veya denetimlerini aştığı gerçeğini görmekte geç kalmamak lazım. Olumsuz durumlarda iletişim araçlarına savaş açmak yerine bunlardan istifade etme yolunu seçmek lazım. Tüfek icat oldu mertlik bozuldu diyerek okla, yayla idare edilemez. Tüfeği mertçe kullanmanın yollarını bulmak lazım.
    [email protected]

  • Erdoğan yaralıları ayıpladı camileri tenis kortu yaptı

    Erdoğan yaralıları ayıpladı camileri tenis kortu yaptı

    erdogan-yaralilari-ayipladi-camileri-tenis-kortu-yapti--0207131200_m

    02.07.2013 18:07

    Karakter boyutu :

    Diyanet İşleri Başkanlığı’yla Spor Genel Müdürlüğü arasında 30 Nisan 2012 tarihinde imzalanan bir protokol var.

    Protokol “yaz kuran kurslarına katılan gençlerin sportif faaliyetlere yönlendirilmesi” amacını taşıyor.

    Geçtiğimiz günlerde bu protokol kapsamında camide verilen karate kurslarını yayınlamıştık.

    Şimdi de Milas’ta camilerde düzenlenen Kuran kurslarına katılan çocuklara Badminton eğitimi verilmeye başlandı.

    “Yaz Kurslarında Spor Yapıyoruz Projesi” kapsamında Ulu Cami’de Milas İlçe Müftüsü Uğur Kocabaş, müftülük görevlileri ve öğrencilerin katılmasıyla badmington oyunları başladı. İlçe Müftüsü Kocabaş da kısa süre kursiyerlerle badminton oynadı.

    Elbette camide badmington oynanmasının hele çocukların oynamasının hiçbir ayıp tarafı yok.

    Ayıp nedir derseniz Gezi Parkı’nda kendine bağlı polisin saldırarak yaraladığı göstericilerin camiye sığınmasından günlerce söz eden Başbakan Erdoğan’ın camilerde badmington ve karate turnuvaları düzenlemesi.

    İşte o görüntüler:

    Odatv.com

  • HANGİ OSMANLI?

    HANGİ OSMANLI?

    HANGİ OSMANLI?

    HÜSEYİN MÜMTAZ

                   Devr-i Osmanlı’da elbette Mehter Marşı çalınıyordu (çünkü daha “10’uncu Yıl Marşı” bestelenmemişti) ama o devirde aynı Osmanlı; Balkanlar’dan Kuzey Afrika’ya oradan Arap yarımadasının güneyine kadar elinin-gücünün erişebildiği her yerde istediği kale/kol’u cart diye inşa edebilmek için kimseden icazet almıyor; Boğdan Voyvodası’ndan yahut Mısır Hidivi’nden tepki görünce de bin dereden su getirerek “Vallahi billahi yenisini yapmıyorum, eskisini tamir ediyorum. Zaten 79 kaleyi de kapatmadım mı?” diye mahcup-utangaç bir tavır/eda takınmıyordu.

    (Fırsattan istifade yeni türeyen ve “Gezi” ile “Lice”yi aynı tencerede kaynatan bir takım “her şeye liberal”lerin; ((“her şeye maydanoz”dan mülhem)); “Madem barış olacak, yeni 60 kaleye ne ihtiyaç var?” şarkısına başladıklarını da bir kenara not ediverin lütfen. Öyleyse, madem barış olacak ve madem sıfır sorun; askere, polise, sınıra, sınır kapısına, karakola, gözetleme kulesine ne gerek var. Bırakınız kaçırsınlar, bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar).

    Ve aynı Osmanlı’da; imparatorluğun hükmü altındaki hangi “topluluğun” mensubu olursa olsun bir eski vezir, önemli bir toplantının yarısında çıkıp dışarıda bekleyen kalabalığın meraklı sorularına, soranın kendi “farklı/yabancı/bilinmeyen” diliyle sorduğu soruya Osmanlıca/Türkçe’den başka bir dille cevap veremezdi..

    Vermezdi.

    Çünkü edindiği pâye ve dolayısıyla gördüğü/gösterilen saygıyı o topluluğun üyesi olduğu için değil, adına konuştuğu devlet sayesinde edindiğini bilirdi.

    İçinde fırtınalar kopsa da dışarıda vezir-vüzera ağırlığı sergilemekle mükellefti.

    Fakat evde yahut kendi yöresinde yakınlarıyla elbette kendi dilinde “meşveret” ederdi.

    Siz makbul/maktul/damat İbrahim Paşa’nın, Zağanos Paşa’nın, Nemrut Mustafa Paşa’nın, Gedik Ahmet Paşa’nın, Mesih Paşa’nın, Yunus Paşa’nın, Lala Mehmet Paşa’nın, Damat İbrahim Paşa’nın, Cerrah Mehmet Paşa’nın, Kuyucu Murat Paşa’nın, Damat Halil Paşa’nın, Tabanıyassı Mehmed Paşa’nın, Başdefterdar Salih Paşa’nın, Hezarpare Ahmed Paşa’nın, Boynuyaralı Mehmed Paşa’nın, Sührablı Kavanoz Nişancı Ahmed Paşa’nın Moralı Damat Hasan Paşa’nın…

    Ve dahi;

    Nilüfer hatun… Gülçiçek hatun…Olga hatun…

    …yahut Veronika, Hüma hatun, Kornelya, Hafza sultan, Hürrem sultan, Nurbanu sultan, Safiye sultan; Handan sultan; Mahfiruz sultan, Mahpeyker sultan, Turhan sultan, Dilaşüb hatun, Hatice sultan, Emetullah sultan, Saliha sultan, Şehsüvar sultan, Mihrişah sultan, Sineperver sultan, Nakşidil sultan, Bezm-i Alem valide sultan, Pertevniyal sultan, Şevkefza sultan, Tirimüjgan sultan, Gülcemal sultan; Gülistan sultan’ın…

    …Aile meclislerindeki kapalı devre muhabbetlerde Türkçe/Osmanlıca mı konuştuklarını zannediyorsunuz?.

    İyi, öyle zannedin..

    “Restorasyon” ufkumuz son olarak Balkanlara uzandı ve orada da ağdalı bir “Osmanlı bakıyyesi” muhabbetine girdik ya..

    Meğer bizim kendi hüsnü kuruntumuzmuş, adamlar hiç de öyle düşünmüyorlarmış..

    Avrupa Birliği, Sırbistan’la üyelik müzakerelerinin Ocak ayında başlayacağını açıklamış. “Tarihi karar”, Osmanlı İmparatorluğu’nun zaferiyle sonuçlanan ve 28 Haziran 1389’da başlayan Birinci Kosova Savaşı’nın yıldönümünde gelmiş. Haberi, Priştine yakınlarındaki Gazimestan’da düzenlenen anma töreni sırasında alan Kosovalı Sırplar, Sırbistan’a müzakere tarihi verilmesini coşkuyla kutlamışlar.

    Yenilgilerini “anıyorlar”, biz zaferlerimizi “kutlayamıyoruz.

    Kaderin cilvesi işte aynı 28 Haziran, “dünyanın en eski ordusu” Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş günü değil miydi?

    Şaşırmayın, kanıksayın, alışın… Çünkü o “kuruluş” günü Osmanlı’da da “anılmıyor/kutlanmıyordu”.

    Kimsede “tık” yok, değil mi?

    Aynı şekilde “Osmanlı bakıyyesi” Rumlar da, “milli hassasiyet” konusunda Sırplar’dan geri kalmıyorlar..

    Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis’in, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile BM gözetiminde 29 Mayıs’ta yapılacak yemekli toplantısının İstanbul’un fethinin 560’ncı yıldönümüyle aynı tarihe denk gelmesinin, Güney Kıbrıs’ta büyük tepkiye yol açtığını ve “sosyal yemeğin” bu gerekçe/bahaneyle 30 Mayıs’a ertelendiğini eminim duymuştunuz.

    Evet, “hangi” Osmanlı?

    Karar verin, “hangi”nin Cumhuriyet bölümüne sonra geçeriz.2 Temmuz 2013

    57’İNCİ ALAY HER YERDE

    HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

     

  • Şafak Pavey’in bu konuşması olay yarattı

    Şafak Pavey’in bu konuşması olay yarattı

    safak-paveyin-bu-konusmasi-olay-yaratacak-0107131200_m01.07.2013 18:25


    CHP İstanbul milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Şafak Pavey’in Meclis’te yaptığı “Gezi” konuşması, sosyal medyada paylaşım rekorları kırıyor. Pavey’in başına gelenleri anlattığı konuşma dinleyenlerin tüylerini diken diken etti.

    25 Haziran’da gerçekleşen konuşmada Pavey şunları söyledi:

    “Dünyanın her yanında nifak tohumları ekmeye çalışan ya da kendi toplumlarındaki sorunlar için Batı’yı suçlayan liderlere sesleniyorum: Bilin ki, kendi halkınız neleri yok ettiğinize göre değil, neleri inşa edebileceğinize bakarak sizleri yargılayacaktır. Yolsuzluk, aldatma ve muhalifleri susturma yoluyla iktidara yapışıp kalanlara sesleniyorum: Bilin ki, tarihin yanlış tarafında duruyorsunuz.”

    BU SÖZLER OBAMA’YA AİT

    Yukarıda şarf ettiği cümlelerin Obama’dan alıntı olduğunu hatırlatan Pavey şunları söyledi:

    “Bu sözler, Hükümetin önünde kurşungeçirmez bir kalkan olarak duran ABD Başkanı Obama’ya ait. 2009 da kendisi komplo geleneğine böyle cevap vermişti.”

    Pavey şöyle devam etti:

    Dünyanın bütün beceriksiz hükümetleri halkın canına okuduktan sonra, kendi günahlarını komployla temizlerler.

    Vinçlerle kapanmış İstanbul silüeti içinde, betona boğulmuş gençler, küçücük bir parkı korumak istediler. Sesleri bastırılan ve sürekli hakarete uğrayanların sesi oldu Gezi. Can verme, göz kaybetme, zehirlenme ve geleceklerinin fişlenmesi pahasına. Korkarım Gezi’de yaşadıklarımız esnasında sizinle insan olarak paylaştığımız ortaklıkları bile kaybettik. Ancak, yıllar sonra varislerinizin; “Bir zamanlar ağaç korumak isterken ne kadar çok biber gazı yediğinizi” gözyaşları içinde anlatacak olmalarından da korkarım.

    VALİNİN EMRİ VAR DEDİ BANA HAKARET ETTİ

    Her fırsatta nasıl aşağılandıklarını pembe diziye çevirenlere, gerçek “resmi aşağılanmanın” ne demek olduğunu anlatacağım: 12 Mayıs 2012’de Eminönü’nde bir davete gidiyordum. Otoparkçı izin vermedi. Yolu, Valinin emriyle kapattığını ve resmi araç dışında kimseyi almayacaklarını söyledi. Vekil kimliğimi göstererek benim de bir nevi resmi sayılabileceğimi ve yürümekte zorlanacağımı anlattım. Bariyeri açmadığı gibi, hiçbir CHP vekiline yol açmayacağına dair hakaretleri de devam etti. Valiye ulaşmaya çalıştım. Malum Valilik yüksek makam, ha deyince ulaşmak ne mümkün…

    PROTEZ KOLUMU KALDIRAMAM DEDİM AMA…

    Sonunda, biriken vatandaşlar bariyerleri kaldırarak yolu açtılar. Daha sonra bir polis memuru yaşananlar için özür diledi. 25 Kasım 2012 de resmi güvenlikten geçerken, görevli arama için sol kolumu da kaldırmamı söyledi. Protez olduğunu, kaldıramayacağımı söyledim. Görevli ısrar etti. Orada bulunan biri: “AKP milletvekili olsa aynısını yapar mıydınız” diye sordu. Görevli “Vali Beyin emri” diye cevap verdi. Mart ayında bir Cuma gecesi arkadaşımın arabasındaydım. Polis kontrol için durdurdu. Vekil kimliğimi gösterdim. Ömrümde hiç, nefret ve kinin bu kadar yoğun toplandığı başka bir bakış görmedim. Prosedüre sessizce uyduk. Buzdan soğuk bir sesle: “Vali Beyin emri” dedi.

    AKP’Lİ VEKİLİN OĞLU DEĞİLİM, ZERRE DEĞERİM YOK

    22 Haziran 2013 günü taksiyle Dolmabahçe’den Gümüşsuyu’na karanfil koymaya giderken, polisin yolu kapattığını gördüm. Yürüyemeyeceğimi ve beni geçirmelerini rica ettim. Memur nazikçe amirine bilgi verdi. Ancak amiri için, CHP milletvekiliyle, “değil göz teması kurmak”, yüzüne bakmak bile mekruh olmalıydı. Taksi şoförünü muhatap alıp, hakaret ve küfür eşliğinde ruhsatını iptal etmekle tehdit etti. Ürken taksi bizi indirip gitti. Ne de olsa ben polisleri hizaya diken AKP vekilinin oğlu değildim. Seçilmiş vekilin zerrece değeri yoktu. Hükümetin atadığı polis amirinin ona hayatı zindan edeceğini de biliyordu. Ne yaptıysam amirin beni insan yerine koymasını sağlayamadım. Muhtemelen beni oracıkta öldürme yetkisi olmadığı için dünyaya kahretmiş olmalı.

    CHP’Lİ VEKİLLERİN GÖZÜNÜN YAŞINA BAKMAYIN

    Burnu kırılan arkadaşım Ramis Topal ve dizi kırılan arkadaşım Muharrem Işık’ı size örnek olarak sunuyorum. Vali Beye ulaşamayınca bunu başarmış arkadaşım Sezgin Tanrıkulu’nu da kıskanmadım değil…! Hayli önemli bir görevde bulunan birini aradım. “Neden sürekli böyle bir muameleyle karşılaşıyoruz,” diye sordum. “Vali’nin CHP’li vekillerin gözünün yaşına bakmayın” emrini verdiğini söyledi. Bu doğru mu? Başbakanın, polis memurlarını “kişisel askeri” olarak tanımlayan konuşmasından sonra doğru gibi görünüyor.

    Umarım yanılıyorumdur. Umarım bunlar, Valilik talimatı ile değil, bazı polislerin, CHP vekillerine duydukları şahsi kinden ötürü başımıza geliyordur. Sendikal hakları bile olmayan ve olaylardan vicdanları ve itibarları yaralanmış, can kaybetmiş polislerimizi tenzih ederim. Ancak bu iddiayı hükümete sormak mecburiyetindeyim.

    Konuşmamı bize Gezi ağaçlarının Hyde Park ağaçları kadar değerli olduklarını gösteren gençlerimizi selamlayarak tamamlıyorum.

    Saygılarımla

    Şafak Pavey

    Odatv.com

    =================================================================

    Misafir – avci

    şafak paveyin kim olup olmadığına bakmadan bu tür ağlamalarını garip buluyorum.burada yorum yapan arkadaşlarında olayların sorumlusu gördükleri kişilerin(vali,polis vb)cezalandırılma isteklerini veya sen görürsün türünden yazıları da garip buluyorum.çünkü anlaşılan bu chp milletvekili ve bu tür yorum yazan arkadaşlar bu sistemin nasıl işlediğini ya bilmiyorlar ya da işlerine öyle geliyor.örnek:1980 dahil bu güne değin kaç vali kaç polis açığa alınıp ceza evine yollandı acaba.hiç birine bir şey olmaz.hadi yorumcuları geçtik koskoca,uluslararası bilderberg toplantılarına girmiş,usa patentli olaylara hakim bir milletvekili herşey elinin altında olmasına rağmen (inceleme ,bilgi edinme vs)sistemi nasıl tanımaz.özürlü olması özür değildir.madem abd yi biliyor bunu da bilir 2. dünya savaşında rooseveltin durumu ondan beterdi ama adam işi götürmesini bildi üstelik hiç de ağlamadı ben bu durumdayım diye.sizde adam gibi oturun sistemi çözün.yok biz çoğunluk değiliz yok akp şöyle yapıyor böyle yapıyor mazeretlerine sığınmadan.çok değil kısa bir zaman önce bazı chp milletvekillerinin gözleri önünde komisyondan yasaları geçirdiler chpliler birkaç gün sonra anladılar durumu.hapisteki seçilmiş milletvekilleri için yapılacak boykota değinmiyorum bile.siz vira zırlayın.halbuki herşey gözünüzün önünde oluyor.bu şu demektir işimize gelmiyor da ondan biz böyleyiz de diyemiyorsunuz yok bize şöyle yapıldı böyle yapıldı lafları ile gününüzü dolduruyorsunuz(birkaçınız hariç).bunun başka açıklaması olamaz.

    2013-07-02 15:27:02


    PRAVDA(GERÇEK)

    Bilderberg toplantıları,cesur kadın ödülü,Irakta kan gövdeyi götürürken gayrimüslüm hakları;chpliymiş,vatandaşlıklarını ve bulunduğum durumu açıkla gezi parkı sana da karşı.

    2013-07-02 11:46:52


    Misafir – Yalandan Kişi

    Kendisi yeni ABD Büyükelçisinin ilk atandığı zaman hoşgeldin kabul etkinliğinin ev sahipliğini yapmıştır. Ampüte olması yapılacak ajitasyonun tesirini arttırmaktadır. Tayyip gelmeden gitsin diyorduk biz o zaten sabit de. Bu enişteler niye öpüyor bizi şimdi. Bu direnişle ne planlanıyor dış odakça görebilmek lazım

    2013-07-02 11:01:21


    Misafir – ANTİRTE

    Ben önce Her ne kadar CHP’ye oy versem’de RTE’yi kalbimin partisi diyiyordum,ama kendi kendime soruyordum Akp’nin bu madalyasının öbür tarafını daha görmedim diye. Şimdi gördüm Akp’nin gerçek yüzünü, iyiki GÜL VE ERDOĞAN’a siz bir meleksiniz dememişim yoksa ağzıma bir ton biber sürmem gerekirdi.

    2013-07-02 10:46:48


    Misafir – gerçek

    sayın vali bu gün güçten aldığın destek ile CHL vekillerin saldırın talimatı verirsinde yarın emekli olunca halkın içine çıkacaksın. o halk bu gün yaptıkların için senin yüzüne tükürecek. Ey GAFİL SANMA HEP VALİ OLARAK KALACAKSIN. Gezide yaptıklarını ve bunların hesabı gün olur adaletin içinde hukuk içinde senden sorulur. o zaman sana bu emri verenler seni tanımazlar bile.

    2013-07-02 09:48:25


    kibele51

    Devlet neden var? Devlet kime HİZMET eder? Olayın içinde tüm Yanıtlar, anlaşılır şekilde bulunuyor…!

    2013-07-02 09:26:21


    Misafir – KY

    anası var aslan pençeli kız doğurmuş aslan yürekli..ellerinden öpüyorum o kaldıramadığın protezinden öpüyorum….Allahın selamı üzerine olsunnn canım benim..

    2013-07-02 05:01:43


    Misafir – izleyici

    Nitelik nicelik durumu. Nicelik olarak AKP vekilleri mecliste çoğunluktadır. Nitelik olarak toplamları bir Şafak Pavey etmez. Demokrasinin cilvesi. Niteliksiz nicelik yalan ve iftiralarıyla hakim olabiliyor.

    2013-07-02 02:44:28


    Misafir – Arab De Gonzales

    Valla cesur bir milletvekili ve doğruları anlatıyor.

    2013-07-02 01:44:32


    Misafir – EFE

    Y-Chp’li vekil Şafak Pavey, ne güzel dile getirmiş. Bu nedenle mi Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılıp yeni bir devlet yapısının oluşturulacağı- “Yeni Anayasa” için bu akp ve bdp ile masaya oturuyorsunuz? Bu akp’yi Avrupa’da, aklayabiliyorsunuz? “Aynı fikirde” olduğunuzu ispatlamaya, ifade vermeye gidiyorsunuz? Abd’ye gidip akp ile iç ve dış siyasette aynı yönde taahhütler-de bulunuyorsunuz? Abd’ye Cemaatin ayağına, -güya düşünce topluluğunun-önemli(!) bir toplantısına gidiyorsunuz? Sezgin Tanrıkulu’nun ne için ve kimler için çalıştığı,”TR 705″ kodlu Cıa ajanı” olduğu ortaya çıkmışken, sizin ulaşamadığınız valiye onun ulaşmasını kıskanmak yerine nedenini anlayamıyor musunuz? Akp, cemaat ve kürt olanların her alanda Türk vatandaşı dışında yaratılan bir statü ile birinci sınıfa alındığını, devletin bütün kademelerinin, sermayenin, iş dünyasının, akademik safların, dinci çeteleşmenin, mafyalaşmanın, bu gruptan olanlara açıldığını görmüyor musunuz? Cemaat-akp ve pkk karşıtı insanların Silivri, Hasdal hapishanelerine sahte delillerle, komplolarla, gözümüzün içine baka baka tıkıldığını görürken, ezilmenin ne boyutlara vardığını görmüyor musunuz? Bu üç grubun emperyalizmin kucağında gayet fütursuzca, egemen zümre yapıldığını, bu coğrafyanın bu üç odağın eline geçtiğinde neler olacağını her halde tahmin edemiyorsunuz?Emperyalizme karşı çıkmak için bu odaklarla mücadele etmek gereğini terk edip, yalakalığa başlayan Chp olarak neden şikayetçisiniz? Tüm bu olanlara rağmen, hala “kürt devleti” kurulmasına destek veren bir garip CHP olduğunuzu fark etmediniz mi? Genel Başkanınız Kılıçdaroğlu’nun da aynı kafada bir Türkiye Cumhuriyeti, Türk düşmanı olduğunu biz burdan görürken siz orda göremiyor musunuz? Chp’nin geçmişiyle hesaplaşan, hesaplaşmak gerektiğini söyleyen, “Dersim ayaklanmasını” “CHP katliamı” diye haykıracak kadar, fikir namusunu aynen akp ve bdp gibi çiğneyen bir CHP genel başkanı varken, akp valisine hiç kızmayın. Chp’de kendilerini “Tunceli alevisi” olarak ayırıp, kürtçü olanların,-“Ulusalcı Chp’lileri” yönetimden ve partiden arındırmayı amaçlayan, Chp’ye sonradan gelen işgalcilerin, Ulusalcı vekilleri ezmesi söz konusu iken akp valisi hayda hayda saygı duymaz. Siz, Atatürk’ü yerden yere vuran, itibarsızlaştıran, Türk’le ilgili ne varsa yok etmeye yeminli bir akp ile uğraştığınızı anlayamadınız sanırım. Atatürk’ü hiçe sayan, Onun Devletini ortadan kaldırmaya yeminli akp ve bdp varken, devleti ele geçirmişken sizi mi sayacaklardı? Siz vekilken bu kadar aşağılanıp, pasife alınıyorken bir de halk içinde ezilenlerin, tüm kapılar kendisine kapatılmış olanların durumunu tahmin edebiliyor musunuz? Hala Taksim olaylarını sadece “ağaç kesilmesi” ne indirgeyip anlatabiliyorsunuz. Tam bağımsız Türkiye için, yıkılmaması için uğraşılan devletimizin, ve yeni devletin yeni anayasasına karşı çıkmak için yapılması gereken bir eylem olması için ön ayak olamıyorsunuz, zaten sizin de dilinizde böyle bir şey yok. Akp’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin her şeyini sattığını, malsız mülksüz bıraktığını, gençlerin işsizlikten kırıldığını, hırsızlık ve yolsuzluklarla sermayenin el değiştirdiğini, ülkenin işgal altında olup, Abd, Ab, İsrail eli ile oldu-bitti ile bedavadan, bir kürt devleti kurulmasına ve bu devletinde finansmanının bizzat Türklere yaptırıldığını ifade ederek bu direnişi gerçek zemine oturtmaya, bunları itiraf etmeye cesaret edebiliyor musunuz? Akp’den, cemaatten ve kürt olmayanın, gitgide yaşamının çıkmaza sokulduğunu cesaretle haykıramıyorsunuz. “Taksim Gezi parkı, aslında yıkılan Türk Cumhuriyetidir, gençlik ve halk artık bunun için ayaklanıyor” diyemiyorsunuz. Çünkü artık sizin olduğunuz Chp’ de emperyalizmin partisi oldunuz.. Siz aşağılanmayı hak ettiniz. Sezgin Tanrıkulu pkk’lısını hiç kıskanmayın. O her kese ulaşır, çünkü pis bir ajan o. Abd ajanı. Kayıran Allah, Türkleri kayırsın bu saatten sonra. CHP olarak üç beş milyon kürt için devlet kurmaya değil, Türk Milletine sahip çıksaydınız da, ezilirken, onuruyla ezilen olabilseydiniz. Tıpkı biz bir avuç Türk gibi.

    2013-07-02 01:35:42


    Misafir – istanbul

    CHP milletvekilleri olarak yaşadıkları düşündürücü, ama sokaklardaki sıradan insanların, gençlerin yaşadıklarının yanında hiçbir şey. Bunca şiddet içeren, insanların öldüğü, sakat kaldığı bu 1 ayın sonunda hesap soracağı konu halkın maruz kaldıkları mı, kendilerinin yaşadıkları mı olmalıydı??? Zaten CHP -bireysel çabalar dışında, kurumsal olarak- fena halde sınıfta kaldı ve direnişçiler tarafından çoktaan aşıldı.

    2013-07-02 00:33:28


    Misafir – PoyrazEfe35

    Sayın Şafak PAVEY; O koskoca mecliste saygı duyduğum ve konuşmalarında saygıyı en anlamlı şekilde kullanan vekilimizsiniz. İyi ki oradasınız. İyi ki varsınız.

    2013-07-02 00:13:03


    Misafir – Seyhan

    Ne yazık ki ülkemizin içinde bulunduğu durum bu. Oraya insanların çıkma sebeplerinden biri de bu hükümetin muhalefete muhalefet yapma imkanını dahi bırakmamasıydı. Halk kendisi el koydu. CeHaPe diye başlayan konuşmaları artık insanın midesini bulandırıyordu. Sanki CHP iktidar, AKP muhalefetteymiş gibi davrandı. Öyle bir algı yartmaya çalıştı ki gerçekten her olumsuzluğun sebebi olarak insanlar CHP’yi görmeye başladılar. Bir muhalefet partisinin her söylediği, her yaptığı şey bu kadar siyeset konusu yapılı m? Ama malesef oldu. Tabi medyanın da müthiş bir desteği oldu. Bizler ilk kez CHP milletvekillerinin bu kadar çalışkan ve halkın yanında olduğunu gezi süreciyle gördük. Sürekli muhalefet partilerini ve kendisine oy vermeyen insanları aşağılayan konuşmaları, kibirli ve her şeyi ben bilirim, ne istersem onu yaparım tavrı bizleri çok yordu.

    2013-07-02 00:07:12


    Misafir – Kumturlu

    Bu ne kin gerçekten? Bir tutuklu subayımız da aynısını söylemişti: ” İfademi alan savcının gözlerindeki kini, Kardak kayalıklarına Türk bayrağını dikerken karşılaştığım Yunan askerlerinde görmedim.” Türk insanında bu kadar kin olmaz! Bu nefreti üreten bir merkez var, onu bulmak lazım. Şu anki saptamam; çıkarlarının ve düzenlerinin bozulacağının telaşı olabilir mi?

    2013-07-01 23:47:24


    Misafir – katilimci

    Konusmayi tv dinlemisdim ama birkez daha aci icinde ülkemin aci gerceklerini düsündüm,Berlinin merkezi semtinde 1,5 seneden fazla dir azüllerin bir parki isgal ettiklerini gördükce,ve bu ülke ister sevelim ister sevmiyelim ama demokrasiyi yasiyorsun,birde kendi ülkemi gördükce insan sorgulamadan yapamiyor

    2013-07-01 23:08:08


    Misafir – mehmet kurthan

    Demir yumruğu.. ASALET’le…. NEZAKET’le… SUHULET’le… Vurabilmek… Herkese nasip olmaz..

    2013-07-01 23:01:32


    Misafir – hayrettin

    cia kontenjanından milletvekili.

    2013-07-01 22:31:27


    Misafir – Bipedal Locomotion

    İstanbul valisi sanıyor ki Gezi Parkı’nda olanların hesabı sorulmayacak.

    2013-07-01 22:18:43


    Misafir – Öztürk

    Sayin Oda-tv, sayin milletvekili §afak Pavel´in meclisteki konu§masina yer verdiginiz icin cok te§ekkür ederim. §afak Hanim gercek milletvekili olmaya layik bir siyasetcilerimizden biri oldugunu duygulanarak ve gururlanarak söylüyorum. Ne mutlu biz T.C.milletine, böyle insanlar da yeti§tirmi§iz. Umarim, zamanla söylediklerine ve milletine sadik kalir.

    2013-07-01 22:07:10


    Misafir – OMURGALI OLMAK

    Bu derece aşağılık bir emir veren vali ne mutludurki cumhuriyet ülkesinin Valisi’dir… SENDEN UTANIYORUM AVNİ SENDEN UTANIYORUM MUTLU..senden utanıyorum densiz.. Özür dile hemen .. Çık kanalizasyonlarınızdan birine ve özür dile…ama yemin ederim bunuda yapamazsın..çünkü nazımın dediği gibi sende yürek yok… Çakma Müslüman

    2013-07-01 22:02:58


    Misafir – OMURGALI OLMAK

    …senin gözüne tabiiki bakamazlar çünkü onlarda bakacak göz yok… Tabiiki seni dinlemezler onlarda dinleyecek yürek yok… Seni anlayamazlarda çünkü onlarda anlayacak beyin yok… Düşünemezler,sindiremezler,dahası hatırlayamazlarda …çünkü onlarda hatırlayacak düşünecek sindirecek insanlık yok…benim güzel insanım boş ver bunları tarihin çöplüğünde hakettikleri yeri alacaklar kuşkusuz… Bak Taksim’de Ankara’da Mersin’de senin çocukların torunların yeğenlerin tomurcuk tomurcuk açmış …bunlarda onları durdurabilecek insanlık yok…

    2013-07-01 21:53:15


    Misafir – ahıskalı

    Bu yazılanlar çok üzücü.sn.şafak pavey in Bilderbergçi olduğunu bilemesem neyse….inanmayan google aramaya ”şafak pavey bilderberg” yazıp ,tıklasın ne denli ATATÜRKÇÜ olduğunu görsün.siyaset zor zenaaat gardaşım,bize göre değil!

    2013-07-01 21:51:57


    figul

    Evet bu kin ve nefreti polislerin gözünde ben de gördüm. Bu kadar kin ve nefret insanı dinden çıkarır..Zaten dini kullanıp dine küfretmeleri de ortada..

    2013-07-01 21:32:49


    Misafir – gezgin

    Sayın Şafak Parey’in anlattıklarını okurken içim daraldı, aslında bilinmedik şeyler değil, AKP’nin emniyet örgütüne doldurduğu polislerin nasıl bir dünya görüşüne sahip olduklarını tüm Türkiye biliyor. Yalnız ben konuyu değiştirip Sayın Parey’e şunu sormadan geçemiyeceğim: Anneniz Sayın Ayşe Önal’ın, ılımlı İslamcılara (Dolayısıyla da AKP’ye) ve 2.Cumhuriyetçilere nasıl destek verdiğini, Kanal 7’deki programında ABD’li istihbaratçı Graham Fuller’le nasıl Atatürk ve Kemalizm düşmanlığı yaptığını dün gibi anımsıyorum. Hanımefendi, bugünkü yaşadığımız cehennem ortamının oluşmasına katkı yapan kişilerden birisi de annenizdir. Size nefret duygusuyla bakan polislerin beslendiği iklimin oluşmanızda karınca kavli kararınca annenizin de payı var. Bilmeyen 90 kuşağını bilgilendirmek için bunları yazma gereği duydum. Annenizin bu ülkenin aydınlık insanlarına kocaman bir özür borcu var.Baktıki kızı CHP’den milletvekili seçildi, kuyruğu kıvırıp sessizliğe büründü. Eğer ki siz milletvekili seçilmeseydiniz, adım gibi biliyorum, yandaş veya merkez medyada olanca gücüyle Kemalizm ve Atatürkçülüğe nefret saçmaya devam edecekti. O polislerden yakınmak doğal hakkınız. Peki ya annenizi ne yapacağız?

    2013-07-01 21:15:54


    Misafir – kezban yenge

    PAVEY ve diğer chp liler, daha parti duruşu oluşturamadınız, neyi temsil eden bir parti olduğunuz bile belli değil !! akepe nin bu kadar ayen beyan çirkinlikleri varken görmezden geldiniz.. tek kelime konuşmaya hakkınız yok.. 10 yıldır olduğu gibi susmaya devam edin !!!

    2013-07-01 21:04:34


    Misafir – DALYAR

    VALLAHİ keşke ben milletvekili olsam nasıl olsa dokunulmazlığım var ağzını burnu kırarım önüme çıkan polisin…Allah yaratı demem…hatta tükürürüm suratına…tıpası yiyorsa ağzını açsın…

    2013-07-01 20:50:15


    Misafir – pim karnca

    İvan Pavlovun nesi olur Şafak Hanım bunlar.Bahsi geçen ülke kavgam ben zeri eseri maskomyah’ı okumadan on a nasıl not verip,gazvermete neden düşünmedi.

    2013-07-01 20:29:30


    Misafir – recep başgan

    polis telkilatımız gestapo gibi.solcuysan yahudiden farkın yok onlar için.pavey in söylediği gibi oracıkta vurup öldürme yetkileri eksik.bu arada engin ardıç ş.pavey için hem solcu hem sakat demişti bir yazısında.aynı naziler gibi.midemi bulandırıyor bu nazi özentileri.

    2013-07-01 20:18:45


    KARAKÜTÜK

    Sayın Şafak PAVEY’in anlattıkları dehşet verici. Bu muhterem Hanfendi seçilmiş bir milletvekili. Bir muhalefet milletvekiline bunları yapan dinci faşizm ve onun kalitesiz elemanları,sıradan bit muhalif vatandaşa neler yapmaz. Artık şuna kesinlikle inanıyorum. Bu bademlerin dışında kalanlara, bu bademler, kafir gözüyle görüyor. Allah bizleri bu dinci faşistlerin gazabından korusun. Yaşım 52..Hiçbir dönemde böyle bir vicdansızlık görmedim. Hep Hitler faşizmi nedir ki diye merak ederdim. Ulu Tengri bu merakıma aldırış etti. Hitler’den bin beter birilerini bana tanıttı,Ulu Tengri’m,ben ettim sen etme. Bu belayı ülkemden ve benden def et Tengri’m! Amen.

    2013-07-01 20:06:20


    Misafir – osman

    Ah guzelim Bulent beyde senin gibi agliyorda kimse ona inanmiyor.Aglamakla degil eylemiyle gorelim AK KEmal’i.Aglamak aldatmiyor artik.

    2013-07-01 19:54:39


    Misafir – osman

    CHP de Ak Kemal’e yakin hic kimse bana guven vermez. Evet Tayyip buyuk zarar verdi ulkeye Ama kimin destegi ile.Bati Savunuculuguna soyunmasin Pavel.Cunku Kendi Baskanida bati destekli.Secildiginin ikinci gunu Bruksel’e gidip saygisini gostermedi mi?

    2013-07-01 19:48:32


    Misafir – kahveci

    Halkın seçtiği vekilleri bile koruyup savunamayan yeni chp milleti nasıl koruyacak işte kendi milletveki anlatıyor dik duramayanlar yıkılır çok yazık üzülmekten başka birşey yapamıyorum.

    2013-07-01 19:26:40


    Misafir – cahit27

    Benim merak ettiğim iki isim var Bihlun Tamaylıgil ve Pavey.. Özellikle de Pavey hanımefendi. Nereden nasıl gelip CHP de genel başkan yardımcısı oldular. Kemal Dervişten hızlı geldi bu hanım. Dikkat ederseniz verdiği örnekler Obama dan.. Hyde Parktan. Çekinde gidin Chp nin başından. Adana da, İzmirde örnek verecek park mı yok….

    2013-07-01 19:09:34


    GERÇEK(PRAVDA)

    Konuşmayı dinledim.Yalnız Irakta görevli iken ortalık can ve ırz pazarı iken niye müslüman ülkelerde gayri müslümlerin mülkiyeti hakkında tez yazdı.Bir de cesur kadın ödülü hangi cesurluğundan dolayı amerikanya tarafından verildi.Bunları da konuşsa çok memmun olacağım.

    2013-07-01 18:47:01


    Misafir – Yav He HE

    Bilderberg toplantısını da anlat sayın Pavey. Ama Fehmi Koru gibi topu taca atmadan.

    2013-07-01 18:46:54


    Misafir – Kemal

    Şafak hanım, Bilderberg’teki arkadaşlarına şikayet etsin ona yapılanları. Onlar hakkından gelir bunların.

    2013-07-01 18:44:42


    Toplam 36 Yorum Yapılmıştır |

    Bu haberin yorumlarını tek bir sayfadan oku
  • Rusya Akdeniz’e Yerleşmenin Peşinde (2)

    Rusya Akdeniz’e Yerleşmenin Peşinde (2)

    Rusya, Akdeniz’e yönelik askeri varlığını arttırma girişiminin ilk adımını, Ermenistan’daki askeri üslerini modernize ederek ve güncel gereksinimlere karşılık verebilecek düzeye getirerek atmak kararı aldı.

    Ermenistan’ın kuzey tarafında ve Türkiye sınırı yakınındaki  Gyumri 102. Askeri Üssü ile ABD’nin Adana’daki İncirlik Üssü’nün eşiti olan Yerevan şehrindeki Erebuni hava üssündeki modernizasyon ve günün koşullarına göre güncelleme bu sene başlıyor.

    Rusya içinde bulunduğumuz yıl, Gyumri Askeri üssündeki anlaşmalı personel sayısını 2 katına çıkarırken görevli personel sayısını da 5 bin’de tuttu. Sadece düzenli-devamlı görevli sayısının 5 bin olması bile üssün büyüklüğü hakkında yeteri kadar bilgi vermektedir.

    Gyumri Askeri Üssü’nün kiralama dönemi 2044 yılına kadar uzatıldı ve bu üs SSCB dağıldıktan sonra bağımsızlıklarını ilan eden devletlerden oluşan Sovyet Ortak Refah ülkelerinin hava savunma sisteminin önemli bir parçası haline geldi. Şu anda S-300 Karadan havaya (SAM) füzelerinin ana merkezi ve Mikoyan MİG 29 savaş uçaklarının da ana hava üssü konumundadır.

    Eski SSCB devlerinden Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Tacikistan’ın kendi aralarında oluşturduğu, İngilizce olarak “Collective Security Treaty Organization (CSTO)”  olarak tanımlanan “Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü – (OGAÖ)”, söz konusu devletler arasındaki askeri dayanışma ve işbirliği kuruluşudur. “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” düşüncesini ilke edinmiştir.

    Son yapılan toplantıda OGAÖ’nün faaliyet alanı genişletildi ve “Özel Harekat Askeri Gücü” ile üye devletlerin hükümranlığı ile toprak bütünlüğünü savunacak “Ortak Hava Kuvvetleri”nin oluşturulması kararı alındı.

    Rusya’nın yanında İran da Ermenistan’a ekonomik ve politik olarak büyük bir destek veriyor. İran, Ermenistan’a kendisinden aldığı gıda ve petrolün ödenmesi konusunda sınırsız kredi olanağı tanımaya başladı. Amacı ABD’nin kendisine uyguladığı ambargoyu, ABD’de çok etkili olan Ermeni lobisi kanalı ile kırmak.

    Diğer taraftan İran, ABD’nin ekonomik ambargosunu Rusya ve Çin ile kurduğu yakın ve derin ilişkilerle de kırmanın peşinde. Tekrardan iki kutuplu hale dönüşmeye başlayan dünya politikası içinde Rusya’nın yanında yer almayı tercih eden İran, Rusya’nın yardım ve desteği ile de ABD’nin uygulattığı ekonomik ambargoyu kırmayı hedefliyor. Bu ekonomik ambargoyu kıramazsa iflas edeceğini veya da onursuzca yerlerde sürüneceğini çok iyi biliyor.

    Rusya, Akdeniz’e yönelik askeri varlığını arttırma girişiminin ikinci adımını da askerî işbirliğini genişletmek için Kıbrıs Rum kesimiyle görüşmelere başlamakla attı. Rusya’nın hedefi Rumlara verdikleri krediler karşılığında askerî işbirliğini güçlendirmek ve bir şekilde Doğu Akdeniz’e yerleşmek. Kıbrıs Rum tarafının içinde bulunduğu ekonomik ve politik sıkıntı dolayısı ile sonbahar da bu görüşmeler bitebilir ve ortak bir anlaşmaya imza atılabilir. Eğer bu imzalaşma gerçekleşebilirse Rusya 20 yıl sonra tekrar bir Avrupa Birliği ülkesinde askerî varlığa sahip olacak, tabii Brüksel izin verirse.

    Ruslar Rumlardan açıkça bir deniz üssü istiyorlar. Beşar Esad’a ne kadar da askeri, mali ve ekonomik destek verseler de Esad’ın bu başkaldırı sonrasında gideceğini ve yerine gelecek olanların da kendilerini Tartus’tan atacağını biliyorlar. Bu nedenle de gözleri Kıbrıs adasında.

    Mayıs ayında Moskova isimli kruvazör Limasol limanına yanaşırken Haziran ayında da üç Rus savaş gemisi, Limasol limanına iaşe ve yakıt alımı gerekçesi ile yanaştı ve rıhtıma bağlandı. Bu gelişmedeki ilginç olan taraf Moskova kruvazörünün Rusya’nın Karadeniz donanmasının sancak gemisi olması.

    Suriye’de ise Esad yanlısı güçler ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) arasındaki çarpışmaların daha da şiddetleneceği, ABD’nin ÖSO’ya yaptığı yardımlar arttıkça, Rusya-Çin-İran bloğunun da Esad yanlılarına yapacakları yardımların artacağını söylemek hiçte yanlış olmayacak.

    Rusya’nın kendini tekrar bir süper güç olarak kabul ettirmek çabasında içinde ve Doğu Akdeniz’e yerleşmek niyetinde olduğu, buna ilaveten de Suriye halkının Esad ailesinin iktidar hırsını çok pahalıya ödeyeceği, binlerce yıllık tarihin yok olacağı, bölgenin insan hırsı nedeniyle içine düştüğü bu felaketin açtığı yaralardan uzun yıllar kurtulamayacağı kesin…

    Ata ATUN

    e-mail: [email protected]

    3 Temmuz 2013