Blog

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 14  Mart  2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 14  Mart  2017 )

    1..  Armedia.am,  Avrupa Adalet Divanı ( ECJ) ‘ nin  türban yasağını benimsediğini  bildiriyor.  BBC’ ye  atfen verilen habere  göre, işverenler  ‘görülebilir herhangi bir  politik, psikolojik ve  dini işaret  taşıyan türban  dahil  giysileri  kullanmalarını  yasaklamaya yetkili’ olacaklardır….Ancak, yasaklama  şirketin iç kuralları için  geçerli olacak, müşterinin  istekleri dikkate  alınmayacaktır…. (Not : Bu karar, Avrupa’ da türbanın yasaklanmasının ilk adımı olabilir, o.t.)

    1. Armedia.am’ de yer alan habere göre, Hollanda  aşırı sağ lideri Geert Wilders  Pazartesi günü Başbakan  Mark Rutte  ile  yaptığı bir TV tartışmasında Türk Büyükelçisinin ülke  dışına çıkarılmasını istediği, Hükümetin  Türk bakanların Hollanda’ da  miting yapmalarının yasaklanmasını  desteklediğini, ancak bu kararın yeterli olmadığını, daha  sert tedbirler  alınmasını, Erdoğan’ ın  bildirilerini destekledikleri  taktirde Hollanda’ da  yaşayan Türkler’ in  ülkeyi terk etmelerini ve bir daha dönmemelerini istedi….”
    1. Armedia.am’ de ve Tert.am’ de yer alan habere göre,  Erdoğan, Türk yetkililerini  ülkelerine  sokmamak ve  kampanya  mitinglerini yaptırmamak iddiası ile Hollanda’ yı AİHM’ ye  şikayet etmekle  tehdit  ediyor….
    1. Armedia.am’ de yer alan habere göre,  Rusya  Liberal Demokrat  Parti Başkanı  Vladimir Zhirinovsky,  Erdoğan’ ın kendisine  Ankara’ nın NATO üyeliğini  askıya almaya hazırlandığını söylediğini bildiriyor. (Not: Türkiye’ de oldukça büyük bir kitlenin NATO karşıtı olduğu düşünülürse evet’ çilere Rusya   da  yardım ediyor diye  düşünebiliriz, o.t.)
    1. Tert.am’ de yer alan habere göre,  AB ve  Ermenistan arasındaki yeni anlaşmanın geniş bir  işbirliği ve  diyalog konusunda  çerçeve tanımladığını bildiriyor….
    1. Ermeni Radyosu, Massistpost ve Panarmenian web sitelerinde yer alan haberin başlığı:  “Ermeni <sözde> soykırımı  Farkındalık Kampanyası bilbordları : Türkiye’ ye bir Barış Mesajı.”  Haberin Özeti :  “  ‘Sanat Barışı 2017’  <sözde> soykırım  farkındalık kampanyası, 102 nci yılı anmak amacıyla  Boston’ un yedi noktasında  10 Mart’ ta başladı, 30 Nisan’ da  sona  erecek… www.peaceofart.org  Sitesi , elektronik bilbordlarda barış mesajları yayımlayarak 20 nci yüzyılın ilk <sözde> soykırımının uluslar arası tanınmasını talep edecek…. Web sitesi başkanı Daniel Varoujan Hejinian ; ‘Nisan ayının  Holokost ve  bütün soykırımların anılacağı ay olduğunu, bu münasebetle  Türkiye’ yi,  Ermeni  <sözde> soykırımını  tanıyarak   bütün soykırım kurbanlarının hatırasını  onurlandırmaya davet ettiklerini’ bildiriyor…..”
    1. News.am’ in İzvestia’ ya  atfen verdiği  habere göre, Sarkisyan, Karabağ sorunu halkın kader tayini zemininde çözümlenmeli diyor…. Haberde,   İzvestia’ya röportaj veren Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın  şu açıklamaları  yaptığı belirtiliyor:  “  Dağlık Karabağ Cumhuriyeti (DKC) sakinlerinin güvenlik garantörü olarak Ermenistan, AGİT Minsk Grubu eş başkanları formatında çatışmanın barışçı çözümü yolları arayışına yönelik  çabalarını ısrarlı ve yapıcı şekilde sürdürmektedir. Nisan 2016’da Dağlık Karabağ’a karşı Azerbaycan’ın yeni  tecavüzü,   müzakere sürecine ve taraflar arasında güvenin devamı çabalarına hissedilir zarar verdi. 24-25 Şubat gecesi temas hattı boyunca tansiyonun yükselmesi ateşkes rejimi ihlali  sorumlularının açıklığa kavuşturulması meselesini bir kez daha gösterdi ve 2016 yılında Viyana ve St. Petersburg zirveleri sonucunda sağlanan ateşkes rejimini takip denetim mekanizmalarına yönelik mutabakatların gecikmeksizin ve verimli icrası güncelliğinin altını çizdi. Diğer çatışmalardan farklı olarak Karabağ çatışması meselesinde Rusya, ABD ve Fransa’nın tutumlarındaki sürekli fikir birliği  AGİT Minsk Grubu üçlü eş başkanlığını bu devletler arasında yapıcı diyalog için verimli bir platform olarak gözlemeye izin vermektedir…..  Biz halkın kendi kaderini tayin hakkının bugünkü dünya düzeninin ayrılmaz bir parçası olmasından hareket ediyoruz. Karabağ çatışması işte bu zeminde çözümlenmelidir. Aynı zamanda Karabağ Cumhuriyetinin ısrarlı şekilde devlet inşası gerçekleştirmekte olduğu görüşünde olan uluslar arası uzman çevrelerin takdirini de hesaba katmak gerekir. ….”
    1. Ermeni Radyosu web sitesinde yer alan haberde, Talat Paşa’ nın Halep Valisine ‘ Ermenilerin sürgünde kalması’ talimatını verdiği bildiriliyor….Osmanlı  İçişleri Bakanı Talat Paşa’ nın  olduğu  iddia edilen 15 Temmuz 1916 gününe  ait telgrafın sirküle edilmekte olduğu bildiriliyor ve  haberde  kopyasına  yer veriliyor. Telgrafta, Ermenilerin başka  bölgelere gitmemesi talimatı  veriliyor….
    1. Armenpress’ te yer alan habere göre,  Fransa’ nın Ermenistan  Büyükelçisi Jean – Francois Charpetier,  Fransa’ nın Ermenistan ile  ticari – ekonomik işbirliğinin geliştirilmesini istediğini bildiriyor.

    http://www.armenpress.am/eng/news/882477/armenia-france-want-to-develop-trade-economic-cooperation-–-says-french-ambassador.html

    1. Armenpress’ te yer alan habere göre,   Ermenistan’ ın  Japonya Büyükelçiliğinde yapılan bir  törenle, Japonya  Dışişleri Bakanı Nobuo Kishi’ ye, iki ülke  arasındaki ilişkileri  güçlendirmesi  nedeniyle  Ermenistan  Parlamentosu Onur  Madalyası takdim edildi…

    http://www.armenpress.am/eng/news/882465/japan’s-state-minister-for-foreign-affairs-awarded-with-armenian-parliament’s-honorary-medal.html

    1. Armenpress’ te yer alan habere  göre,   Cumhurbaşkanı Sargsyan “ İnkar,  suçun devamıdır,  Ermenistan  soykırımlara  karşı savaşıyor” dedi…. Sargsyan, bu habere  göre   özetle  şunları söyledi : Ermenistan  yalnız  Ermeni <sözde> soykırımının  küresel tanınması için değil,  bütün soykırımlara  karşı  mücadele  veriyor… Biz, inkarın  suçun devamı olduğunu düşünüyor,  dokunulmazlık ve  inkarın yeni soykırımlara  yol açacağına  inanıyoruz….Bizim ithamımız  Türk halkına  karşı değil. ülkemizde  ve  dünyada Türk’ lere  karşı  bir histeriyi artırmayı düşünmedik… Ermeni <sözde> soykırımının  anma  törenlerinin Ermenistan – Türkiye ilişkilerine etkisi olmadığını düşünüyorum…..BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi üç ülkenin katılımı ile  2008 yılında iki belge imzaladık. Türkiye  bu belgeleri onaylamadı,  tutumunu  açıkça  Ermenistan – Azerbaycan ilişkilerine  bağladı….”

    http://www.armenpress.am/eng/news/882392/denial-is-continuation-of-crime-armenia-fights-against-genocides-–-says-president-sargsyan.html

    1. Panarmenian.net’ te yer alan habere göre:  Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Karen Nazaryan bir  ajansa verdiği bildiride,  AB’ nin  kısa  süre sonra Ermenistan’ a  vize kolaylığı  görüşmelerini  başlatacağını ümit ettiğini  bildiriyor…. Ermeni vatandaşları için  vize  kolaylığı  diyaloğu  2015 yılı Riga  Zirvesi’ ndeki müşterek deklerasyonda  yer almıştı….Bu,  iki taraflı  önemli bir taahhüt idi…. Nazaryan, konuşmasında, İslam ülkeleri ile  sınırlarının hala kapalı olduğunu ve bu tek taraflı  alınan  zorlayıcı tedbirin  uluslar arası  alanda  kınanmasını gerektiğini  bildirdi…
    1. Panarmenian.net’ te yer alan habere  göre, Cumhurbaşkanı Serzh Sargsyan,  Ermenistan ve  Rusya,    Gümrü’ de  müşterek bir  askeri sanayi kompleksi tesis edilmesini düşünmelidirler dedi. Sargsyan,  Rusya’ nın  askeri teknoloji  desteği  de  dahil olmak üzere,  Ermenistan’ ın  savunma  yeteneğini devamlı geliştirdiğini, bu konuda  Ermeni topraklarında  tesis edilen  102 nci  Rus  Askeri Üssünün de  rolü olduğunu vurguladı….
    1. Asbarez.com, Ermenistan Savunma  Bakanı Vigen Sargsyan’ ın Karabağ’ ın self determinasyon hakkına  Bakû’ nun  askeri güç de  kullanarak karşı  çıkacağını  bildiriyor….
    1. Asbarez.com, Amerikan Yunan Konseyi,  Pazartesi günü bir bildiri yayımlayarak, Amerikan Yunan  toplumunu ve bütün Ermeni, Yunan ve  Süryani etnik kökenlileri, geçen hafta Ermeni Gençlik Federasyonu’ nun  benzer  çağrısı paralelinde,  Türk yapımı “ Osmanlı Teğmeni” filmini  boykot etmeye  çağırdı…. Bildiride,  Amerikan Yunan Konseyi İcra Direktörü  Ioannis Fidanakis’ in  e –posta  adresi  de  yer alıyor….  <[email protected]>  (Not: Habere  verdiğim aşağıdaki yorum moderatör  onayı bekliyor, Aynı yorumu  Fidanakis’ in e-posta  adresine  de  yolladım, bakalım cevap gelecek mi…., o. t.)

    “Mr. Fidanakis, why  you  are  calling people to jointly  boycott the Ottoman Lieutenant  movie? Are  you still considering that the  Greek Army set  fire  22 Villages, some  cities, including Izmir,  as well?”

    1. Asbarez.com, Fresno Ermeni Merkezi’ nin açılışına  yüzlerce kişinin katıldığını bildiriyor.

    Habere  göre,  400’ den fazla  kişi ,  Fresno Ermeni Merkezi’ nin   ‘Bay ve  Bayan Garo ve Alice Gureghian Ermeni Kültür  Merkezi’  adı ile yeniden açılışında  yer aldılar…., Garo Gureghian ve eşi  Alice 2014 yılında Fresno Ermeni Merkezi’ ne 300.000 dolar bağışta  bulunmuşlardı…

    1. Agos Gazetesi’ nde yer alan haberin başlığı : “ Almanya trajik tarihiyle 1947’den beri yüzleşiyor.” Gazetenin, Bilgi Üniversitesi Yahudi Toplulukları Çalışma Birimi Üyesi tarihçi ve Holokost uzmanı Pınar Dost-Niyego’yla Nazi suçlamaları ve Nazizm konusunda yaptığı  söyleşiden bazı alıntılar ; “ Türkiye ve Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki ilişkiler, referandum toplantılarının iptali ve hükümetin farklı temsilcilerinin arka arkaya yaptığı ‘Nazi’ suçlamalarıyla bambaşka bir boyuta taşındı……1933’te Nazi partisinin iktidara gelmesiyle önce Almanya’da daha sonra savaşın başlamasıyla da işgal edilen diğer Avrupa ülkelerinde başta Yahudiler olmak üzere Sinti ve Roman gruplar, Slavlar, eşcinseller, siyasi muhalifler, zihinsel ve bedensel engelliler aşamalı olarak toplumdan tecrit edildiler ve imha edildiler. Tüm gruplar farklı uygulamalara maruz kaldı ama bu imha politikasının arkasında hep aynı ırk üstünlüğü dürtüsü, üstün bir ırk yaratma gayesi vardı……Holokost’ta 5 – 6 milyondan fazla Yahudi yaşamını yitirdi. Bugun Almanya’da hâlâ Neo-Nazi grupların varlığından bahsedebiliriz; emniyet güçleri içinde ya da toplumda bu gruplara müsamahalı davranan odaklar olduğunu düşünebiliriz. ……1933’de Almanya’da yaşayan 500 bin Yahudi topluma son derece iyi entegre olmuş, vergisini veren, Alman ordusunda hizmet vermiş, bazıları savaşa katılmış, kendilerini önce Alman sonra Yahudi olarak tanımlayan insanlardı: Yahudi işletmelerinin boykotu ve ekonominin aryanlaştırılması, Yahudilere ait işletmelerin Yahudi olmayan Almanlara devri, Aryan olmayanların, yani Yahudilerin devlet kadrolarından çıkarılması ve hizmetinden uzaklaştırılması, Yahudi avukatların barodan atılması, Yahudilerin ve zihinsel ve bedensel engellilerin vatandaşlıktan çıkarılması, Yahudilerin ‘Alman kanıyla ilişkili kişilerle’ evlenmelerinin ve cinsel ilişkiye girmelerinin yasaklanması, Yahudiliğin din değil ırk üzerinden tanımlanması, büyükanne, büyükbabalarından üçü Yahudi olan kişiler din değiştirmiş de olsalar Yahudi kabul edilmesi, Yahudilerin Yahudi adı taşıması zorunluluğu ve pasaportlarına ‘J’ harfi eklenmesi zorunluluğu, Yahudi çocukların devlet okullarından atılması, savaşla birlikte Yahudilerin sokağa çıkma yasağı, yiyecek karnelerinin miktarının azaltılması, ‘savaşın kazanılabilmesi’ için Yahudilerin radyo, fotoğraf makinesi, bisiklet, elektrikli cihaz ve değerli eşyalarına el konulması, Yahudilerin toplu taşıma araçlarını kullanmalarının yasaklanması, Yahudi evlerinde toplu halde yaşamaya zorlanmaları, zorunlu çalışmaya tabî tutulmaları, altı yaşın üzerindeki Yahudilerin üzerinde siyah harfle Almanca Yahudi anlamına gelen ‘Jude’ yazılı olan sarı renkli altı köşeli yıldızın üst giysilerinde dikili olarak taşıma zorunluluğu ve son olarak da tabii Almanya’dan toplama ve imha kamplarına sürülmeleri. Bugün Almanya’da yaşayan Türklerin bu uygulamalara maruz kaldıkları söylenebilir mi?…..”
  • PAYİTAHT JÖLELİ

    PAYİTAHT JÖLELİ

    PAYİTAHT JÖLELİ

    Hüseyin MÜMTAZ

    “Payitaht”, Başşehir demektir; Abdülhamit de, bildiğimiz Abdülhamit.

    Ama “Payitaht Abdülhamit”, “bozuk Türkçe”dir. “Şahıs”tan başşehir olduğu nerede görülmüştür? Bunun TRT dizisinde nasıl kullanıldığı ise akıllara sezâ bir durum olup anlaşıldığı kadarıyla RTÜK’ü filan fersah fersah aşmaktadır.

    Ben de bu yazıda, “karşı tarafın da anlayabilmesi” için onların kullandığı dil kurallarıyla hitap edeceğim.

    Jöleli yine akıl almaz bir biçimde Kıbrıs’a bulaştı.

    “Haydi Hollanda, Almanya, İsveç’li NAZİLER, varsa cesaretiniz KIBRIS ORADA ! Kıbrıs’ta AB’li bir seçenek artık yok” demiş.

    Ne alâkası vardır KKTC’nin son Hollanda edepsizliği ile?

    Avrupa’da iş çığırından çıkmıştır; AB ve NATO “taraf tutmaktadır”, hemen bütün ülkeler “çifte vatandaşlığı” kaldırmak istemektedirler.

    Son tahlilde öyle bir açmazda kalırlarsa üç nesildir Avrupa’da yaşayan Türklerin, tercihlerini hangi yönde kullanacaklarını, her şeylerini bırakıp döneceklerini mi düşünüyorsunuz?

    İki ay kadar önce de jöleli konuya yine yanlış yerden dalmış,  “KKTC eğer böyle devam ederse TC’nin vilayeti olur, öyle devam eder” demişti.

    Şimdi, içinde bulunduğumuz bu “kontrollü gerginlik” sürecinde; cümle cemiyeti akvam ile, tek dişi kalmış canavar ile kavgalıyken lâfı döndürüp Kıbrıs’a getirmenin ne âlemi vardır?

    Yâni şimdiye kadar Kıbrıs’ta “AB’li bir seçenek” mi vardı? AB’ye Türkiye kabul edilecek diye KKTC’den vaz mı geçecektik?

    KKTC, TC’nin AB’ye girebilmesi için “masa”ya mı sürülmüştü?

    Şimdi “küstük artık vermiyoruz”, öyle mi?

    Bu kadar mı basit?

    Jöleli neden Suriye’nin kuzeyinde ilan edilen kantonlardan, PKK/PYD/YPG’ye yapılan Amerikan/Rus yardımlarından; Amerikan/Rus askerlerinin PKK/PYD/YPG armaları taktığından; PKK/PYD/YPG’nin Amerikan/Rus desteği ile ele geçirdiği toprakları Esad’a devrettiğinden bahsetmiyor?

    Neden meselâ Yunan Cumhurbaşkanı’nın Ege’de işgal ettiği Türk kayalığına/adasına gidip bir fincan orta kahve içmiyor?

    Kıbrıs ada da, Ege’dekiler değil mi?

    Kıbrıs’la bu kadar ilgilenen jöleli acaba TRT dizisindeki İngiliz Sefirini ”tokatlayan” Abdülhamit’in bütün ada’yı, dünya diplomasi tarihinde görülmedik şekilde “mülkü şahanesine halel gelmeden” kiralamasını nasıl anlatıp, izah edecek?

    “Dizi”de orası nasıl “es” geçilecek?

    Kıbrıs ilginç bir şekilde Türkiye’nin iç politika malzemesi haline getiriliyor.

    Google müptelaları torbadan, vakti zamanında Denktaş’a bile “Türkiye’de değil, git ülkende konuş” denildiğini bulup çıkarttılar.

    Ama Yıldırım ve bakanları geçen hafta Lefkoşa’da referandum mitingi yaptı, KKTC’nin iki bakanı da fırsatı kaçırmadı, kendi siyasi geleceklerine yatırım yaptı.

    Eleştiriler üzerine onlardan birisi; “Anavatan Türkiye ile ilgili etkinliklere geçmişte olduğu gibi şimdi de, gelecekte de katılacağını vurgulayarak, bu tür etkinliklere katılmasının hesabını kimseye vermeyeceği” açıklaması yaptı.

    Hasip Kaplan’ın geçmişte YDÜ’de yaptığı mitinge neden katılmamıştı?

    “Hayır”cılar geldiğinde onlara da katılacak mı?

    “Bayındırlık”la uğraştığına göre “asrın projesi” ile ada’ya ulaşan suyun şebeke yetersizliği yüzünden denize akmasını önleyecek bir şeyler düşündü mü?

    Ya da Kıbrıs Türkleri’nin güneyde inşaat işçisi olarak çalışmalarını engelleyecek bir şeyler?

    Kıbrıs Türkleri neden kuzeyde inşaatlarda, lokantalarda çalışmaz da hep Mezopotamyalılar gelir “işler”?

    Cümle berberler, kuaförler ve traşçılar son Avrupa vandallığı meselesine bir de Kıbrıs’ı bulaştırmaktansa öncelikle Anastasiadis’in Akıncı ve Türkiye’ye hitaben sarf ettiği “azınlığın ana söz sahibi olması, çoğunluğun ise sadece itaat etmesinde ısrar etme hakları yoktur” ve “bir ülke için en iyi garanti AB üyeliğidir” sözlerine akılcı bir cevap yetiştirmelidirler.

    Gelinen süreçte oraya buraya dolaşıp kafa karıştırmaktansa Avrupa’daki Türkler tek vatandaşlık tercihine zorlanırlarsa yahut mevcut kargaşadan yararlanarak oylarını arttıran Avrupalı muhafazakâr politikalar yüzünden sosyal hayatlarını ve dinlerini yaşayamaz hale gelirlerse, sıkıntılar/kısıtlamalarla karşılaşırlarsa ne yapacağız, öncelikle onu düşünelim mi? 14 Mart 2017

    https://www.turkishnews.com/yazarlar/huseyin-mumtaz/

  • AB’ye ‘vize’ resti

    AB’ye ‘vize’ resti

    Vize muafiyeti getirilmemesi halinde göç anlaşması lağvedilebilir

    Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Avrupa Birliği’nin bizi oyaladıklarını görüyoruz. Bizim de sabrımız sınırsız değildir. Bu konuda vatandaşlarımızın da beklentileri var. Eğer vize serbestisi gelmezse göç anlaşmasıyla ilgili adımları atacağız çünkü anlaşmanın gereği şuydu; Göç, geri kabul ve vize serbestisi. Biz bugüne kadar göç anlaşmasının gereğini sonuna kadar uyguladık. Her bir maddesine riayet ettik. Avrupa, vize konusunda bizi oyalamasın, biz de gereğini yapacağız” dedi.

  • AB’den Başörtüsü Kararı

    AB’den Başörtüsü Kararı

    Avrupa Adalet Divanı, AB ülkeleri dahilinde bir iş yerinin siyasi, felsefi, aleni dini sembol niteliğinde kıyafetlere yasak getirebileceğini bunun ayrımcılık sayılamayacağına hükmetti.

    Müslümanlar için bu başörtüsü sebebi ile işten çıkartılanların dava açamayacağı anlamına geliyor.

    Karara konu olan dava, Belçika ve Fransa’da iki kadın çalışanın, başörtülerini çıkarmalarını reddetmeleri sonrası kovulmaları üzerine açılmıştı.

    Adalet divanı ayrıca şirket içi yasağın olmadığı hallerde, bir müşterinin başörtülü bir çalışandan hizmet almama talebinin ayrımcılık olarak değerlendirildiğini ifade etti.

  • Hollanda Başbakanı yaptırımlar ile ilgili konuştu

    Hollanda Başbakanı yaptırımlar ile ilgili konuştu

    Hollanda’nın kızması için daha fazla neden varken Türkiye’nin yaptırım uygulaması tuhaf. Türkiye’nin yeni yaptırımları çok da kötü değil

    Hollanda Başbakanı Rutte

  • PYD’nin Münbiç oyunu…

    PYD’nin Münbiç oyunu…

    Bölgemizde kriz üzerine kriz yaşanıyor. Almanya ve Hollanda ile olan ilişkilerimizin gerginleştiği ve referanduma gittiğimiz şu günlerde Suriye ve Irak’taki gelişmeler de bizi adeta “tehdit eder” konumuna getirdi.

    Terör örgütü PKK ve IŞİD’a karşı verdiğimiz mücadeledeki başarılarımızı, PKK’nın Suriye uzantısı PYD’ye karşı da vermeye başladık. Ancak, Amerika ve Rusya’nın korumasındaki PYD’ye karşı şu ana kadar etkili bir hareket içine giremedik.

    Türkiye’nin güvenliği açısından PYD ve onun silahlı gücü YPG’nin Menbiç ve bölgeden uzaklaşması ve tehdit unsuru olmaktan çıkarılması gerekiyor. Türkiye de bu konuda son derece kararlı adımlar atıyor.

    Ancak son gelişmeler baş ağrıtacak noktalara uzanacak gibi görünüyor.
    Terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD, ABD ve Rusya’dan aldığı destekle çok küstahça adımlar atmaya başladı. Son olarak Münbiç Yasama ve Yürütme Konseyleri’ni ilçede toplayan PYD sivil yönetim kurduğunu resmen ilan etti.

    Günlük hizmetleri sağlamak amacıyla kurulduğu öne sürülen sözde yönetim bünyesinde 13 farklı komite oluşturuldu. PYD’ye bağlı kaynaklardan yapılan açıklamaya göre, bu komiteler sağlık, eğitim, güvenlik, savunma gibi hizmetler üstlenecek. Açıklamada ayrıca 132 kişiden oluştuğu söylenen “Yasama Konseyi”nin eş başkanlarının da seçildiği belirtildi.
    Aslına bakılacak olursa bu gelişmelerin ayak seslerini daha önce duymuştuk. PYD Münbiç’te daha önce Yasama ve Yürütme komiteleri ilan etmişti. Bu komiteler en son 20 Şubat’ta Münbiç’te toplanmış, yeni yönetimin ilan edilmesiyle bu iki yapı konsey halini almış ve başkanları da seçilmişti.

    Gelen bilgilere göre Münbiç Yasama Konseyi ve Sivil Yönetim, yeni Yürütme Konseyini ve onun altındaki 13 komiteyi onayladı. 13 komitenin görevleri ise; Dışişleri, İçişleri, Sağlık, Savunma, Kadın, Kültür, Belediyeler, Sosyal işleri ve çalışma, Maliye, Ekonomi, Gençlik, Eğitim, Şehitler komiteleri şeklinde açıklandı.

    Şimdi işin ilginç tarafı, bu gelişmeler karşısında Amerika ve Rusya’nın sessizliğidir. Zaten, daha önce PYD’yi silahlandıran, koruyan ve kollayan dış güçler adeta bölgedeki bu gelişmelere kuçak açıyorlar. Bizim de en sıkıntılı durumlarımızı gözetleterek yeni adımları atıyorlar.

    Münbiç’teki gelişmeler ilk olarak, Suriye-Türkiye sınırındaki Kobani (Ayn el-Arab) ilçesindeki PYD sorumlusu Ewwas Eli’nin, Rus haber ajanslarına yaptığı açıklamayla ortaya çıkmıştı. Eli, Münbiç’te örgütün “özerk yönetim” kuracağını açıklamış, Türkiye’nin El Bâb’dan sonraki hedefin Münbiç olduğu yönündeki açıklamalarından sonra ABD, bölgeye askeri güçlerini artırmıştı Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı Münbiç Askeri Konseyi de, Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında savaşan Özgür suriye Ordusu (ÖSO) ile cephe hatlarını Suriye ordusuna teslim edeceğini söylemişti.

    PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin silahlı kanadı olan YPG’ye verilen destek Türkiye’nin tepkisine sebep olunca ABD, bu desteği 2015 Ekim ayından itibaren yeni bir yapı oluşturarak devam ettirmeye başladı.

    Bu tarihte sınırlı sayıda Arap, Süryani ve Türkmen gücü de YPG’ye katarak Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) oluşturdu. SDG’nin omurgasını ve komutasını yine YPG oluşturuyor. SDG güçleri Türkiye’nin “kırmızı çizgi” olarak ilan ettiği Fırat’ın batısına ABD’nin verdiği destekle geçti.

    Türkiye’nin itirazlarına karşı ABD, SDG’nin Münbiç’i ele geçirdikten sonra oradan çekileceği yönünde söz vermişti. SDG Münbiç’i Ağustos 2016’da ele geçirdi. Ancak Washington’un verdiği çekilme sözü tutulmadı.

    Gelişmeler hiç kuşkusuz sıkıntı yaratacaktır.
    Menbiç’le Hatay’ın bitişiğindeki PYD’nin Azez kantonunun güneyden bağlantıyla birleşmesi ve Güney sınırımızın boydan boya PYD koridoru haline gelmesi endişe verici bir durumu ortaya koymuyor mu? Bu durum sıkıntımızı artırmaz mı?
    Cumhurbaşkanı Erdoğan, PYD’nin bölgedeki konumunu değerlendirirken “Bu terör örgütünün sözde bölgedeki bağımsızlık hareketi hikayedir” şeklinde yorumladı. Gelişmeleri bir yerde ciddiye almadıklarına vurgu yaptı.

    PYD’nin Amerika ve Rusya’dan destek aldığını, Suriye’deki rejim ile de işbirliği içinde olduğunu düşündüğümüzde bu gelişmelerin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyoruz. Yaptığımız tüm çabalara ve verilen sözlere rağmen PYD’nin halen Münbiç’te olması, yer edinmesi ve bizim için tehdit unsuru olmaya devam etmesi ciddiye alınması gereken bir konu değil midir?

    Kaldık ki bizim “kırmızı çizgimiz” olan değerlendirdiğimiz Fırat’ın Batı’sından halen çekilmemekte direnen PYD’nin burada dış güçlerce de korunma altına alınmış olması endişelerimizi artıran nedendir.

    Dikkat edilecek olursa “PYD Menbiç’ten çekilmezse vurmakta kararlıyız” demiştik. Ancak, bölgedeki dengelerin değişmesi ile ortaya çıkan tabloda bu adımı atamadık. Amerika ve Rusya’nın oyunları ile karşılaştık. Resmen bu iki süper güç “Saldırırsanız karşınızda bizi bulursunuz” anlamında mesajlar vermeye başladı.

    YPG hem Menbiç’teki askeri varlığını daha da takviye alarak sürdürüyor, hem de “Burayı da özerk kanton ilan edeceğim” gibi adeta meydan okurcasına bir açıklama yapmak küstahlığını gösterebiliyor.

    Arkasında güç olmasa bunu yapabilir mi?
    Özetleyecek olursak, PYD kullanılarak bölgede dış güçlerin oynamakta kararlı oldukları oyunları şu anda sadece izlemek durumundayız. Biz daha önce “Menbiç Türkiye’nin beka sorunudur” demiyor muyduk?
    O zaman izleyici durumundan çıkmalıyız.

  • REZALET…

    REZALET…

    Cumhuriyet Gazetesinin haberine göre Trabzon’da İstiklal Marşı’nın kabulünün 96. yıldönümü ve Mehmet Akif Ersoy’u anma kapsamında etkinlikler düzenlenmiş.

    Bu haber insana şu sıkıntılı günlerimizde çok hoş geliyor.

    Ancak haberin tamamını okuyunca insan esef duyuyor.

    Neden mi?

    Hoşarlı İlköğretim Okulu tarafından Ali Koç Kültürevi’nde yapılan etkinlikte önce “Okullararası İstiklal Marşı’nı Güzel Okuma Yarışması’nda birinci olan 17 Şubat Ortaokulu öğrencisi Raife Gücesan, İstiklal Marşı’nı Türkçe okumuş.

    Ardından Tonya Anadolu İmam Hatip Ortaokulu öğrencileri sahneye çıkmışlar ve İstiklal Marşımızı Arapça olarak okumuşlar.

    Sahnedeki çocukların resimlerine bakınca hani derler ya vallahi ciğerim sızladı.

    Öğrenci gibi görünmüyorlardı.

    Her birinin başları örtülü renk renk kıyafetlerle çocuklardan ziyade yaşıtlarının çok üzerinde kadınlara benziyorlardı.

    İmam Hatipli olabilirler elbette, bu ailelerinin veya kendilerinin (!) tercihleridir.

    Yahu hiç değilse hepsinin üzerinde bir okul forması olabilseydi.

    Sonra bu çocuklar Arap çocuklarımıydı ki o dilde okutuluyordu milli marşımız.

    Sağ taraflarında büyük bir Atatürk posteri asılıydı.

    Daha neler göreceğiz bakalım…

    Çocukluklarını yaşayamadan, henüz Türkçeyi bile tam öğrenemeden Arapça öğrenmek neye yarayacaksa…

    AKP tarafından Türkiye değiştirilmek isteniyor.

    Daha doğrusu modern dünya ile ilişiğin kesilmesi tamamen ortaçağa döndürülmek isteniyor.

    İşte bunun için HAYIR diyeceğiz.

    İstiklal Marşını Arapça okutmak marifet mi?

    Dünyada geçerli dil  İngilizcedir…

    Merak ettim acaba orada sırtı kalın Araplardan birilerimi vardı acaba?

    Konukların listesi yazılı…

    Tonya Kaymakamı Halit Mengi, Belediye Başkanı Osman Beşel, Garnizon Komutanı Süleyman Yıldır, Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Topan, daire amirleri, okul müdürleri, öğretmenler ve öğrenciler var.

    Bazı katılımcılar İstiklal Marşı’nın Arapça okunmasına tepki göstermişler.

    Cumhuriyet Başsavcısının bu duruma sessiz kalması tuhaf değil mi?

    İstiklal Marşı her hangi bir şarkı değildir.

    İstiklal Marşı bizim milli marşımızdır ve burası Türkiye’dir

    İnsana değer verilmiyor, özgürlüğümüz elimizden alınıp tek adama verilmek isteniyor ve küçücük

    çocukların beyinleri böyle yıkanıyor.

    Bu iktidarın gözünde ne milliyetçilik nede vatan sevgisi var.

    Maazallah bir de tek adam hükümranlığı tescil edilse vay geldi başımıza..

    Bunlar bize Türkçe konuşmayı da yasaklarlar.

    Hepimizi Arapça öğrenmeye zorlarlar.

    Tıpkı EVET dememize zorladıkları gibi…

    Muhalefeti konuşturmamak bu demektir çünkü.

    Hayır diyecek olanları terörist ilan ediyorlar.

    Yazıklar olsun…

    Önüne gelen bizi ya haçlı yapıyor ya da terörist.

    Baksanıza Antalya’nın Kaş ilçesinin AKP’li Belediye Başkanı Halil Kocaer, referandumda hayır diyecek olan seçmenleri hedef alarak,“Hayır diyenler, Türkiye’nin gelişmesini, yükselmesini, İslam âlemine hüküm ve himaye etmesini istemeyen zihniyet, kim bunlar? Haçlı zihniyeti” demiş.

    Bir o kalmıştı zaten bizi teröristlikle suçlamayan.

    Ona sormaya gerek yok.

    Hangi zihniyetten olduğu belli…

    Bu utanmaz adamın oğlu ve yeğeni FETÖ soruşturmasından gözaltına alınmışlar ve ardından çıkarıldıkları mahkemece 6 kişi ile birlikte ‘terör örgütü üyesi olmak’ suçlamasıyla tutuklanarak Burdur Cezaevi’ne gönderilmişler.

    Terbiyesiz herif.

    Sen önce kendine bak ta bize öyle b..k  at…

    Sizler böyle yaptıkça inadınıza  “hayır”lar katlanıyor.

    Gün olacak, devran dönecek sizin bu balonlarınızda puf diye sönecek.

    O zaman göreceğiz sizleri.

    Tünay Süer

    14 Mart 2017

  • Bakanlar yeraltına indi

    Bakanlar yeraltına indi

    Ortaya çıkınca hem Türkiye hem de gidilen ülke kanunlarına göre suç olduğu anlaşılan yurtdışı seçim propagandalarına bakanlar gizli gizli devam ediyor.

    Kimseye haber vermeden devlet parası ile Los Angeles’e gelen bakanımız AKP cemaatini konsolosluk binasında toplayıp seçim propagandasını yapıp dönüyor.

    Ne diyelim hayırlı olsun. Artık kanun, hukuk yok fiili durum var ne de olsa…

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 13  Mart  2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 13  Mart  2017 )

    1..  Armedia.am’ de  yer alan habere  göre,  Fransa   Başkanlık adayı  Marine Le Pen Türk politik  mitinglerinin Fransa’ da  yasaklanmasını  istedi. Sputnik’ ten alınan bilgiye  göre,  Türk DİB Mevlüt Çavuşoğlu’ na  Fransa’ nın kuzey doğusunda  yer alan  Metz  şehrinde  gurbetçilerle yapacağı toplantıya  izin verilmişti. Le Pen, topraklarımız üzerinde  yapılacak toplantıyı  diğer  demokrasiler  reddederken biz neden kabul ediyoruz diye  soruyor ve twitter üzerinden “ Fransa’ da  Türk  mitinglerine  hayır”  mesajı yayımlıyor.

    1. Massispost.com’ da yer alan haberin başlığı : “  Daha  Büyük Ermenistan’ a  Dönüş : Ermenilerin Medeniyet Yolu.” Haberin Özeti : ”  Haberden ziyade  Areg Galstyan’ ın  yazdığı bir  makale.  Yazarın ağzından özetliyorum;  Tarihin en Eski uluslarından olan Ermeniler   Hint – Avrupa medeniyetinin  başlangıcında  yer alır….Yüzlerce  asır boyunca  Ermeniler  savaş içinde  boğuştular, güçlü devletler  yarattılar, bu konular üzerinde  tarihçiler, analistler ve  politik bilimciler  çalışmaktalar…..Kurucu tabiatları nedeniyle  Ermeniler  imparatorlukların  çekirdeğini  teşkil etmişler ve  diğer  etnik gurupları cezb etmiş ve kendi içlerinde eritmişlerdir….21 inci Yüzyılın Ermenileri Kimler? Bu temel soruya  pek çok yanıt  verilebilir…Bize , Akdeniz’ den  Hazar Denizine  uzanan Büyük ve  Güçlü  Ermenistan  öğretildi…Yine  bize,  atalarımızın  cesur  savaşçılar, yetenekli konuşmacılar, tecrübeli politikacılar ve  büyük  bilim insanları oldukları  öğretildi….. Ancak,   o Ermeni ulusunun devamı olup olmadığımız konusunda  zihnimde  bir  soru var….Bugün  hedefimize dönüş görevimizi düzenledik mi?  Ermeni dünyasının  değişik parçalarını  birleştirmeye  katkı sağlamak üzere bir dizi görevleri belirledik mi? Maalesef , hayır…. Böylece, bugüne  kadar  görevlerini bilen,   bütün medeniyet problemlerini  gerçekten çözenlerin    varisi olduğumuzu  söylemeye  tam olarak hakkımız  yok….
    1. Tert.am, AB’ nin Türk tartışmasında tutumunu  sertleştirdiğini bildiriyor.  Haberin Özeti :    “Avrupa  ülkeleri  ile Türkiye  arasında artan  tartışma nedeniyle  bazı Avrupa liderleri Türkiye’ yi  tenkit  ettiler….Mitinglere  getirilen resmi yasaklamalar nedeniyle  Erdoğan  Almanya ve  Hollanda’ yı   Nazist olarak itham etti…. Bu itham üzerine; Hollanda  Başbakanı Mark Rutte “kabul edilemez” dedi….., Danimarka  Başbakanı Lars Lokke Rasmussen Erdoğan ile  planlanmış olan  toplantısını  erteledi ve  “Türkiye’ de  demokratik prensipler  büyük  baskı altında”  dedi….
    1. News.am’ de yer alan habere göre,    Başbakan Karen Karapetyan  zenginleşmek için ekonomiyi geliştirmeliyiz  dedi….  2018 yılı  kamu yönetim sisteminde reform,  temizlenme ve istikrar  yılı ilân edildi. Beyan 13 Mart’ta Erivan Avan ilçesinde seçmenlerle buluşan Ermenistan Cumhuriyetçi Parti (ECP) Gn. Bşk. yardımcısı  Başbakan Karapetyan’ dan geldi….

    ʺAsgari ücret ve asgari tüketici sepeti eşdeğerliliğini ne zaman beklemek gerekir?ʺ sorusunu Başbakan  talepler daima büyüyeceğinden eşdeğerliliğin göreceli bir anlayış olduğu şeklinde yanıtladı……ʺSosyal alana ilişkin olarak olanak ve kabiliyetlerimizi gerçekçi mi hesapladık? Biz ne yapmalıyız?ʺ sorusuna ʺ Zenginleşmek için ekonomiyi geliştirmeliyiz. Devlet daima sosyal güvencelerden yoksun katmanların yanında olmalıdırʺ dedi.

    1. News.am’ de yer alan habere, Valérie Boyer ile  NEWS.am’ in yaptığı eski tarihli bir  röportaja   yer  vermiş.     Boyer’ in dikkat çekici  sözlerine ait alıntılar  şöyle : “  Türklerin tehditleri karşısında geri çekilmemeliyiz….  Marsilya senatörü ve Belediye Bşk. Jean-Claude Gaudin 2015 yılını Ermenistan’a armağan etti. Bu  bağlamda tüm yıl esnasında Ermenistan ve Ermenilere ilişkin birçok kültürel etkinlik gerçekleştirilecek.   Ermeni <sözde> soykırımını tanımanın ilk adım olduğu kanaatindeyim. Ben bugün Fransa’nın Ermeni Soykırımının inkarını   cezalandırmasını bekliyorum. Millet Meclisi ve Senato tarafından 2012’te sunduğum yasa tasarısının  kabulü  sonrasında bu yasanın müeyyidelendirilmesi anlamında önemli. 1915 Yılı <sözde> soykırımının,  Fransa tarafından, Holokost’ tan sonra tanınan ikinci soykırım olduğunu hatırlayalım. Bu metin 

    Anayasanın önceliği konusu gündeme getirilmeksizin 2001 yılında onaylandı, ancak bu inkar için ceza  öngörmemekteydi. … 2001’den sonra bu tanımayı ceza mekanizmasıyla (Fransız hukuku deklarasyonla yetinmemekte)  tamamlamak gerekli. Bu bağlamda artık ifade özgürlüğüyle ilgili olmayan yeni yasa tasarısı üzerinde çalıştım. Bu önemli  adım olur ve artık ölen ve tek suçları Ermeni-Hıristiyan olmak olan yüzbinlerce insan, kadın ve çocuğun  hatırasına halel getirmeye izin vermez…..

    1. Armenpress’ te yer alan habere göre,  Ulusal İstatistik Servisi Şubat ayı yiyecek fiyatlarının   %1,2 düştüğünü  bildiriyor.
    1. Massispost.com, Ermeni Genel Yardımsever Sendikası (AGBU)  Burs Programı’ nın  yüzlerce  örnek öğrenciyi  desteklediğini bildiriyor….2016 – 2017 Akademik yılında AGBU, 28 ülkeden  öğrencilere  800,000 dolar burs  verdi….  AGBU  Burs Programı’ nın  2017 – 2018 akademik yılı  burs  taleplerini almaya  başladığı  bildiriliyor….

     8.  Agos  Gazetesinde  yer alan yazısında Baskın Oran  “Erdoğan & Wilders Şti. altın madeni buldu, siyanürle işletiyor.” diyor.  Yazıda özetle  şu hususlar var: “  Evet oyları yerlerde sürünürken AKP’nin büzülmüş damarlarına kan pompalama yolunu buldu Erdoğan: Hollandalı ırkçı politikacı Wilders’la ortak şirket.  Mülteciler için “Kur’anı yasaklayacağım” diyen popülist-faşist Wilders kendi kamuoyunu Türkler aleyhine kışkırtarak yakındaki seçime oy topluyor.

    Avrupa hükümetleri için “Bunlar Nazi” diyen popülist – İslamcı Erdoğan kendi kamuoyunu Avrupalılar aleyhine kışkırtarak Referanduma oy topluyor. İstanbul’daki Hollanda Başkonsolosluğuna tekbir getirerek Türk bayrağı çekildi. Hollanda büyükelçisi istenmiyor.

    Mis gibi paslaşıyorlar. ….Buraya kadar son derece anlaşılabilir, ikisinin de tıynetine tamamen uygun bir ortaklık. İkisi de sağcı, ikisi de milliyetçi, ikisi de iktidar için her şeyi yapabilir……

    Anlaşılması zor olan husus, bu ticari ortaklığın hisse senetlerini yükseltenler:

    1) Yakında seçim var diye popülizm uğruna uçak inişini yasaklamak ve karayolunu Erdoğan’ın türbanlı bakanlarına kapatmak gibi geri zekalılıklar yapan Avrupa iktidarları. Bunlardan daha fazla bahsetmenin manası yok;

    2) Avrupa’da ve Türkiye’de ne yaptıklarının farkında olmayan kimi demokrat Türkiyeliler. ….  

     9.  Agos Gazetesinde  yer alan habere  göre,  Dışişleri Bakanlığı  Hollanda’ya iki nota verildiğini açıkladı.   Dışişleri Bakanlığı,  Hollanda Hükümetinin, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun uçağının inişine izin vermemesi ve cumartesi gecesi Rotterdam’daki Türkiye Konsolosluğu’na gitmeye çalışan Bakan Kaya’nın  Almanya’ya sınır dışı edilmesiyle artan gerilimin ardından Türkiye, Hollanda’ya iki nota verdi.  Dışişleri Bakanlığı, Maslahatgüzar’ın 3. kez Bakanlığa çağrıldığını açıkladı.  Hürriyet’te yer alan habere göre; ilk notada, Rotterdam’daki konsolosluk binasına gitmek isteyen Bakan Kaya’nın sınır dışı edilmesine tepki gösterildi. Söz konusu durumun uluslararası teamüllere aykırı olduğu bildirilirken, Viyana Sözleşmesi’nin ihlal edildiği savunuldu. Hollanda makamlarından resmi bir yazılı özür beklendiği iletildi.

    İkinci nota ise Hollanda polisinin konsolosluk önünde bir kısmı Türkiye vatandaşı olan protestoculara yönelik sert müdahalesiyle ilgili. Notada, “barışçıl göstericilere yapılan polis müdahalesinin orantısız olduğu” ifade edildi. Söz konusu notada ayrıca, tazminat hakkının saklı tutulduğu belirtilerek, Türk bakanlar ve vatandaşlarına yönelik söz konusu ihlallerin araştırılması, ihlalleri gerçekleştirenler hakkında adli, idari ve cezai yaptırımlar uygulanması ve sonucunun Dışişleri Bakanlığı’na bildirilmesi talep edildi.    

  • AVRUPA’DA TÜRK VATANDAŞLARI ŞOK’TA..

    AVRUPA’DA TÜRK VATANDAŞLARI ŞOK’TA..

    RATHAUS’TA (Belediye) çalışan bir bayan anlatıyor…

    –Bir TÜRK olarak RATHAUS’TA çalışıyorum..

    Bugün ALMANYA saati ile 13.30 dan sonra (ismini vermeyeceğim) Belediyemize POLİS Müdürleri ve diğer üniformalı POLİS memurları akın akın gelip gittiler..

    Bu koşuşturmaca akşam mesai bitene kadar devam etti ve ben birlikte çalıştığım diğer memur arkadaşlarıma, bu telaşın sebebini sorduğumda tam net cevap alamıyordum. Çünkü TÜRK olduğumu biliyorlardı…

    Polisler bazen çalıştığım bölüme gelip ya evrak soruyor yada diğer arkadaşlarımla fısır fısır birşeyler konuşuyorlardı.. KORKTUM ve ÜRKTÜM tabii ki..

    Mesai bitti ve JAHN adında bir arkadaşım vardı onu kenara çektim ve usulca sordum o bana yalan söyleyemezdi çünkü benden hoşlanıyordu. Ben bu kozu kullanmak zorundaydım ve kendisine bir iki cilve yapmak mecburiyetinde kaldım ve gerçeği öğrendim.

    Mesele şu ;

    Belediye sınırları içinde ikamet eden TÜM TÜRK ailelerinin adresleri tek tek alınıyormuş..

    Sosyal hakları tek tek gözden geçirilip bir takım kısıtlamalara gidileceği yönünde kesin net kararların uygulanacağı, ve bu nedenle  bir baskı oluşturularak, oturma izni bile olan TÜRK VATANDAŞLARININ ülkelerini ivedi olarak terk etmeleri ve TÜRKİYE’YE gitmeleri sağlanmış olacak…

    Mal varlığı olanlar hakkında kırmızı alarm verilmiş ve satışlarının çok düşük fiyatlar karşılığında yapılması öngörülmüştür..

    Yabancılara yönelik çocuk paraları (Yabancı olduğu için ve özellikle TÜRK) özel bir uygulamaya geçilecek ve diğer AVRUPA vatandaşları statüsünden ayrı ve düşük bir rakam ödeneceği konusunda ALMANYA’NIN öncülük yapacağı bir kararla tüm AVRUPA’DA uygulamaya geçileceği konuşulmuştur..

    Polis ara sıra TÜRK ailelerinin evlerini ani baskınlarla denetleyecek ve arama yapacakmış..

    Mevcut hükumete ait EVRAK, DÖKÜMAN ve TAYYİP posteri bulunan evler kesinlikle tasviye edilecekmiş..

    Şimdilik JAHN tarafından bana söylenenler bunlar..Ama kendisi bana, eğer farklı bir gelişme olursa yine bilgi vereceği konusunda söz verdi..

    ____Yazık, çok yazık… AKP emellerine AVRUPA TÜRKLERİ’DE alet edildi..

    Bu nasıl bir DEVLET adamı anlamış değilim, anlamakta istemiyorum.

    Gerçekten MİLLETİNİ, VATANINI düşünen, AKLİ SELİM bir LİDER ; Ülkesine ve vatandaşlarına bu kötülüğü yapmaz..

    Siz kendinizi ne zannediyorsunuz ?? Ölmeyecek’misiniz ??

    Bu kadar MİLLET’E, ÇİLE-IZDIRAP-KORKU saçmaya ne hakkınız var ??

    Bakınız, IRKÇI düşünceye sahip yabancılara iyilik etmiş oluyorsunuz.. Onlar yarın-bir gün tüm bu olumsuz gelişmeleri bahane ederek orada yaşayan TÜRK’LERE saldırmayacaklar mı ?? O zaman ALMAN POLİSİ veya HOLLANDA-AVUSTURYA POLİSİ bu durumları sizin yaptığınız gibi es geçerse ne olacak ?? Ve ölen o masum, ekmek parası kazanmak için km’lerce uzakta olan, mücadele eden vatandaşlarımıza olmayacak’mı ?  BOK yoluna gitmiş olmazlar’mı ??

    Amacın ne kardeşim senin ?? Biz DEVLET adamı görmedik’mi ? Kimsiniz siz ?? Kime hizmet ediyorsunuz ?? Amacınız ne ?? Sizin şu an yaptığınız tüm bu şarlatanlıklar, Ülkeyi dağıtmak, bölmek değil’midir ??

    AK TV’LER resmen terör estiriyor. Nedir derdiniz ? Bu MİLLET’LE alıp veremediğiniz şey nedir ?? Diplomasi ve dış ilişkiler böylemi olur ??

    Ben hayatımda daha böyle bir DİPLOMASİ yürüten hiç bir hükumet görmedim..

    Hadi EVET denildi ve başa geçtiniz, 16 Nisan’dan sonra siz HAYIR diyen TÜRK VATANDAŞLARINA ne yapmayı planlıyorsunuz ?? Her gün tehditlerde bulunmakta neyin nesi ?? Herhalde onları diri diri toprağa gömersiniz.. Sizden beklenir çünkü !!

    Yok kardeşim yok senin elle tutulacak hiç bir tarafın yok. Nereden tutsak elimizde kalıyorsun.

    Yetti artık MİLLET her gün gergin uyuyor, korku ile yatağa giriyor, geleceğinden endişeli..

    SAVAŞ çığırtkanlığı yapan bir tek sensin kusura bakma.. Hollanda-Almanya vs diğer Devletlerin hiç birinde senin yaptığın tehditlerin çeyreği bile yok.. Yinede onları kutluyorum gerçekten çok sabırlı davranıyorlar..

    Ne yapacaksın söyle bana, hele söyle ?? İZMİR’İ ne yapacaksın ? ESKİŞEHİR’İ ne yapacaksın ? TEKİRDAĞ-EDİRNE-KOCAELİ-ADANA-MERSİN vs vs ne yapacaksın ??Hepsinin içini boşaltıp öldürecek’misin ??

    Ey KILIÇDAROĞLU ; Sende artık adam ol..”TERÖRİST” damgası yerim diye bu yanlış politikaları benimsemek zorunda değilsin.. Bu ülke MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN mirasıdır ve sende o mirasın baş koruyucusu olan CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN başındaki GENEL BAŞKANI’SIN..

    Korkma ! Hakkını savun ve bizler, bu ülkenin gerçek sahipleri olarak senin arkanda dik duracağımıza SÖZ VERİYORUZ. Gereğini yap..

    3-5 cümbüşün emelleri için kendi topraklarımızı kimseye teslim etmeyeceğiz..

    Medya ele geçirilmiş ve tüm yargı organları sindirilmiş, Anayasa yok edilmiş, ORDU neredeyse tasviye edilmiş ve memleketin her köşesi bir fiil işgal edilmiş ve bizler hala DEMOKRASİ’DEN bahsediyoruz.. DEMOKRASİ YOK kardeşim, DEMOKRASİ İŞGAL ALTINDA..

    Asıl korku AVRUPA-ORTADOĞU-AMERİKA falan-filan değil. Asıl korku üzerimize çöreklenmiş olan ve her gün medya yolu ile insanları aldatan, sömüren ve fetva veren/okuyan başımızdaki tehlikedir..

    Dışarıdaki ülkelerden’de, kendi adına DEMOKRASİ ve İNSAN HAKLARI’NA saygı bekleyen gurursuz, haysiyetsiz bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu unutmayacağız..

    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

    Mehti SARAÇ

  • 14 Mart Tıp Bayramı ve Kahraman Doktorlarımız

    14 Mart Tıp Bayramı ve Kahraman Doktorlarımız

    14 Mart Tıp Bayramı ve Kahraman Doktorlarımız

    Ülkemizde batı tarzı tıp eğitimi 14 Mart 1827 de “Tıbhane-yi Amire”nin kuruluşu ile başlamıştır. Her yıl 14 Mart’ta yıldönümü kutlanır.İlk kutlama işgal altındaki İstanbulda Haydarpaşa Tıbbıyesinin işgalcilere yiğitçe bir cevabıdır.İkinci kutlama 1921 de tekrarlanmıştır.1935 ten sonra, bu kutlamalar gelenekselleşmiştir.

    “14 Mart Tıp Bayramı”nın derinliğinde yurtseverliğin hikâyesi vardır.Birinci Dünya Savaşı başlayınca seferberlik ilan edilir.Bu nedenle, savaş halkın hafızasına “seferberlik” olarak yerleşmiştir. Cephelerdeki sıhhiye hizmeti için, askeri hekimlerin yanı sıra sivil sağlıkçılar da silah altına alınır. Bunların arasında eczacı,diş hekimi,baytarlar ve tıbbiye öğrencileri de vardır. Bir de, “Sıhhıye Küçük Zabit Mektebi” kurulur…Tıbbiyenin 1. ve 2. sınıf öğrencileri çavuş rütbesiyle çeşitli cephelere gönderilir.1915 yılında Tıbbiyede öğretime ara verilir. Çünkü, (Hocalar dahil) tüm mevcutlar cephelere dağılmıştır. 1916 da hekim ihtiyacı çok arttığı için Tıbbiye yeniden açılır.1917 de hoca ve asıstanların bir kısmı halen cephelerde olduğundan öğretim kadrosu eksiktir.

    Cephelerdeki sağlık personeli, bir taraftan yaralıların tedavisi için uğraşırken, salgın hastalıklarla da boğuşmaktadır. Başta orduları bitiren “tifüs” olmak üzerei salgınlar hızla yayılmıştır. Gülhane, Kuruçeşme ve Fenerbahçe laboratuvarlarında üretilen aşılar
    ihtiyacı zor karşılamaktadır. Özellikle Doğu Cephesinde.Sarıkamış felaketinden kurtularak, köylere sığınan tifüslü askerler salgının daha da yayılmasına sebep olur… Erzurum Lisesinin hasta bakıcılık yapan öğrencileri ile tıp öğrencileri ve bir çok hekim tifüsten ölür.

    Sarıkamış’lı Cerrah Profesör Bingür Sönmez’in, Rus Askeri Arşivlerinden getirttiği filmleri izleyenler,karlar altından çıkarılan Şehitlerden bazılarının üstlerinin çıplak olduğunu ibretle görmüştür. Çünkü onlar, tifüs hastalığının yüksek ateşinden soyunmuşlardır.

    Tifüsten sağ kalan hekimlerden biri, Doğu Cephesinde görevlendirilen Dr.Tevfik Salim

    (Sağlam) bey’dir..”Kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş!” demişler.Bu ağır şartlarda asker hekimlerimiz basit bir teknikle serum aşısı imal eder. Bu aşıyı Balkan Savaşında Dr.Reşat Rıza (Kor ) bey’in icad ettiği bilinir. Yüksek ateşli tifüslü hastalardan alınan kan (defibrine edildikten sonra benmaride 60 derece ısıtılarak inaktive edilir) ve koruyucu olarak sağlam kişilere tatbik edilir. Bu aşı önce, gönüllü 5 Askeri Hekime uygulanır. İmmünoloji (bağışıklık bilgisi) henüz emekleme çağındadır. Asker Hekimlerin bu icadı, maalesef, literatüre geçmemiştir…Irak Cephesinde bu aşıya güvenmeyen Von Der Goltz Paşa ve özel doktoru Oberdorfer tifüs’ten ölür. Aşıya güvenen Türkler ise, hayatta kalır.

    Bu askerlerin arasında Kazım Karabekir Paşa da vardır. Tifüse yakalanıp sağ kalan bir başkası da Doktor Abdülkadir Noyan’dır.

    Filistin Cephesinin Kahramanları

    Cepheler çoktu…Hangi birini anlatalım ki ? Biz örnek olarak biz örnek olarak, tifüs ve diğer
    salgınlarla mücadeledeki başarılarıyla takdir toplayan, Filistin Cephesinden söz edeceğiz.
    1914 Kasım ayında Dr.Neşet Ömer (İrdelp) bey başkanlığında kurulan “Hilali Ahmer Süveyş Yardım Heyeti” Halep’e ulaştıktan sonra, 10 Ocak 1915’te Kudüs’e geçer. Heyette Arif, Selahaddin, Hasan Ferit , Mansur, Asım ve Varnalı Hulusi Fuad beyler vardır. Bu Heyet, “Moskofiye Rus Hastanesi”ne yerleşerek, 4. Ordunun aşılarını hazırlamaya başlar. Bir taraftan da sivil halka hizmet ederken, Amerikan Kolonisinin doktor ve hemşireleri ile diğer Hıristiyan kolonilerinin rahibeleri de onlara yardım eder… 4.Ordunun komutanı Cemal Paşa’dır. İstanbuldan gelirken yanında, (Seferin vakanüvis’i olarak) Gazeteci Falih Rıfkı (Atay) beyi getirmiştir. 4ncü Ordu “Çöl” adında bir dergi çıkarmaya başlar.Başarısız “Kanal Seferi”nin planlayıcısı, 8nci Kolordunun kurmay başkanı Alman Albay Von Kress’tir… Von Kress’in ısrarına rağmen, CemalPaşa geri çekilme emri verir ve yaralıların toplanmasına bizzat nezaret eder.

    ”Türk Hilali Ahmer’i(Kızılay) Hafir’de kurulan çadır hastanesinde,”cankurtaran(ambulans) develerle” taşınan yaralıları tedavi etmektedir.Temizlik ve intizamı ile şöhret bulan çadır hastanesinin başhekimi Hasan Ferit beydir.(Hasan Ferit bey,Türk Tarih Kurumu binasının mimarı Turgut Cansever’in babasıdır) Kendi hastanelerinden kaçan Alman ve Avusturyalı
    yaralılar Hasan Ferit beyin 750 yataklı Hilali Ahmer çadır hastanesine sığınır.Buradaki çadırlar, Balkan Bozgunu sırasında, Hint Müslümanlarının hibe ettiği çadırlardır. Hamamı, berberi, elektrojen grubu, su arıtma ve buz imalat cihazları da vardır. Ekmeğini kendi pişirmektedir.

    Hekimlerimiz (yaralılara ilaveten) tifüs,tifo,kolera,sıtma ve veremle de mücadele etmektedir…Bataklıklar kurutulur,çelik borularla su kaynaklarından kasabalara su getirilir.Hastane ameliyathanesi olağanüstü bir cerrah olan Akif Şakir ( Şakar) bey tarafından yönetilir. Bu hastanede yaralı İngiliz esirlere o kadar iyi bakılır ki, buzlu viski

    bile ikram edilir. (Akif Şakir bey tarafından ameliyat edilerek kurtarılan İngiliz esirlerden

    birinin amcası Stanley Baldwin ,1923 yılında Britanya’nın Başbakanı olmuştur.)

    Osmanlı geri çekilirken, çölü en son terk eden unsurumuz Hilali Ahmer Hastanesidir. Yaralılarıyla birlikte Beyti Hamame’de esir düşen hastanenin bütün evrakları yakılarak yok edilir(?)..Yaralı İngiliz esirlerine gösterilen ihtimam sayesinde, hastane personeli (İngilizlerin Komutanı) General Allenby tarafından serbest bırakılır.

    İşgalde, Haydar Paşa Tıbbiyesi’nde neler oldu ?
    30 Ekim1918’de Mondros Mütarekesi imzalanınca, 13 Kasım’da işgalci donanmanın topları Selimiye kışlasına ve (Çapa Tıp Fakültesinin atası) Haydarpaşa Tıbbiyesi’ne çevrilir…İngilizler okulu işgal eder. Öğrenciler çatı katına sürülür,karyolaları alınır; yer döşeğinde yatmaya mecbur kalırlar. Geceleyin aşağıdaki tuvaletlere inmeleri de yasaktır. Asker öğrencilerin üniformaları çıkartılır ve askeri tıbbiyeye alınacak öğrenci sayısı 20 ile sınırlandırılır. Belli ki, Çanakkale ve Filistin Cephesinde Türk hekimlerini tanıyan İngilizlerin gözleri korkmuştur.

    Tıbbiyeliler çabuk toparlanır. “Ayın Pe” gizli teşkilatına mensup 15 tıbbiyeli delikanlı, bir gece Fenerbahçe’deki İngiliz cephaneliğini soyarak, kaçırdıkları malzemeyi bir binanın
    bodrumuna saklarlar. Sonra da bu silahlar ve cephane Anadolu’ya aktarılır. Milli Mücadele’ ye katılmak isteyen öğrencilere Ankara’dan “dersinize çalışın,bize hekim lâzım” haberi gelir. 14 Mart 1919 günü Darülfünunda, “Tıbhane-yi Amire”nin kuruluşunun 92.Yıl dönümü kutlamaları için, bir çay tertip edilerek Kızılhaç temsilcileri ve basın davet edilir.Söz alan Dr.Memduh Necdet bey “İstanbul bizimdir,çünkü şehitler ve Tarih ,buradadır.Halife ve Hakan yatağı burasıdır” diyerek konuşmasını bitirirken, salon alkışlarla inler.Tıbbiye’nin 94. yılı 14 Mart 1921 günü, Kadıköyde’ki Hale Sinemasında kutlanır. ( Tıp eğitiminin Bursa Darüşşifası’nda 12 Mayıs 1300 da başlatıldığı hatırlatır) Kutlamalar 1929-1934
    yıllırı arasında 12 Mayıs ta kutlanmıştır. Uzun yıllar sonra Haydar Paşa hastanesinin bahçesine “Şehit Tıbbiyeliler” anıtı dikilir. Çanakkalede’ki “Tıbbiyeli Şehitler Anıtı” ise, ancak 2000 yılında, Kanlısırt’ın 2.5 km,uzağına dikilebilir.

    (NOT: Bu yazım Yesevi Dergisinin 2011 Mart sayısında yayınlanmıştır.NAZAN SEZGİN)
    Kaynakça :

    “Kurtuluş Savaşında Haydarpaşa Tıbbiyesi”Prof.Dr.Ayten Altıntaş

    “Birinci Dünya savaşında Tıbbiyeliler ve14 Mart’ın Tıb Bayramı oluşu” Prof.Dr.Nuran Yıldırım

    “Kahraman doktorlar Arap Çöllerinde” Tuna Örses,NTV Tarih,sayı 23.

  • Son Dakika: NATO da tartışmaya dahil oldu

    Son Dakika: NATO da tartışmaya dahil oldu

    Hollanda’yla Türkiye arasındaki kriz konusunda NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg iki ülkeye tansiyonu düşürme çağrısı yaptı. Stoltenberg, ittifak üyeleri olan Hollanda ve Türkiye’yi, karşılıklı saygı çerçevesinde hareket etmeye çağırdı.

    NATO Genel Sekreteri, “Çetin tartışmalar gibi, karşılıklı saygı da demokrasilerimizin merkezindedir. Bütün müttefikleri, karşılıklı saygı göstermeye, sakin davranmaya ve ölçülü bir yaklaşım benimsemeye çağırıyorum. Gerilimi azaltmak, durumu yatıştırmak için şu an bizi birleştiren şeylere odaklanmalıyız” ifadelerini kullandı.

    Ayrıca Avrupa Birliği, Türkiye’ye Hollanda ve diğer AB üyesi ülkelerle durumu daha kötü hale getirecek aşırı açıklamalardan ve hareketlerden kaçınma çağrısı yaptı.

  • Tek Kişi Yönetimine “HAYIR” diyenler Terörist Mi Oluyor Şimdi?

    Tek Kişi Yönetimine “HAYIR” diyenler Terörist Mi Oluyor Şimdi?

    Günlerdir bir terör, bir terörist edebiyatıdır gidiyor…

    AKP, ne zaman başı sıkışsa, ne zaman bir SEÇİM dönemine girse, “mağdur edebiyatı”na başvurur… Türbanı kullanır… Türbanlı bacılara saldırı senaryoları yazar… Darbe masalları anlatır…

    Bu gerekçeyle Türk ordusunun komutanlarını hapishanelere doldurup, yıllarca içeride tutmadı mı?

    Bu referandumda ise terörist – terör suçlaması ile Almanya, Hollanda politik krizini kullanıyor…

    AKP, şimdi de “HAYIR”cıları PKK’lı, FETÖCÜ olmakla suçluyor…

    Türkiye’nin tapusunu tek kişiye teslim etmek istemeyenleri topluma tehlikeli hainler gibi tanıtıp, halkı onlara düşman ederek, sandıktan “evet” oylarının çıkmasını sağlamak için uğraşıyor…

    Neymiş efendim? PKK, FETÖ anayasa değişikliğine “HAYIR” diyormuş, bunlar da onun için “HAYIR” diyormuş ve bu nedenle HAYIRCILAR terörist oluyormuş…

    Sanki PKK yöneticileri ile Oslo görüşmelerini, Dolmabahçe toplantılarını ben yapmışım gibi… Sanki Habur sınır kapısında gerilla giysili PKK’lıları ben karşılamışım gibi… Sanki Diyarbakır meydanında PKK’lı türkücülerle halay çekip, türküler söyleyen benmişim gibi…

    Evet… Ben de “HAYIRCIYIM…” Ben de “HAYIR” diyorum…

    Peki, şimdi ben terörist mi oluyorum? Şimdi ben PKK’lı ya da FETÖCÜ mü oluyorum? Terörü mü destekliyorum?

    Anketlerde “HAYIR” diyen ve oranları yüzde 50’lere, 60’lara varan halk şimdi terörist mi oluyor?

    Oysa ben, taa 2000’li yılların başından bu yana, daha AKP ortada yokken, Cumhuriyet Gazetesi başta olmak üzere, birçok yayın organında Gülen Cemaatini ve PKK’yı eleştiren, onları yerden yere vuran yüzlerce yazı kaleme aldım…

    Üstelik PKK’nın “HAYIR” oyu kullandığı, kullanacağı da bir kandırmaca ve aldatmaca…

    Mecliste yapılan referandum oylamasında PKK’nın siyasal örgütü HDP, seçimlere katılmadı. 59 milletvekilinin 11’i içerideydi, ama 48’i Mecliste ne EVET ne HAYIR oyu verdi… Yani Seçimleri boykot etti. Yani “Evet”çileri bir başka yolla desteklemiş oldu…

    Böyle kritik bir oylamada boykot, “Utangaç EVET” demektir… AKP’ye hizmettir…

    Ayrıca, PKK konsey Başkanı Murat Karayılan’ın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Devlet Bahçeli’ye son tavırlarından dolayı “Teşekkür ettiği” söylentileri de ortalıkta dolaşmaktadır…

    Bu tertipler de yetmedi, şimdi bir de Almanya, Hollanda’da diplomatik krizler çıkarttılar… Yeni yeni “Mağduriyetler” yaratmaya çalışıyorlar…

    Hollanda Hükümeti açık açık bildirdi:

    “”Referandum için siyasi bir kampanya yürüten bir Türk hükümeti temsilcisinin ziyaretinde yer alamayacağız… İç siyaset gerilimini bizim ülkemize taşımayın, çalışmalarınızı kendi ülkenizde yapın…”

    Vay, sen misin bunu diyen…

    Dışişleri Bakanımız açtı ağzını, yumdu gözünü:

    “Hollanda, ırkçı bir Wilders var. Faşist, Nazi gibi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı gidecek. ‘Uçuş iznini iptal ederiz’. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı’nı böyle tehdit ediyorlar. Ben de dedim ki ‘Ben geleceğim’. Bugün Rotterdam’a gideceğim. Faşizan bir uygulama bunlar. Türkiye’nin güçlenmesini istemiyorlar. Kendilerinden bağımsız olmasını da istemiyorlar…”

    Evet, gerekçe hazır:

    “Türkiye’nin güçlenmesini istemiyorlar…”

    Hedef, gurbetçilerin ve Türkiye’de yaşayan halkımızın milliyetçilik duygularını kabartarak, “Evet” oyu vermesini sağlamak… Zaten, Avrupa Birliği Bakanı Çelik de “Hollanda’da yaşananlar, Referandumda kararsızların oylarını netleştirdi” açıklaması ile bu gerçeği ortaya dökmüştü…

    Şimdi AKP’li gençler, portakalları bıçaklayıp, suyunu sıkarak Batı’yı protesto etmeye başladılar bile… Ne diyelim… Kolay gelsin!!!…

    Ne günlere kaldık!!!…

    Elbette bu ülkelerin Türkiye’ye karşı politik tutumlarını tasvip etmek mümkün değildir. Ne var ki bugünkü iktidar da haksız ve hukuksuz bir girişimle Avrupa ülkelerinde siyasal propaganda yapmaya kalkışmıştır…

    Çünkü o, 2008 yılında seçim yasasında yaptığı bir değişiklikle “Yurt dışında seçim propagandası yapmayı” yasaklamıştı.

    AKP, kendi çıkardığı bu yasayı unutmuş olamaz… Ve bu yasanın varlığını bile bile, Almanya’da, Hollanda’da propaganda yapmaya kalkmış, politik kriz çıkmasına neden olmuştur… Zaten bu hükümetler de propaganda itirazlarına bu yasayı gerekçe göstermektedirler…

    AKP, sandıktan “EVET” çıkması için her yolu denemekte, her yolu “Mubah” saymaktadır…

    Bu arada Hollanda ve Almanya’da güç koşullar içerisinde çalışıp, ailesine ekmek götürmek isteyenlerin de geleceğini riske atmaktadır… Bu durum onların umurunda bile değildir…

    Yeter ki sandıktan “Evet” oyu çıksın, Türkiye “Başkanlık Sistemi”ne” geçsin…

    Ülkede tek kişinin, tek partinin borazanı ötsün… Çalma çırpma, yolsuzluk, haksızlık, hukuksuzluk devam etsin… Ama kimse ağzını açıp, tek söz söylemesin… Yargı, emniyet duruma müdahale etmesin… Seyirci kalsın…

    Nerede bu yoğurdun bolluğu… Yok, öyle yağma… Siz ne kadar ayak oyununa girerseniz girin, bu kez yüzde 50’nin üzerine çıkamayacaksınız…

    Türk milleti bu gidişe “DUR” diyecek ve sultanlığı bir kez daha tarihin dibine gömecektir…

    ([email protected])

  • YE’CÜC ME’CÜC İSTİLASI

    YE’CÜC ME’CÜC İSTİLASI

    Birçok Avrupa ülkesi, Türkiye hükümet üyelerinin 16 Nisan Referandumu için toplantı yapmasına izin vermiyor.
    Bu ülkelere, Avrupa Konseyi’nin; “Türkiye’de demokratik sistemin dramatik bir biçimde gerilediği ve ülkenin otokratik, tek adam rejimi yolunda olduğu,üstelik
    Türkiye’nin şu anda otoriter bir rejimi engelleyecek tüm gerekli mekanizmalardan da yoksun olduğu saptaması öncülük ediyor…

    *

    Bir alt başlıkta Hollanda, Fransa ve Almanya’daki seçimlerin Avrupa için 2017’yi kritik bir yıl olarak öne çıkarmasıdır.
    Aşırı sağ popülist partilerin seçim başarısı, AB’nin Brexit sonrası çözülme sürecine girip girmeyeceğine ışık tutacaktır.
    Irkçı ve İslamofobik aşırı sağ partilerin iktidara gelmesi AB’nin geleceğini tehlikeye sokacağı gibi orada yaşayan Türklere de sıkıntı yaratacaktır…

    *

    Türklerin bazen efendi, bazen memlûk, bazen birbirlerinin amansız düşmanı olarak bozkırdan batıya hareketinin binlerce yıllık ihtilâfları ve ittifâklarının sentezinde;
    İlk defa II.Mahmut’la başlayıp Tanzimat’la yükselen çağdaşlaşma ivmesi;
    Abdülhamit döneminin temel özelliği olan gelenekçilik: Batı’ya karşı olmak: İslamcılık ve şeriatçılık akımları ile bastırılmıştı…

    *

    Namık Kemal, çağdaş Batı medeniyetinin temeli olan doğal haklar fikrine ulaşmış,
    Anayasal hareketin öncülüğünü üstlenmiş, Batı’ya karşı ortak vatan bilincinin doğuşunu hazırlamıştı.
    O günlerde Batı’nın siyasi kavramlarıyla İslami düşüncenin kavramları arasındaki semantik uçurum iyice belirlenmemişti.
    Bu yüzden Namık Kemal, halk iradesiyle Tanrı Şeriatının zorunlu bir birliktelik olduğuna inanıyordu…

    *

    Ama II. Abdülhamit, “Şarklılık” ve “Ortaçağ İslam uygarlığı”nı ideal bir model haline getirdi.
    Karşı karşıya gelinen ikilik: İslam-Hıristiyanlık değil Doğu-Batı ikiliğiydi.
    Batıcılar ve İslamcılar arasında tartışmalar yaşanıyordu ki;

    *

    Ziya Gökalp’in fikri liderliğinde üçüncü bir yaklaşım olarak “Ulusçu görüş” gelişti…
    Gökalp, İttihat ve Terakki’de; Devleti, dinin elinden kurtarma teşebbüsünde: Din ile devlet/ Ahlâk ile hukuk ayrımında öncü rol oynadı.
    O’nun gayretiyle laiklik bağlamında önemli yasal düzenlemelere gidildi.
    Mesela Şeriat Mahkemeleri Şeyhülislamlıktan Adalet Bakanlığına; medreseler Maarif  Bakanlığı’na bağlandı.
    Hukuk-u Aile yasası ile kadına boşanma hakkı tanındı.

    *
    Bu uzun yolcuğun varmak zorunda olduğu nihai ve tabii durak Cumhuriyet dönemiydi…
    Nitekim Tanzimat’ın yol açtığı ikilik: Buna ait tereddütler: Tutarsızlıklar ve arayışlar, Mustafa Kemal’in önderlik ettiği reformlar süreci ile sona erdi.
    Atatürk, Ziya Gökalp’in yolunu hazırladığı fikirleri sürdürmekle birlikte esaslı bir noktada farklı düşünüyordu.
    Bu “kültür” ve “uygarlık” ayrımının yanlış olduğu düşüncesiydi.
    Doğrusu, kültür ve uygarlık bütün insanlık için birdi, bu da Batı Avrupa’nın bugünkü uygarlığıydı.
    Kemalist reformlar tek cümleyle “din devleti görüşüne karşı ulus devlet görüşünün zaferi” oldu…

    *
    Türkiye, birleşik kültür ve uygarlığı temsil eden Avrupa Birliği’ne, 1963’te Ankara Anlaşması ile ilk adımını attı.
    1995’te Gümrük Birliğine girdi, 1999’da tam üyelik adaylığını kesinleştirdi ve 2000’de tam üyelik müzakerelerine başlarken,
    Avrupa’nın binlerce yıldan bugüne taşıdığı birleşik kültür ve uygarlığın;
    Yani demokrasi, hukuk düzeni, insan kaynaklarına saygı ve azınlıkların korunmasını garanti altına alan kurumların istikrarını sağlamanın,
    Birlik içindeki rekabet baskısına ve pazar güçlerine uyum sağlayabilecek işleyen bir pazar ekonomisinin bulunmasını,
    Siyasi, ekonomik ve parasal birliğe katılım gibi üyeliğin gerektirdiği zorlukları yerine getirebilme kabiliyetine sahip olmayı taahhüt etti…

    *

    Tam da üyelik müzakerelerin başladığı sıralarda;
    Türkiye’de; Recep Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen’in aydınlanma sürecini tersleyen yöntemlerle vatandaşlık yerine din, eşitlikler yerine din birliği, adalet yerine insan olmak benzeri uygulamalarla,
    Dinamik bir toplumsal yapının inşa edilmesine olanak tanımayan ekonomik ve siyasal yönetim anlayışının oluşturduğu, II.Abdülhamit dönemi mirası  bir fikir hayatı doğdu.
    Buna devletin partileştirilmesi, ülkenin her yanından bir telefonla parti devlete kontrgerilla oluşturulması sürecinin geliştirilmesi eşlik etti…

    *
    Batı, Arap Baharı sürecinden de elde ettiği sonuçlarla;
    Türkiye’de ve Arap ülkelerinde İslamcı dini ve siyasi liderler, siyasetçiler, İslamcı özgürlük savaşçıları ve aktivist kuruluşlarla oluşturmak istenen ve Dinin demokrasiye aykırı olmadığı düşüncesinden geliştirilen,
    İslam Birliği düşüncesinin akla ve bilime, vicdan ve düşünce özgürlüğüne değil taassuba dayalı toplumlar oluşturduğunu yaşayarak kavradı…

    *
    İslam ile İslamcılığın ayırdına varıldı.
    1-İslam tüm insanları ümmetin birer üyesi olarak kabul ediyor: İslamcılar sadece islamın davetine icabet edenleri ümmet sayıyordu
    2-İslam, toplumsal düzenlemeler konusunda insanlara evrensel kurallar sunarken; İslamcı  din milliyetçiliğine, kabileciliğe ve bencilliğe sesleniyordu.
    3-İslam inananlara iyilik yolunda öncü olmalarını, buna engel olmayanlarla barış içinde olmalarını, karşı çıkıp fiili müdahalede bulunanlarla ise sonuna kadar mücadele etmelerini istiyor: İslamcılar ise kâfirle savaşın amaç olduğuna inanıyordu.
    4-İslam’ın üst kimliği insan: İslamcılığın ise Müslümanlıktı.
    5-İslam herkesin bir amaçla yola çıktığını, kendi amacının ve davasının doğru olabileceğini öngörüyordu: İslamcı kendi anlayışının tek doğru görüş olduğu iddia ediyordu.
    6-İslama göre dileyen inanır dileyen inanmazdı, hukuki yollarla tebliğ yapma emri mevcuttu ama karşı taraf fiili müdahale etmediği sürece güç kullanılamazdı: İslamcı ise totaliterdi, başkalarına hayat hakkı tanımıyordu.
    7-İslamda bir dini hüküm içselleştirilmeden uygulanamazdı: İslamcı ise fiile gücü oluştuğunda İslam devleti kurmak ve bunu ülkeye zorla, silah gücüyle kabul ettirmek hedefindeydi.
    8-İslamda kişi kendi inancını yaşayıp, diğer bireylere karışmayı, yaptırım uygulamayı aklından bile geçirmezken: İslamcı, herşeyin kendi tanrısı tarafından zaten düzenlenmiş olduğunu düşünür, tüm diğer bireylerin de kendi tanrısının kurallarına uymasını isterdi.
    9-İslam bir evrensel hayat bütünüyken:İslamcılık bir sınırla yetinilen gelenekler bütünüydü,.. vs,vs…

    *
    Bu bileşkede Batı; İslamcılığın demokrasi ile ilgisinin olmadığını, İslamcılıkla ülke ekonomilerinin rekabetçi baskılara dayanabilecek bir ekonomi varlığı içinde tutmanın olası olmadığını keşfetti.
    Hata yapılmıştı, yaşanan İslamcılık krizinin kolayca komşu ülkelere, bölgeye, hatta dünyaya yayılma olasılığından hareketle,
    17 Haziran 2013’te Kuzey İrlanda/Enniskillen G8 Zirvesi’nde; Suriye sorununu çözümlemek başlığı altında;
    BM merkezli uluslararası hukukun üstünlüğünde devletlere etki eden İslamcı radikalizmin ideolojisinin ve yapılarının tasfiye edilmesi kararını verdiler…

    *
    O günden beri Batı dünyasında, İslamcılığa dayalı çarpık düşüncenin Tunus’ta, Libya, Mısır, Suriye,Türkiye gibi ülkelerde kitleleri çağdaş düzeyi sorgulama, yakalama ve aşma anlayışından, insan hakları, düşünce, inanç ve girişim özgürlüklerinden, laik hukuk devleti, katılımcı demokrasi, liberal ekonominin benimsendiği bir toplumsal düzenin oluşmasından alıkoyduğuna ve bizzat radikalizmi üretmekten başka bir şeye yaramadığına inanılıyor.
    Radikalizmi üreten düşüncenin ve taraftarlarının BM İnsan Hakları kapsamında olamayacağına inançla tasfiye operasyonlarına devam ediliyor.

    *
    3 Temmuz 2013’te Mısır Cumhurbaşkanı M. Mursi’nin sonra Türkiye’de dini lider Fethullah Gülen’in tasfiyesi bu düşünce ve kararın sonucudur.
    Şimdi sıra İslamcı ideolojisi pratiklerini;
    Suriye ve Irak’taki yangına durmaksızın benzin dökerek uygulayan,
    Avrupa’da ise kamusal alandan parlamentolara yayılmak isteyen; İslami radikalizmin lideri R.T.Erdoğan’dadır.

    *
    Erdoğan, uygarlığın kesin kararı karşısında Türkiye’nin aydınlığını, AB sürecini, NATO ile ilişkileri,ekonomik kayıpları, Avrupa’da yaşayan vatandaşların geleceğini umursamıyor.
    Zaten sosyal yapı parçalanmıştır, ekonomi çökmüş, her tarafta savaş yaşanıyor ama o davası için belki kıvırırım hayaliyle dünyayı tehdite devam ediyor…

    *
    Ya Büyük Atatürk’ün makamının işgalcisi, Aydınlama Devrimi’ne karşı darbe yapan İslamcılığı bir kez ağzına dahi almayan Kemal Kılıçdaroğlu?
    O’nun zekâ, muhakeme, idrak, dikkat, hafıza ve bunları düzenleme gücü sıradandır ama o derecede de uyanıklığı fazla bir kişidir.
    Kılıçdaroğlu, Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin “Terbiyeli, kültürlü ve uygar uluslarda istenilmeyen yerde durulmaz. Bakanın gitmesi gerekiyordu” dediği gibi
    “Misafir umduğunu değil bulduğunu yer” demesi gerekirdir.
    Ne Gam!” Lütfen, Hollanda ile bütün ilişkilerimizi keselim” fetvası veriyor.
    İslamcılığa maşalık yapıyor…

    *

    [​”​Nihayet Yecüc ve Me’​cüc​’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başlarlar.​”​​​
    “Ve doğru vaad vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır.

    ‘​Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!​’​
    diyecekler​.]”​Enbiya Suresi 96​/97

    *
    [“Bin yıl tamamlanınca Şeytan atıldığı zindandan serbest bırakılacak.
    “Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları -Gog’la Magog’u (Yecüc’le Mecüc’ü)- saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak.
    Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.”
    “Yeryüzünün dört bir yanından gelerek kutsalların ordugâhını ve sevilen kenti kuşattılar.
    Ama gökten ateş yağdı, onları yakıp yok etti.”] Vahiy 7-8-9

    *
    Ya gün doğacak ya da kıyamet kopacaktır…

    O halde şöyle ağız dolusu;”Hayır Efendiler, Hayır!”

    13.3.2017

  • Hollanda’ya tepkiler…

    Hollanda’ya tepkiler…

    Almanya’dan sonra Hollanda’nın da Türkiye’ye karşı takındığı tavır karşısında tepkiler de çığ gibi büyüyor. Doğrudan ülkemizi hedef alan ve Türkiye aleyhtarlığına dönüşen kararlar karşısında millet olarak birlik ve bütünlük içinde olmamız, tüm siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri ile bir bütün haline gelmemiz bizim en büyük özelliğimizdir.

    Hollanda’ya karşı ortaya konulan tepkilerden bir demeti sizlerle paylaşmak istedik. Çeşitli sivil toplum örgütleri ve kişilerce dile getirilen bu tepkiler milletimizin ülke birlik ve bütünlüğü konusundaki duyarlılığını ortaya koyuyor. Milli konularda nasıl bir araya gelebileceğimizin de bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

    “Hollanda hükümetinin almış olduğu bu akıl dışı ve faşizan kararı, diplomatik nezaketsizlik olarak nitelendiriyorum. Dünyaya insan hakları ve demokrasi dersi verdiğini iddia eden Avrupa’nın böyle bir tutum içerisine girmiş olmasına anlam veremiyoruz. Yaklaşık olarak dört asırdır ilişkilerimizin aralıksız devam ettiği Hollanda ile ekonomik ve sosyal alandaki faaliyetlerimizin müspet noktada devam ediyor olmasını da göz ardı eden Hollanda hükümetini sağduyuya davet ediyoruz. Hukuk dışı ve evrensel değerler ile bağdaştırılması mümkün olmayan bu tavırların, ilişkilerimize daha fazla zarar vermeden sonuçlandırılmasını arzu ediyor, Türkiye Cumhuriyeti devletimizin de en kısa zamanda gerekli cevabı diplomatik kurallar ölçüsünde vereceğine inanıyoruz’’ (Hikmet Eren- EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı)

    Şimdi Hollanda lı Naziler orada oturma ve çalışma izni bekleyen 500 bin Türke .’hadi ülkenize siz GÜÇLÜ TÜRKİYE siniz 3 milyon Suriyeli mülteciye bakan nasil olsa size de bakar, derse ne yapacağız hiç düşündünüz mu? (Ender Yoldar)
    Hükümetimiz halka soruyor.Bu anayasaya evet mi hayir mi. yani bizi ilgilendiren bir durum ic meselemiz. ey Avrupa sana ne oluyor. Adamlar artik aleni düşmanlıklarını gösteriyorlarsa gereğini yapalım ilk olarak Hollanda Başbakanına omur boyu Turkiye’ye giriş yasağı koyalım. (Ahmet Dağduran)
    Hollanda Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu Hollanda’ya götürecek olan uçağına iniş izni vermemiş olması, akabinde aynı tavrı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın Hollanda’ya karayolu ile girişinin karayolunun Hollanda Polisi tarafından trafiğe kapatılarak girişinin engellenmesi kabul edilemez bir tutumdur. Bu kararı ve yapılanları Avrupa Gazeteciler Derneği olarak kınıyorum.

    Avrupa Konseyi Üyesi, NATO üyesi ve AB aday ülke olan Türkiye’nin Dışişleri Bakanının Hollanda’ya uçuşuna izin verilmemesinin izahı yoktur. Aynı şekilde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın Hollanda’ya karayolu ile girişinin karayolunun Hollanda Polisi tarafından trafiğe kapatılarak girişinin engellenmesi de hiç bir şekilde izahı mümkün olmayan keyfe keder bir harekettir. Ne talihsizliktir ki, AB değerlerine uzak siyasilerin AB ülkelerinde önemli görevlere gelmesi, AB’nin dönüştürücü olma gücünü de zayıflatmaktadır. Bu tür keyfi ve yanlı tavırlar, AB’nin küresel düzeyde siyasi bir güç olma çabasına zarar vermekten öteye geçmeyecektir. Hollanda AB’nin kurucu ülkelerinden biridir. Hollanda’daki aklı-selim sahibi çevreleri ve etkin kişileri gerilimi düşürmek için harekete geçmeye, göreve davet ediyorum. Aynı zamanda, AB Konseyi’ni de göreve davet ediyorum. Bu inatlaşmanın ve gereksiz dayatmaların kimseye faydası yoktur, bilakis dünya barışına çok büyük tehdit oluşturmaktalar.

    MUHALEFETTEKİ PARTİLERİN, HOLLANDA’NIN ÜLKEMİZ
    BAKANINA YAPILAN SAYGISIZLIĞI KERHENDE OLSA KINADIKLARI İÇİN TEBRİK EDİYORUM. İNŞALLAH YARİN HOLLANDA SAFLARINDA YER ALMAZLAR. ÜLKE BİZİM BAKAN KİM OLURSA OLSUN ONUN NAMUS, ŞEREF VE HAYSİYETİNE YAPILAN HER OLUMSUZ OLAY ONUN ŞAHSINDA TÜRK MİLLETİNE YAPILMIŞTIR. REFERANDUMLA İLGİLİ MUHALİF PARTİLERİNDE YURT DIŞI PROGRAMLARI VARDI. SIKIYI GÖRÜNCE İPTAL ETTİLER. AYNI ŞEYLERİ ONLARADA UYGULAYACAKLARDI. DEMEKKİ CÜMLEMİZE KARŞI BİR TAVIR KONMUŞ. ÜLKENE SAHİP ÇIK, DÜŞMANIN GAZINA GELME!” (Selamet Agaogulları)

    “BİNALİ BEYE SORUMDUR; OĞLUNUZ ERKAN VE AİLENİZİN KENDİLERİNE AİT OLAN VE ORTAK OLDUKLARI HOLLANDA’DA MUKİM 17 ŞİRKET VE 30’A YAKIN GEMİNİN TİCARİ FAALİYETLERİ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? HOLLANDA BANDIRALI GEMİ VE 2 ADET YATIN VERGİLERİNİN HOLLANDALILARIN CEBİNE GİTMESİNE MÜSAADE EDECEK MİSİNİZ? “( Bak. Hollanda merkezli Het Parool gazetesi) (Ergun Maraşlı)
    “Hemen acilen Türkiye’deki Hollanda konsolosluklarının yolları trafiğe kapatılmalı. Hollanda Büyükelçisi’de evine kapatılmalı.”(Fikret Karaca)

    “GERÇEKTEN ÇOK ZOR CANLAR; ÜLKE OLARAK ÇOK TEHLİKELİ BİR OYUNUN İÇİNE GİRDİK. .DÜNYADA 50 İNİN ÜSTÜNDE MÜSLÜMAN ÜLKE VAR HEPSİ BİRBİRİYLE KAVGALI. BÜTÜN TERÖR ÖRGÜTLERİ ETRAFIMIZA VE İÇİMİZE YUVALANMIŞ. BÜTÜN AVRUPA ÜLKELERİYLE KAVGA ETMEYİ BAŞLADIK. BUNLAR HİÇ HOŞ ŞEYLER DEĞİL. ALLAH BU MİLETİ SABIR GÜÇ VERSİN. .İNŞALLAH BU TUZAKLARA DÜŞMEYİZ”.(Yıldıray Özdöver)

    “Avrupa ülkelerinin çirkin ve pervasız girişimleri TÜRK MİLLETİ’ne yöneliktir. Yıllardır bize ilişkin söylem ve kindarlıklarını nihayet dışa vurdular. Bu aziz milletin bir ferdi olarak Ülkeme yapılanları nefret ve şiddetle kınıyorum..”.(Mehmet D.Özülker)

    “Almanya, Hollanda beni ilgilendirmiyor. Yüreğiniz varsa başta Başbakan ve kabine uyeleri olmak üzere isgal altindaki toprağımız olan keçi adasına çıkarma yapın. .Not: Eğer gelmek isterse Devlet Bahçeli yide yanınıza alın” (Hüseyin Ulutan)

    “AVRUPA ÜLKE’LERİNİN TÜRK BAKAN’LARA KOYDUĞU TAVIR’LAR TARTIŞILIRKEN, KENDİ ÜLKE’MİZDE İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTE’SİNDE CHP’Lİ MİLLETVEKİLLERİMİZİN KATILACAĞI PANEL, ÜNİVERSİTE YÖNETİMİ TARAFINDAN İPTAL EDİLDİ.ARTIK BUNUN ADINI SİZ KOYUNUZ. KENDİNİZE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ BAŞKASINA YAPMAYINIZ !”(Tülay Ege)

  • Bu video Hollanda krizindeki boşlukları dolduracak

    Bu video Hollanda krizindeki boşlukları dolduracak

    Kılıçdaroğlu giremediğinde ne dediler?
    AKP neden yurtdışı seçim propagandasını yasakladı?
    Olayın Gülen bacağı nerede?

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 12  Mart  2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 12  Mart  2017 )

    1.. Armenpress’ te  yer alan haberin başlığı : “  Ermeni Gençlik Federasyonu ‘ Osmanlı Teğmeni’  filmini  boykot etme  çağrısında  bulundu.”   FresnoBee’ ye  atfen verilen habere  göre : “ Batı ABD Ermeni Gençlik Federasyonu,  Ermeni <sözde> soykırımının inkarını  devam ettireceği nedenle üyelerinin ‘ Osmanlı Teğmeni’  filmini  boykot etmelerini istedi… Federasyon’ un bildirisinde,  ayrıca, filmin yazarları  tarafsız olacaklarını  söylemelerine  rağmen  soykırım konusunda  tarafsız olunamayacağını,  bu bakımdan filmin Türk Hükümetinin modern propagandasının bir  destekleyicisi olduğu  belirtiliyor….”

    http://www.armenpress.am/eng/news/882123/armenian-youth-federation-urges-to-boycott-“the-ottoman-lieutenant”-movie.html

    1. News.am’ de  yer alan habere  göre ; 11 Mart’ta Erivan’da «Valday» Uluslararası Tartışma Kulübü’nin  «Değişim Dönemi: Global öngörülememezlikler devrinde dünya» başlıklı etkinliği sırasında  Savunma  Bakanı Sarkisyan,  102 nci  Rus Askeri Üssünün, Güney Kafkasya’daki süreçlere Türkiye’nin karışması ihtimaline  karşı  ciddi bir  yanıt  olduğunu; Türkiye’ye ulaşmada Rusya başarılı olabilirse, bu Ermenistan’ın menfaatine olur  dedi.  Sarkisyan,    Ermenilerin tarihi belleğinde geçmiş asrın başında tarihi  <sözde> Ermeni topraklarının Türkiye’ye teslimine ilişkin derin bir acının var olduğunu belirtti…….
    1. News.am’ de yer alan haberin başlığı : “ Azerbaycan’ın, Hollande’ın demecinden çıkardığı sonuç,  yaptırım adresinin Bakü olduğu yönünde.” Haberin Özeti :  “ Azerbaycan,  Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın demecinden kimi sonuçlar çıkardı….Françoise Hollande, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’la buluşması sonrasındaki ʺdaimi gözlem ve önlemeye imkan  sağlayacak bir mekanizma geliştirilmesi gerektiği, barışa karşı işlemler durumunda yaptırımların  düşünülebileceğiʺ ne yönelik öneride bulundu. Haberde şunlar da yer alıyor : ʺErmeni medya  araçlarının bu demeci yayımladığı ve Erivan’ın kendisinin  ateşkes rejimi ihlal olaylarına yönelik soruşturma mekanizmalarının hayata geçirilmesi iddiasında bulunması dikkate  alınarak, yaptırımlardan söz edilmesi ile  Azerbaycan’ ın  kastedildiği  değerlendiriliyor….”   
    1. Mirrorspectator.com’ da Nora Nercessian’ ın  ‘ Yetimler Şehri’ başlıklı kitabı tanıtılıyor.  Haberde  Özetle  şu hususlar yer alıyor : “ Ermeni <sözde> soykırımının yaptığı tahribat  sayısız yollarla  açıklanabilir.  Bunlardan birisi  yetim bırakılan  çocuklardır. Sonuç olarak,  zamanın  en büyük  yetimhanesi  yaratılmıştı….. Yaklaşık  100 yıl sonra, 2016’ da Nercessian ‘  Yetimler  Şehri : Yardım İşçileri, Misyonerler ve  Yeni Ermenistan’ ı İnşa  Edenler’  başlıklı kitabı yayımladı… Kitap’ ta   613  sayfalık metin  dışında  bibliyografya, dip notlar  ve  Alexandropol’ (Gümrü) de  toplanmış  11.500  çocuk  adı,  doğum yerleri ve tarihleri  ile  Yetimhanede  çalışan Amerikalı ve  Ermenilerin  isimleri de  yer alıyor. Yetim isimlerinin  tamamlanmamış  olduğu  belirtilmiş. Nercessian, ilk defa yardım işçileri Amerikalı kadınların isimlerini de  kitaba  dahil etmiş.  Kitabın el yazması orijinal nüshası  Erivan’ daki Ermeni <sözde> soykırımı  Müzesi ve Enstitüsü’ nde  bulunmaktadır. Kitap, 1919 yılında  Türklerin  yedi ay once  terk ettiği  Gümrü  de bir Rus  askeri kışlasının yetimhane  olarak açılması ile  başlıyor…Ermenistan’ a yetim çocukların toplu girişi 1914 yılı sonlarında  başlıyor ve  yıllar geçtikçe  hızlanıyor…. Savaş’ tan sonra  yeni kurulmuş olan  Ermeni Cumhuriyeti,  yetimlerin ve  sığınmacıların bakımı için yeterli imkanları olmadığı için   ABD’ nin  Yakın Doğu Yardım  Komitesi , 1 Mayıs 1919’ dan itibaren yetimlerin bakımına  başladı…..1920 Kasım ayı başlarında  Türkler  Gümrü’ yü  işgal etti ve  22 Nisan 1921’ e kadar orada  kaldı… Türklerin Gümrü’ yü terkinden  bir  ay sonra  Yakın Doğu Yardım mensupları, Bolşevik  Ermenilerle  problemler nedeniyle   geride  2 aylık erzakı ile  birlikte  10.000 yetim bırakarak Kars’ a geldi….Daha  sonra,  Sovyet Ermenistan yetkilileri  Yakın Doğu Yardım mensuplarını Gümrü’ ye  dönmeye  ikna  etti…. Gümrü’ de yaşayan yetimler  yardım gelene  kadar  açlık çektiler ve  büyük oranda  zayiat verdiler….”
  • Türkiye-Rusya ve bölgesel denge …

    Türkiye-Rusya ve bölgesel denge …

    Kütüphanemdeki Erhan Afyoncu’nun Osmanlı İmparatorluğu, J. Von Hammer’in Osmanlı Tarihi- Devlet-i Aliye ve Ord. Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı’nın 6 Ciltlik en kapsamlı Osmanlı tarihi olduğunu varsaydığım “Büyük Osmanlı Tarihi” kitaplarına çabucak bir göz attım.

    Buna sebep, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın Türkiye-Rusya Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin altıncı toplantısına katılmak için Rusya’ya gitmesiydi.

    Osmanlı İmparatorluğu tarihine göz atmamın bir başka nedeni de Cumhurbaşkanı’nın beraberinde Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Savunma Bakanı Fikri Işık, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arştan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ile Türk Ordusunun en yüksek rütbeli subayı Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın en üst makamında görev yapan Müsteşar Hakan Fidan’ın olmasıydı.

    Rusya’nın dünya tarihinde yer alması Dokuzuncu yüzyılın sonlarında başlar. Aradan geçen yaklaşık bin yıllık süreç içinde Osmanlı Devleti ve Rusya arasında hiç böylesine üstü düzey siyasi bir görüşme ve işbirliği olmamış. İşte benim dikkatimi çeken de görüşmenin bu yönü.

    1950-1960 yılları arasında Türkiye’de iktidarda olan Demokrat Parti 1954 ve 1957 seçimlerinde halkın büyük bir desteğini alırken, Başbakan Adnan Menderes ve bana göre Dışilişkiler dâhisi olan Fatin Rüştü Zorlu, Batı dünyasının Türkiye’yi “sesi sedası çıkmayan, itiraz etmeyen ve kendileri ne isterse yapmak zorunda olan bir devlet konumunda tutmak istedikleri”nin farkına varmışlar ve yüzlerini yavaş yavaş Rusya’ya doğru döndürme girişimi başlatmışlardı.

    Türkiye 1955 yılı Nisan ayında Endonezya’nın Bandung kentinde Asya-Afrika zirvesine katıldı. Bu bir ilkti ve NATO üyesi başka bir devlet yoktu zirvede. Aynı yılın haziran ayında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu’nun 300 milyon dolarlık bir kredi temin etmek üzere ABD’de uzunca bir süre kaldıktan sonra Türkiye’ye elleri boş olarak dönmesi Batı ile Türkiye’nin arasının açılmasının başlangıcını oluşturdu.

    Türkiye’nin Batı’dan beklediği kadar ekonomik yardım alamaması, Türkiye-Rusya ilişkilerinin iyileşmesini sağladı ve 1960 yılının başından itibaren Sovyet Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkiler de yumuşama başladı. Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında Başbakanlar düzeyinde ziyaret 1960 yılı Nisan ayının 11’de gündeme geldi, mutabakat sağlandı ve Temmuz ayında yapılması kararlaştırıldı.

    Yıllardır Türk halkını komünizm tehlikesinin varlığına inandıran, Rusya’yı öcü gibi tanıtmak için elden geleni ardına koymamış olan Batı, Demokrat Parti’den kurtulmak ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin gelişmesini önlemek için adına aynı yılın Mayıs ayında TSK içindeki yandaşlarına “Devrim” dedikleri askeri bir darbe yaptırarak, Batı’ya baş kaldırmayı ve Türkiye’yi kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üstünde durdurma çalışmalarını başlatan DP hükümetini yıkmışlardı.

    Aklıma 15 Temmuz 2016 öncesi Türk-Rus ilişkileri ve 24 Kasım 2015 günü yaratılan uçak krizi geldi. Uçak krizinin Türkiye-Rusya ilişkilerini bozması yeterli bulunmamış olmalı ki, buna ilaveten, Türkiye-Rusya ilişkilerini tamamen koparmak için 15 Temmuz 2016 günü, 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılmış askeri darbenin benzerine teşebbüs edilmesi yarım asır önceki senaryonun gene sahneye konduğunu göstermekte.

    Ama bu seferki, geçmişten çok farklı. Türkiye, Batı’ya muhtaç, iyi çocuk ve ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın ses çıkarmayan müttefik adıyla yıllarca kandırılmış bir ülke değil artık. Bölgenin lideri, figüran değil senaryo yazan bir ülke. Beğenilse de beğenilmese de “Küresel aktör”lerden de bir tanesi.

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Kremlin’de gerçekleştirdiği zirve öncesinde “Askeri kurumlarımız ve istihbarat teşkilatlarımız düzeyinde bu kadar güven içeren ve etkili bir diyalog kurulmasını kimse beklemiyordu. Moskova böyle olduğu için çok memnun. İlişkilerimizin hak ettiği seviyeye çıkması için aktif biçimde çalışıyoruz” demesi, bence Türk-Rus ilişkilerinin ne denli derin ve güçlü olduğunu ortaya koyuyor…
    Batı’nın yıllardır çömez gözüyle baktığı, “başına vur, lokmasını al” diye gördüğü uysal Türkiye yok artık…

    Prof. Dr. Ata ATUN
    e-mail: [email protected] veya [email protected]

    Facebook: AtaAtun1

    17 Mart 2017