Blog

  • Ülkenin bekası için 7 öneri

    Ülkenin bekası için 7 öneri

    Selçuk Şirin “Ülkenin bekasını dert ediyorsanız, bu 7 öneriyi dikkate alın!” başlığı ile yazdığı yazıda şu an okullarda olan 20 milyon öğrenciye iyi bir eğitim veremez ise Türkiye’nin bu yüzyılı da kaçırmış olacağını söylüyor ve 7 çözüm önerisi veriyor:

    Reformları verilerle yapalım!

    Hayat değişiyor. Eğitim de buna göre ayak uydurmalı ama nasıl? O nedenle eğitim deyince akla reformun gelmesi gayet doğal. Ama soru şu: Reformları neye göre yapacağız? Bir sabah kalkıp aklına eseni reform diye toplumun önüne mi koyacağız, yoksa bu değişiklikleri sistematik bir şekilde verilerden yola çıkarak mı yapacağız? Bu önemli soruyu nasıl yanıtladığımız eğitim alanında yaptığımız her şeyi belirliyor. O nedenle eğitim alanında yapılması gereken ilk reform bundan sonra eğitimdeki tüm değişikliklerin verilere dayandırılarak yapılması olmalıdır. Bu, şu demek: Önce sorunları bilimsel olarak tespit edeceğiz, sorunların muhatabı olan her kesimden veri toplayacağız. Sonra bu sorunlara çözüm yolları bulmak için ortak aklı harekete geçireceğiz. Yani bizim şura geleneğini. O açık platformda herkes çözüm yollarını masaya yatıracak. Ortaya çıkan paketi pilot uygulamalarla sınayacağız ve başarı gösteren uygulamaları tüm Türkiye’ye yayacağız. Evet biraz meşakkatli bir süreç bu. Ama ya bu yoldan gideceğiz ya da aklına esenin reform yaptığı yap-boza dönmüş ucube bir sistemle çocuklarımızın geleceğini heba edeceğiz. Tercih sizin.

    Her ile üniversite yerine, her mahalleye iyi bir okul öncesi eğitim kurumu!

    Eğitimde geri dönüşü en yüksek yatırım okul öncesi dönemindedir. Hatta oranı da belli: Bu döneme yapılan her 1 liralık yatırım 8 lira olarak geri dönüyor. Ve Türkiye okul öncesi eğitime katılımda kendi klasmanımız olan ülkelerin içinde açık arayla en son sırada yer almakta. O nedenle hiç pilot uygulamaya gerek olmadan ilk elden hemen yapılması gereken reform her mahalleye kaliteli bir okulöncesi eğitim kurumu açmaktır. Bunun için özel sektör-devlet işbirliği ile bir ulusal kampanya ilan edilmeli ve hatta gerekirse her ile üniversite için ayrılan parayı oradan alıp doğrudan okulöncesine vermeli. Evet her ile bir üniversite yerine her mahalleye iyi bir kreş ülke kalkınması için daha kıymetli bir yatırım olacaktır.

    Teknolojiye ve binaya değil öğretmene yatırım!

    Asya ülkeleri ve Finlandiya’nın eğitim mucizelerinin sırrı öğretmene verilen değerde yatmakta. Bu sistemlerde öğretmenlik profesyonel bir meslek olarak tanımlanmış, öğretmen seçimi, eğitimi ve sosyoekonomik statüsü (yani maaşı ve prestiji) buna göre organize edilmiştir. O nedenle eğitime aktaracağımız yatırımların merkezinde teknoloji ve binadan önce öğretmen olmalıdır. İyi bir öğretmen olmadıktan sonra istediğiniz binayı yapın, istediğiniz ‘akıllı’ teknolojiyi okullara sokun, sonuçta her şey o öğretmenin elinden geçerek öğrenciye ulaşacak.

    Merkezi idarede esneklik şart!

    Ankara’da oturan bir kişi, 19 milyon öğrencinin ve bir milyonu aşkın eğitimcinin kaderini belirliyor. Oysa başarılı sistemlerde okul yöneticileri ve öğretmenler hizmet ettiği çocukların ihtiyaçlarına göre kendi yaratıcılıklarını mesleki bir zorunluluk olarak devreye sokabilmektedir. Yani iyi çalışan sistemlerde merkezi idarenin elinde olan yetkiler il, ilçe ve okul yönetimlerine devredilmiş durumdadır. Aslında cümleyi yanlış kurdum. Bizde yerelde olması gereken yetkiler, merkezi iradeye devredilmiş durumda. Bu yönetim denklemini değiştirmedikçe hiçbir sorunu yerinde çözemeyeceğiz. Eğitimi de.

    Milli STEAM seferberliği!

    Uluslararası sınavların sonuçlarına baktığımızda bizi en fazla endişelendirmesi gereken istatistiklerden biri ileri seviye fen ve matematik becerisine sahip öğrencilerimizin neredeyse hiç olmadığı gerçeğidir. Yeni ekonominin lokomotifi olan bu alanlarda elimizi çabuk tutmazsak korkarım ki bir sonraki kalkınma trenini de beceriksizliğimiz yüzünden kaçırmış olacağız. O nedenle acil olarak milli bir STEAM seferberliği (fen, teknoloji, matematik, sanat, mühendislik eğitimi) başlatarak katma değeri yüksek üretimin esas olduğu yeni ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek becerili bireylerin yetişmesini sağlamalıyız. Bunun nasıl yapılacağını Türkiye’deki pek çok iyi modelden biliyoruz. Her ilçeye en az bir fen ya da fen ve teknoloji lisesi açmakla işe başlayabiliriz.

    Bu sınavlarla mümkün değil!

    Şu an var olan okullar arası geçişi belirleyen tüm sınavlarda biz öğrencilerin hafızalarını ölçüyoruz! Ezberi güçlü olan, Google’da bir aramada bulunabilecek verileri artarda sıralayan çocuklara başarılı diyoruz. Bu sınavlar eğitimde bir mıknatıs görevi görüyor, o nedenle yukarıda sıraladığım tüm adımların başarıya ulaşması için uyguladığımız tüm sınavları yeni bir anlayışla gözden geçirmemiz gerekiyor. Öğrencilerin ezber becerisini ölçen sınavlardan vazgeçip, öğrencilerin bildiğini uygulama becerisini ölçen bir sınav sistemi kurmalıyız. Açık uçlu sorularla muhakeme, eleştirel düşünce gibi üst beceri seviyelerini ödüllendiren sınavlara geçmeliyiz. Ezberci eğitimden şikayet edip çocukları ezbere göre ölçmek sistemdeki en temel çelişkidir. Bu çelişkiye son vermeliyiz.

    Eğitimde reform eğitimle sınırlı kalamaz!

    Son olarak eğitim sisteminde yapılacak tüm bu reformlar tek başına bizi şu an bulunduğumuz ekonomik ve beşeri kalkınma seviyesinden alıp daha ileri bir kalkınma seviyesine getirmeyecektir. Gerçek manada ekonomik ve beşeri kalkınma için bu reformlara ek olarak çocuklarımızın bilgiye özgürce ulaşmasını ve onların adil bir rekabet ortamında yarışmasını da güvence altına almamız gerekmektedir.

    Ülkenin bekasını dert ediyorsanız, eğitimi dert edin!

  • ABD’den Türkiye dahil 8 ülkeye yasak

    ABD’den Türkiye dahil 8 ülkeye yasak

    ABD’ye uçuşlarda elektronik cihaz yasağı geldi. Yasak aşağıdaki ülke ve şehirlerden Amerika’ya yapılan direkt uçuşları kapsıyor. Amerikan havayolları yasaktan etkilenmediği için yasağın öncelikli olarak THY’nı olumsuz etkilemesi bekleniyor. Elektronik cihazlar uçuş boyunca kabine alınmayacak.

    Türkiye’nin İstanbul,
    Mısır’ın Kahire,
    Ürdün’ün Amman,
    Kuveyt’in Kuveyt,
    Fas’ın Kazablanka,
    Katar’ın Doha,
    Suudi Arabistan’ın Riyad ve Cidde,
    Birleşik Arap Emirleri’nin Abu Dabi ve Dubai.

    THY Doğruladı

  • Denedik çıkaramıyoruz…

    Denedik çıkaramıyoruz…

    ÇOK KOMİK AMA GERÇEK…!!!

    Olayın kahramanları, iki üniversite ögrencisi. Koyu geyik muhabbetinin
    dügümlendigi durumlardan birinde,
    bu iki kafadar bir iddiaya girer….

    Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulü agzına tamamen
    sigdırabilecegini iddia eder…. Evet yanlış okumadınız, bildiginiz 100 mumluk ampulü… ve sigdirir da.

    Ancak bir sorun vardir.Ampulü agzindan
    geri çikaramamaktadir. Arkadasi hayret eder bu nasil is diye, o da
    evdeki baska bir ampulü agzina sokar ve tabii
    ki o da çikaramaz. Bunun üzerine iki kafadar
    hastanenin yolunu tutmaya karar verirler. Agizlarinda ampul
    oldugu halde bir taksiye atlarlar. Konusma zorlugu çekerek güya taksiciye
    dertlerini anlatirlar.Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken
    bir taraftan da ‘nasil olur abi ya, ugrassaniz çikar, bir
    asilin suna, saka mi yapiyonuz ?’

    diye söylenmektedir.Neyse aksamin bir
    yarisinda acile gelirler. Taksici ayrilir. Doktorlar çocuklari
    beklemeleri için bir odaya alir.Veeee,

    aradan 15 dakika geçmeden taksici
    kapida görünür; tabii agzinda
    bir ampulle. Amcam çocuklara inanmamis, açik olan bir marketten
    ampul almis ve denemistir !!

    Biraz sonra acildeki nöbetçi doktor içeri girer
    Yanında hemşire ve bir hastabakıcı
    Hepsinin ağzında birer ampul vardır.

    Simdi anladinız mı Ampul Partisi’nin Türkiye’de nasıl iktidara geldigini?

    BİR ŞEY OLMAZ DİYE HERKES DENEDİ VE GÖRDÜK
    ÇIKARAMIYORUZ.

    OY VERİRKEN İYİ DÜŞÜNÜN AMPUL
    BU SEFER
    AGZIMIZDAN ÇIKMIYOR

    SEÇIMLERE AZ KALDI ,BIR DAHA SAKIN DENEMEYE
    KALKMAYIN!!!
    VE LÜTFEN BU MAİLİ TÜM ARKADAŞLARINIZA GÖNDERİN

  • İFLAS

    İFLAS

    Türkiye, çağdaş uygarlığa yükselme yolunda 1963’te Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık anlaşması imzaladı.
    2005’te aday ülkelerin tabi olduğu AB Müktesebatına uyum sağlamak üzere siyasi ve ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi halinde katılma hakkı tanınacağı kararı alındı.
    Tam üyelik müzakerelerine başlandı.
    Siyasi kriterleri; Hukukun üstünlüğü: İnsan hakları ve azınlıklara saygı: Demokrasiyi garanti altına alan kurumsal istikrar,
    Ekonomik kriterleri; İşleyen bir pazar ekonomisi: Avrupa Birliği’nin siyasi, ekonomik ve parasal birlik amaçlarına bağlılık esasları oluşturuyor…
     
    *
    Bugün İslamcı bir iktidarın yönetiminde Türkiye ekonomisi ve siyaseti;
    Kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirimi: Fethullah Gülen: OHAL: Şiddetli iç savaş: Öngörülebilirliğin azalması: Güven ve güvenlikte olağanüstü sıkıntılar: Ekonomik büyümenin ciddi boyutlarda yavaşlaması ve İşsizliğin uzun zamandır hiç olmadığı kadar yükseldiği bir durumu arz ediyor.
     
    *
    Daha birkaç gün önce, kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s; Kurumsal gücün erozyonu: Zayıflayan büyüme görünümü:  Kamu ve dış ödeme dengeleri üzerinde artan baskılar: Artan kredi riski gerekçeleriyle;
    Türkiye’nin not görünümünü ‘durağan’dan ‘negatif’ e indirdi.
     
    *
    “Japan Credit Rating” kredi derecelendirme kuruluşu da, “Öngörülebilirlik artırılmadan, hükümetin ekonomik yavaşlamaya karşı aldığı önlem paketlerinin uzun vadeli yapısal sonuçlar üretmesi mümkün değildir. Ayrıca bu önlemler genel ekonomik dengeleri bozma riski de taşıyor” uyarısı yaptı…
     
    *
    CHP Milletvekili F.Öztrak,  Başbakan B.Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın örtülü ödenekten iki ayda 459 milyon TL’lik harcamasına dikkat çekiyor.
    “Ekim 2016’dan beri devam eden başkanlık tartışmaları nedeniyle ekonomide belirsizliğin arttığını, bu yüzden Merkez Bankası rezervlerinin beş ayda 10 milyar dolar eridiğini” bildiriyor…
     
    *
    Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan ise “Bu ülkede siyasi istikrar olduğu taktirde, anayasa değişikliğiyle birlikte Türkiye’nin önü daha da açılacaktır.
    O nedenle Avrupa’dakiler bas bas bağırıyor. Türkiye aleyhine kampanyalar yürütüyorlar.
    Biz bunların artık içlerini okuyoruz. Türkiye’nin gelişmesinden ve kalkınmasından ne kadar rahatsız olduklarını biliyoruz” diyor!
     
    *
    Bu noktada küresel ekonomide Türkiye’nin Batı ile ortak bir kaderde yol aldığından başlanmalıdır.
    2008’den bu yana Batılı şirketler merkez bankalarının sağladığı aşırı ucuz parayı;
    Şirket birleşmeleri, şirket satın alımları, hisse senedi geri alımları ve emlâk piyasası yatırımlarında kullandılar,
    Biriktirdikleri kârları ise yeniden yatırıma sokmak yerine malî piyasalarda spekülatif faaliyetlere yönelttiler.
     
    *
    Kâr oranları, yalnızca şirketlere ve finans kurumlarına akan ulusal gelir kısmının arttırılmasıyla ayakta tutulabildi ya da yükseltildi.
    Ama üretkenlik artışı ya da ulusal gelirler düştü.
    Bu tür bir asalaklık firmaların kâr-zarar hanesini yukarıya çekti ama bir bütün olarak reel ekonomide daha fazla durgunluğa yol açıldı.
    Bu sonuçla giderek dayatılan ve artan yoksullaşmaya ulaşıldı.
    Halbuki halkların sonu gelmeyen kemer sıkması doğal bir gelişme değildir.
    Bu; kâr sisteminin bir kutupta olağanüstü servet, diğer kutupta ise yoksulluk ve sefalet üreten işleyişinin acımasız mantığının sonucudur.
     
    *
    Nitekim 2003’ten 2016’ya Türkiye’de de; İslamcı AKP iktidarının ekonomik performansı, bakınız şöyle gerçekleşti.
    2003’te 366 milyar TL’lik borç stoku, 2016’da 2 trilyon 953 milyar TL’ye yükseldi.
    Kamu mallarının satışıyla 102 milyar TL’lik  daha bir ek finansman sağlandı.
    Böylece Türkiye’nin finansman imkânı 3 trilyon 55 milyar TL. oldu.
    Cumhuriyet tarihinin rekoru kırıldı…
     
    *
    Bu finansmanın katkısıyla 2003’ten 2017’ye, bir önceki 14 yıllık döneme nazaran; GSYH 3.6 kat, kişi başına gelir 3 kat arttı.
    Büyüme oranı 1.4 puan artarak ortalama yüzde 4,8 oldu.
    Enflasyon öncekinin 6.5 ta birine eşit ortalama yüzde 10,4’de tutuldu.
    Bütçe dengesi öncekinin dörtte birine, yüzde 3,2 gibi düşük bir orana indirildi.
     
    *
    Ancak işsizlik oranı öncekinden yüzde 40 oranında artarak yüzde 10,7’e yükseldi.
    Cari açık öncekinden 10 kat arttı, ortalaması yüzde 5 oldu. 
    Enflasyon ve bütçe açığı düşürüldü, öngörülen büyüme oranları gerçekleşti ama işsizlik ve cari açık yükselişi sürdü…
     
    *
    Bugün Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervi  89 milyar 234 milyon dolardır.
    Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku ise Aralık’ ta 98.1 milyar dolardı.
    Yani döviz rezervleri kısa vadeli borcu karşılamıyor, 8.9 milyar dolarlık eksik bulunuyor…
     
    *
    2003-2017’de yabancı sermaye yatırımı girişindeki büyük artışın büyümeye pozitif katkı sağlamadığı anlaşılıyor.
    Çünkü gelen yabancı sermayenin önemli bölümü, inşaat sektörüne yatırıma geldi ve büyümeye bir defalık katkı yaptı. 
    Ya da yabancı sermaye yeni yatırımdan çok özelleştirmelerden mevcut tesisleri ve şirketleri satın almak için kullanıldı.
     
    *
    Şimdilerde gelen yabancı sermaye ise kâr transferlerine hız vermiştir.
    Yani büyümeye katkı yapmıyor sadece cari açığın finansmanına katkı sağlıyor ki;
    Bundan böyle kaçınılmaz olarak cari açığa ek finansman sorunu yaratacaktır…
     
    *
    Üstelik ABD’de Başkan D.Trump, arz yönlü ekonomi destekli genişletici maliye politikası uygulayacağını bildiriyor.
    Böyleyse gelişme yolundaki ülkelere yönelik kaynak akımlarında ciddi gerilemeler ortaya çıkacak,
    Türkiye dış kaynak akışındaki gerilemeden fazlasıyla etkilenecektir…
     
    *
    Borçlanmayı artırarak ve eldeki malları satarak büyümeyi sürekli kılmak mümkün değildir.
    Üstelik elde- avuçtaki malların satışında da sona yaklaşılmıştır ki;
    O da ne? AKP hükümeti şimdi kurduğu varlık fonuyla eldeki değerli varlıkları teminat göstererek borçlanmaya devam edebilmeyi hedefliyor!  
     
    *
    Bütün bunlar, Türkiye’nin çok açık fakat adı konmayan “İflas”ını gösteriyor.
    “İflas”la başedebilmenin yolu ise siyasal, sosyal ve ekonomik yapısal reformları yapmaktan geçiyor.
    Ne ki, bir yapısal reformu yapabilmek için gerek görülen yapı bozukluğunun nereden kaynaklandığı ve nasıl düzeltilebileceği konusunda hem ulusal hem de uluslararası düzeyde görüş birliği sağlanması gerekiyor.
     
    *
    Ancak, “İslamcı” AKP hükümeti ağırlıklı olarak İslam din ve gelenekleri ile uyumlu bir ekonomik ve siyasi düzeni teşvik ediyor.
    Eğitimden enerjiye, demokrasiden lâikliğe, kamu harcamalarından  bankacılık sistemine bir çok konuda anlayış farklılığı yapısal reformların yapılmasına engel oluyor.
    Sonuçta İslamcılıkla sağlanabilecek ekonomide iyi ama demokraside geri,
    Ya da kamu borç yükü düşük ama çağdaş eğitimden uzak, 
    Ya da bütçesi tutarlı ama insan hakları karnesi bozuk bir ülke tablosu ortaya çıkmıştır.
    Bu siyaset anlayışı ile çağdaş medeniyetler seviyesine çıkmak mümkün değildir.
    Zaten Avrupa’nın muhalefeti de bu nedenledir.
     
    *
    Nitekim, zor günlerden geçen AB çevrelerinde,”İflas” noktasında olan Türkiye’nin üyeliğini askıya alarak, flû bir tecrid  sürecine alınması fikri gelişiyor.
    Tecrid,Türkiye’nin Batı’dan borç bulamaması ya da ağır faizlerle borç bulması halidir.
     
    *
    Flû bir tecrit; diğer ülkelere zararın yansıması önleyebilecek,
    Bu sırada Türkiye küresel sistemin santrifüj kuvvetleriyle sarsılacak,
    Yeniden AB’nin istisnaî siyasi ve ekonomik gücünü hissederek, kararlılığını pekiştirecek,
    IMF’in denetiminde yapısal bir dizi reformlardan geçerek borc akışını düzene soktuktan sonra,
    Yeniden küresel ekonomiye entegre edilecektir…
     
    Ama öncelikle, Türkiye’yi “İflas” noktasına getiren İslamcı zihniyete “Hayır” denilecektir…
    İslamcı zihniyetin dinsel ayağındaki dehşeti FETÖ bütün dünyaya göstermiştir, şimdi sıra İslamcılığın kahrolası siyasi ayağındadır.
    Bundan kaçınmak mümkün değildir…
     
    21.3.2017
     
     
     
  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 20  Mart  2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 20  Mart  2017 )

    1.. Aşağıda  linkleri verilen üç Ermeni sitesinde,  Cumhurbaşkanı Serzh Sargsyan’ ın yeni termoelektrik santralının temel atma  törenine  katıldığı bildiriliyor.   Temeli atılan santral, Erivan yakınında Erebuni bölgesinde  ve şimdiki  santral yakınında faaliyete  geçecek…. Son teknolojilere göre yapılacak santralin, önümüzdeki  yıllarda Erivan  bölgesine güvenlik ve refah  içinde elektrik  desteği vereceği  söyleniyor..…

    1. Tert.am’ de yer alan habere  göre, Ermenistan Komünist Parti lideri  Tachat Sargsyan   “Komünistler  olmadığı taktirde Parlamento mükemmeliyetten uzak olacaktır”  dedi….. Sargsyan; “Politik görüşlerinin  devlette yapılanmanın ve  sosyal refahın yükseltilmesinin esas gayretleri   olduğunu,  Komünist üyeleri olmayan Parlamentoda halkın çıkarlarına uygun ve  problemlerini çözebilecek yasaların çıkarılamayacağını” iddia  etti…
    1. Agos Gazetesi ve News.am’ de yer alan habere göre ; Ara Güler’ in  “Mıgırdiç Beşiktaşlıyan” nişanıyla onore edildiği  bildiriliyor…. Ünlü fotoğrafçı Ara Güler, Karaköy Sp. Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesinde düzenlenen törenle, Türkiye Ermeni Katolik Cemaati ruhani önderi Rahip Levon Zekiyan tarafından “Mıgırdiç Beşiktaşlıyan” nişanıyla ödüllendirildi……Jamanak gazetesinin verdiği haberde ödül töreninde diplomatlar, yerel yönetim organları temsilcileri, aydınlar, ruhaniler ve Ermeni toplumu temsilcileri hazır bulundular.
    1. News.am’ de yer alan habere göre : “ Rusya  Federasyonu eski Dış İstihbarat Servisi Bşk. ve  AGİT Minsk Grubu eski Rus eşbaşkanı Vyacheslav Trubnikov : Ermeni tarafı şimdi Azerbaycan’a kıyasla daha fazla artılara sahip” dedi…… Röportaj esnasında Rusya tarafından baskı olanağına ilişkin soruya Trubnikov şunları belirtti: “Ne biri, ne de öteki üzerinde baskı fayda getirmez. Ermeni tarafı bugün Azerbaycan’a kıyasla daha fazla artılara sahip; işgal edilmiş topraklar Ermenilerin elinde, Dağlık Karabağ onun elinde. Benzeri artılara sahip olarak, onun kolaylıkla bu sorunu çözme mutabakatı vereceğini mi sanıyorsunuz?  Ermenistan, kartlarını müzakere masasında azami derecede kullanır, baskı ise ters etki yaratır. Bu sebeple, sorunun barışçı çözümü hususunda tarafları sabırla ikna etmek gerekir. Sorunun barışçı çözümüne alternatif yoktur. Burada sadece tarafların siyasi iradesi gerekli……Rusya savaş işlemlerinin hiçbir şekilde tekrar başlamaması için elinden gelen  her şeyi yapar. Bu en nihayetinde bizim milli güvenlik sorunumuzdur. AGİT Minsk Grubu eş başkanı olarak bunun çözümünde alternatifler ararızʺ  dedi.
    1. Agos Gazetesi ve Armenpress’ te  yer alan  habere  göre HDP Milletvekili Garo Paylan, Patriklik seçimine ilişkin soru önergesi sundu ….  HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Türkiye Ermeni toplumunun  gündemindeki en önemli sorunu olan Patriklik seçiminin Valilik tarafından gönderilen yazıyla sekteye uğramasına ilişkin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya soru önergesi sundu. Bakan Soylu’nun yanıtlaması istenen soru önergesinde şu ifadelere yer verildi: “Türkiye Ermenileri Patriği II. Mesrob Mutafyan sağlık sorunlarından dolayı dokuz yıldır görevini sürdürememektedir. Türkiye Ermeni Patrikliği’ne bağlı ruhaniler, yeni patriğin seçilmesi sürecini başlatmak için; 1863 Ermeni Nizamnamesi, Lozan Antlaşması ve teamüllere göre, 15 Mart 2017 günü yapılan seçim sonucunda Başepiskopos Karekin Bekçiyan’ı 34 ruhaniden 23’ünün oyuyla Değabah [Patrik Kaymakamı] seçmiştir. Seçimin hemen ardından, ‘ACELE’ notuyla İstanbul Valiliği Hukuk İşleri Şube Müdürlüğü’nden, Vali Yardımcısı Aziz MERCAN imzalı ‘Değabah Seçimi’ konulu bir yazı Türkiye Ermenileri Patrikliğine iletilmiştir. “ Yazıda …..,16 Şubat 2017 Perşembe günü Patrikhane’de gerçekleştirilen toplantıda meydana gelen olumsuz olaylar da göz önüne alındığında bu sürecin cemaat içinde huzursuzluğa sebebiyet vererek, cemaat içinde ayrışmalara neden olabileceği, hali hazırda Patrik Vekilinin görevinin başında olduğu….. bu kapsamda seçim sürecinin başlatılmasının hukuken mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.” denilmektedir….  Bu yazı Ermeni toplumunda büyük bir şaşkınlıkla karşılanmış ve yapılmış seçime müdahale olarak değerlendirilmiştir.  Bu bağlamda; 1) Bu yazı hangi mevzuata dayanarak yazılmıştır? 2) Bu yazının yazılıp ‘ACELE’ notuyla Patrikliğe iletilmesi talimatı kim tarafından verilmiştir?

    3) Yazıda belirtildiği şekliyle ‘teamüller cemaatinizce yakinen bilindiği’ için ruhaniler tarafından Değabah seçimi yapılmıştır. Ermeni toplumunda patrik seçim sürecinin başlatılması konusunda bir mutabakat varken yapılmaya çalışılan bu müdahalenin asıl gerekçesi nedir?”

    http://www.armenpress.am/eng/news/883283/paylan-issues-inquiry-to-turkish-interior-ministry-for-interference-in-armenian-patriarchate’s-locum.html

    1. Ermeni Radyosu web sitesi, Dünya Mutluluk Raporu 2017’ ye göre Ermenistan’ ın 155 ülke içinde  121 inci sırada olduğu belirtiliyor…..Rapora  göre  Norveç 2016’ daki 4 üncü sıradan bu yıl  1 inci sıraya  yükselmiştir….Mutluluğu destekleyen şu faktörlere  göre  raporun hazırlandığı bildiriliyor;  Duyarlılık,  hürriyet, cömertlik, dürüstlük, sağlık, gelir, iyi yönetim….Haberde  bazı ülkelerin sırası da  verilmiş; Rusya 49, Kazakistan 60,  Belarus 67,  Türkiye 69,  Azerbaycan 85, Kırgızistan  98, İran 108, Gürcistan  125….Haberde, 20 Mart  Uluslar Arası Mutluluk Günü  de kutlanıyor….. (Not: Raporu hazırlayanlar  bize  biraz  torpil  geçmişler  gibi. Biz yine  de  daha  mutlu olmak için gayret  edelim. Bu haberi okurken, rahmetli Demirel’ in  ASAM’da  “21 inci Yüz yılda  Türkiye’ nin Stratejisi”  başlıklı  konferansında, stratejimizin ilk maddesini  – İngilizce olarak  Good Governance ‘ olarak  telaffuz  etmişti…,o.t.)
    1. Ermeni Radyosu web sitesi, Belarus  Devlet  Sınır  Komitesi, Ermenistan’ dan Belarus üzerinden Bulgaristan’ a giden bir  kargo uçağında radyo aktif malzeme  bulunduğunu teyit  etti….Olay,  19 Mart günü Gomel Havaalanında  ortaya  çıktı., Cumhurbaşkanı Alexander Lukashenko’ nun sabah iddia  ettiği olayı  daha  sonra  hava alanı sözcüsü Anton Bychkovsky teyit  etti….. (Not:  1980’ li yıllarda  askeri literatüre “Nükleer Terörizm” terimi  girdi.  Nükleer  silahların ve  radyoaktif  maddelerin teröristlerin eline  geçerek  pazarlık malzemesi olarak kullanılması senaryolarına  dayanan harp oyunları  düzenlendi , o.t.)
    1. Armenpress’ te yer alan habere göre, Ermenistan bütçesi Ocak 2017 ayında, Ocak 2016’ ya  göre   % 11.8 fazla  verdi.

    http://www.armenpress.am/eng/news/883291/armenia’s-state-budget-surplus-of-january-increases-by-118-compared-to-january-2016.html

    1. Panarmenian.net, Papa Francis’ in Ruanda soy kırımında  Kilisenin günahı için  20 Mart  günü Allah’ tan  af dilediğini bildiriyor…..1994 Yılındaki  soykırımında 800.000 kişi öldürülmüştü….. Ruanda  Cumhurbaşkanı Paul Kagame ile yaptığı toplantı sonrasında Papa,  Tutsi’ lere yapılan soykırımı için derin üzüntülerini  iletti….Kasım ayında Ruanda’ dan soykırımında Kilisenin  rolü nedeniyle  Papa’ nın özür dilemesi istenmişti…..Soykırımı kurbanları çoğunlukla  Tutsi azınlığından idi  ve  Katolik Kilisesi  Hutu aşırı rejimine yakın durarak  iktidarda  kalmasını sağlamıştı….Bazı Katolik Papazlar, rahip ve rahibeler Ruanda  Uluslar Arası Ceza  Mahkemesinde  ve  bir  Belçika  Mahkemesinde  soykırımına  katılmak iddiası ile yargılanmışlardı…. Ruanda  Hükümeti,  işlenen cinayet dikkate  alındığında  lokal özür dilemenin  yeterli olmayacağını açıklamıştı…
    1. Asbarez.com, Bared Maronian tarafından yönetilen  “Soykırım Yetimleri” filminin  Kanada Uluslar Arası  Film Festivalinde en iyi belgesel ödülünü  aldığını bildiriyor…..Haber, Maronian’ ın tarihi arşivleri tarayarak,  Ermeni yetimleri ile röportajlar yaparak ve hatıralarını alarak  Ermeni <sözde> soykırımı konusunda kesin delilleri ortaya  koyduğunu iddia  ediyor…..
    1. Asbarez.com, Raffi Bedrosyan’ ın “ Türkiye Avrupa’ ya  Karşı : Herhangi Bir  Ders?”  başlıklı uzun bir  yazısını  yayımlamış…. Yazıdan bazı özet bilgi çıkaracağım. Ancak, yazının  tamamının ilgilenenler tarafından  okunmasının uygun olacağını değerlendiriyorum. Yazının Özeti : “  Türkiye  Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, Türkiye’ nin bir  bakanı NATO Müttefiki  Hollanda  tarafından istenmeyen kişi ilan edilerek  sınır dışı  edildi…. Yine ilk defa  Türk DİB’ na Rotterdam’ a gitmemesi söylenmesine  rağmen, Hollanda  emrini önemsememesi üzerine   uçuş izni iptal edildi…… Neden bu benzeri görülmemiş aşağılama ve utanç Türkiye’ nin başına geliyor? Türkiye bunu hak edecek ne yaptı? Türkiye,  Türk hükümeti ve Türk halkı bu aşağılanmaya  nasıl tepki veriyor? Türkiye tarafından alınması gereken  dersler  neler, daha   da önemlisi konunun  Ermenistan açısından ilgisi ne?  Yazı bu sorulara  cevap vermek üzere  hazırlanmıştır….Yazıda bu soruların cevabı referandumda HAYIR diyeceklerin görüşleri  paralelinde verilmektedir…. Konunun  Ermenistan ile ilgisine  cevaben şöyle  söyleniyor :  Türklerin  zayıf ve kuvvetli tarafları hakkında  iyi bilgi sahibi olmalıyız.  Onların hatalarından ders  çıkarmalıyız.  İki savaşçı hasım arasında bir  sandviç misali on milyonluk küçük bir  devlet olarak  Türkler  gibi bölünmeye, onlar gibi  anti demokratik ve onlar gibi bilgisiz olmaya  dayanamayız. Fakat, en önemlisi onlar gibi  hata  eğilimli olmayı kaldıramayız….”
  • Rusya’ya nasıl güven duyacağız?..

    Rusya’ya nasıl güven duyacağız?..

    Biz, Rusya’ya her zaman mesafeli olduk ve mesafeli davranılması gerektiğini de düşündüğümüzü hep söyledik. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin ile Moskova’da yaptığı görüşmeden sonra konu ile ilgili yazdığımız yazıda da “Görüşmeler iletişim açısından son derece önemli ama, ortada bizi rahatlatacak adımlar atılmıyor ve sonuç çıkmıyor” demiştik.

    Dikkat edilecek olursa Cumhurbaşkanı Erdoğan Putin’e PKK’nın Suriye uzantısı PYD konusunda gerekenleri söylemiş, Rusya Devlet Başkanı’ndan da önünde Moskova’daki PYD ofisinin kapatılması gerektiğini söylemişti.

    Bizim bu görüşmede dikkatimizi çeken nokta şu olmuştu:
    Putin “Terörle mücadele birlikte adım atalım ve mücadele edelim” demiş, ancak PYD konusunda Erdoğan’a hiç vaatte bulunmamıştı. PYD adını ağzına bile almamıştı.
    Ancak Ruslar Moskova’daki Ofisi kapatmak bir yana, Afrin’de PYD kontrolündeki bölgede, PYD güçlerini yetiştirmek için üs kurmaya karar verdi. PYD sözcüsü Halil, Afrin’de kurulacak olan üssün aynı zamanda “doğrudan irtibat ofisi” olarak da görev yapacağını da söyledi.

    Özetle, Rusya daha önce PKK’ya verdiği desteği, şimdi Suriye’de yeni bir anlaşma yaparak daha da sağlama aldı. Şimdi gelişen haberlere kısaca bir göz atalım:
    Rus askerleri tanklarla ve zırhlı araçlarla Hatay sınırımızda bulunan Afrin’e giriş yaptı. Halep ve Münbiç’ten sonra Afrin de Rus askerlerinin denetiminde bulunuyor.
    Reuters’a konuşan YPG sözcüsü Redur Halil, Rusya ile anlaşmanın pazar günü yapıldığını açıkladı. Halil, Rus askeri birliklerinin zırhlı araçlarla şimdiden bölgeye ulaştığını ifade etti.
    YPG’nin elinde olan Afrin’de kurulacak olan üste, terörle mücadelenin bir ayağı olarak Kürt militanlarının eğitimi sağlanacak.
    Uluslararası Türkçe Konuşan Ülkeler Gazeteciler Derneği Başkanı Güngör Yavuzarslan Suriye’de Rus askerlerinin Afrin’e girmesinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi.

    Yıllardır Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü PKK’nın uzantısı olan YPG konusunda Amerika ile sorun yaşıyoruz. Bütün çabamıza ve isteklerimize rağmen Amerika’nın PYD’den vaz geçmediği ve bu terör örgütünü silahlandırması bölgedeki tansiyonun artmasına neden olmuştu.

    Şimdi ise Rusya’nın da PYD ile olan anlaşması ve bölgedeki Kürt grupların Afrin’de kurulacak olan bölgede eğitim göreceği haberleri öyle görünüyor ki, son günlerde iyileşen Türkiye-Rusya ilişkilerini de gerginleştirecektir.

    Suriye rejimi ile de ilişkilerini petrol üzerinden yürüten ve bulunduğu bölgede üretilen petrolü rejime gönderen PYD varlığından şu an için rahatsızlık duymayan Esad’ın örgüt ile çeşitli alanlarda işbirliği yaptığı da biliniyor.

    Öte yandan Kuzey Irak’taki Peşmergebaşı da bir yandan Amerika, diğer yandan Rusya ile PYD konusunda birlikte hareket ediyor. Barzani zaten daha önce yaptığı açıklamada “PYD’yi terörist grup olarak görmüyoruz” demişti.

    Barzani, Kerkük üzerindeki hâkimiyetini ve Türkmenleri silme politikalarını da bütün hızı ile sürdürüyor. Bu satırlar yazılırken, Kerkük Kalesi başta olmak üzere, kentin önemli yerlerine Kürt bayrakları asıldı. Türk bayrakları ise tamamen yasaklandı.
    Barzani ile zaten yazmaktan usandık. Türk ve Türkiye düşmanı Barzani, her zaman olduğu gibi yine Türkiye düşmanlığını sürdürüyor. Bağımsız Kürt Devleti peşinde koşan Barzani, bu küstahlığını Türkiye topraklarının bir kısmını kurulması düşünülen Kürdistan topraklarında gösteriyor.

    Kuzey Irakta yayın yapan televizyon kanallarında hava durumu ve farklı programlarında ta Sivas’ımıza kadar kendi sınırlarına Türkiye’mizin üçte birini dahil etmeye cesaretini nasıl gösterebiliyor? Bunlara neden göz yumuluyor? Niye ses çıkarılmıyor?
    Her zaman söylediğimizi yineleyelim:

    Ne Amerika, ne Rusya, ne Barzani, ne Batı, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Son yaşananlara ve gelişmelere kısaca göz attığımızda bunu daha net görebiliriz. Acı olacak ama, dostumuz yok, olanlar da kendi çıkarları uğruna bize dost görünmeye çalışıyorlar.

  • “Varlık Fonu” bankada parası olan için ne anlama geliyor ?

    “Varlık Fonu” bankada parası olan için ne anlama geliyor ?

    “Varlık Fonu” bankada parası olan için ne anlama geliyor ?

    Bankacılar son zamanlarda çokça bu soruyla karşılaşır oldu… Vatandaş ki                   (sadece Türkiye ‘de yaşayanlar degil ) yurtdışında yaşayanların da hesaplarının olduğu Ziraat Bankasi ve Halk Bankası’nın  “Varlık Fonu’na ” devredilmesinin maaş veya mevduat hesaplarına yönelik herhangi bir etkisi olup olmayacağini sorgular oldu.

    Bunun cevabi “şimdilik hayır ” olmakla birlikte, görünen o ki, ülkenin resmen  kabul etmese de geçmekte olduğu bir kriz var ve bu finansal bir darboğaza dönüşüyor.  Bunun ne 15 Temmuz kalkışması ile ne de FETÖ terör örgütu ile doğrudan ilişkilendirilecek, beklenmedik , ani bir ihtiyactan kaynaklanmadığını  gelişiminden görüyoruz.  Varlık Fonu A.Ş. Subat 2017 de sürpriz olarak karşımıza çıksa da,  şirket olarak Haziran 2016 da kurulmasindan anlıyoruz.  Bu demektir ki 2015 yılından beri hazırlıklar yapılıyordu.

    Ülkeler de aileler gibi yönetilir. Bütün süslü (finansal ) terimleri, cümleleri bir kenara bırakırsak, bu oluşuma sebep Turkiye ailesinin kredi ihtiyacı ve yurtdiŞindan alınmasına ihtiyaç duyulan krediyi verecek kuruluş ve bankaların bizden daha fazla ipotek edecek taşınmaz, güvenilir ve kârlı teminat istemesi gibi görünüyor durum.

    Buna haklari var tabii, sonucta verdikleri kredinin geri dönmesini istiyorlar. Vatandaş olarak gerekirse tüm toprağımızı – ödeyeceğimizden emin olduğumuz bir işe yatırmak için -seve seve teminat vermeyi kabul ederiz, çok da çalisir öderiz

    Sorun sadece, alınan bu kredi/ ler nerelerde kullanılacak? Hangi inanilmaz projeye yatırılacak? Mesela hakikaten bizi dışa bağımlılıktan kurtaracak bir enerji yatırımı mı olacak , yoksa yine asfalt ve beton olarak mı geri dönecek?

    Diğer ülkelerde , paranın fazlasi ile kurulan bu tür fonları, daha FAZLA borçlanabilmek için kullanacak isek bunun yönetiminde / denetiminde kim ve kimler olmalıydı !? Bu, niyetimiz iyiydi denedik olmadı , iyi de yönetemedik Allah affetsin çocuklar da ödesin konusu değil ki.

    Meclis’deki tüm partilerin belirlediği bir grup “iş bilen” tarafindan alinan kararlar çerçevesinde yönetilmesini istemek, varlığı ipotek edilen vatandaşın hakkı değil mi? , Sayiştay’ ın kontrolünde ve denetiminde olmadan sadece Cumhurbaşkanı’nın danışman- larına bırakılacak bir mevzu mudur bu?

    Bankalar bile kredi verirken -her iki eşin – kredi sozleşmesine imza atmasını  istiyorken , devlet kurumlarının teminat olarak kullanilmasına , denetleyici görevi olan devlet kurumlarının dahli olmamasi kabul edilebilir mi?

    Başak Sinan

  • Başkanlık Sistemi Bir Amerikan Planıdır…

    Başkanlık Sistemi Bir Amerikan Planıdır…

    Osmanlının son dönemlerinden kötü olduk… Tam bir karmaşa ve kargaşa dönemi yaşıyoruz…

    Hani Atatürk, milli mücadeleye başlamak üzere Samsun’a çıkarken bir ülke tablosu çizmiş ve şöyle demişti:

    “1919 senesi Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umûmîye, (genel görünüm) Osmanlı Devleti’nin dâhil bulunduğu grup, 1. Dünya Savaşında mağlup olmuş. Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes imzalanmış. Büyük harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir hâlde…

    Saltanat ve Hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını korumak üzere alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki kabine; âciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tâbi ve onunla beraber kendilerini koruyabilecek her hangi bir duruma razı…”

    Şu benzerliğe bakın…

    Günümüzde de vatan, ülke, millet çıkarları bir yana bırakılmış, herkes geleceğini garanti altına almak için çaba gösteriyor… Yargıyı, emniyeti, orduyu, kısaca devleti ele geçirmek için mücadele veriyor… Bunun için de Gazi’nin deyişi ile, Kendilerini koruyabilecek her hangi bir duruma razı…”

    Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışından tam 98 yıl sonra, dönüp dolaşıp aynı yere gelmişiz…

    Herkes kendi çıkarını düşünüyor… Vatan ve vatan zenginlikleri talan edilmiş, yağmalanmış…

    Yabancı devletler ülkemize bu kez topla tüfekle değil, “Tek kurşun atmadan” içerideki işbirlikçileri ile anlaşıp, sermaye, para gücü ile girmişler…

    Şu anda tüm fabrikalarımız, bankalarımız, kamu mallarımız yabancı şirketlerin eline geçmiş durumda… Ülkemizden ülkelerine kâr, kazanç, para aktarıyorlar…

    Türkiye onlar için ballı kaymak, yenilecek, yutulacak bir lokma… Bir hazine… Bitip tükenmez bir sömürü kaynağı…

    Adamlar en son “Petrol Ofisi”ni de sattılar, rahatladılar… Petrol Ofisi Kemalist Cumhuriyet döneminde Türk petrolleri için kurulmuş milli bir kurumdu…

    Bütün bu satılan Türkiye zenginliklerine karşın yine de devlet ve ülkemiz borç batağına saplanmış durumda… Uçan kuşa borcumuz var… Hani şair demiş ya, “Cep delik, cepken delik…”

    Siz bakmayın iktidarın, “IMF’ye bile borç veriyoruz” palavralarına…

    Şu anda Türkiye’nin emperyalist devletlere borcu 500 milyar doları aşmış durumdadır… Sadece özel sektörün borcu, 224 milyar dolardır…

    Siz bakmayın iktidar mensuplarının Almanya’ya, Hollanda’ya esip yağmalarına…

    “Naziler, Nazi kalıntıları, faşistler…” “Hollanda ne ki? Bizim kürdan cebimiz…” “Bedelini ödeyecekler…” “Hesabını soracağız…” FALAN FİLAN…

    Bunlar boş laflar… Bunlar külhanbeyi ağzı… Referandumda oy toplayabilmek için söylenmiş kahramanlık sözleri… Hepsi göbekten bağlıdır bu veryansın ettikleri ülkelere…

    Sadece Hollanda’ya 16,7 milyar dolar, Almanya’ya 20 milyar dolar borcumuz var… Devletlerarası politik ilişkilerde belirleyici olan sövüp saymalar, tehditler, şantajlar değil, ekonomik güçtür…

    Şimdi gel de sen Hollanda’ya söylenilen sözlerin geçerliliğine inan…

    Yeryüzünde iki paralık değerimiz kalmadı… Bakanlarımız bile artık sınır dışı edilmeye,  politikacılara hava alanlarını kapatmaya başladılar…

    Bütün bu kötü, yanlış, aksak –eksik yönetim yetmiyormuş gibi, şimdi bir de milletin başına bir “Başkanlık sistemi” getirmeye çalışıyorlar… Neymiş efendim,  “Böylece memleketi daha iyi yöneteceklermiş…” Sanki 15 yıldır bu ülkeyi kendileri yönetmiyormuş gibi…

    O zaman demezler mi adama: “Sizin yazınızı da gördük, kışınızı da…”

    Ama tam yeri gelmişken hemen şunu da söyleyelim: Bu başkanlık sistemi bir Amerikan planıdır… Bir Amerikan projesidir… Onun destekçileri ise Avrupa ve İsrail’dir…

    Hedef, bu sistemle ülkeyi eyaletlere bölmek, halkı din, mezhep, ırk temelinde ayrıştırıp parçalamak, kolay yutulur bir lokma haline getirmektir… Yani sonunda onu Yugoslavya’ya, Irak’a, Afganistan’a, Suriye’ye dönüştürmek ve bu yolla SEVR’i yeniden hayata geçirmektir…

    Bu proje, AB’nin ve ABD’nin 70 yıllık projesidir. Rüyasıdır… Bu girişim, Ata’mızın kapıdan kovduğu emperyalizmin,  1947 yılında Truman Doktrini ile bacadan girmesiyle planlanmıştır ve bugün tüm sömürgeci ülkeler son noktayı koymak için ayağa kalkmışlardır…

    Ergenekonlar, ordunun kozmik odalarına girmeler, hep bu projenin hayata geçirilmesi için atılan ilk adımlardı ve bu Ergenekon dosyasının, ilk kez, Eski Amerikan Başkanı Bush tarafından Türk yetkililere verildiği söylenmektedir…

    İşte bunun için CIA Türkiye eski şefi Paul Bernard Henze demişti ki, “Türkiye’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar.

    Hükümeti ikna ettiğimizde, Meclis; Meclisi ikna ettiğimizde, ordu; orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor…

    Eğer Amerika’nın çıkarı, Türkiye’de bir federalizm yani federal devlet kurulması ise, ana planımızda bu federasyonun adı bile konulmuşsa, (İstanbul Başkentli Yakın Doğu Federasyonu) mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine Türkiye’de geçilmeli…

    Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacak… Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz…”

    Tıpkı, Libya devlet Başkanı Kaddafi  gibi… AB – ABD, onu, yandaşlarına linç ettirerek infaz ettirmişlerdi… Umarım başkanlık için yanıp tutuşan kişinin akıbeti de böyle sonuçlanmaz…

    Ama işte o zaman, olan ülkeye olur ve sevgili vatanımız, Irak, Libya, Suriye, Afganistan, Yugoslavya gibi parçalanır…

    Emperyalistlerin sömürgesine dönüşür… Oyuncağı haline gelir…

  • Korumalı: ALMANYA İSTİHBARAT TEŞKİLATI BAŞKANI: İKNA OLMADIK

    Korumalı: ALMANYA İSTİHBARAT TEŞKİLATI BAŞKANI: İKNA OLMADIK

    Dikkat

    Yasaklanan, sansürlenen, hakkında bazı ülke yasalarına göre soruşturma açılan ve herkese açık olmasının propaganda niteliği taşıması ihtimali olan içerikler genel izleyiciye açık değildir. Sadece üyelerimiz içindir. Üyelik ücretsizdir ve dilediğiniz zaman ayrılabilirsiniz. Üyeler:

    • Bulundukları ülkenin kanunlarına uygun içerikleri görebilir
    • Yönetime katılabilir
    • Oy verebilir
    • Diğerleri ile arkadaş olabilirler

    Üye olmak için lütfen buraya tıklayın

    Üyeliğiniz onaylandıktan sonra devam edebilirsiniz


  • Yüksek Seçim Kurulundan Önemli Duyuru

    Yüksek Seçim Kurulundan Önemli Duyuru

    Son günlerde kamuoyunda Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı (Çipli Kimlik Kartı) olmayan seçmenlerin oy kullanamayacağı yönünde haberler dolaşmaktadır. Bu haberler asılsız olup seçmenler, Anayasa Değişikliklerinin Halkoylamasında; Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan; Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı, Geçici Kimlik Belgesi, nüfus cüzdanı, resmî dairelerce verilen soğuk damgalı kimlik kartı, pasaport, evlenme cüzdanı, askerlik belgesi, sürücü belgesi, hâkim ve savcılar ile yüksek yargı organı mensuplarına verilen mesleki kimlik kartı, avukat, noter ve askerî kimlik kartı gibi kimliğini tereddütsüz ortaya koyan resimli, resmî nitelikteki belgelerden biri ile oy kullanabilirler.

    Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

  • Bir Vatandaşlık Görevi

    Bir Vatandaşlık Görevi

    Değerli arkadaşlarım,

    16 Nisan’da oyumu kullanıp, Saat 17:00’de oy kullanma işlemi bitince oy kullandığım sandığa gideceğim, oyların sayımına şahitlik edeceğim, daha sonra, mühürlü, ıslak imzalı oy sayım tutanağının, kapıya ya da binada belli bir yere asılıp asılmadığını kontrol edeceğim, asılmamış ise, asılmasını sağlayacağım ve oy sayım tutanağının fotoğrafını çekeceğim, çekmiş olduğum fotoğrafı Facebook, Twitter vs. gibi sosyal medya üzerinden paylaşacağım, daha sonra, “YSK’nın internet sitesi”ne girerek, sonuçları kontrol edeceğim, bir farklılık varsa, baro başkanlığına ve partimin ilçe başkanlığına durumu bildireceğim. Böylece, oyumun takipçisi olacağım ve “bir oyla bir şey değişmez” demeyeceğim, özellikle, sandığa gitmemeyi hiç düşünmeyeceğim.

    Ülkemizin kaderini belirleyecek olan referanduma katılmayı ve sonuçları kontrol etmeyi “Vatandaşlık Görevi” olarak kabul ediyor ve bütün yurttaşlarımızın da, aynı duyarlılığı göstermelerini önemle rica ediyorum.

  • Ermeni Haber Sitelerinde Haberleri Çarpıtma Furyası

    Ermeni Haber Sitelerinde Haberleri Çarpıtma Furyası

    Dr. Ferruh Demirmen

    Bu tür olaylara tanık olduktan sonra insanın sorası geliyor: Yalan haber vermek ya da gerçekleri çarpıtmak Ermeni haber sitelerinin geninde mi var?

    Soru gerçekten sorulmaya değer; zira Ermeni sözde soykırımı ile ilgili yeni bir gelişme, Ermeni haber sitelerince dünya kamuoyunda açıkça çarpıtıldı. Böyle bir olaya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 15 Ekim 2015 tarihli İsviçre-Perinçek kararından sonra zaten tanık olmuştuk. AİHM kararından sonra Ermeni tarafının uğradığı yenilgi, Ermeni medyası ve Diyaspora tarafından sanki bir zafermiş gibi dünyaya lanse edilmeye çalışıldı.

    Danimarka Parlamento Kararı

    Diyaspora’nın gerçekleri çarpıtma tavrı Danimarka Parlamentosu’nun 1915 olaylarına ilişik 26 Ocak 2017’de aldığı bir karardan sonra yeniden su yüzüne çıktı. Kararda sözde Ermeni soykırımından söz edilmedi. Parlamento 1915-1923 sürecinde yaşanan trajik olaylarda uzlaşımın arşiv belgelerine dayanılarak karşılıklı diyalog yoluyla sağlanabileceğini ve bu noktada bir yargılama yapmayacağını kayda aldı. Bu görüş, 1948 BM Soykırım Antlaşması uyarınca AİHM’nin soykırım suçunun tanınmasında parlamentoların yetkisi olmadığı hükmü ile bağdaşıyor. Parlamento ayrıca Türk yasalarına göre “soykırım” sözcüğünün yasaklanmasını esefle karşıladığını belirtti.

    Diyalog çağrısı Türkiye’nin Ermeni sorununda bir “Ortak Tarih Komisyonu” kurulması önerisi ile örtüşüyor. Ancak 1915 olaylarının 1923’e kadar uzanmış olması ve Türk yasalarının “soykırım” sözcüğünü yasakladığı savları yanlış. Türkiye’de “soykırım” ifadesi ve bu noktada görüş beyan etmek serbest.

    Haberi Çarpıtma Furyası

    Danimarka Parlamentosu’nun kararı içerik açısından olağanüstü olmamakla beraber sahneye dökülen dikkat çekici husus, Ermeni medyasının tavrı oldu. Parlamento sözde Ermeni soykırımını tanımamış olmasına karşın Ermeni medyası haberi hemen tek bir ağızdan soykırım tanınmış gibi dünya kamuoyuna lanse etmeye çalıştı. Bu yönde haber başlıkları bir araç olarak kullanıldı. Dürüstlük bir kenara itilip haber çarpıtma yöntemi bir furya şeklinde devreye sokuldu.

    İşte Ermeni medyasından alınan örnekler (internet bağlantıları kısaltıldı):

    Panorama.am: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti”
    Armedia.am: “Danmarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti”
    Armradio.am: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırım Kararını Aldı”
    Reddit/r/armenia: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti”
    Uaposition/arminfo: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Hakkındaki Tasarıyı Kabul Etti”
    MassisPost: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti”
    lragir.am: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Onayladı”

    “Armenian Weekly” adlı haber portalı, “Danimarka Parlamentosu Soru İşaretli Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti” başlığı ile gerçeği ima eder gibi olduysa da, üslubu bu kararın meşruluğunu şüphe altına soktu. (Kalın puntalar burada eklendi). Haber portalı yöneticileri karardan pek hoşnut değildi.

    Nitekim “Azberez” gazetesi haber kaynağı olarak “Armenian Weekly”ye atıf yaptıysa da, “soru işaretli” ibareyi başlıktan çıkardı ve “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti” manşetini kullandı. “Soru işaretli” ibare gerçeği sezindirir kuşkusuyla gereksiz bir ayrıntı olarak mülaheze edildi.

    Diyaspora’da önde gelen “Amerikan Ermeni Milli Komitesi” (ANCA) de aynı yaklaşımla bir yandan “Armenian Weekly” kaynağına atıf yaparken öte yandan “soru işaretli” ibareyi görmezden gelerek sitesinde “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti” manşetine yer verdi.

    Diyaspora’nın önde gelen basın organlarından “The California Courier” ise Danimarka Parlamentosu’nun kararını beğenmemiş olmalı ki, bu gelişmeyi haber konusu yapmayı gerekli görmedi.

    Haber manşetlerin bu şekilde lanse edilmesinin amacı şüphesiz dünya kamuoyunu yanıltmaktı. Her nekadar haber metinlerinde – küçük puntalarla – gerçeğin böyle olmadığı, Danimarka Parlamentosu’nun sözde soykırımı tanımadığı yarım-yamalak, esnek ifadelerle belirtiliyorsa da, asıl dikkat çeken mesaj, haber başlıklarında idi. Ve verilmek istenen mesaj, Danimarka Parlamentosu’nun sözde soykırımı tanıdığı idi.

    İronikdir ki, bu çarpıtma ile yanıltılan dünya kamuoyuna trajik tarihi olaylardan uzak durmaya çalışan ve sülh içinde yaşamayı tercih eden Ermeni okurları da dahil ediliyordu.

    Çokçabuk Bir “Başarı”

    Nitekim Ermeni medyasının bu taktiği semere vermekte gecikmedi. Doğru bilgileri internette yansıtması beklenen ansiklopedik “Wikipedia,” Danimarka Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykırımını tanıdığı haberini Ermeni medyasının ardından hemen sitesine taşıdı. Haber kaynağı “Armenian Weekly” idi. Site, “soykırım”ın 1915-1923 sürecine rastgeldiğini de ekledi. Bu şekilde bir “çifte yalan” internet ortamında yer aldı.

    Ermeni Diyasporası için küçüksenmeyecek bir “başarı”!

    Ender Bir İstisna

    Bütün bu çarpıtmaların yanısıra ender bir istisna, yaygın bir karanlıkta ışık görüntüsü gibi göze çarptı. Yerevan’dan yayım yapan “News.arm” haber portalı hem manşette ve hem de haber metninde Danimarka Parlamentosu’nun “soykırım”ı tanımadığını açık bir tarzda dile getirdi. Söz konusu tarihi olayların 1915’de oluştuğunu da ekleyerek bir dürüstlük örneği verdi.

    Sormak gerekir: Öteki Ermeni haber portalları Danimarka Parlamentosu haberini niçin bu haber portalı gibi dürüstçe dünya kamuoyuna yansıtmadı?

    Diyaspora, Yerevan haber portalını “aşırı” dürüst olma hususunda uyarırsa şaşmamak gerekir.

    Genel Bakış

    15 Ekim 2015 tarihli AİHM kararının Diyaspora tarafından bir zafer gibi lanse edilmesi ve Ermeni medyasının yukarıda belirtilen dürüstlük noksanlığı, Ermeni sorununda temel bir noktaya dikkat çekiyor: Bu münferit olaylarda gerçekleri çarpıtma ve dünya kamuoyunu yanıltma gereksenimini duyan Ermeni medyası, ve dolayısıyla Diyaspora, 1915 olayları tartışmasında Ermeni tezlerini dünyaya kabul ettirmek için hangi yanıltıcı ya da tahrifat yöntemlerine başvurmaz ki?

    Örnek mi verelim? 24 Nisan 1915’de 235 Ermeni aydının hiç yoktan İstanbul’da tutuklanması ve ardından katledilmesi, Talat Paşa telegramları, Hitler Söylemi, Lemkin göndermesi, Yahudi Holokost benzetmesi, kafatası piramidleri, ve tabii hiç suçu olmayan Ermeni nüfusunun Anadolu’dan sürgün edilmesi ve bu arada 1,5 milyon Ermeni vatandaşın – ki Ermenilerin ilk Hristiyan milleti olma özelliği var – Müslümanlar tarafından gaddarca kıyımı …

    Yazdıkça bitmeyecek kadar örnekler …

    Bu dürüslük noksanlığı ve çarpıtmalar ortamında Ermeni “soykırımı” düzmecesinin Batı basınında ve kamuoyunda yaygın olarak bir gerçek gibi kabul görmesi doğal olarak şaşılacak bir durum değil.

    Ve açıkça soralım: Yüzyıllar boyu huzur içinde yaşamış iki toplumun makus tarihi olayları geride bırakarak bir uzlaşmaya varması bu durumda mümkün müdür?

    Ne yazık ki olumlu bir yanıt zor. Hele ABD’de California ve Massachussets eyaletlerinde olduğu gibi, yol kenarlarına konulan, “Ermeni Soykırımını Tanı” ilan levhalarını, ve bunlara benzer, bazı ülkelerde kamusal alanlarda göze çarpan, “soykırım anıtlarını” düşündükçe…

    Ek referanslar:

  • ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : SELANİKLİ RAGIP İL E ALMAN ERİCA’NIN ÇANAKKALE’DE SON BULAN DRAMATİK AŞK HİKAYESİ

    ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : SELANİKLİ RAGIP İL E ALMAN ERİCA’NIN ÇANAKKALE’DE SON BULAN DRAMATİK AŞK HİKAYESİ

    YILMAZ ÖZDİL : Çanakkale
    ​Ragıp, Selanikli’ydi.
    Mustafa Kemal’le akrandı, 1881 doğumluydu, askeri tıbbiyeden mezun oldu, hekim yüzbaşıydı… Eğitim için Almanya’ya gönderildi. Görev yaptığı hastanede Erica’yla tanıştı, hemşireydi, beline kadar örgü sarı saçlı, tipik Alman güzeliydi. Ragıp’ın aklı başından gitti, kaçamak bakışlarla kendisini süzen o mavi gözlere kelimenin tam manasıyla vurulmuştu. E bizim Ragıp da filinta gibi delikanlıydı, üstelik Almanca’yı akıcı şekilde konuşuyordu, espriler mespriler, romantik cümleler filan, kızı bağladı, flört etmeye başladılar. Doğrusu Erica da ilk günden gönlünü kaptırmıştı ama, mantığı engel oluyordu, Alman gerçekçiliği ağır basıyordu, çünkü, özellikle babasının ne cevap vereceğini çok iyi biliyordu, bir Türk’le bir Müslüman’la evlenmesine asla müsaade etmezlerdi, ayrıca, kendisi koyu bir hıristiyan sayılmazdı ama, bir Türk’le evlense bile din değiştirmek istemiyordu. Ragıp dedi ki, babanı sen bana bırak, dinlerimiz konusunda ise düşündüğün şeye bak, ben seni böyle sevdim, sen beni böyle sevdin, birbirimizi neden değiştirelim ki? Sonra gitti, bir buket çiçekle kapıyı çaldı, bizde gelenek böyledir dedi, Allah’ın emri peygamberin kavliyle Erica’yı istedi, sizi ikna etmek için ne demem gerektiğini günlerce düşündüm, inanın bulamadım, sadece şunu söyleyebilirim, kızınıza aşığım dedi. Adeta sihirli iki kelimeydi. Zor, kolay oldu. Medeni kimliğiyle, medeni cesaretiyle, aileyi etkilemişti, kayınpeder ikna oldu, peki dedi, hemen bir hafta sonra, Almanya’da evlendiler. Mutluluktan uçuyorlardı. Boy boy çocukların hayalini kuruyorlardı. Maalesef… Osmanlı seferberlik ilan etti. Ragıp bir saniye bile tereddüt etmedi, vatan topraklarında kapışma başlarken, Almanya’da duramazdı, Erica’yı karşısına aldı, sana bunu yapmak istemezdim ama, gitmem lazım dedi, ölmezsem, bekle beni… Erica hiç cevap vermedi, açtı yatak odasındaki dolabı, bavulu çıkardı, çoktaaan hazırlamıştı, gazete okuyan her Alman gibi elbette dünyanın nereye gittiğini biliyordu, Ragıp’a sarıldı, sen nereye ben oraya dedi… İyi günde kötü günde, anca beraber kanca beraberdi. İlk trenle İstanbul’a geldiler. Ragıp lisan bildiği için Almanya’da zorlanmamıştı ama, Erica tek kelime Türkçe bilmiyordu. Ev kiraladılar, Alman gelin açısından ne komşu vardı, ne akraba, ne tanıdık… Üstelik, Ragıp’ın ailesi kendi ailesi kadar hoşgörülü olmamıştı, yabancı gelin kabul edilmemişti. Ragıp her sabah Taşkışla hastanesindeki geçici görevine gidiyor, Erica eşi gelene kadar sokağa bile çıkmıyor, yapayalnız bekliyordu. Dört ay kadar böyle geçti. Ragıp, Çanakkale’ye, cepheye, başhekim yardımcısı olarak atandı. Yine aldı Erica’yı karşısına, sana bunu yapmak istemezdim ama, gitmem lazım dedi. Erica gülümsedi, çoktaaan bavulunu hazırlamıştı, söylemiştim sana dedi, sen nereye ben oraya… Ragıp bir taraftan kendisini böyle bir kadınla tanıştırdığı için Allah’a şükrediyor, bir taraftan sevdiğini böylesine sürüklediği için vicdanen kahroluyordu. At arabasıyla Çanakkale’ye geldiler. Erica bu defa yalnız değildi. Mesleğinin tam göbeğine gelmişti. Sahra hastanesinde gönüllü hemşire olarak çalışmaya başladı. Ev mev yoktu, baraka bile yoktu, sahra hastanesinin bitiğişinde çadırda kalıyorlardı, kuru ekmeğe talim ediyorlardı. Gel gör ki… Ömürlerinde böyle mutlu olmamışlardı. 24 saat, gece gündüz birlikteydiler, önemli olan buydu, olumsuz fiziki şartlar umurlarında bile değildi. Savaş patladı… Ragıp devamlı ameliyattaydı, Erica kan revan içinde gazilerimizin başındaydı, yara sarıyor, ilaç veriyor, ana şefkatiyle kınalı kuzularımızın saçlarını okşuyor, öğrendiği bir kaç kelime kırık dökük Türkçesiyle moral kaynağı oluyordu, “ölmeyeceksin, yaşayacaksın, iyi olacaksın, sevdiğine kavuşacaksın” diyerek, paramparça evlatlarımızı hayata bağlamaya çalışıyordu. Gazilerimiz Erica’ya “hemşire” diye seslenmiyordu, “ana hatun” adını takmışlardı. Can pazarındaki bu kahraman kadını, annelerinin yerine koymuşlardı. Hastaneden vakit bulduğunda, köylü kadınlarımızla birlikte çalışıyor, iğne iplikle Mehmetçik’in delik deşik kıyafetlerini onarıyor, çadır dikiyordu.

    17 Aralık 1915, saat üç suları…
    İngiliz keşif uçağı Eceabat’ın Yalova köyündeki hilal-i ahmer hastanesi üzerinde dolaştı. Adrese teslim koordinat belirliyordu. 10 dakika geçti geçmedi, İngiliz zırhlılarından bombardıman başladı. Çatısında 20 metre boyunda “kırmızı ay” bulunmasına rağmen, bile bile, tüm ahlaki kurallara aykırı olarak, hastaneyi hedef aldılar. Ana Hatun orada hayatını kaybetti, tertemiz yüreğine şarapnel denk gelmişti. Ragıp yara almadan kurtuldu ama, Erica’nın cenazesini kucakladığı o saniyeden sonra yaşadı denilebilir mi, bilmiyorum.

    Erica için askeri tören düzenlendi. Sevdiği adamın vatanında, vatanımızın bağrında, Yalova köyünde, şehitlerimizin yanında toprağa verildi. Kabrinin Osmanlıca kitabesine “ifa-yı vazife esnasında top mermisiyle terk-i hayat eden madam” yazıldı.

    Almanlara komple nazi denilen…
    “Adam gibi ölmek var, bir de madam gibi ölmek var” denilen ülkede…
    Çanakkale şehididir madam Erica!

    Çünkü Çanakkale dediğin, duygusuz, ruhsuz, hamasi nutuklardan ibaret değildir.
    Ayşesiyle Fatmasıyla Lindasıyla Ericasıyla, yarım kalan aşkların destanıdır.

  • İRTİCA DOSYASI : ATATÜRK’ÜN KURDUĞU DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI , ATATÜRK’Ü YOK SAYIYOR /// DEVLET ELİ İLE DÜŞMANLIK YAPILIYOR

    İRTİCA DOSYASI : ATATÜRK’ÜN KURDUĞU DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI , ATATÜRK’Ü YOK SAYIYOR /// DEVLET ELİ İLE DÜŞMANLIK YAPILIYOR

    SAYGI ÖZTÜRK: Diyanet’te “Atatürk” demek bile yasak

    ​Kardeşlerim, yüce Rabbimiz bizleri geçmişten ibret alarak geleceğimizi inşa etmeye çağırmaktadır. Zira tarihte yaşanan sadece bir hatıradan ibaret değildir. Tarih, bizim geçmişimiz olduğu kadar günümüz ve istikbalimizdir. Tarih geleceğimize ışık tutan değerlerimizdir. Tarihte nesilden nesile aktarılması ve unutturulmaması gereken büyük olaylar, büyük zaferler vardır. Milletimizin tarihindeki bu büyük zaferlerden biri de Çanakkale’dir.”

    Geçen cuma günü camilerde okunan hutbe böyle başlıyordu. Milletimizin tarihindeki büyük zafer anlatılırken, Atatürk “yok” sayıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Çanakkale Zaferi’yle ilgili hutbelerde mutlaka Atatürk’ün adını anarken, son 5 yıldır hiçbir hutbede Atatürk’ün adı geçmiyor.

    DİYANET’İ DE ATATÜRK KURMUŞTU

    Atatürk, “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazanlar, yapana sadık kalmazsa değişmeyen gerçek insanlığı şaşırtacak bir nitelik alır” diyor. Bugün yaşananlara bakıldığında Çanakkale Zaferimize sadık kalınmadığı ortaya çıkıyor. Son yıllarda, Atatürk’ü, İsmet İnönü’yü, yakın silah arkadaşlarını yok sayan, onlar için saygısız ifadelerde bulunanlar arttı. Bunların arasında devletin bazı kuruluşlarının bulunması ise belki de en acı olanıdır.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nı Atatürk kurdu. İlk ilahiyat fakültelerini, imam hatip liselerini Atatürk açtı. Dinimizin, diyanetimizin öğretilmesi için bu kadar büyük çaba gösteren Atatürk’ü Diyanet “yok” sayıyor.

    Çanakkale Zaferi’yle ilgili Genelkurmay Başkanlığı’nın afişlerinde Atatürk’ü yok sayması, anmaması şaşırılacak bir durumdu. Anlaşılıyor ki Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanılması Genelkurmay Başkanlığı’nı da hayli değiştirmiş. Neyse ki

    Genelkurmay’ın sayfasında, Çanakkale ile ilgili Atatürk’ün unutulmadığı videolar ve fotoğraflar var. Belki de “Onu niçin çıkarmadınız?” diye söylenen siyasiler olabilir.

    SAVAŞI KAZANDIRAN YÜKSEK RUH

    Çanakkale Savaşı sonucu müttefiklerin 252 bin, Türklerin ise 250 bin şehit verdiği belirtilir.

    Çanakkale böyle anlatılır ama bir de o savaşın içinde bulunan, Diyanet’in, Genelkurmay’ın unuttuğu ya da bilinçli olarak adının anılmadığı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediklerinden dinleyelim:

    “Bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Siperler arasında mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak… Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. İkincidekiler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe göstermiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenlerin ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şehadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldi. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Savaşları’nı kazandıran bu yüksek ruhtur.”

    ŞEHİT SAYISI 250 BİN DEĞİL

    Her ne kadar 250 bin, müttefiklerin ise 252 bin şehit verdiği yazılsa, söylense de, Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi belgelerine göre bu sayılar gerçeği yansıtmıyor. Evet, bu ülke şehitler verilerek kazanıldı ama şehit sayısını yüksek göstermek de övünülecek bir durum değil.

    Genelkurmay Başkanlığı’nın 1997’de yayımladığı “Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı Birinci, İkinci ve Üçüncü Kitapların Özetlenmiş Tarihi (Haziran 1914 – 9 Ocak 1916)” kitabının 244. sayfasını okuyoruz:

    Personel kuvveleri (gücü) ve zayiatı: Boğazda İngiliz-Fransız donanmalarının (Birleşik Filo) ilk ciddi taarruzunun başlamasından (19 Şubat 1915) Marmara’ya geçmek için Boğaz’ın zorlanmasına yönelik 18 Mart 1915 Muharebesi’ne kadar harekata katılan Türk birliklerinin genel kuvvesi kıtalara göre toplam 3 bin 31’i muharip yani savaşçı, 2 bin 251’i yardımcı olmak üzere 5 bin 287 subay, 158 bin 363’ü muharip, 97 bin 365’i yardımcı olmak üzere 255 bin 728 er bulunuyordu.

    Zayiat: Çanakkale’de her iki tarafın da zayiatının (kaybının) oldukça büyük olduğu bir gerçektir. Ancak Türk tarafı zayiatının genellikle bu muharebelerde verilen şehit sayısıyla daima karıştırıldığı görülmektedir. Halbuki birinci el belgelere dayalı yapılan araştırmalara göre kara ve deniz muharebelerinde verilen subay ve er şehit sayısı toplam 57 bin 263’tür.

    Şehitlerimiz Çanakkale’yle bitmiyor. Aradan 102 yıl geçmesine rağmen hâlâ şehit vermeye devam ediyor, Türkiye üzerindeki oyunların giderek arttığına da tanık oluyoruz.

  • İSTİHBARAT, GÜVENLİK VE SİYASET İLE İLGİLİ GÜNCEL BİLGİLER

    İSTİHBARAT, GÜVENLİK VE SİYASET İLE İLGİLİ GÜNCEL BİLGİLER

    ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nda, Türkiye ve Dünya Gündemine ilişkin mevzuları Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İnternet Andıcı gibi yerel davaları, Çeşitli lokal ve uluslararası siyasi meseleleri, MİT, MOSSAD, SHIN BETH, CIA, NSA, FBI, BND, DGSE, MSS, MI 5, MI 6, FSB, Muhaberat, SAVAMA, SAVAK gibi gizli servislerin bilgi ve haberlerini, Farklı farklı Komplo Teorilerini, Türk ve Dünya Tarihi ile ilgili önemli makaleleri, Birbirinden eğlenceli ve komik video, resim, karikatür ve fıkra’ları, Reenkarnasyon, Teknik Takip, HAARP, Zihin Kontrolü, UFO’lar gibi gizem dolu ama merak edilen konuları, PKK, IŞİD (DAEŞ), DHKP-C, TİKKO, MLKP, İBDA-C, HİZBULLAH, FETULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ (FETÖ), EL KAİDE, EL NUSRA, BOKO HARAM gibi terör örgütleri ile ilgili güncel bilgileri ve bu konuda grubumuzun yaptığı çalışmaları ve kampanyaları, Yeni Dünya Düzeni (NWO), İLLUMİNATİ, KÜRESEL ÇETELER, KÜRESEL DERİN DEVLET, GLADYO, TAVISTOCK ENSTİTÜSÜ, BİLDERBERG, CFR, SCULL AND BONES (KURU KAFALAR) ÖRGÜTÜ gibi komplo teorisi tarzındaki önemli araştırma yazılarını, Çeşitli konularda ANKET’leri, Milli meselelere ilişkin Kampanyaları paylaşıyoruz.

    ÖZEL BÜRO GRUBU, başta PKK olmak üzere tüm terör örgütleri, Sözde Ermeni Soykırımı, Yolsuzluk ve Usülsüzlükler, Kara Para Araştırmaları, Kıbrıs Sorunu, Kürt Sorunu gibi konularda aktif çalışan ve bu kapsamda resmi güvenlik kurumlarına hizmet eden bir güvenlik platformudur. Türkiye’de kendi konusunda faaliyet gösteren tek istihbarat grubudur.

    İlgilendiğimiz, araştırdığımız ve paylaştığımız konular şunlar; web sitemizden anlık olarak takip edebilirsiniz.

    · Elektronik ve Dijital Güvenlik, Teknik Takip,

    · SIG-NET, SIG-INT, HUMINT, Agent Network, OSINT, IMINT, MASINT,

    · ECHELON & Carnivera & Promis & Dig-Int & KEYSMART, MicroWave, Enfopol,

    · EDG : Elektro Manyetik Dinleme, Tempest, TETRA, QEEG

    · Uzaktan Zihin Kontrolü, NöroPsikolojik Checkup ve Zihin Haritalama,

    · Targeted Individuals, Electro-Magnetic Surveillance, Telegram, MK ULTRA,

    · Tavistock Enstitüsü, CFR, BİLDERBERG,

    · Uydu haberleşme sistemleri, Project L.U.C.I.D., UKUSA,

    · Nüfuz Casusluğu, Sanayi ve Teknolojik Casusluk,

    · Dijital iletişim, GPS & GPRS sistemleri,

    · Elektro-Manyetik istihbarat ve iletişim sistemleri,

    · Gizli Askeri Teknolojiler, Askeri istihbarat teknolojisi, İnsansız Hava Araçları (İHA),

    · Psikolojik Savaş ve Teknolojisi, Uluslararası Gizli Topluluklar,

    · Derin Devlet ve Terminolojisi, Lokal ve Global Terörizm,

    · Anti-terör kontrol ekipmanları, Psikoloji ve istihbarat alanında kullanımı,

    · Lokal ve Global istihbarat servisleri, Küresel Güvenlik ve Strateji Kurumları, İlluminati,

    · Finansal suçlar ve kontrol mekanizmaları,

    · Temel istihbarat prensipleri ve terminolojisi,

    · Dijital sabotaj ve suikast ekipmanları,

    · Suçla mücadele teknikleri, Kontr-Espiyonaj techizatı,

    Bizi takip ettiğiniz için teşekkür eder, keyifli paylaşımlar dileriz.

    ÖZEL BÜRO

  • Hem tehdit hem de vaat.

    Hem tehdit hem de vaat.

    Konuşurken büyük gaflar yapıyorlar farkında değiller.

    Kim bilir?

    Belki de bilerek Erdoğan’a yaranmak için…

    Aslında Erdoğan onlara gülüyordur.

    Mesela AK Parti İstanbul Milletvekili aynı zamanda cumhurbaşkanı bilmem kaçıncı başdanışmanı,

    Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyesi, Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanlığı yapmış, Anayasa Hukukçusu ve Öğretim Üyesi Prof. Dr Burhan Kuzu’dan bahsedeceğim.

    İsminin önündeki namlarına, adı, soyadı da eklenince İspanyol isimleri gibi oluyor değil mi?

    Daha fazla görevleri olmuş olabilir ama ben ancak bu kadarını hatırlayabildiğim için kendisinden özür dilerim.

    Lafı daha fazla uzatmadan konuya gireyim.

    Zonguldak’ın Ereğli İlçesi’nde bir toplantıda,16 Nisan’da yapılacak referandum için neden EVET denmesi gerektiğini anlatıyor.

    Ve “16 Nisan’daki oylama Türkiye açısından bir kurtuluş günü oylamasıdır. Bunun reddi bu memlekete çoğa patlar. Bilesiniz ki gelecek nesiller bizleri mezarda yatırmaz” diyor.

    Gülmemek mümkün mü?

    Mesela  “bir kurtuluş oylamasıdır” sözlerini bazı kişiler,  bu iktidardan mı kurtulacağız diye anlayabilirler.

    Olur a…

    “Gelecek nesiller bizi mezarda yatırmaz” sözleri ise önce FETÖ canavarının 2010 referandumunda

    “İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak evet oyu kullandırmak lazım “sözlerini akıllara getiriyor.

    Kimileri bu sözler hakkında şöyle diyebilirler.

    Ona ne şüphe Burhan Bey, Türkiye’yi bu hale getirenler mezarlarında mutlaka güzel anılmayacaklar

    İlahi Burhan Bey vallahi bir ömürsün sen ya…

    Boğaziçi Üniversitesindeki bir paneli hatırladım.

    Ondan önce çıkan konuşmacı daha mikrofonu eline alır almaz çok alkışlanmış, söz bitiminde de yine alkış tufanı ile platformdan inmişti.

    Kuzu çıktığında derin bir sessizlik olmuştu.

    Haliyle buna bozulmuş” bana niye alkış yok ya “diye sitem etmişti.

    Soruyu öyle saf, öylesine içten sormuştu ki ben alkışlamıştım, arkadan nezaketen bazıları da bana uymuşlardı.

    Aslında Kuzu babacan bir kişi, bunun yanı sıra da çok hoş sohbet.

    Gaflarına ,  hele attığı Twittlere doyulmuyor.

    Mesela 2014 de attığı tweetlerden bazılarına bakalım.

    Kimi uyanık solcular tutturmuşlar sol yolsuzluk yapmaz sağ yapar.Bu lakırdıyı Anadoluda desn H……..şuradan derler.
    Bazı ölü soyucular ve kimi kazmalar ne yazsak anlatamıyorlar. Onlar için ne kadar şehit çıkarsa o kadar bu alçaklara adeta fırsat doğacak. ABV
    Sol iktidara az geldiği için az hırsızlık yapıyor, iktidar olduklarında onları da görürsünüz, hükümet olunca bunlar ortaya çıkıyor. Çünkü bir adamın ..

    22 Yıl Polis Okullarında ders verdim.Yaklaşık 60 bin polis öğrencim var.Ancak hıyarağası gibi yan yatıp tesbih çekip lahmacun yemek ne demek

    Avusturya Başbakanı Christian Kern’in Türk politikacılar için AB genelinde propaganda yasağı getirilmesi teklifine bakın nasıl tepki gösterdi.

    “Buna en güzel cevap: HS…”

    Neyse bu hoş sohbet devlet büyüğümüzü! Sohbetleriyle baş başa bırakalım ve izlemeye devam edelim…

    “Bakara Makara” sözleriyle tanınan eski bakan,Egemen Bağış, “evet” dersek Türkiye’de neler değişecek?” sorusuna  Türkiye’yi güçlendirmek için, istikrara kavuşturmak için, Türkiye’de bir daha fitne, iç savaş yaşanmaması için “evet” demeliyiz.

    Herhangi bir çete, cemaat, grup veya çıkar çevresi tarafından ele geçirilmesini engellemek için, terörün bitebilmesi için, ekonominin bitebilmesi için “evet” demeliyiz” şeklinde cevap verdi.

    Ben de bu iki devlet büyüğümüze birkaç soru sormak isterdim.

    Siz muhalefet partisimisiniz yoksa iktidar mı kardeşim?

    MHP nasılsa meydanda… Ondan bahsetmek istemiyorum.

    HDP deseniz kendi bildiğini okuyarak yanlış yaptı şu anda çoğu cezaevlerindeler.

    Geride bir CHP kaldı.

    Ülkeyi bu hale CHP mi getirdi?

    Terörü kim hortlattı?

    İçsavaş eşiğine kim getirdi?

    Dış itibarımızı kim yerle bir etti?

    Bunca senedir ülkenin istikrarını ben mi bozdum?

    15 senedir ne yaptınız?

    Halen devletin tüm olanaklarını kullanarak referandumda ‘’evet’’ kampanyasını sürdürürken

    kendi imkânları ile  “Hayır” kampanyasını yapmaya çalışan muhalefetin sesini kısmak için her şeyi yapıyorsunuz.

    Salonlar verilmiyor, elektrikler kesiliyor ve ne yazık ki belirli kişiler tarafından saldırılar yaptırılıyor. Ondan sonra Avrupa’yı kınıyoruz ha…

    Bu halk aptal değil, her şeyi görüyor.

    El insaf, ya…

    Makara yapmayın bize…

    Tünay Süer

    20 Mart 2017

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 19  Mart  2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 19  Mart  2017 )

    1.. Armenpress’ te yer alan habere  göre, Rusya Ermeni işadamları Ermenistan ile  ticari–ekonomik  bağları  kuvvetlendirmek  yönündeki vizyonlarını  açıkladılar…. Ermenistan’ ın yeni atadığı Rusya  Büyükelçisi Vardan  Toghanyan  17 Mart’ ta Rusya  Ermeni İş Kulübü üyeleri ile  bir  toplantı  yaptı. Rus Ermeni İş  adamları; yapılacak Ermenistan seçimlerinin sükun içinde  geçmesinin ve   Ermenistan’ ın  parlamenter sisteme  geçişinin barış içinde  gerçekleştirilmesinin  Rus sermayesinin Ermenistan ekonomisine  büyük katkı sağlayacağına aracı olacağını  ifade ettiler…

    1. Armedia.am’ de yer alan haberin başlığı : “ ‘Edmon Marukyan ile  söyleşi : ‘YYelk’ İttifakı ve   Dış Politika  Öncelikleri.”  Haberin Özeti : “  Parlamento seçimleri  bir ülkenin  aynı zamanda  dış politika  tercihini  de yansıtır… 2 Nisan  seçimlerinden önce “Armedia” IAA  seçime  katılacak dokuz gurup ile  söyleşi yapıp şu soruyu  cevaplandırmalarını istedi; ‘ Ermenistan dış politikası ile ilgili olarak politik gurupların  yaklaşımlarını okuyucularımıza nasıl anlatırsınız?’ ….Yazıda,  Yyelk İttifakı lideri “Lusavor Hayastan” partisi genel başkanı ve  Ermenistan Ulusal Meclis  başkan yardımcısı Edmon Marukyan’ ın soruya  verdiği yanıtlar yer alıyor.   Satır başları ile  Marukyan’ ın  ifadeleri şöyle : “ İttifakımızın politika  önceliklerini şu şekilde  özetleyebiliriz : Birinci öncelik,  güçlü Ermenistan’ ın ekseni olan  Karabağ sorununun çözümü konusundaki yaklaşımımızdır. Karabağ anlaşmazlığının Arşak anayasası çerçevesinde  çözümü tartışma dışıdır. Bu konuda  taviz  verilemez…. Karabağ sorununun  Ermenistan lehine  çözümü,   bize  göre,  Ermenistan ekonomisindeki  gelişmeye ve  Ermenistan ile  Azerbaycan arasındaki politik ve askeri eşitsizliğin  onarılmasına bağlıdır…..İkinci önceliğimiz  Avrupa’ ya  kesintisiz entegrasyonumuzdur…. Üçüncü önceliğimiz yakın komşularımızla  ilgilidir. Ticaret ve  ekonomi bağlamında,  Avrasya  Ekonomik Birliği  Ermenistan’ ın ulusal çıkarlarına  uygun değildir. Hatta, ülkemiz  ekonomisine ve  Karabağ sorununun Ermenistan lehine  çözümüne zarar vermektedir……Ermenistan – Türkiye ilişkilerinin normal hale  getirilmesinde  kesin görüşümüz,  herhangi bir  ön yargı olmaksızın aktif biçimde  gündemde  tutmaktır. Bu konu iki ülke  liderliği tarafından  ele alınmalıdır….”
    1. Armenpress’ te yer alan habere göre,  Türk  etütleri uzmanı  Ruben Melkoyan, İstanbul Vali Yardımcısının  kilisenin iç işlerine müdahale  hakkı yoktur  dedi…. Melkonyan, İstanbul Vilayeti yetkililerinin ‘ kilise  seçim sonuçlarını kabul etmiyoruz’  bildirisi üzerine ; Türkiye’ nin prensiplerinden birisi  de  layık  olmasıdır, bu nedenle , devlet kilisedeki iç olaylara  karışamaz, dolayısı ile  Vilayetin bildirisinin yasal bir önemi yoktur  dedi….

    http://www.armenpress.am/eng/news/883110/istanbul-vice-governor-has-no-authority-to-interfere-in-inner-church-affairs-–-expert-on-turkish-studies.html

    1. Armenpress’ te yer alan habere göre, Ermenistan DİB Edward Nalbandian New York’ ta 17Mart’  ta yaptığı görüşme sırasında, BM Genel Sekreteri Antonia Guterres’ in sığınmacıları kabulü ile ilgili olarak Ermenistan’ ı takdir  ettiğini  bildirdi….BM Genel Sekreteri Antonia Guterres, ‘ 25 Yıllık üyeliği süresince Ermenistan’ ın BM’ deki bütün faaliyetlere  aktif biçimde katıldığını, girişimlerde  bulunduğunu  ve  sığınmacılara ev sahipliği hususunda gösterdiği gayretleri belirterek  takdirlerini  sundu…

    http://www.armenpress.am/eng/news/883092/un-chief-guterres-appreciates-armenia’s-efforts-on-hosting-refugees.html

    1. Ermeni Radyosu ve Armedia’ da yer alan haberin  başlığı : “  Ermenistan’ ın  Eurovision  şarkısı ‘ Benimle Uç’  yayımlandı.”  Haberin Özeti : “  Şarkı, Lilith ve  Levon Navasardyan tarafından oluşturuldu, metin yazarları Avet Barseghyan ve David Tserunyan.  Habere  şarkının bir videosu da  dahil edilmiş….
    1. Panarmenian.net ve Massispost’ a göre,  Tatra Kamyon Üretim Ermenistan’ da üretim  yapacak. Tatra Üretim ile Gazprom Ermenistan’ ın  Zenon LLC  firması arasında  imzalanan bir  memorandum ile  Ermenistan’ ın Kotayk  bölgesinde bir  fabrika tesis etmeye karar  verdiler…. Tatra, bir  Çek  motorlu araç imalatçısı.
    1. Massispost.com, Aurora hikayesinin  Türkçe  basımının yapıldığını bildiriyor.  Haber Özeti : “Ermeni <sözde> soykırımını işleyen  söz konusu hikaye  uzun zamandır unutulmuştu. Anthony Slide tarafından yayına tekrar hazırlanan, Atom Egoyan tarafından  önsözü yazılan ve  çeşitli açıklamalar  dahil edilen  kitabın orijinal adı  ‘Gasp Edilen Ermenistan ve Aurora Mardiganian’ ın Hikayesi’.  Uzun  metrajlı ‘ Ruhların Mezatı’  filminin  senaryosu  bu hikayeden yazılmıştı…. Aurora, 1915 yılında Osmanlı  İmparatorluğu’ nda  Ermenilerin tehciri sırasında  Çemişgezek’ li 14 yaşında  bir kız çocuğudur. Aurora Mardiganian’ ın,   Ermenilerin  uydurdukları <sözde>  soykırım hikayelerine  tanık olduğu  iddia ediliyor…..
    1. Massispost’ a göre; Aurora  Girişimi,  Orta Doğu’ dan öğrencilere  Ermenistan Amerikan Üniversitesi’ nde bu yıldan başlamak  ve 2023 yılında  sona ermek üzere  öğretim görmeleri için  1 milyon dolar tahsis  etti…