Blog

  • Gülen’den tehdit: Türkiye yüzde 99 kana bulanacak

    Gülen’den tehdit: Türkiye yüzde 99 kana bulanacak

    Amerikalıtürk’ün haberine göre Fethullah Gülen, cezaevlerinde tutuklu bulunan örgüt üyelerine şifreli mesajlar gönderdi. “Peygamber Efendimizin müjdesi var. Kurtuluşumuz yakın.Türkiye yüzde 99 kana bulanacak”.

    İstihbarat birimleri Türkiye genelindeki cezaevlerinde tutuklu FETÖ’cülere kaçak yayın yapan radyolardaki şifreli mesajları çözünce buna benzer mesajlarla karşılaştı:

    “Sabredin, Peygamber Efendimizin müjdesi var. Kurtuluşumuz yakın. Siyasi başkanların kadınları çocukları telef olacak. Fetullah Hocaefendi sizi ödüllendirecek. Türkiye yüzde 99 kana bulanacak. Bu seçim olmayacak. Asıl gücümüzü daha görmediler. Üstlerine bombalar yağacak. Devlet başkanına değil Hizmet ordusuna güvenin.”

    İstihbarat birimleri konuyla ilgili cezaevi yetkililerini bilgilendirdi.

  • Çanakkale savaşındaki gizli kalmış gerçek

    Çanakkale savaşındaki gizli kalmış gerçek

    Çanakkale Muharebelerinde savunma planları müttefikleri batı (Avrupa) cephesinden uzak tutmak isteyen Alman subaylar tarafından Berlin’de kasıtlı olarak İngiliz birliklerinin karaya çıkmasına olanak sağlayacak şekilde yapılmıştır. Savaşın çok uzun sürmesinin, her iki taraf için de çok kayıplar verilmesinin nedeni esas olarak budur.

    Türk kurmayının fikri alınmamış, daha sonra planlar öğrenildiğinde yapılan itirazlar red edilmiş, hatta itiraz eden subaylar Mustafa Kemal dahil ilk başta görevden uzaklaştırılmış, daha sonra geri çağrılmak zorunda kalınmıştır.

    Bu planlar savaş sırasında Türk subaylar tarafından cebren değiştirilmeseydi daha o zamandan İstanbul düşebilir ve Osmanlı’nın işi o tarihte (1915) ebediyen biter, geriye ne Kurtuluş Savaşı ne de Cumhuriyeti kuracak şartlar oluşmayabilirdi. (Unutmayınız ki Mustafa Kemal’i kahraman yapan Çanakkale’dir).

    Fakat ne çareki belki toplamda en fazla 10Bin kişi kayıp verecek iken durup dururken bir rakama göre 100Bin, bir rakama göre 250Bin zayiat verilmesi kaçınılmaz olmuştur. Olay tamamen hatalı ve kasıtlı planlamadır.

    Çanakkale savunması düşmanın İstanbul’a girişini 3 yıl geciktirmiş. Anadolu direnişi için zaman ve Balkan mağlubiyetinden sonra orduya moral kazandırmış ve hatta Rusya’da Bolşevik ihtilalinin yapılabilmesinin önü açılmıştır.

    Eğer İngiliz donanması Karadeniz’e çıksaydı Kurtuluş Savaşında bize sürekli silah takviyesi yapan Bolşevikler de hiç var olamayacaktır. Zira emperyalist İngiltere’nin Bolşevikleri değil Çarı destekleyecekleri kesindir. (Gene unutmayalım ki her iki dünya savaşının nedenlerinden biri endüstri devrimi sonrası gittikçe yükselmekte olan işçi hareketlerinin yöneten sınıflar açısından kontrol edilemez noktaya doğru gidiyor olduğunun görülmesidir.)

    Çanakkale’nin önemi budur. Hepsinin aziz ruhları şad olsun.

    M.Ö.

  • Yeşilçam Yıldızı ABD’de Araba Tamircisi Oldu

    Yeşilçam Yıldızı ABD’de Araba Tamircisi Oldu

    Bir aralar Yeşilçam’da başrollerde izlediğimiz Tolga Savacı Amerika’da otomobil tamir etmeye başladı.

    Amerika’nın New Jersey eyaletinde eşi Nermin Bezmen’le birlikte yaşayan Tolga Savacı “Yeşilçam’ı özlemiyorum, şu anda daha mutluyum” diyerek klasik otomobil hobisini Amerika’da işe çevirdi.

    Savacı şunları söyledi:

    Biz maalesef ki Yeşilçam’ın artık kasetlere hapsolmuş 80’li yıllarında Türk sinemasında bulunduk. 70’li yılların olumsuz etkilerini silmemiz hiç kolay olmadı ama bunu başardık.

    O zamanlar star sineması vardı. Küçük bütçelerle, sınırlı sayıda ekiplerle başarılı işlere imza attık. Günümüz sinemasında ve dizi sektöründe bu işler artık onlarca kişilik çalışanlarla yürüyor. Ama yine de izleyiciye istenilen duyguyu geçirmek hiç kolay olmuyor. Hiç güvenmediğim reyting savaşlarında mağlup olan dizi acımasızca yayından kaldırılıyor. Bu nedenle uzun süredir sektörden uzağım.

    Şu anda çok sevdiğim klasiklerin ve güncel araçların bakım onarımı üzerine çalışıyorum Amerika’da. Bir nevi hobimi işe çevirdim. İnanın çok mutlu olduğumu hissediyorum. Bir döneme damgasını vurmuş araçlarla uğraşmak çok büyük bir keyif. İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği, bu tarihi değerleri geleceğe taşımak adına mücadele veren, klasik araçlarla ilgili güzel işler yapan ve benim de fahri üyesi olduğum bir kulüp. Faaliyetlerini yürekten destekliyorum

  • Paris’te saldırı paniği..

    Paris’te saldırı paniği..

    Paris’de iki noktada gerçekleştirilen saldırılar sonucu Orly havalimanı tahliye edildi.

    Bir polisin yaralandığı ve bir saldırganın öldürüldüğü bilgisi elimize ulaştı.

  • Barzani’den yeni bir oyun…

    Barzani’den yeni bir oyun…

    AFP PHOTO / SAFIN HAMEDSAFIN HAMED/AFP/Getty Images

    Türk ve Türkiye düşmanı Barzani, uzun zamandır oynadığı Kerkük kartında yeni oyunları sahneye koyuyor. Irak’ın işgalinden sonra Kuzey Irak’ta Peşmergelerle özerk bölge için çaba gösteren Barzani “Kerkük kürt kentidir” sözlerini pekiştirmek için kente Kürt bayrağını astırarak bu alanda bir ksütah adım daha atmıştır.

    Irak’ın Kerkük Valisi Necmeddin Kerim, tartışmalı bölgeler arasında yer alan kentte resmi yazışmalar için Arapça’nın yanı sıra Kürtçe’nin de kullanılmasını zorunlu yaparak Barzani’nin isteğini yerine getirdi. Aynı zamanda Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) üyesi de olan Vali Kerim, tüm kamu kurum ve kuruluş binalarına Irak bayrağının yanı sıra IKBY bayrağının asılması talimatı verdi.

    Irak’ın kuzeyinde yer alan Kerkük, Irak merkezi hükümeti ve IKBY arasında 140’ıncı madde kapsamında tartışmalı bölge sayılıyor. Kerkük İl Meclisi’nin kararıyla kentte Arapça, Kürtçe, Türkmence ve Süryanice resmi dil kabul ediliyor. Terör örgütü DEAŞ’ın Haziran 2014 tarihinde ülkenin 2’nci büyük kentti Musul ve diğer bölgeleri ele geçirmesinden sonra, IKBY’ye bağlı Peşmerge güçleri Kerkük başta olmak üzere tartışmalı bölgelerin büyük çoğunluğunu kendi hâkimiyetine aldı. Kerkük kenti aynı zamanda Duhok kentinden sonra en çok iç göçmen barındıran 2’nci kent konumunda. Vali Kerim, eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Politbüro üyesi.

    Kerkük’te bir oldu-bitti ile Türkmenler’i tamamen bölgeden temizlemeye yönelik atılmış bu adım karşısında sessiz kalınmamalıdır.
    Bu konuda ilk tepki Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşet Salihi’den geldi. Kerkük’te yıllardır var olma mücadelesi veren Türkmenler’in Barzani’nin bu girişimi karşısında sonuna kadar mücadeleden vaz geçmeyeceklerini belirten Salihi “Kerkük bir Türk şehridir ve biz bu şehri Barzani’ye teslim etmeyeceğiz” dedi.
    Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşet Salihi, Kerkük Valisi Necmeddin Kerim’in kamu binalarına Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bayrağının asılması talimatına tepki göstererek, “valinin ateşle oynuyor” dedi..

    Salihi, kentteki tüm kamu binalarına IKBY bayrağının asılması talimatı verdiğini belirterek, “Kerkük Valisi, Türkmenlerin göz bebeği ve Türk şehri olan Kerkük’e Kürdistan bayrağını diktirerek ateşle oynuyor ve kentte kardeş kavgası çıkarmak istiyor. Hem içerideki siyasi taraflar hem de komşu ülkeler bizi bu mücadelede tek başına bırakmasın. Bir taraftan askeri güçle Kerkük petrollerine el koymak, diğer taraftan Kürdistan bayrağını Kerkük binalarına zorla astırmak ve PKK terörünü bölgeye getirmek, büyük bir olaydır ve bundan barış sağlanmaz. Kerkük ve Türkmen bölgelerini kan gölüne çevirmek isteyen taraflar var” değerlendirmesinde bulundu. Kerkük’ün tartışmalı bölgeler arasında yer aldığının altını çizen Salihi, bu talimatın anayasaya ve hukuka aykırı olduğunu ifade etti. Bölgedeki Kürt partiler arasındaki sorunlara da değinen Salihi, Irak merkezi yönetimin ve siyasi grupların valinin talimatına sessiz kalmalarını da eleştirdi.

    Bu işin hiç kuşkusuz kökeninde Barzani’nin yıllardır beklediği “Bağımsız Kürdistan Devleti” yatıyor. Kuzey Irak’ı tamamen ele geçirip, Kürt nüfus yoğunluğunu artırma çabası içinde olan Barzani, yakında yapmayı düşündüğü referandumla bu bağımsızlığını elde etmenin hesaplarını yapıyor.

    Konu ile ilgili daha önce Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri “Kuzey Irak’ta yapılacak ve ortaya çıkacak referandum sonuçlarına saygı duyarız” açıklamalarında bulunmuşlardı. Bu açıklamalar da Barzani’nin yeni adımlar atmasını hızlandırmış görünüyor.
    Barzani’yi Türkiye’de ayaklarının altına kırmızı halılar sererek karşılayanlar “Bizim bölgede müttefikimiz “diyor.

    Barzani’nin Türkiye’ye geldiği son ziyarette bilindiği gibi bir bayrak krizi de yaşanmış, MHP Genel Başkanı Bahçeli, bunu eleştirmişti.

    Kuzey Irak’taki peşmergebaşı, PKK’ya yıllardır destek veren, kaçakçılıkla ve petrol ticareti ile yerini sağlamlaştıran ve Kerkük üzerinde Türkmenleri baskı altına alarak yok etmeye çalışan biridir. Biz, yıllardır kendisi ile ilgili yazdığımız yazılarda Barzani’yi hainlikle ve Türkiye düşmanı tutumu ile sürekli eleştirmişizdir.

    Palazlandığında ve Türkiye’nin zayıf düştüğü anlarda bizi tehdit etmekten bile kaçınmamıştır. Bunları unutmak mümkün mü?
    Barzani, Irak’ın işgalinden sonra Kuzey Irak’ta özellikle Türkmen nüfusu üzerine oynamış, Kürt nüfusunun yoğunlaşmasını sağlamış, bugünler için de adımlar atmaktan kaçınmamıştır.

    Kerkük’ün yapısını değiştirmeye başladığı günlerde her nedense Barzani’nin bu yaptıkları karşısında Türkiye sessiz kalmış, Türkmenlerin yardım ve destek çağrıları karşısında gerekenleri yapmamıştır.
    Sonunda bu noktalara gelineceğinin daha önceleri hesap edilmesi gerekirdi.
    İsrail ile olan ilişkileri ve bağlantıları da biliniyor.
    Fırsat buldukça da “Bağımsızlık için sabırsızlanıyoruz” diyerek kafasının içinden geçenleri ortaya dökmekten de sakınmayan biridir.

    Şimdi Barzani’nin Kerkük’de yapmaya çalıştığı ve Türkmenleri iyiden iyiye yok sayacak adımları atması karşısında da Türkiye’den ses çıkmaması düşündürücüdür. Özellikle de ne muhalefet, ne Bahçeli bu oldu-bittiler karşısında AK Parti Hükümeti ile birlikte suskun kalmayı tercih ediyor.
    Türkmenlerden ise yine yardım ve destek çağrıları geliyor.

  • Genç Türk savaşçının 1915’de Almanya’da yayınlanan öyküsü

    Genç Türk savaşçının 1915’de Almanya’da yayınlanan öyküsü

    22 Ağustos 1915’te Berliner Illüstrirte Zeitung isimli Almanya’da haftalık yayın yapan dergisi söz konusu sayısında Türk ordusunun bu en genç savaşçısının hikâyesini yapar.

    Şair-yazar Vollmoeller’in yaptığı habere göre fotoğraftaki çocuğun adı Ali Reşat’tı. Ali Reşat’ın hikâyesini tüm çıplaklığı ile kaleme alan Vollmoellar’e ‘Gönüllü Bombacı’nın birliğinde yer alan komutanı da yardımcı oluyordu. Şu satırlar yazara ait: “Ali…! diye bağırdı, Alman makineli tüfek birliğinin komutanı; Ali…! Çadırın arkasındaki karanlıktan ilginç ve biçimsiz bir karaltı gözüktü. Üstüne başına çekidüzen verdi ve dimdik durarak selam çaktı…Kafasına göre oldukça büyük olan ve tropik şapkalara benzeyen, kahverengi pamuklu kumaştan yapılma ‘Enveriye’ (Türk askerinin yeni başlığı) altında iki parlak ve kuyruklu göz yanıyor, dar ve parlak bir yüzü parıldatıyordu. Görüntünün kalanı ise kaba pamukludan yapılma, balçık kahverengisi arazi üniformasının altında kayboluyordu.

    Yazara göre Ali’nin babası, Balkan Savaşı’nda bir Makedonya alayında yüzbaşıydı ve Kumanova’da şehit düşmüştü. Annesi ve kardeşleri, Sırplar tarafından katledildi. Bu katliamdan kurtulan Ali Reşat, kaçanların arkasına takılarak kendisini Trakya’ya attı ve askerlerin arasına katıldı. On üç yaşında bir çocuk, bir birlikle nasıl kalırsa öyle beslendi. Kâh geldi bir köşeye kıvrıldı, kâh arda kalanlarla idare etti. Yaklaşık 20 ay o askerlerle kaldı. Sonunda da yolu onlarla birlikte Çanakkale’ye düştü. Söz yine yazarın: “On beş yaşına gelmişti ve savaşmak istiyordu. Birisi ona bir asker pantolonu verdi ve bir de asker ceketi… Yalnızca bir silahı eksikti. Büyük adamların da kendilerinin silaha ihtiyaçları vardı. Ali’nin el bombasıyla tanışması kendi fikriydi. Bu ilk olarak nasıl oldu bilmiyorum. Ancak bir akşam kalktı ve kendi yöntemiyle İngilizlerle savaşmaya başladı. Gecenin yarısında bir cehennem gürültüsü ve delicesine atışlardan sonra, Ali Reşat sabah, bir İngiliz dürbünü ve bir Browning tabancayla geri döndü. İngiliz subaylarının bulunduğu yerleri bulma konusunda özel bir yeteneği vardı. El bombaları hep İngiliz subaylarını buluyor ve ganimetleri de buna uygun olarak seçilmiş ve aristokratik oluyordu.” B.Kılıç

  • ÇANAKKALE  ZAFERİ

    ÇANAKKALE ZAFERİ

    3 Kasım 1914-18 Mart 1915  tarihleri arasında Çanakkale Boğazı’nda yapılan deniz savaşlarıyla, GELIBOLU yarımadasında 25 Nisan 1915 ve 8,9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan savaşlardır ÇANAKKALE SAVAŞLARI.

    1914/1918 yılları arasında  dünyayı kan gölüne çeviren bir felaket yaşanmıştır, bu hepimizin bildigi gibi Birinci Dünya Savaşı’dır.

    Çıkarları birbirine ters düşen Avrupa  Devletleri iki bloga ayrılmıştır;

    İTİLAF DEVLETLERİ: İngiltere, Fransa ve onlara katılanlar.

    İTTİFAK DEVLETLERİ: Almanya, Avusturya ve onlara katılanlar.

    Her iki tarafta  Osmanlı Hükümeti’ni savaşa sokmak için çeşitli yollar aramışlardır. Osmanlı Hükümeti ısrarla savaşa girmekten kaçınmıştır. Boğazların stratejik durumu ve jeopolitik konumu herkesin iştahını iyice kabartmış, zaten hasta adam gözüyle baktıkları Osmanlı İmparatorluğu’nu bu savaşa sokarlarsa kolayca parçalayıp, kendi çıkarı doğrultusunda pay alma hesapları  yapmaya başlamışlardır.

    Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı olan devletlerin kendi aralarında  siyasi, ticari ve ulaşım gibi konularda boğazlara ihtiyacı vardı.

    Rus Dışişleri Bakanı Raporunda “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına girmesidir”düşüncesi!

    Almanya’nın”doğuya doğru”politikası!

    İngiltere’nin”Denizlere egemen olan dünyaya hakim olur”bakış açısı!

    Napolyon’un “İstanbul bir anahtardır, İstanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir” düşüncesi!

    Boğazların ne kadar önemli olduğunun kanıtı değil mi sizce!

    İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale  Ege denizi kapısı olarak kabul görmüştür her zaman.

    Her iki Boğazda da sadece Avrupayı Asya’ya ya da Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan köprüler değildir. Cebelitarık ve Süveyş Kanalı gibi önemli su geçitlerini ya da Atlas ve Hint Okyanusu gibi büyük denizleri, büyük kıtaları  birbirlerine bağlayan, jeopolitik konumuyla dünya ekonomisi ve siyaseti üzerinde etkisi olan geçitlerdir. Bu durumunu bugün de korumaktadır. Hele savaş zamanında uluslararası ilişkilerdeki önemini varın siz düşünün.

    İtilaf Devletleri Rusya’nın her an kendilerine saldıracağı kuşkusuyla Osmanlı Hükümeti’ni ne yapıp yapıp 2 Agustos 1914 te silahlı tarafsızlık halinde bulunmak üzere seferberlik ilan ettirmeyi başarmışlardır.

    1 Kasım 1914 te Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştır. Kimbilir Çanakkale Savaşı’nı İtilaf Devletleri kaybetmeseydi ve Rusya’ya yardım edebilselerdi belkide Rusya’da yokluk çıkmayacaktı ve Bolşevik İhtilali başlamayacaktı. 1917 de savaştan çekilmeyecekti ve kimbilebilir belkide koskoca Çarlik Rusyası dağılmayacaktı. Böylece dünya kominizimle tanışmayacaktı.

    İngilizler boğazlari aşmayı, İstanbul’a girmeyi, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıp, Rusya’ya yardım etmeyi doğudan ve batıdan Almanya’yı kuşatmayı planlıyordu. Fakat işler umdukları gibi gitmedi. Akdeniz İngiliz Donanması Başkomutanı CARDEN bu savaştan galip çıkacağından o kadar emindi ki, Türk’leri yoğun deniz bombardımanıyla susturduklarını düşünüyordu.

    Hesaplayamadığı bir şey vardı. Türkler yılmak bilmiyor, günün her saatin de, durmadan yer değiştirerek hafif bataryalarla ateş etmeye devam ediyorlardı. Bu durum komutanın sinirlerini iyice bozdu ve ingiltereye döndü. Yerine getirilen yardımcısı 18 martta Türk’lerin işini bitirmeyi planlıyordu. O gün öğle saatlerinde düşman zırhlıları kıyı şeridine top ateşi yağdırıyor, düşmanın menzile girmesini bekleyen Türk topçuları boğazı ateş gölüne çeviyorlardı. Düşman gemileri birer birer ağır yaralar alıyorlardı.

    Kaçmaya çalışırken koskoca zırhlı 639 kişiyle birlikte batırılmıştı. Zekice yapılan planlar ve sessizce hareket edilerek 6 saat içinde üç büyük zırhlısını kaybeden Amiral De Robeck  şok geçirmiş ve şaşkınlıkla gecenin olmasını beklemiştir. Akşama doğru mermi stokumuz tükenmiş 6 toptan sadece ikisi kalmıştı. Komutan Üstg. Hasan Hulisi Ve takım Subayı Trabluslu TGm. Mehmet Mevsuf kalan iki topun başına kendileri geçmişlerdir.

    Düşman kuvvetleri yeni planlar yapmak için  geri çekilmişlerdir.

    25 Nisan 1915 te Kur.Yb. Mustafa Kemal komutasında  19. Tümen gelmiştir. Fransa ve İngiltere gibi zamanın iki büyük devleti  600.000 askerle savaşa başlamış fakat Türk’ün azmi karşısında 252.000 zayiat vererek Gelibolu Yarımadası’ndan kaçmıştır. Bir başka açıdan bakıldığında üstünde güneş batmayan, yedi denizin hakimi  İngiliz İmparatorluğu mağlubiyeti tatmış ve geri sayıma geçmiştir. Bu savaşın sonucu ileride dünya siyasi haritasındaki değişmelere sebep olmuştur.

    Bu savaş’a 400.000 Türk katılmış 250.000 şehit vermişiz. Bütün Kurtuluş Savaşi boyunca 40.000 şehit vermişiz. Demek ki Çanakkale Zaferi bize çok pahalıya mal olmuş, en kanlı geçen savaşlardan birisidir. Buna rağmen Türk’ün yenilmez gücünü dünyaya göstermesi açısından çok önemlidir.

    Askeri zaferleri daima taarruz eden taraf kazanır. Çanakkale Savaşları savunan tarafın kazandığı tarihteki ender sonuçlardan birisidir.

    Çanakkale Boğazi, tarih boyunca çeşitli ülkelerin işgalleri altında kalmış ve sonunda 1356 da Osmanlılardan günümüze kadar kesintisiz Türk Egemenliği’nde kalmıştır ve öyle de kalacaktır.

    TÜRK milleti olarak uyanik olmak ve ülkemize sahip çıkmak zorundayız. Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihe geçen ilk kahramanlığıdır. Türk halkına İlk bu savaşta güvenip Kurtuluş Savaşı’na Başlamaya Conk Bayırı’nda karar vermiştir.

    Bu yazıyı yazarken gözyaşlarıma hakim olamadım. Onca şehitin kemikleri sızlıyor mu acaba diye düşünmekten kendimi alamadım. Ülkemizin her bir avuç toprağını Türk kanıyla sularak sahip çıkan şehitlerimizi düşünüp, bugün Türk’üm demeye utanan ya da korkan, TÜRK adını silmeye hazırlanan, topsuz tüfeksiz sevr andlaşmasının maddelerini düşmana eliyle sunan bir yonetime mi sahibiz diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

    Sonra ATATÜRK’ün Gençliğe Hitabesi geliyor aklıma, umutlarım çiçek çiçek açıyor, utanıyorum düşüncelerimden.” Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

    Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

    Düşmanlarımız emellerinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir ve asla vazgecmeyerek zayıf anımızı kollayacaklardır

    TÜRK millet olarak uyanık olmak ve ülkemize sahip çıkmak zorundayız.TÜRK MİLLETİ’ne dikkat edin,ne zaman nereden vuracağı hiç belli olmaz,Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.

    Bugün CUMHURİYETİ’mizi borçlu oldugumuz Mustafa Kemal ATATÜRK’e ve şehitlerimize ALLAH’tan rahmet diliyorum.

  • ERMENİ FAALİYETLERİ ( 17  Mart  2017 )

    ERMENİ FAALİYETLERİ ( 17  Mart  2017 )

    1.. Armedia.am’ de yer alan  haberde, şarkıcı Cher’ in  Ermeni <sözde> soykırımını  anlatan   “Söz” filmini  izlediği ve  twitter’ den  “Film, yalnız  Ermeniler için değil, fakat  acı çeken ve  sevdiklerini  kaybeden  herkes için kalbimi kırdı.”, dediğini  bildiriyor. Twitter’ de  filmin üç renkli posterini  de paylaştı…(Not: Cher’ e bir twit  atarak filmin Ermeni propagandası olduğunu, Ermenilerin  Devlete  nasıl isyan ettiklerini anlatmadığını yazdım, o.t. )

    1. Armedia.am’ de yer alan haberde, Bulgaristan’ ın  26 Mart’ ta  yapılacak seçimlerine  müdahale  ettiği gerekçesi ile Türkiye’ deki   Büyükelçisini geri çektiği  bildiriliyor.
    1. Aşağıda belirtilen üç  web sitesinde yer alan habere  göre, ABD Temsilciler  Meclisi  İstihbarat Komitesi  üyesi  Adam Schiff’ in  ABD’ nin  Dağlık Karabağ’ a  genişletilmiş yardım  yapmasını talep ediyor. Kaliforniyalı  Demokrat temsilci, aynı zamanda  Kongre Ermeni Gurubu  Başkan Yardımcısı….Haberde  Schiff’ in, 20.000’ den fazla  Ermeni’ nin  Ermenistan’ da  yerleştirildiğini  belirterek Ermenistan için “Orta Doğu  sığınmacıları için güvenli bir  bölgesel cennet” ifadesi kullandığı bildiriliyor…..

    (Not :  Ermeni Radyosu web sitesindeki habere  aşağıdaki yorumu verdim, o.t.)

    According to Tert.am :” Rep. Schiff also focused on the important role Armenia has played as a “regional safe haven for Middle East refugees, noting that over 20,000 individuals from Syria have found a new home in Armenia…” That is good, but the real safe haven is Turkey, which embraces 3.1 millions of Syrian refugees. Among them there are some Armenians as well.

    1. Ermeni Radyosu ve Armenpress’ te daha  önce  bizim de  yayımladığımız  bir  haber  yer alıyor. Habere  göre;   La Hey’ deki Türk- Azerbaycan Kültür Derneği Başkanı İlhan Aşkın, bir  gösteride  “Karabağ  Ermenilerin mezarı olacak” diye  bağırdığı için cezalandırıldı.  Aldığı ceza  kesinleşirse; 120 saat kamu hizmeti yapacak, tecil edilmiş  4 hafta  hapis cezası   da  söz konusu….
    1. Armenptess’ te yer alan habere göre, Ermenistan DİB  Edward Nalbandian, Ermenistan’ ın BM Üyeliğinin  25 inci yılı etkinliklerine katıldığı New York’ ta  yaptığı konuşmada Ermenistan’ ın küresel barışa  katkıda  bulunduğunu  bildirdi…

    http://www.armenpress.am/eng/news/883051/armenia-contributes-to-global-peace-–-fm-nalbandian-gives-speech-in-new-york.html

    1. Armenptess’ te yer alan habere göre, AGİT  Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofiisi, Türkiye’ de  16 Nisan’ da  yapılacak  anayasa  referandumu için  resmen sınırlı bir  referandum  gözlem misyonu  açtı.  Misyon’ un görevine  başlaması Türk hükümetinin daveti üzerine  olacak.  Bu  görev kabul edildiğinde, misyon  Tana  de Zulueta’ nın başkanlığında  Ankara’ da  11 kişilik bir  çekirdek tim,  diğer yerlerde  24 uzun vadeli  gözlemcilerden teşekkül edecek….
    1. Panarmenian.net’ te yer alan habere göre, Türkiye Avrupa’ yı ayda 15.000 sığınmacı göndermekle  tehdit  ediyor.  Haberde, Ankara ve  Brüksel’ in   geçen yıl 18 Mart’ ta  Türkiye’ den  Avrupa’ ya  sığınmacı akınının  giderek azaltılacağına  dair  bir  anlaşmaya imza attıkları bildiriliyor. Türk bakanlarına referandum  mitingleri için Avrupa’ da  izin verilmediği için bir  diplomatik kriz   meydana  geldi. AB, Türkiye’ nin anlaşmayı devam ettireceğine inandıklarını  bildiriyor…. Kasım ayında  Erdoğan, AB üyeleri Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarını  açmak konusunda   AB’ yi tehdit  etmişti…
  • ÇANAKKALE CUMHURİYET’İN ÖNSÖZÜDÜR

    ÇANAKKALE CUMHURİYET’İN ÖNSÖZÜDÜR

     

    ÇANAKKALE CUMHURİYET’İN ÖNSÖZÜDÜR

    HÜSEYİN MÜMTAZ

    (18 MART 2017)

    DURUM

    “İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir”.

    VAZİYET

    “Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir”.

    VAZİFE

    “Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir”.

    HANGİ KUVVETLE VE NEYLE?

    “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

    AKSİ TAKDİRDE?

    “Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet VATANA İHANETTİR.”

     

    Mustafa Kemal ATATÜRK

  • Sizde Hiç Utanma, Sıkılma yok mu?

    Sizde Hiç Utanma, Sıkılma yok mu?

    Yüz yıllık bir düşmanlık bu… Saltanatı, hilafeti yıkıp, yerine cumhuriyet rejimini kuran Atatürk ve arkadaşlarına duyulan yüz yıllık bir öfke ve kin bu…

    Adam sabah akşam Cumhuriyete ve onun komutanlarına sövüp, sayıyor, yerden yere vuruyor… Hem de 7-24 saat…

    Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz, her yanımız utanmaz, sıkılmaz insanlarla doldu. Havamız kirlendi. Suyumuz kirlendi. Toprağımız kirlendi.

    Bölücüler, şeriatçılar, işbirlikçiler kara bulutlar gibi çöktü vatanımızın üstüne. Nefes alamıyoruz.

    Bütün bu olup bitenleri rüyamızda görsek inanmazdık.

    Atatürk ve Atatürk devrimleri, günümüzde hedef tahtasına yatırıldı. Cumhuriyet dönemi, kurtuluş Savaşı hedef tahtasına yatırıldı.

    Atış serbest. Gelen vuruyor, giden vuruyor… Bölücüsü vuruyor, şeriatçısı vuruyor, liboşu vuruyor.

    Derviş Mehmetlerin, Sait Mollaların torunları 21. Yüzyılın Kuvayi Milliyesinden, yurtseverlerinden, Atatürk’ten öç almaya çalışıyorlar. Kubilay’ı kör bağ bıçağı ile kesen dedelerinin idam edilmesi akıllarından bir türlü çıkmıyor.

    Adam çıkmış, geçmişine küfrediyor. Atasına, ceddine, kurtarıcısına küfrediyor.

    Şöyle konuşuyor:

    “Keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi. Ne hocalar asılırdı. Hiç biri olmazdı…”

    Birileri de işbirlikçi İngiliz ajanına övgüler diziyor:

    “İskilipli Atıf Hoca, Kemalist diktatörlüğün katlettiği on binlerce insandan sadece biri!..” diyor.

    Bir imam hutbede “Doksan küsur yıldır yapılan zulüm bitecek, Kuran kanundur, başka kanun tanımıyoruz…” diye açıkça şeriatı savunup, devrim kanunlarına meydan okuyor.

    Bir Belediye Başkanı çıkıyor:

    “İçimize kanı bozuk, sütü bozuklar sızdı. Padişahlarımızı alaşağı ettiler, yıktılar. 10 yılda Osmanlı’yı tarumar ettiler, yıktılar. 1923’te de koskoca 650 yıllık çınara darbe yaptılar. Cumhuriyet kuruldu.”

    Peki, üzerine övgüler dizilen bu İskilipli Atıf Hoca kimdir? Ne yapmıştır? İstiklal Mahkemesi onu niçin idama mahkûm etmiştir?

    İskilipli Atıf Hoca Kurtuluş Savaşında Yunanlılarla işbirliği yapan bir vatan hainidir.

    O, şeriatçıların ve bölücülerin iddia ettiği gibi “Şapka Devrimini”ne karşı çıktığı için asılmamıştır. Düşmanla bir olup Türk ulusunu arkadan hançerlediği için, “Teali İslam Cemiyeti”nin Kurtuluş Savaşı karşıtı bildirilerini Yunan uçakları ile halkın üzerine attığı için idam edilmiştir.

    O, yedi düvele karşı canı, kanı pahasına mücadele veren Mustafa Kemallere ve Kuvayi Milliye askerlerine, “Kuvayi Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır… Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?”

    “Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır.” Dediği için idam edilmiştir.

    Yukarıdaki sözleri söyleyen, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları, yani Osmanlı ve Osmanlı padişahı hayranları, şimdi size soruyorum: Atatürk’ten önceki Türkiye’nin durumunu biliyor musunuz? Ne haldeydi? Anlatalım.

    Cumhuriyet ilan edildiğinde köyler, kentler yakılmış, yıkılmış, harabe haline getirilmişti… Üretim durmuş, tarım çökmüştü. Ekmeklik un bile dışarıdan alınıyordu.

    İnsanlar aç, sefil perişandı…

    Hastalık dört bir yanı sarmıştı… İnsanlar kırılıyor, hayvanlar telef oluyordu…

    Frengi, verem, sıtma, tifo, tifüs bir göz hastalığı olan trahom dört bir yanı sarmıştı.

    13 milyon nüfuslu Türkiye’de 3 milyon kişi trahom, iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengi hastalığına yakalanmıştı… Bunlar saptanan resmi rakamlar ve bilinen hastalıklardı… Bit, pire, çeşitli cilt hastalıklarını bu listeye eklemiyoruz…

    Bebek ölümleri yüzde 40’ın üzerindeydi. Yani doğan her iki çocuktan biri, yüz anneden yirmisi ölüyordu…

    40 bin köyün 30 bininde okul yoktu… Evet, yineliyorum, 30 bininde… Vee okuma oranı 1927’lerde erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4’tü… Bu oran 1935’te erkeklerde yüzde 23, kadınlarda yüzde 8 oldu…

    Osmanlıdan sadece 4 fabrika miras kalmıştı. Bu sayı 1926 – 1938 arasında 28’e yükseldi.

    Mustafa Kemal, Cumhuriyetin ilanının ertesi gününde, İsmet İnönü’ye gönderdiği mektupta şunları yazıyordu:

    “Bize, geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı, yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız, kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu, özgür bir toplum oluşturmak, çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız, bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim, Allah yardımcımız olsun.”

    Tam da dediği gibi yaptı. 1929-1938 arasında ağır sanayi üretimi % 152 arttı.

    Kömür yüzde 100, krom yüzde 600 artış gösterdi. Demir sıfırdan 180 bin tona çıktı, şeker üretimi 200 misli arttı. Türk Parasının değeri sterlin, ABD doları ve İtalyan lireti karşısında değer kazandı.

    Gece gündüz, 7 – 24 Atatürk’e küfredenler, 15 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirilenleri gördünüz mü?  Neden gerçekleri söylemiyorsunuz? Neden Cumhuriyet rejimini durmadan kötülüyorsunuz? Neden durmadan kara çalıyorsunuz? Sizde hiç utanma, sıkılma yok mu? Siz Atatürk’ün tırnağı bile olamazsınız…

  • TEK ADAM, ÜMMET, BAYRAK VE VATAN REFERANDUMU

    TEK ADAM, ÜMMET, BAYRAK VE VATAN REFERANDUMU


    ABD’nin Ortadoğu’da yerel güç dengesini dengeleyici rolü herhangi bir misillemenin sigortasıydı.
    Ama yapılan hatalarla güç dengesi, genişleyen İran’ın stratejisi lehinde tehlikeli ve istikrarlı bir şekilde değişti.
    Bu durum, ABD’yi yeni taktikler denemeye teşvik etti ama bugünün krizine de yol açtı…

    *

    Nitekim Ortadoğu’da sürdürülebilir istikrarlı bir statükonun oluşturulmasında İran ve Suudi Arabistan’da siyasi alanda yaşananlar;
    Sünni Araplar ile Şii İran arasında bölgesel bir anlaşmaya varmanın çok uzağında olunduğunu gösteriyor…
    Bu noktada, ABD Ortadoğu’da sürdürülebilir istikrarlı bir statüko oluşturmak üzere yeni bir adım daha atmıştır.
    ABD Şanghay İşbirliği Örgütü ile çalışmayı reddetmiş ve İran Yaptırımlar Yasasını 10 yıl daha uzatmıştır.
    Bu durum ABD’nin dünyayı kendisinin belirlemiş olduğu esaslar üzerinde;
    Bir tarafta kendisinin yönettiği tek kutuplu bir dünya, diğer tarafta İran’ın ve Çin’in çevresiyle kendi aralarında işbirliği yapan devletlerin dünyası olarak üçe ayırması anlamına geliyor…

    *

    Böylece ABD, şimdi belli bir coğrafyada birbirleriyle ortak noktalar ve bütünleyici unsurlar ile ilişiklendirdiği ülkeleri kümeleştiriyor.
    Onları küresel sistemin merkez çekim ve merkezkaç kuvvetleriyle sarsmayı:
    Sarsılan ülkenin üzerinde ABD’nin istisnaî gücünü hissettirmeyi:
    Böylece bu ülkelerin üzerinde küresel gücün yeniden oluşmasını öngörüyor…

    *
    Bu sırada Başkan D.Trump, ABD’nin çıkarlarını destekleyen bir sistem oluşturmak üzere belirgin bir karmaşa yaşayan bilhassa federal kurumlarının denetim altına alınmasına yönelik kapsamlı bir reformu geliştiriyor.
    Obama döneminin tersine, askeri tüm stratejik ve taktik konular Savunma Bakanı James Mattis’e ve Pentagon’a bırakılmıştır.
    Beyaz Saray hedefleri ve siyasal imkânları belirleyecek, Savunma Bakanlığı komuta zincirinde gerekli düzenlemeleriyle birlikte uygulamada açık karta sahip olacaktır…

    *

    Nitekim 28 Şubat’ta Başkan D.Trump, Savunma Bakanı J.Mattis’ten dünyanın dört bir yanında İslamcı terör ideolojisini ve İŞİD terör örgütünü yenmek üzere;
    “IŞİD’i yenmenin ne anlama geldiğinin tanımlandığı ve örgütün hızlı bir yenilgiye nasıl uğratılacağını” öngören yeni bir plan,
    Teröre karşı beraber savaşacakları yeni koalisyon ortaklarının belirlenmesini istemiş,
    Rusya’nın da bu listenin başında olmasını beklediğini açıkça belirtmiştir…

    *
    Şimdi dikkatler, 22 Mart’ta Başkan’ın açıklayacağı Pentagon’un hazırladığı yeni plandadır.
    Plan; IŞİD’in Musul ve Rakka’daki muhtemel yenilgisinden sonra yeni stratejik gerçekleri ortaya çıkaracak,
    Ancak bunların hiçbiri ABD’nin bu güne kadar izlediği bölgesel stratejisine uygun olmayacaktır…

    *
    Bölgede sürdürülebilir güvenli ve istikrarlı durum nasıl oluşacaktır?
    ABD, bölgenin güvenliğine uzun vadeli bir taahhütte bulunabilecek midir?
    ABD içeri girdikten sonra tekrar çıkacağını peşinen sağlama alabilecek midir?
    İŞİD’in muhtemel bir geri dönüşü nasıl engellenecektir?
    İran’ın ve vekillerinin o bölgede kalmasının önüne nasıl geçilecektir?
    Türkler ve Kürtler arasındaki çizgiler nasıl istikrarlı hale getirilecektir?

    *

    Kuzey Suriye topraklarını Esad’a, Hizbullah’a ve İran’a bağlı Kudüs Gücüne vermek, düşman bölgesel güçler tarafından alınan bir karşı önlem olarak İSİD’in yeniden dirilmesine neden olabilir ki; bu durumla mücadele edecek yerel bir Suriye gücü bulunmuyor.
    Bu bölgeyi PKK ve YPG’ye vermek ise Ankara’nın yardım ettiği bir başka Nusra çetesi oluşturabilir.
    Bölgeyi Türkiye’ye vermek Kürtlere karşı bir katliam demektir.
    Bölgeyi Ruslara sunmak ise bölgenin kim tarafından kontrol edilmesi konusunda Moskova’nın inisyatif kullanmasına yol açabilir,
    Ya da Rusya, Suriye ve Irak’tan hareketle 60’lı yıllarda olduğu gibi Mısır,Libya, Cezayir, Yemen bölgesinde ABD varlığını zayıflatma çabasına girebilir.
    Sonuçta Kuzey Suriye’de ılımlı ve güçlü bir Suriyeli Arap ve Kürt kuvvetiyle birleşik bir Suriye’nin oluşturulmasının en doğru çözüm olduğu anlaşılıyor ama bu nasıl sağlanacaktır,bilinmiyor…

    *
    Diğer taraftan İslamcı Cihad ideolojisini ve bağlı İŞİD terör örgütünün işini bitirmek;
    ABD ve Birleşik Krallığın genişletilmiş Ortadoğu Projesini yeniden şekillendirmesine yol açacaktır.
    Öncelikle Müslüman Kardeşler Örgütü’nün bulunduğu bütün iktidarlardan uzaklaştırılmasına yol verilecektir.

    *

    Bu durumda Birleşik Krallık, 1916 Arap İsyanı’ndan bu yana sürdürdüğü Ortadoğu hayallerine son verecek,
    Bu uğurda Suudi Arabistan’da desteklediği cihatçıların eşgüdümünü sağlayan, dünyada şeriat adına yapılan ne varsa ona maddi ve politik destek vermek misyonundaki Dünya İslam Birliği – Rabıtat-al-allam-al-İslami’nin dağıtılmasına göz yumacak mıdır?
    Ya da Fransa, Suriye üzerinde yeni bir manda kurmaktan ve Türkiye’nin sahada kendisine bağlı çeteleri desteklemesinden vazgeçecek midir?

    *
    Bir diğer husus Başkan D.Trump’ın, Stratejik Saldırı Silahlarının Azaltılması Anlaşması’nın kötü bir anlaşma olduğu, ABD’nin tek taraflı olarak bu yükümlülükten uzaklaşacağına ilişkin verdiği sinyal üzerinden gelişiyor.
    Bu durum nükleer bir güç olan İsrail’i aklamaktadır ama 400 nükleer başlık ve bomba ile donatılmış İsrail’i, bölge ülkelerinin varlığını tehdit eden terörist bir ülke olarak tanımlayan İran’ın;
    Rusya’nın desteğinin sürdüğü şu sırada ya da bir mücbir sebep durumunda;
    Birkaç hafta içinde nükleer bombalar üretebileceği ve birkaç kısa yılda ölümcül bir nükleer dünya gücü haline gelebileceğine ilişkin İsrail iddiası ne olacaktır?

    *
    Bunlar ve daha fazlası, Ortadoğu’da başta ABD ve Birleşik Krallığın yayılımcı siyasetlerinin uluslararası ilişkilerde yarattığı sayısız sonuçlara işaret ediyor.
    O yüzden şimdi bütün dikkatler, 22 Mart’ta Başkan Trump’ın açıklayacağı, ABD’nin ” Ortadoğu Gelecek Senaryosu”na çevrilidir.

    *

    Başkan D.Trump’ın 22 Mart’ta açıklayacağı planı;
    Eski Başkan B.Obama’nın, Ortadoğu’da  çok taraflılığa dayalı bir girdinin varolan bölge dengesinin muhafaza edilmesine yardımcı olabileceği düşüncesiyle,
    Medeniyetler İttifakı konseptinde bir İslamcı ülke saydığı ve barışı koruma misyonu verdiği Türkiye hükümeti de bekliyor.

    *

    Ne ki, Türkiye’nin İslamcı hükümeti Ortadoğu’da barışı koruma misyonunda başarılı olmamıştır.
    Aksine Müslüman Kardeşler Örgütünden aldığı İslamcı Cihad bayrağıyla,
    Türkiye’yi çağdaş ülkeler için nefret edilen bir merkez, İslamcılar için bir cazibe odağı haline getirmiştir.
    Bu durumun 16 Nisan “Tek Adam, Ümmet, Bayrak ve Vatan” referandumunu doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır…

    *
    O yüzden “Hayır’da hayır vardır.”

    17.3.2017

  • Referandumun düğümünü Milliyetçiler çözecek…

    Referandumun düğümünü Milliyetçiler çözecek…

    Anayasa değişikliğinin referandumda “evet” mi, yoksa “hayır” ile mi karşılaşacağının tartışmaları hızlandı. Son yapılan anketlerden çıkan sonuç ve yapılan açıklamalarda “Kilidi açacak parti Milliyetçi Hareket olacak” deniliyor.

    Şu anda bıçak sırtında görünen referandumda “kilit parti” olarak görülen MHP tabanının vereceği karar öyle görünüyor k, sonuçları etkileyecek ve belirleyecektir. Kamuoyu araştırma gruplarının yöneticileri de “Biz de açıkça referandumun sonucunu milliyetçi oyların etkileyeceğini görmekteyiz. “evet” için milliyetçilerin oyları çok büyük önem taşıyor” diyor.

    Nitekim “evet” oyu için çalışanların son günlerde gözlerini ve söylemlerini milliyetçilik üzerine çevirmeye başlamış olması da buna yorumlanıyor.
    MHP Genel Başkanı Bahçeli ve yönetiminin AK Parti yanında yer alıp “evet” oylarını artırmaya yönelik çalışmaları ve açıklamalarına rağmen, ülkücülerin % 80’ine yakın bölümünün “hayır” oyu vereceği söyleniyor. Bu nedenle parti içindeki muhalif kanadın çalışmalarına yönelik engellemelerin sürdüğünü de görmekteyiz.

    Bahçeli, referandumda 11 ilde miting düzenleyecek. Bu mitinglerde beklenen kalabalığın olmasından ve tepkilerden çekiniliyor. AK Parti yönetiminin Bahçeli’nin düzenleyeceği mitinglere katılımın fazla olması için teşkilatlarını bilgilendirdiği yolunda da çalışmalar yaptığı söyleniyor.

    1980 öncesi ülkücü hareketin eski başkanları, geçmiş dönemde MHP İl Başkanlığı yapmış olan isimleri, eski milletvekilleri, muhalif isimlerin ve tabandan çok önemli bir bölümünün Bahçeli karşıtı duruşunun partinin geleceğinin belirlenmesine de damga vuracağı görülmelidir.

    Referandum, bu nedenle “Bahçeli ve ekibi için de bir oylama niteliği taşımaktadır” deniliyor.

    Burada asıl üzerinde durulması konu bizce şu olmalıdır:
    Bahçeli’nin ülkücüleri bölüp, birbiri ile çatıştırmaya yönelik sözleri son derece tehlikeli ve tahrik edicidir.

    Muhaliflerden Sinan Ogan’ın aracının lastiklerinin patlatılmasından sonra Bahçeli’nin “Lastiklere sıkanlar, beyinlere de sıkar” demesi parti içi tartışmaları hızlandırdı. Bu nedenle de Bahçeli’yi suçlayanlar “Milliyetçileri çatışmaya sürüklüyor” uyarısı yapıyor.
    Bahçeli daha önce de “ülkücü hiçbir işi yarım bırakmaz” diyerek tahrik edici bir açıklama daha yapmıştı.

    Bütün bunları alt alta koyduğumuzda özellikle parti içinde böylesine kışkırtıcı ve ateşleyici açıklamaları tehlikeli buluyoruz.
    Daha açık ifade ile bu açıklamalar parti tabanında tam aksine tepki görüyor. MHP’li muhalif cepheden gelen açıklamalarda “Sandığa gitmeyeceğini söyleyenler şimdi sandığa gideceğini ve oyunu “hayır” yönünde kullanmaya karar verdiğini söylüyorlar” açıklamaları geliyor.

    İşte en önemli nokta da budur.
    Kararsızların ve sandığa gitmeyeceğini söyleyenlerin sayısındaki artışın erimeye başladığı da kamuoyu araştırmalarında ortaya çıkıyor. Bu da referandumda oyunu kullanacakların sayısının artmaya başladığını gösteriyor.
    Kamuoyu araştırma gruplarının yöneticilerinin ortak görüşünü de özetleyelim:
    “Katılımın fazla olması referandumun sonucunu da etkileyecektir. Bu etkileme “hayır”ları çoğaltır. Daha önceki seçimlerde katılımın azlığı hep iktidar partisinin lehine olmuştu. Rüzgâr tersine esebilir.”

    Anayasa değişikliği konusunun Meclis’e gelmesinden bu yana zaten Milliyetçi hareketin tabanının buna karşı olduğu biliniyor. Bu konuda yapılan açıklamalarda değişikliğe neden karşı olunduğu da açıklanmıştı. Bunları yinelemeye gerek görmüyoruz.

    Çatışmalardan, kin ve nefret söylemlerden uzak durulması gerekiyor. Bu bir seçim değil, Türkiye’nin geleceğinin oylanacağı bir referandumdur. Kimin ne oy vereceği o kişiyi ilgilendirir. Baskı, tehdit ve korkutma ile kişilerin yönlendirilmesini doğru bulmuyoruz. Bu, özellikle ülkenin milliyetçi hareket gibi köklü bir partisine hiç yakışmaz.

    Sonuç ne olursa olsun, burada en büyük yarayı alacak parti Milliyetçi hareket olacaktır. MHP’nin bu duruma düşmemesi gerekiyordu. Öyle görünüyor ki, referandum sonrası parti içinde hesaplaşma çok daha önemli bir konuma gelecektir.

  • R.E.D (Raslantısal Entellektüel Denemeler)

    R.E.D (Raslantısal Entellektüel Denemeler)

     

    Bir kitaptan behsetmek istiyorum size bu yazımda, bir yazardan daha doğrusu. Genç, iki okul bitirmiş, yüksek lisans yapmış, doktorasını yapan, entellektüel birinden bahsetmek istiyorum. Bir yazar, bir şair o, genç bir entellektüel, yaşadığı topluma farkındalık                                    katmaya çalışan, empati yapan biri.

    O’nu bir gün elinde boya fırçası, bir köy okulunu boyamak için giderken görebilirsiniz, otuzdan fazla okulda gönüllü olarak faaliyette bulunmuş, bazen ayakkabı dağıtmış çocuklara, bazen kalem defter. Üzerine hiç te vazife değilken üstelik, bir eğitimci değil o, bir öğretmen değil, Giresun Belediyesi’nde çalışıyor.

    Mustafa Onur Ustaoğlu’ndan bahsediyorum; Empati yapmış…Okul öğrencilerinin yırtık ayakkabılarını dert edinmiş kendine, boyasız duvarları dert edinmiş, tahtasız okul kalmasın diye, bir gönüllü grup kurmuş düşmüş yollara, köy köy dolaşmışlar. Çok konuşup az iş yapanlara inat, o iş yapmış konuşmamış, onun sesi olmak için yazıyorum bu satırları da aslında, bir eli gariban çocukların başını okşarken, diğer eli, gitar çalmış,Türkü mırıldanmış dudakları, müzisyen bir yanı da var hani.

    Hele bir yanı var ki çok önemli; üstelik bu günlerde öyle de ihtiyacımız varki böyle düşünen, böyle bakabilen insanlara, aynı görüşlerden değiliz aslında, aynı partiden değiliz yada, aynı hayat felsefesinde de değiliz, ille de tanımla ikinizi deseler, o biraz sol görüşlü ben az biraz sağ taraftayım. Lakin ortak tabanımız var.

    O’nu farklı kılan yanı şu:, altını çizerek söylemek isterim, ”tahammül”

    Kimsenin kimseye tahammül göstermediği, kimsenin kimseyi dinlememdiği ve birbirine saygı duymadığı günümüzde, o dinliyor karşısındakini, katılmasa da saygı duyuyor, insanların okumadan herşeyi bildiği günümüzde, O okuyor, araştırıyor, anlamaya çalışıyor, reddetmiyor, farklı düşünenlerin bile bir ortak tabanda buluşabileceğini biliyor. Bu çok önemli bir özellik aslında.

    Mustafa Onur Ustaoğlu, genç bir yazar, şair, bir entellektüel, okuyan, yazan, araştıran biri. Sıradışı,

    O’nu sıradışı kılan, ve aslında bir anlamda önemli kılan, konuştuklarından çok yaptıkları.

    Herkes kitap yazar, acaba kaç kişi kitabının gelirlerini ”Hasta çocuk evleri Derneği”ne bağışlar? Koca koca yazarların, kocaman gazetecilerin ekranlarda ahkam kestiklerini izliyoruz her gün. Binlerce dolar maaş alanları izliyoruz , yardımdan toplumsal bilinçten bahsediyorlar, oysa istisnalar hariç hepsi terane. Mustafa kardeşim kendi gibi bir avuç gönüllü bulmuş, az veren candan verir hesabı, emeklerini koymuşlar ortaya, harçlıklarını koymuşlar ve bulundukları bölgede sosyal farkındalık oluşturmuşlar. . Hiçbiri zengin değil, Mustafa kardeşim de öyle. Zengin değil yani, gerçi zenginlik para ise eğer zengin değil hiçbiri, ama kocaman yürekli insanlar, sosyal sorumluluğun farkındalar, empati yapabiliyorlar. Ve… işte bu kitabın gelirlerini İzmir Hasta Çocuk Evleri Derneği’ne bağışlamış Mustafa kardeşim.

    Kendi yaşıtlarından çoğu, ilkokul diplomasiyla kocaman koltukları işgal ederken, o, iki okul mezunu, şair, yazar, yabancı dil bilen yüksek lisans yapmış ve doktora yapan biri olarak, ve de entellektüel biri olarak, Belediyede muhtarlık işleri şefliği yapıyor.

    Ama onun örnek alınması gereken yani yukarıda da bahsettiğim gibi, tahammül yani. Kitabını okuyunca göreceksiniz, kaybolan değerlerimizi hatırlatıyor, birbirimizi ne kadar az dinlediğimizi, ne kadar da az anladığımızı anlatıyor, sabırsız, kaba saba bir toplum haline nasıl geldiğimzi, araba almanın kitap satın almaktan daha fiyakalı hale geldiğini hatırlatıyor, az bilenlerin konuşup, çok bilenlerin konuşmaya fırsat bulamadığını anlatıyor.

    Bilgi pahalı bir iş, oysa bizde çok ucuz, her geçen gün daha da yozlaşıyoruz, daha az biliyoruz Ve her geçen gün, tahammülümüz azalıyor birbirimize, dinlemiyoruz birbirimizi, dedikoducuyuz biraz, az buçuk fesatiz, kibirliyiz, evrensel değerlere yabancıyız, en önemlisi eleştirel düşünemiyoruz.

    İşte Mustafa Onur Ustaoğlu onun için önemli, benim gibi düşünmese de önemli, azimli olduğu için önemli, empati yaptığı için, kendini başkasının yerine koyabildiği için, entellektüel düşündüğü, yaşadığı kabin dışına çıkma çabası olduğu için önemli, öğrenme hevesi olduğu için, yazdığı için, ürettiği için önemli, sosyal konuları üzerine vazife aldığı için önemli. Banane deyip geçse, maaşımı alırım işime bakarım dese, köpüklü kahvemi höpürdetirim üzerime vazife olmayan işlere karışmam dese, bu saatten sonra okuyup alım mı olacağım dese, köy okulu yerine tatil beldelerini gezse, kitap okumak yerine kahvede iskambil oynasa elbette kaybedecek bir şeyi yok. Lakin o farkındalık oluşturma yolunu seçip kitap yazmış, gelirini de hasta çocuklara bağışlamış, saatlerce konuşsam. Konuşmaktan zevk aldığım, öğrendiğim, bir kardeşimiz, Allah yolunu açık etsin kardeşim. Anlamak isteyenler için bilmem anlatabildim mi?

    Ayhan Kılıç

    [email protected]

    İstanbul

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 16  Mart  2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 16  Mart  2017 )

    1.. Tert.am’ de  yer alan habere  göre,  Hollanda seçimleri sırasında, Erdoğan’ ın  adı  bazı oy pusulalarına (sonradan el ile yazılarak)  dahil edilmiş. Haber yayımlandığında seçim sonuçları tam olarak belli olmamasına  rağmen, Fransız Başkan adaylarından Emmanuel Macron,  Hollanda’ da aşırı sağın yenilgisini övdü. Rakibi Marine Le Pen henüz  bir reaksiyon göstermedi….

    2.. Ermeni Radyosu, Armenpress ve Armedia’ da yayımlanan habere  göre ; Ermenistan DİB

    Edward Nalbandian 16 Mart’ ta New York’u  ziyaret ederek  Ermenistan’ ın BM Üyeliğinin  25inci yılı nedeniyle  yapılacak etkinliklere  katılacak. Aynı zamanda, BM Genel Sekreteri António Guterres ile  de  bir  görüşme  yapacak….

    1. Ermeni Radyosu ve Tert.am’ de  yer alan habere  göre,  ABD’ nin   Hawai yargıcı Derrick Watson, Trump’ ın  seyahat ile ilgili yeni icra  emrini  yürürlüğe  girmeden  bloke  etti…. Yargıç, yasaklamanın ulusal güvenlik ile ilgili kanıtının kuşkulu olduğunu gerekçe gösterdi.  Başkan Trump , yargıç kararının  benzeri görülmemiş bir  yetki aşımı olarak niteledi….İcra  emri,  6 Müslüman ülkesi halkının  ABD’ y girişini 90 gün, sığınmacıların girişini 120 gün  yasaklamayı öngörüyordu. (Not: ABD’ nin   Hawai Eyaletinde  de  gerçek hakimler  varmış. Demokrasi bu. Darısı bizim hakimlerin başına, o.t.)
    1. Aina.org’ da yer alan habere göre, Irak’taki Trump destekçisi pek çok Süryani ve Kürt  radikal İslam’ ı protesto ediyor…..Bu kişiler, Trump’ ı  alışılmamış bir kişi olarak görüyorlar,  dolayısı ile  O’ nun  IŞİD  ve İran  rejimi  ile mücadelede  alışılmış kısıtlamalar  içinde kalmayacağını düşünüyorlar…. Irak’ ın  etnik kökenleri farklı  azınlıkları olan Hristiyanlar, Yezidiler, Şii Türkmenler  ve Şabaklar son zamanlarda  silahlı guruplara  katılarak  Irak hükümetinden ve uluslar arası  kamuoyundan kendilerine  Kuzey Irak’ taki Ninova düzlüğünde  yarı otonom bir  bölge  oluşturmaya izin verilmesini  talep ettiler.
    1. Aina.org’ da yer alan habere göre,  Suriye ve  Irak’ ta  Kürtler arasındaki anlaşmazlık  tırmanıyor….Mahalli yetkililerden öğrenildiğine  göre,  kuzey doğu Suriye’ deki Kamışlı  şehrinde yer alan  Kürt Birlik Partisi’ nin ofisi bilinmeyen, ancak,  PYD ile ilişkili oldukları düşünülen, kişiler tarafından  yakıldı….Çarşamba  günü  PYD’ nin  yönettiği Rojava özerk yönetimi,  Suriye Kürt Ulusal  Konseyi’ ne  ait  Kamışlı ve  Kobani dahil çeşitli yerlerdeki  23  ofisi kapattı…
    1. Ermeni Radyosu web sitesi’ nin bildirdiğine göre,  Rusya  DİB Sergey Lavrov,  Ermeni Regional Post – Caucasus magazine ile yaptığı söyleşide ‘ Rusya’ nın Ermenistan ve  Türkiye arasında olabilecek  görüşmelere  destek  vereceğini  söyledi…. Ermenistan’ ın dış ticaretinin %24,3’ ü  Rusya ile.  2016 Yılı iki ülke  arasındaki dış ticaret  1,24 milyar ABD dolarına  ulaştı…
    1. Ermeni Radyosu ve Massispost, Amerikan Ermeni Asamblesinin, ABD Yetkililerinin Azerbaycan bağlarının ve anlaşma belgelerinin  incelenmesini istediğini  bildiriyor…. Amerikan Ermeni Asamblesi hafta başında  Senato ve  Temsilciler  Meclisi ilgili komitelerine  Azerbaycan’ ın  Amerikan  demokratik kurumlarına usulsüz  etkileri konusundaki endişelerini belirten mektup gönderdi….Senato İstibarat  Başkanı   Richard Burr, yardımcısı Mark Warner ile  Temsilciler Meclisi  İstihbarat Başkanı David Nunes ve üyeler Adam Schiff, Anthony Barsamian ve  Van Krikorian’ a gönderilen  Asamble mektubu şöyle  başlıyor; ‘ Bu mektubu, yabancı  hükümetlerin, özellikle  Azerbaycan hükümetinin, Amerikan demokratik kurumlarına usulsüz  etkileri konusundaki endişelerimizi ifade etmek üzere  gönderiyoruz…..’
    1. Armenpress’ te yer alan habere  göre, Rusya  tarafı Ermeni – Rus Yatırım Fonuna ilk aşamada  50 milyon ABD doları  sağlayacak…
    1. Armenpress’ te yer alan habere  göre, Rusya  DİB  Sergey  Lavrov , Erivan ve  Ankara  müzakere  masasına  otururlarsa Rusya’ nın  yardım etmeye hazır  olduğunu bildirdi….

    http://www.armenpress.am/eng/news/882790/russia-ready-to-assist-if-yerevan-and-ankara-sit-at-negotiation-table-–-fm-lavrov.html

    1. Armenpress’ te yer alan habere  göre, Fransa’ nın Drauguignan Belediye  Başkanı Richard Strambio , Tsitsarnakaberd Ermeni <sözde> soykırımı   Anıtını  ziyaret ederek çelenk koydu. Daha  sonra  Ermeni <sözde> soykırımı  Müzesi – Enstitüsü ziyaret edildi…
    1. Ermeni Radyosu web sitesi,  Güney Kaliforniya’ da Ermeni <sözde> soykırımının  102 nci yılı anma  etkinlikleri ile  ilgili planlamalar yapılıyor. Bu çerçevede, 23 Nisan’ da   Montebello  Ermeni Anıtı’ nda  toplanılacak….
    1. Massispost’ ta yer alan habere göre, Merkezi İstihbarat Başkanı  Davit Babayan,  Dağlık Karabağ  vatandaşlığını kabul ettikleri taktirde Azeri sığınmacıların  evlerine dönebileceklerini  bildirildi.
    1. Agos Gazetesinde yer alan habere göre,  Almanya’nın Köln şehrinin yerel yönetimi, Ermeni <sözde> Soykırımı’nda hayatını kaybedenlerin anısına bir anıt hazırlanmasına yönelik tasarıyı kabul etti.  Express.de’  de yer alan habere göre, Pazartesi günü belediye meclisi toplantısında yapılan oylamada, Soykırım anıtına yönelik tasarı oy çoğunluğuyla kabul edildi.  Yaklaşık 5 bin kişilik nüfusa sahip Köln Ermeni toplumunun tasarladığı anıt, Lehmbacher Weg bölgesindeki Brück mezarlığında bulunan Ermeni mezarlığına konulacak ve haçkar formunda olacak. Anıtın üzerine  “1915/1916 Ermeni Soykırımı kurbanları anısına” yazılacak.
  • Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti donanması …

    Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti donanması …

    Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti donanması

    1960 yılının 16 Ağustos günü Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın Garantörlüğü, Ermeni, Maronit ve Latinler’in azınlık hakları ve Kıbrıs Türk ile Kıbrıs Rum halklarının (Anayasa lisanı ile Cemaatlerinin) “Eşit siyasi haklarla kurucu” oldukları Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilmişti. Bu yeni Cumhuriyeti, BM üyesi ülkeler hemen tanımış ve de aynı gün BM üyesi de olmuştu.

    Sonradan Başpiskopos Makarios başkanlığındaki Rum hükümeti, adayı Yunanistan bağlamak (Enosis) amacı ile, Kıbrıslı Türklere bu yeni Cumhuriyete ortaklık haklarını veren tüm anayasal hakları, adına “Gereklilik Yasası” (Law of Necessity) koydukları ve Temsilciler Meclisinde sadece Rum milletvekillerinin oyları ile, BM’nin akredite ettiği mevcut Anayasaya tamamen aykırı bir yöntemle kabul edilen sıradan bir yasa ile ortadan kaldırarak, Kıbrıs Cumhuriyetine tek taraflı olarak el koymuşlardı.

    Bu nedenle de yazılarımda 1960 yılında ilan edilen Kıbrıs Cumhuriyetinden “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti”, bu devletin anayasasından da “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası” olarak bahsetmekteyim.

    Ben bu “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası”nı neredeyse tüm ekleri ile birlikte ezbere bilmekteyim, İngiliz döneminde Rumlara peşkeş çekilen, evraklarda Rumların yaptıkları sahteciliklerle kaybettiğimiz topraklarımıza karşılık İngiliz Sömürge Yönetiminin, Kıbrıs Türk halkına verdiği bir buçuk milyon Sterlin’in gerekçelerini, kullanış amacını ve içeriğini belirten “EK U”da dahil olmak üzere.

    Bu, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken ilan edilen, BM tarafından akredite edilerek kayıtlara geçirilen, içinde Kıbrıslı Türklerin de eşit siyasi hakları ile kuruculuğunun yer aldığı 1960 Kıbrıs Anayasası içinde Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri ile ilgili herhangi bir bölüm yok. Yani 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Deniz Kuvvetleri ile donanması, Hava Kuvvetleri ile savaş filoları bulunmamakta. Kıbrıs Cumhuriyetine karşı gerçekleştirilecek herhangi bir silahlı saldırıda Garantörler, Ek I’e göre müştereken veya da münferiden kendi Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri ile karşı koymakla yükümlüler. Bunun da garantisini vermişler.

    Sadece anayasasının 129’uncu maddesi gereğince yüzde 60 Rum, yüzde 40 Türklerden oluşacak 2000 kişilik bir “Kıbrıs Ordusu” yer almakta Anayasa içinde.

    Garip olan, eski tabirle de “Gayrı yasal” olan Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin “Deniz Kuvvetleri”ne sahip olması. Kıbrıslı Türklerin onay vermedikleri, Temsilciler Meclisinde Kıbrıslı Türk Milletvekillerinin kurulması için olumlu oy kullanmadıkları bu sözde “Deniz Kuvvetleri”ni kim kurdu, niye kurdu, kime karşı kurdu acaba.

    Kime karşı kurulmuş olduğunu anlayabilmek için çok zeki olmak gerekmiyor. Makarios hükümetinin askeri gücü olan “Rum Milli Muhafız Ordusu”nun (RMMO) bir kuruluşu “Rum Deniz Kuvvetleri”. Üstelik dün, bugün de kurulmuş değil. 1964 yılında Türkleri adadan temizlemek ve adayı Yunanistan’a bağlamak için karada Kıbrıslı Türklere karşı başlatılan silahlı saldırıları denizden de takviye etmek için 1964 yılının Mart ayında kuruldu. 6-9 Ağustos 1964 tarihleri arasında Erenköy’e saldıran RMMO ve Yunan Tümenine takviye olarak denizden de Erenköy’ü bombalamıştı torpido botlar. Yunanistan’dan RMMO’ya takviye olarak gönderilen bu askeri gemileri, TSK’nın kahraman pilotları tek tek avlamış ve batırmışlardı. Sadece birtanesi batmadan torpido botu karaya oturtmayı başarmıştı.

    Umman Sultanı Kabus 20 Nisan 2012 tarihinde tatil için, ondan 3 yıl sonra da 5 Kasım 2013 tarihinde Umman Sultanlığı Savunma Bakanı Seyid Bedir Bin Suud Bin Hareb El-Busaid Kıbrıs Rum tarafını ziyaret etmişlerdi. Savunma Bakanı El-Busaid yemeden, içmeden, ağırlamadan ve pohpohlanmaktan o denli memnun kalmıştı ki Umman’a dönüşte Sultan Kabus ile görüşüp, 2 hafta evvel Kıbrıs Rum Yönetiminin “yasal olmayan” Deniz Kuvvetlerine 61 metre uzunluğunda ve saatte 15 deniz mili hız yapabilen, 1,000 tonluk (DWT) açık deniz karakol gemisi hediye etti.
    Bu gemi kime karşı kullanılacak. Elbetteki Bizler Kıbrıslı Türklere karşı, aynen 6-9 Ağustos 1964 tarihleri arasında Erenköy’e saldıran RMMO Deniz Kuvvetleri gibi.

    Sonra da tamı tamına 10 tane “garagöz” Cumhurbaşkanı Akıncı’nın kapısının önüne gidip “Masaya Dön” çağrısı yapıyor.

    Prof. Dr. Ata ATUN
    e-mail: [email protected] veya [email protected]

    Facebook: AtaAtun1

  • DEGERLI UYELERIMIZ  2017 UYE SERTIFIKALARI ADRESINIZE POSTALANDI

    DEGERLI UYELERIMIZ 2017 UYE SERTIFIKALARI ADRESINIZE POSTALANDI

    Turkısh Forum aılesınden olan ve çalışmalarımıza destek veren veya destegını aıdat ödemekle  gösteren sız degerlı uyelerımız ıcın ozel olarak hazırladığımız 2017 uye sertıfıkaları tümüyle postalanmısıdir.

    SAYET ELINIZE GECMEDI ISE VE SERTIFIKA ALMAYA KAZANDIGINIZI BILIYORSANIZ LUTFEN TEMAS KURUNUZ

    HENUZ BAGIS YAPAMAMIS ISENIZ  VEYA TOPLUM ICIN YAPTIGIMIZ HERHANGI BIR CALISMAYA DESTEK VEREMEDINIZSE  LUTFEN GECIKMEYINIZ ..  TOPLUMUN SAYGI GORMESI ICIN VE TOPLUMUMUZA YAPILAN KARALAMALARI  ERMENI, PKK, YUNAN  ITHAMLARINI CIDDI BIR SEKILDE KOKUNDEN YOK ETMEK ICIN DESTEGINIZI , MADDI VEYA MANEVI OLARAK BEKLEMEKTEYIZ

    KAYAALP BUYUKATAMAN, BASKAN

    TURKISH FORUM – DUNYA TURKLERI BIRLIGI

    Türk Toplumunun ve Turkish Forumun Değerli Üyesi BU MESAJ SENİN İÇİN ÖZELDİR.

  • Türk Toplumunun  ve Turkish Forumun Değerli Üyesi BU MESAJ SENİN İÇİN ÖZELDİR.

    Türk Toplumunun ve Turkish Forumun Değerli Üyesi BU MESAJ SENİN İÇİN ÖZELDİR.


    Türk Toplumunun ve Turkish Forumun Değerli Üyesi

    Söz vermiş olduğumuz çok seslilik ve Turkish Forum ağı oluşturulmuşdur. Dünyanın her bir köşesinden sesimiz, fikirlerimiz, düşündüklerimiz,  önceden tahmin edemiyecegimiz ve inanılmaz bir Yükseklikde duyulmaktadır. Bu durumu siz Üyelerimizden gelen destege borçluyuz …. gaye Dünya çapında Türk Topluluklarının  ve Türkiyenin temel sorunlarının çözümüne yardımcı olmak için gerekli imkanları yaratmaya çalısmak idi… daha gitmemiz gereken uzun bir yol var ve projeyi tamamlamak bağlamında

    Yapılması gerekenler:

    • Sistemlerin ağ bağlantı (connectivity) kalitesi ve yönetimi.
    • İşletim Sistemlerinin (OS) güncellenmesi, yedeklenmesi vb. bakımı
    • Veri Tabanlarının (DB) güncellenmesi, yedeklenmesi vb. bakımı
    • Sunucuların (Apps) güncellenmesi, yedeklenmesi vb. bakımı
    • ePosta alt yapısının (SMTP/POP3/IMAP) güncellenmesi, yedeklenmesi vb. bakımı
    • ePosta kara liste yöneticileri ile ilişkilerin idaresi (AOL, Earthlink, SpamCop, RBDNS, vb.)
    • Güvenlik güncellemeleri ve saldırılara karşı korunması. Gerektiğinde cevaplandırılması.
    • Veri Merkezi (data center) ile ilişkilerin yürütülmesi.
    • TurkDB’nin yönetimi, güncellenmesi, yedeklenmesi vb. bakımı.
    • ListServ dağıtım sisteminin yönetimi, güncellenmesi, yedeklenmesi vb. bakımı.
    • TurkishForumun YENİ içerik yönetimi sisteminin geliştirilip uygulanması.

    Turkish Forum Kar gayesi olmayan bir Sivil Toplum Kuruluşudur.Tüm yöneticileri gönüllü olarak ve hiç bir ücret veya masraf  almadan imkansızlıklarla mücadele ederek  çalışmaktadırlar..

    Ermeni diasporası yalanları yok  etmeye  ..  PKK nın Türkiyemizi bölme planlarını sıfırlamaya  ..  Türkmen ve Uygur kardeşlerizin ve Türk Kıbrısın içinde bulundugu çözümü güç durumlara çözüm üretmeye ve Türkiyemizin dış ve İç güçlere karşı  bölünme mücadelesine destek vermeye ve yurt dışına dağılmış Türk Diasporasının problemlerine başarı ile egilmek için  çalışmakda olduğumuz REFERANS VERİ TABANI 2017 senesi için ön plandadır  .. Bu projenin bir parçası olarak Belirli konularda kitap veya bildirge olarak çıkmış olan analizleri ve özetleri elektronik ortamda erişime sunmak amaçı ile ve Bilgilerin Siz üyelerimizin dışında…

    v  Güvendiğimiz yerli/yabancı araştırmacı ve akademisyenlere referans olması.

    v  Güvendiğimiz yerli/yabancı yazarlara referans olması.

    v  Genel Internet kitlelerinin dilinde anlaşılacak ‘info-pack’ yaratacak TurkishForum mensuplarına hazır kaynak olması.

    v  Dünya medyasında çıkan karalayıcı veya yanlış bilgilere cevap veren TurkishForum ve destekçilerine sağlam referans kaynak olması.

    v  Gerektiği takdirde Dış İşleri veya Dünya Türkleri Bakanlığı çalışanlarına referans olması.

    Almanca, Rusça, Fransızca başta olmak üzere, diğer dilleri de destekleyebilir şekilde kurulmaktadır.

    Zaman içinde kapsanması düşünülen diğer konular Osmanlı Ordusu ve Eyalet Yönetim sistemleri, Osmanlı Sanat & Kültür konuları, Balkanlardaki Osmanlı, Cumhuriyet tarihi, Atatürk’ün devrimleri, ilk Müslüman demokrasinin doğuşu, AB , ABD, NATO RUSYA ve ABD ilişkileri vb.

    Bu konuda Detayda Yapılması gerekenler:

    v  referans  listelerinin kesinleştirilmesi., yapılmış kısmı listeyi arşivlerimizde görebilirsiniz

    v  Taranması.

    v  Tarama hatalarının kontrol ve düzeltilmesi

    v  Uygun bir veri tabanı mimarisi ile aranabilir şekilde programlanması.

    v  Kullanışlı ve referans olabilecek bir web tasarımı içinde yayınlanması.

    v  Güvenlik modelinin tasarlanıp programlanması.

    v  İnternet’e yüklenmesi ve kısa bir test sürecini takiben kullanıma açılması.

    v  Güvendiğimiz çevremize duyurulması.

    TF  herhangi bir devletden veya onun Cumhur başkanının tanıtma fonundan veya bir politik kuruluşdan veya politik kar bekleyen bir zenginden veya bir din istismarcısından bagış almadan çalısmaktadır ve çalışacakdır.

    Sizin Maddi veya manevi destekleriniz olmadan… TF in haricşnde  .. şimdiye kadar hiç bir alt veya üst kuruluşun bahis etmeye cesaret bile edemediği  bu projeyi gerçekleştirmemiz imkansızdır. Görev isteyiniz, konu ile ilgili kitap veya yayınları scan edip gönderiniz . Şayet aidat ödeyen üye değilseniz Üye olunuz.. 2017 Üye aidatınızı geciktirmeyiniz  bu konuda kısa izahati ve size tanınan avantajları şu adresde bulabilirsiniz,

    https://www.turkishnews.com/bagislar-ve-uye-aidatlari/

    Emniyetli sistemimizle Kredi kartınızı kullanarak BAĞIŞ yapabilirsiniz veya çek olarak adresimize ulaştırabilirsiniz, adres ve e-mail bilgilerinizle birlikde .. 2017 Üye certikalarınız derhal size iletilecekdir

    TURKISH FORUM  YAPILANMASI  VE  YONETIM KURULUNU TANIMAK  için lütfen aşsğıdaki LİNKleri Tıklayınız   

    • Bağış Yapın
    • Üye işlemleri
    • Bize Yazın
    • Reklam Verin
    • Yönetime Ulaşın  (Yonetim Listesi)
    • Takip Edin

    Dr. Kayaalp Büyükataman, Başkan-CEO

    Turkish Forum, Dünya Türkleri Birliği

    Mektup ile iletisim kurma ve Çek ile bagış Amerika Adresi

    Turkish Forum

    PO Box 1228    (yeni PO Box)

    Marblehead MA 01945  USA

    <><><><><><><><><<><><><><><><><><><><<>>< 

    Notlar [email protected] Biz dagitim listesi Turkish Forum – Dünya Türkleri Birliğinin anlık yayın organıdır ve günlük dagıtım yapan web sitesi https://www.turkishnews.com () ile birlikde calışır.. facebook siteleri  ve https://www.facebook.com/turkishnewspage  ve Twitter sitesi ise olarak seçilmişdir

    Dagıtım ve bilgi iletimi siteleri

    Email Dağıtım Listeleri

    [email protected]

    Twitter

    Facebook


  • Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın Türk Adasını Ziyareti

    Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın Türk Adasını Ziyareti

    Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın Türk Adasını Ziyareti 

    Yunanistan Cumhurbaşkanı, 7 Mart’ta Muğla’nın Keçi adasını (adacık) ziyaret etti. Bir cumhurbaşkanının komşu ülke adasını ziyaret etmesi normaldir. Anormal olan ise sözkonusu ada Türkiye’ye ait olduğu halde iskelede Yunanistan bayrağı vardı. Yunanistan Cumhurbaşkanı buranın kendi egemenliğinde olduğu mesajını vererek başkomutan sıfatıyla bu geziyi gerçekleştirdi. Yunanistan Genelkurmay başkanı ile askeri birlikleri denetleyen cumhurbaşkanı, Adalar Valisine kilise önünde plaket verdi.

    Yunanistan’ın kıyı bölgesinde yüzlerce adası bulunmaktadır. Çoğunda insan yaşamıyor. Birçoğunun ekonomik değeri sıfıra yakın. Mali kriz içindeki Yunanistan’ın adalarda kamu hizmeti problemi var. Birçoklarını satlığa çıkardı. Hal böyleyken Türkiye’nin karasuları içinde ve Türkiye’ye ait olduğu kesin Keçi adasında egemenlik hakkı olduğunu deklare etti. Buna karşın Muğla’nın bir mahallesi durumundaki bu adayı komşu ülkenin kendisine ait olduğunu ilan etmesine rağmen Türkiye’den değil askeri, güvenlik, savunma tedbirleri, diplomatik bir karşılık dahi henüz görülmedi.

    Ülkemiz bugün birçok cephede sıcak çatışmanın içindedir. Şehit cenazelerinin arkasında bilinen terör örgütlerinin ötesinde bazı müttefiklerimiz de bulunmaktadır. Bu şartlar altında Türkiye’nin yeni bir cephe açması basiretsiz bir hareket olabilir. Ancak Yunanistan’ın da hizmet götüremediği, ekonomik krizde yönetme sorunu yaşadığı binlerce adası varken Türkiye karasularındaki bu adacıkları ele geçirme ısrarını da sorgulamak gerek?

    Belirtmek gerekir ki burada sözkonusu olan birkaç hektarlık adalar değil fakat adalarla birlikte karasuları ve diğer deniz alanlarıdır. Bunun ötesinde Yunanistan’ın iki asırdır Megali İdea hayali sözkonusudur. Yunan bağnazlığı anlamsız veya sonuçsuz kabul edilebilir. Ancak fiili bir işgal, bayrak çekme, deklare edilen bir ziyaret/denetleme varsa üzerinde durmak gerek.

    1947 Paris Antlaşması ile Yunanistan’a bırakılan 12 ada hakkında gayr-i askeri hale ifrağ (demilitarizasyon: askersizleştirme) şartı bulunmaktadır. Uluslararası Hukuk açısından Yunanistan’a bırakılmış olan 12 adada dahi Yunan egemenliği nâkıs olup, burada asayiş gücü dışında askeri birlik bulundurulamaz. Türkiye’ye ait bir adada askeri birlik oluşturulması ise son derece vahimdir.

    TBMM’de konuyu gündeme getirenlere, hükümet yetkilileri “önceki başbakanlar döneminde Ege’de Yunanistan’a çok daha fazlası gizlice verilmiştir, biz o kadar vermedik” türünden açıklamalarda bulunuldu. Hatta Yunanistan’a yeni adalar kazandıran bazı eski başbakanlar hayatta olduğundan Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nin bütünüyle açılmadığı yönünde duyumlar var.

    Bir toprak parçasının veya deniz alanının hangi ülkeye ait olduğu fetih, işgal, devir gibi işlemler veya eylemler belirler. Türkiye’ye, sözleşmeler veya Osmanlı’ya halefiyet yoluyla intikal eden adaların veya diğer egemenlik unsurlarının Yunanistan’a bırakılması günümüzde ancak sözleşmeler yoluyla gerçekleşebilir. Halen hayatta olduğu bildirilen eski başbakanların Yunanistan ile yaptığı varsa gizli anlaşmaların hukuken geçerliliği yoktur. Zira Anayasa’ya göre usulüne uygun olarak imzalanmış sözleşmeler, onay yasasıyla Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girer. Bu süreçten sonra kanun hükmünde kabul edilir, Türkiye’yi bağlar. Bunun dışında mevcut veya eski bir Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı veya başka yetkilinin belirtilen süreçten geçmemiş olan bir sözleşmeyi imzalamış olması Türkiye’yi bağlamaz, Uluslararası Hukuk açısından da hüküm ifade etmez.

    1969 Viyana Sözleşmeler Hukuku Antlaşması’na göre sözleşmelerin yürürlük usulü her ülkenin iç hukukuyla ilgilidir. Sözleşmenin 46-53 maddeleri antlaşmaların hangi hallerde geçersiz olduğunu düzenler. Buna göre hata ve hile yanında bir devlet temsilcisinin para ve benzeri şeylerle ayartılması, baskı ve tehdit altında imza attırılması durumunda bu sözleşme geçersizdir. Eğer halen halktan gizlenmekte olan fakat Yunanistan’a hak kazandıran imzalı belgeler varsa bunlar onay kanunuyla Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğer girmediği için zaten hüküm ifade etmez. Tıpkı Meclis-i Mebusan’ın onaylamadığı Sevr metni gibi. Eğer yarın Yunanistan, devletin temsilcisi olarak cumhurbaşkanı, başbakan veya diğer yetkililerin imzaladığı metni ortaya koyarsa bunun da bir anlamı olmayacak, bu tür metinler belirtilen genel sözleşme kapsamında ayartma, baskı, tehdit gibi gerekçelerle, daha da önemlisi onay kanunu olmadığından geçersiz sayılacaktır. Kaldı ki usulüne göre imzalanmış nice antlaşma taslakları -Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokoller gibi- TBMM’ce onay kanunu ile yürürlüğe girmemiştir, hükmü yoktur.

    Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın Keçi Adası ziyareti egemenlik kazanım yollarından zamanaşımını işletmeye yönelik bir çıkış olarak görülebilir. Sözkonusu 18 adanın işgali 2006’da başladığı iddia edildiği halde, hükümet yetkilileri o yıllarda bu tür iddiaların uydurma olduğunu zaman zaman dile getirmişlerdi. Buna karşın son ziyaret (2 yıl önceki Yunan Milli Savunma Bakanı’nın ziyareti de bu anlamdadır) ile zamanaşımının başladığı ileri sürülebilir.

    Türkiye’nin içeride ve dışarıda birçok sıkıntısı sözkonusu iken yeni bir sorun kapısı açmadan sadece bir protesto ile zamanaşımını durdurması mümkün olacaktır. Almanya ve Hollanda’nın diplomasi ve siyasi geleneğe aykırı tutumlarına karşın her iki ülke ile yarın yeniden sağlıklı ilişkiler kurabiliriz. Bununla beraber hükümet ve muhalefet son derece sert bir şekilde sözkonusu yanlışları dile getirdiler. Yunanistan’ın egemenlik iddia ettiği, hatta askeri birlik kurduğu adaları terketmesi için de öncelikle hukuk ve diplomasi yolları kullanılacaktır. Gerektiğinde elbette güç kullanılacaktır. Öncelikle Hollanda ve Almanya’ya karşı sertlikte olmasa bile işgal siyasetinin kabul edilmezliğini belirten resmi bir protestoya acilen ihtiyaç vardır.

    Öncevatan. 13 Mart 2017