Blog

  • Ermeni Haber Sitelerinde Haberleri Çarpıtma Furyası

    Ermeni Haber Sitelerinde Haberleri Çarpıtma Furyası

    Dr. Ferruh Demirmen

    Bu tür olaylara tanık olduktan sonra insanın sorası geliyor: Yalan haber vermek ya da gerçekleri çarpıtmak Ermeni haber sitelerinin geninde mi var?

    Soru gerçekten sorulmaya değer; zira Ermeni sözde soykırımı ile ilgili yeni bir gelişme, Ermeni haber sitelerince dünya kamuoyunda açıkça çarpıtıldı. Böyle bir olaya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 15 Ekim 2015 tarihli İsviçre-Perinçek kararından sonra zaten tanık olmuştuk. AİHM kararından sonra Ermeni tarafının uğradığı yenilgi, Ermeni medyası ve Diyaspora tarafından sanki bir zafermiş gibi dünyaya lanse edilmeye çalışıldı.

    Danimarka Parlamento Kararı

    Diyaspora’nın gerçekleri çarpıtma tavrı Danimarka Parlamentosu’nun 1915 olaylarına ilişik 26 Ocak 2017’de aldığı bir karardan sonra yeniden su yüzüne çıktı. Kararda sözde Ermeni soykırımından söz edilmedi. Parlamento 1915-1923 sürecinde yaşanan trajik olaylarda uzlaşımın arşiv belgelerine dayanılarak karşılıklı diyalog yoluyla sağlanabileceğini ve bu noktada bir yargılama yapmayacağını kayda aldı. Bu görüş, 1948 BM Soykırım Antlaşması uyarınca AİHM’nin soykırım suçunun tanınmasında parlamentoların yetkisi olmadığı hükmü ile bağdaşıyor. Parlamento ayrıca Türk yasalarına göre “soykırım” sözcüğünün yasaklanmasını esefle karşıladığını belirtti.

    Diyalog çağrısı Türkiye’nin Ermeni sorununda bir “Ortak Tarih Komisyonu” kurulması önerisi ile örtüşüyor. Ancak 1915 olaylarının 1923’e kadar uzanmış olması ve Türk yasalarının “soykırım” sözcüğünü yasakladığı savları yanlış. Türkiye’de “soykırım” ifadesi ve bu noktada görüş beyan etmek serbest.

    Haberi Çarpıtma Furyası

    Danimarka Parlamentosu’nun kararı içerik açısından olağanüstü olmamakla beraber sahneye dökülen dikkat çekici husus, Ermeni medyasının tavrı oldu. Parlamento sözde Ermeni soykırımını tanımamış olmasına karşın Ermeni medyası haberi hemen tek bir ağızdan soykırım tanınmış gibi dünya kamuoyuna lanse etmeye çalıştı. Bu yönde haber başlıkları bir araç olarak kullanıldı. Dürüstlük bir kenara itilip haber çarpıtma yöntemi bir furya şeklinde devreye sokuldu.

    İşte Ermeni medyasından alınan örnekler (internet bağlantıları kısaltıldı):

    Panorama.am: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti”
    Armedia.am: “Danmarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti”
    Armradio.am: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırım Kararını Aldı”
    Reddit/r/armenia: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti”
    Uaposition/arminfo: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Hakkındaki Tasarıyı Kabul Etti”
    MassisPost: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti”
    lragir.am: “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Onayladı”

    “Armenian Weekly” adlı haber portalı, “Danimarka Parlamentosu Soru İşaretli Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti” başlığı ile gerçeği ima eder gibi olduysa da, üslubu bu kararın meşruluğunu şüphe altına soktu. (Kalın puntalar burada eklendi). Haber portalı yöneticileri karardan pek hoşnut değildi.

    Nitekim “Azberez” gazetesi haber kaynağı olarak “Armenian Weekly”ye atıf yaptıysa da, “soru işaretli” ibareyi başlıktan çıkardı ve “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti” manşetini kullandı. “Soru işaretli” ibare gerçeği sezindirir kuşkusuyla gereksiz bir ayrıntı olarak mülaheze edildi.

    Diyaspora’da önde gelen “Amerikan Ermeni Milli Komitesi” (ANCA) de aynı yaklaşımla bir yandan “Armenian Weekly” kaynağına atıf yaparken öte yandan “soru işaretli” ibareyi görmezden gelerek sitesinde “Danimarka Parlamentosu Ermeni Soykırımı Tasarısını Kabul Etti” manşetine yer verdi.

    Diyaspora’nın önde gelen basın organlarından “The California Courier” ise Danimarka Parlamentosu’nun kararını beğenmemiş olmalı ki, bu gelişmeyi haber konusu yapmayı gerekli görmedi.

    Haber manşetlerin bu şekilde lanse edilmesinin amacı şüphesiz dünya kamuoyunu yanıltmaktı. Her nekadar haber metinlerinde – küçük puntalarla – gerçeğin böyle olmadığı, Danimarka Parlamentosu’nun sözde soykırımı tanımadığı yarım-yamalak, esnek ifadelerle belirtiliyorsa da, asıl dikkat çeken mesaj, haber başlıklarında idi. Ve verilmek istenen mesaj, Danimarka Parlamentosu’nun sözde soykırımı tanıdığı idi.

    İronikdir ki, bu çarpıtma ile yanıltılan dünya kamuoyuna trajik tarihi olaylardan uzak durmaya çalışan ve sülh içinde yaşamayı tercih eden Ermeni okurları da dahil ediliyordu.

    Çokçabuk Bir “Başarı”

    Nitekim Ermeni medyasının bu taktiği semere vermekte gecikmedi. Doğru bilgileri internette yansıtması beklenen ansiklopedik “Wikipedia,” Danimarka Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykırımını tanıdığı haberini Ermeni medyasının ardından hemen sitesine taşıdı. Haber kaynağı “Armenian Weekly” idi. Site, “soykırım”ın 1915-1923 sürecine rastgeldiğini de ekledi. Bu şekilde bir “çifte yalan” internet ortamında yer aldı.

    Ermeni Diyasporası için küçüksenmeyecek bir “başarı”!

    Ender Bir İstisna

    Bütün bu çarpıtmaların yanısıra ender bir istisna, yaygın bir karanlıkta ışık görüntüsü gibi göze çarptı. Yerevan’dan yayım yapan “News.arm” haber portalı hem manşette ve hem de haber metninde Danimarka Parlamentosu’nun “soykırım”ı tanımadığını açık bir tarzda dile getirdi. Söz konusu tarihi olayların 1915’de oluştuğunu da ekleyerek bir dürüstlük örneği verdi.

    Sormak gerekir: Öteki Ermeni haber portalları Danimarka Parlamentosu haberini niçin bu haber portalı gibi dürüstçe dünya kamuoyuna yansıtmadı?

    Diyaspora, Yerevan haber portalını “aşırı” dürüst olma hususunda uyarırsa şaşmamak gerekir.

    Genel Bakış

    15 Ekim 2015 tarihli AİHM kararının Diyaspora tarafından bir zafer gibi lanse edilmesi ve Ermeni medyasının yukarıda belirtilen dürüstlük noksanlığı, Ermeni sorununda temel bir noktaya dikkat çekiyor: Bu münferit olaylarda gerçekleri çarpıtma ve dünya kamuoyunu yanıltma gereksenimini duyan Ermeni medyası, ve dolayısıyla Diyaspora, 1915 olayları tartışmasında Ermeni tezlerini dünyaya kabul ettirmek için hangi yanıltıcı ya da tahrifat yöntemlerine başvurmaz ki?

    Örnek mi verelim? 24 Nisan 1915’de 235 Ermeni aydının hiç yoktan İstanbul’da tutuklanması ve ardından katledilmesi, Talat Paşa telegramları, Hitler Söylemi, Lemkin göndermesi, Yahudi Holokost benzetmesi, kafatası piramidleri, ve tabii hiç suçu olmayan Ermeni nüfusunun Anadolu’dan sürgün edilmesi ve bu arada 1,5 milyon Ermeni vatandaşın – ki Ermenilerin ilk Hristiyan milleti olma özelliği var – Müslümanlar tarafından gaddarca kıyımı …

    Yazdıkça bitmeyecek kadar örnekler …

    Bu dürüslük noksanlığı ve çarpıtmalar ortamında Ermeni “soykırımı” düzmecesinin Batı basınında ve kamuoyunda yaygın olarak bir gerçek gibi kabul görmesi doğal olarak şaşılacak bir durum değil.

    Ve açıkça soralım: Yüzyıllar boyu huzur içinde yaşamış iki toplumun makus tarihi olayları geride bırakarak bir uzlaşmaya varması bu durumda mümkün müdür?

    Ne yazık ki olumlu bir yanıt zor. Hele ABD’de California ve Massachussets eyaletlerinde olduğu gibi, yol kenarlarına konulan, “Ermeni Soykırımını Tanı” ilan levhalarını, ve bunlara benzer, bazı ülkelerde kamusal alanlarda göze çarpan, “soykırım anıtlarını” düşündükçe…

    Ek referanslar:

  • ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : SELANİKLİ RAGIP İL E ALMAN ERİCA’NIN ÇANAKKALE’DE SON BULAN DRAMATİK AŞK HİKAYESİ

    ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : SELANİKLİ RAGIP İL E ALMAN ERİCA’NIN ÇANAKKALE’DE SON BULAN DRAMATİK AŞK HİKAYESİ

    YILMAZ ÖZDİL : Çanakkale
    ​Ragıp, Selanikli’ydi.
    Mustafa Kemal’le akrandı, 1881 doğumluydu, askeri tıbbiyeden mezun oldu, hekim yüzbaşıydı… Eğitim için Almanya’ya gönderildi. Görev yaptığı hastanede Erica’yla tanıştı, hemşireydi, beline kadar örgü sarı saçlı, tipik Alman güzeliydi. Ragıp’ın aklı başından gitti, kaçamak bakışlarla kendisini süzen o mavi gözlere kelimenin tam manasıyla vurulmuştu. E bizim Ragıp da filinta gibi delikanlıydı, üstelik Almanca’yı akıcı şekilde konuşuyordu, espriler mespriler, romantik cümleler filan, kızı bağladı, flört etmeye başladılar. Doğrusu Erica da ilk günden gönlünü kaptırmıştı ama, mantığı engel oluyordu, Alman gerçekçiliği ağır basıyordu, çünkü, özellikle babasının ne cevap vereceğini çok iyi biliyordu, bir Türk’le bir Müslüman’la evlenmesine asla müsaade etmezlerdi, ayrıca, kendisi koyu bir hıristiyan sayılmazdı ama, bir Türk’le evlense bile din değiştirmek istemiyordu. Ragıp dedi ki, babanı sen bana bırak, dinlerimiz konusunda ise düşündüğün şeye bak, ben seni böyle sevdim, sen beni böyle sevdin, birbirimizi neden değiştirelim ki? Sonra gitti, bir buket çiçekle kapıyı çaldı, bizde gelenek böyledir dedi, Allah’ın emri peygamberin kavliyle Erica’yı istedi, sizi ikna etmek için ne demem gerektiğini günlerce düşündüm, inanın bulamadım, sadece şunu söyleyebilirim, kızınıza aşığım dedi. Adeta sihirli iki kelimeydi. Zor, kolay oldu. Medeni kimliğiyle, medeni cesaretiyle, aileyi etkilemişti, kayınpeder ikna oldu, peki dedi, hemen bir hafta sonra, Almanya’da evlendiler. Mutluluktan uçuyorlardı. Boy boy çocukların hayalini kuruyorlardı. Maalesef… Osmanlı seferberlik ilan etti. Ragıp bir saniye bile tereddüt etmedi, vatan topraklarında kapışma başlarken, Almanya’da duramazdı, Erica’yı karşısına aldı, sana bunu yapmak istemezdim ama, gitmem lazım dedi, ölmezsem, bekle beni… Erica hiç cevap vermedi, açtı yatak odasındaki dolabı, bavulu çıkardı, çoktaaan hazırlamıştı, gazete okuyan her Alman gibi elbette dünyanın nereye gittiğini biliyordu, Ragıp’a sarıldı, sen nereye ben oraya dedi… İyi günde kötü günde, anca beraber kanca beraberdi. İlk trenle İstanbul’a geldiler. Ragıp lisan bildiği için Almanya’da zorlanmamıştı ama, Erica tek kelime Türkçe bilmiyordu. Ev kiraladılar, Alman gelin açısından ne komşu vardı, ne akraba, ne tanıdık… Üstelik, Ragıp’ın ailesi kendi ailesi kadar hoşgörülü olmamıştı, yabancı gelin kabul edilmemişti. Ragıp her sabah Taşkışla hastanesindeki geçici görevine gidiyor, Erica eşi gelene kadar sokağa bile çıkmıyor, yapayalnız bekliyordu. Dört ay kadar böyle geçti. Ragıp, Çanakkale’ye, cepheye, başhekim yardımcısı olarak atandı. Yine aldı Erica’yı karşısına, sana bunu yapmak istemezdim ama, gitmem lazım dedi. Erica gülümsedi, çoktaaan bavulunu hazırlamıştı, söylemiştim sana dedi, sen nereye ben oraya… Ragıp bir taraftan kendisini böyle bir kadınla tanıştırdığı için Allah’a şükrediyor, bir taraftan sevdiğini böylesine sürüklediği için vicdanen kahroluyordu. At arabasıyla Çanakkale’ye geldiler. Erica bu defa yalnız değildi. Mesleğinin tam göbeğine gelmişti. Sahra hastanesinde gönüllü hemşire olarak çalışmaya başladı. Ev mev yoktu, baraka bile yoktu, sahra hastanesinin bitiğişinde çadırda kalıyorlardı, kuru ekmeğe talim ediyorlardı. Gel gör ki… Ömürlerinde böyle mutlu olmamışlardı. 24 saat, gece gündüz birlikteydiler, önemli olan buydu, olumsuz fiziki şartlar umurlarında bile değildi. Savaş patladı… Ragıp devamlı ameliyattaydı, Erica kan revan içinde gazilerimizin başındaydı, yara sarıyor, ilaç veriyor, ana şefkatiyle kınalı kuzularımızın saçlarını okşuyor, öğrendiği bir kaç kelime kırık dökük Türkçesiyle moral kaynağı oluyordu, “ölmeyeceksin, yaşayacaksın, iyi olacaksın, sevdiğine kavuşacaksın” diyerek, paramparça evlatlarımızı hayata bağlamaya çalışıyordu. Gazilerimiz Erica’ya “hemşire” diye seslenmiyordu, “ana hatun” adını takmışlardı. Can pazarındaki bu kahraman kadını, annelerinin yerine koymuşlardı. Hastaneden vakit bulduğunda, köylü kadınlarımızla birlikte çalışıyor, iğne iplikle Mehmetçik’in delik deşik kıyafetlerini onarıyor, çadır dikiyordu.

    17 Aralık 1915, saat üç suları…
    İngiliz keşif uçağı Eceabat’ın Yalova köyündeki hilal-i ahmer hastanesi üzerinde dolaştı. Adrese teslim koordinat belirliyordu. 10 dakika geçti geçmedi, İngiliz zırhlılarından bombardıman başladı. Çatısında 20 metre boyunda “kırmızı ay” bulunmasına rağmen, bile bile, tüm ahlaki kurallara aykırı olarak, hastaneyi hedef aldılar. Ana Hatun orada hayatını kaybetti, tertemiz yüreğine şarapnel denk gelmişti. Ragıp yara almadan kurtuldu ama, Erica’nın cenazesini kucakladığı o saniyeden sonra yaşadı denilebilir mi, bilmiyorum.

    Erica için askeri tören düzenlendi. Sevdiği adamın vatanında, vatanımızın bağrında, Yalova köyünde, şehitlerimizin yanında toprağa verildi. Kabrinin Osmanlıca kitabesine “ifa-yı vazife esnasında top mermisiyle terk-i hayat eden madam” yazıldı.

    Almanlara komple nazi denilen…
    “Adam gibi ölmek var, bir de madam gibi ölmek var” denilen ülkede…
    Çanakkale şehididir madam Erica!

    Çünkü Çanakkale dediğin, duygusuz, ruhsuz, hamasi nutuklardan ibaret değildir.
    Ayşesiyle Fatmasıyla Lindasıyla Ericasıyla, yarım kalan aşkların destanıdır.

  • İRTİCA DOSYASI : ATATÜRK’ÜN KURDUĞU DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI , ATATÜRK’Ü YOK SAYIYOR /// DEVLET ELİ İLE DÜŞMANLIK YAPILIYOR

    İRTİCA DOSYASI : ATATÜRK’ÜN KURDUĞU DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI , ATATÜRK’Ü YOK SAYIYOR /// DEVLET ELİ İLE DÜŞMANLIK YAPILIYOR

    SAYGI ÖZTÜRK: Diyanet’te “Atatürk” demek bile yasak

    ​Kardeşlerim, yüce Rabbimiz bizleri geçmişten ibret alarak geleceğimizi inşa etmeye çağırmaktadır. Zira tarihte yaşanan sadece bir hatıradan ibaret değildir. Tarih, bizim geçmişimiz olduğu kadar günümüz ve istikbalimizdir. Tarih geleceğimize ışık tutan değerlerimizdir. Tarihte nesilden nesile aktarılması ve unutturulmaması gereken büyük olaylar, büyük zaferler vardır. Milletimizin tarihindeki bu büyük zaferlerden biri de Çanakkale’dir.”

    Geçen cuma günü camilerde okunan hutbe böyle başlıyordu. Milletimizin tarihindeki büyük zafer anlatılırken, Atatürk “yok” sayıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Çanakkale Zaferi’yle ilgili hutbelerde mutlaka Atatürk’ün adını anarken, son 5 yıldır hiçbir hutbede Atatürk’ün adı geçmiyor.

    DİYANET’İ DE ATATÜRK KURMUŞTU

    Atatürk, “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazanlar, yapana sadık kalmazsa değişmeyen gerçek insanlığı şaşırtacak bir nitelik alır” diyor. Bugün yaşananlara bakıldığında Çanakkale Zaferimize sadık kalınmadığı ortaya çıkıyor. Son yıllarda, Atatürk’ü, İsmet İnönü’yü, yakın silah arkadaşlarını yok sayan, onlar için saygısız ifadelerde bulunanlar arttı. Bunların arasında devletin bazı kuruluşlarının bulunması ise belki de en acı olanıdır.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nı Atatürk kurdu. İlk ilahiyat fakültelerini, imam hatip liselerini Atatürk açtı. Dinimizin, diyanetimizin öğretilmesi için bu kadar büyük çaba gösteren Atatürk’ü Diyanet “yok” sayıyor.

    Çanakkale Zaferi’yle ilgili Genelkurmay Başkanlığı’nın afişlerinde Atatürk’ü yok sayması, anmaması şaşırılacak bir durumdu. Anlaşılıyor ki Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanılması Genelkurmay Başkanlığı’nı da hayli değiştirmiş. Neyse ki

    Genelkurmay’ın sayfasında, Çanakkale ile ilgili Atatürk’ün unutulmadığı videolar ve fotoğraflar var. Belki de “Onu niçin çıkarmadınız?” diye söylenen siyasiler olabilir.

    SAVAŞI KAZANDIRAN YÜKSEK RUH

    Çanakkale Savaşı sonucu müttefiklerin 252 bin, Türklerin ise 250 bin şehit verdiği belirtilir.

    Çanakkale böyle anlatılır ama bir de o savaşın içinde bulunan, Diyanet’in, Genelkurmay’ın unuttuğu ya da bilinçli olarak adının anılmadığı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediklerinden dinleyelim:

    “Bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Siperler arasında mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak… Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. İkincidekiler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe göstermiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenlerin ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şehadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldi. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Savaşları’nı kazandıran bu yüksek ruhtur.”

    ŞEHİT SAYISI 250 BİN DEĞİL

    Her ne kadar 250 bin, müttefiklerin ise 252 bin şehit verdiği yazılsa, söylense de, Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi belgelerine göre bu sayılar gerçeği yansıtmıyor. Evet, bu ülke şehitler verilerek kazanıldı ama şehit sayısını yüksek göstermek de övünülecek bir durum değil.

    Genelkurmay Başkanlığı’nın 1997’de yayımladığı “Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı Birinci, İkinci ve Üçüncü Kitapların Özetlenmiş Tarihi (Haziran 1914 – 9 Ocak 1916)” kitabının 244. sayfasını okuyoruz:

    Personel kuvveleri (gücü) ve zayiatı: Boğazda İngiliz-Fransız donanmalarının (Birleşik Filo) ilk ciddi taarruzunun başlamasından (19 Şubat 1915) Marmara’ya geçmek için Boğaz’ın zorlanmasına yönelik 18 Mart 1915 Muharebesi’ne kadar harekata katılan Türk birliklerinin genel kuvvesi kıtalara göre toplam 3 bin 31’i muharip yani savaşçı, 2 bin 251’i yardımcı olmak üzere 5 bin 287 subay, 158 bin 363’ü muharip, 97 bin 365’i yardımcı olmak üzere 255 bin 728 er bulunuyordu.

    Zayiat: Çanakkale’de her iki tarafın da zayiatının (kaybının) oldukça büyük olduğu bir gerçektir. Ancak Türk tarafı zayiatının genellikle bu muharebelerde verilen şehit sayısıyla daima karıştırıldığı görülmektedir. Halbuki birinci el belgelere dayalı yapılan araştırmalara göre kara ve deniz muharebelerinde verilen subay ve er şehit sayısı toplam 57 bin 263’tür.

    Şehitlerimiz Çanakkale’yle bitmiyor. Aradan 102 yıl geçmesine rağmen hâlâ şehit vermeye devam ediyor, Türkiye üzerindeki oyunların giderek arttığına da tanık oluyoruz.

  • İSTİHBARAT, GÜVENLİK VE SİYASET İLE İLGİLİ GÜNCEL BİLGİLER

    İSTİHBARAT, GÜVENLİK VE SİYASET İLE İLGİLİ GÜNCEL BİLGİLER

    ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nda, Türkiye ve Dünya Gündemine ilişkin mevzuları Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İnternet Andıcı gibi yerel davaları, Çeşitli lokal ve uluslararası siyasi meseleleri, MİT, MOSSAD, SHIN BETH, CIA, NSA, FBI, BND, DGSE, MSS, MI 5, MI 6, FSB, Muhaberat, SAVAMA, SAVAK gibi gizli servislerin bilgi ve haberlerini, Farklı farklı Komplo Teorilerini, Türk ve Dünya Tarihi ile ilgili önemli makaleleri, Birbirinden eğlenceli ve komik video, resim, karikatür ve fıkra’ları, Reenkarnasyon, Teknik Takip, HAARP, Zihin Kontrolü, UFO’lar gibi gizem dolu ama merak edilen konuları, PKK, IŞİD (DAEŞ), DHKP-C, TİKKO, MLKP, İBDA-C, HİZBULLAH, FETULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ (FETÖ), EL KAİDE, EL NUSRA, BOKO HARAM gibi terör örgütleri ile ilgili güncel bilgileri ve bu konuda grubumuzun yaptığı çalışmaları ve kampanyaları, Yeni Dünya Düzeni (NWO), İLLUMİNATİ, KÜRESEL ÇETELER, KÜRESEL DERİN DEVLET, GLADYO, TAVISTOCK ENSTİTÜSÜ, BİLDERBERG, CFR, SCULL AND BONES (KURU KAFALAR) ÖRGÜTÜ gibi komplo teorisi tarzındaki önemli araştırma yazılarını, Çeşitli konularda ANKET’leri, Milli meselelere ilişkin Kampanyaları paylaşıyoruz.

    ÖZEL BÜRO GRUBU, başta PKK olmak üzere tüm terör örgütleri, Sözde Ermeni Soykırımı, Yolsuzluk ve Usülsüzlükler, Kara Para Araştırmaları, Kıbrıs Sorunu, Kürt Sorunu gibi konularda aktif çalışan ve bu kapsamda resmi güvenlik kurumlarına hizmet eden bir güvenlik platformudur. Türkiye’de kendi konusunda faaliyet gösteren tek istihbarat grubudur.

    İlgilendiğimiz, araştırdığımız ve paylaştığımız konular şunlar; web sitemizden anlık olarak takip edebilirsiniz.

    · Elektronik ve Dijital Güvenlik, Teknik Takip,

    · SIG-NET, SIG-INT, HUMINT, Agent Network, OSINT, IMINT, MASINT,

    · ECHELON & Carnivera & Promis & Dig-Int & KEYSMART, MicroWave, Enfopol,

    · EDG : Elektro Manyetik Dinleme, Tempest, TETRA, QEEG

    · Uzaktan Zihin Kontrolü, NöroPsikolojik Checkup ve Zihin Haritalama,

    · Targeted Individuals, Electro-Magnetic Surveillance, Telegram, MK ULTRA,

    · Tavistock Enstitüsü, CFR, BİLDERBERG,

    · Uydu haberleşme sistemleri, Project L.U.C.I.D., UKUSA,

    · Nüfuz Casusluğu, Sanayi ve Teknolojik Casusluk,

    · Dijital iletişim, GPS & GPRS sistemleri,

    · Elektro-Manyetik istihbarat ve iletişim sistemleri,

    · Gizli Askeri Teknolojiler, Askeri istihbarat teknolojisi, İnsansız Hava Araçları (İHA),

    · Psikolojik Savaş ve Teknolojisi, Uluslararası Gizli Topluluklar,

    · Derin Devlet ve Terminolojisi, Lokal ve Global Terörizm,

    · Anti-terör kontrol ekipmanları, Psikoloji ve istihbarat alanında kullanımı,

    · Lokal ve Global istihbarat servisleri, Küresel Güvenlik ve Strateji Kurumları, İlluminati,

    · Finansal suçlar ve kontrol mekanizmaları,

    · Temel istihbarat prensipleri ve terminolojisi,

    · Dijital sabotaj ve suikast ekipmanları,

    · Suçla mücadele teknikleri, Kontr-Espiyonaj techizatı,

    Bizi takip ettiğiniz için teşekkür eder, keyifli paylaşımlar dileriz.

    ÖZEL BÜRO

  • Hem tehdit hem de vaat.

    Hem tehdit hem de vaat.

    Konuşurken büyük gaflar yapıyorlar farkında değiller.

    Kim bilir?

    Belki de bilerek Erdoğan’a yaranmak için…

    Aslında Erdoğan onlara gülüyordur.

    Mesela AK Parti İstanbul Milletvekili aynı zamanda cumhurbaşkanı bilmem kaçıncı başdanışmanı,

    Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyesi, Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanlığı yapmış, Anayasa Hukukçusu ve Öğretim Üyesi Prof. Dr Burhan Kuzu’dan bahsedeceğim.

    İsminin önündeki namlarına, adı, soyadı da eklenince İspanyol isimleri gibi oluyor değil mi?

    Daha fazla görevleri olmuş olabilir ama ben ancak bu kadarını hatırlayabildiğim için kendisinden özür dilerim.

    Lafı daha fazla uzatmadan konuya gireyim.

    Zonguldak’ın Ereğli İlçesi’nde bir toplantıda,16 Nisan’da yapılacak referandum için neden EVET denmesi gerektiğini anlatıyor.

    Ve “16 Nisan’daki oylama Türkiye açısından bir kurtuluş günü oylamasıdır. Bunun reddi bu memlekete çoğa patlar. Bilesiniz ki gelecek nesiller bizleri mezarda yatırmaz” diyor.

    Gülmemek mümkün mü?

    Mesela  “bir kurtuluş oylamasıdır” sözlerini bazı kişiler,  bu iktidardan mı kurtulacağız diye anlayabilirler.

    Olur a…

    “Gelecek nesiller bizi mezarda yatırmaz” sözleri ise önce FETÖ canavarının 2010 referandumunda

    “İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak evet oyu kullandırmak lazım “sözlerini akıllara getiriyor.

    Kimileri bu sözler hakkında şöyle diyebilirler.

    Ona ne şüphe Burhan Bey, Türkiye’yi bu hale getirenler mezarlarında mutlaka güzel anılmayacaklar

    İlahi Burhan Bey vallahi bir ömürsün sen ya…

    Boğaziçi Üniversitesindeki bir paneli hatırladım.

    Ondan önce çıkan konuşmacı daha mikrofonu eline alır almaz çok alkışlanmış, söz bitiminde de yine alkış tufanı ile platformdan inmişti.

    Kuzu çıktığında derin bir sessizlik olmuştu.

    Haliyle buna bozulmuş” bana niye alkış yok ya “diye sitem etmişti.

    Soruyu öyle saf, öylesine içten sormuştu ki ben alkışlamıştım, arkadan nezaketen bazıları da bana uymuşlardı.

    Aslında Kuzu babacan bir kişi, bunun yanı sıra da çok hoş sohbet.

    Gaflarına ,  hele attığı Twittlere doyulmuyor.

    Mesela 2014 de attığı tweetlerden bazılarına bakalım.

    Kimi uyanık solcular tutturmuşlar sol yolsuzluk yapmaz sağ yapar.Bu lakırdıyı Anadoluda desn H……..şuradan derler.
    Bazı ölü soyucular ve kimi kazmalar ne yazsak anlatamıyorlar. Onlar için ne kadar şehit çıkarsa o kadar bu alçaklara adeta fırsat doğacak. ABV
    Sol iktidara az geldiği için az hırsızlık yapıyor, iktidar olduklarında onları da görürsünüz, hükümet olunca bunlar ortaya çıkıyor. Çünkü bir adamın ..

    22 Yıl Polis Okullarında ders verdim.Yaklaşık 60 bin polis öğrencim var.Ancak hıyarağası gibi yan yatıp tesbih çekip lahmacun yemek ne demek

    Avusturya Başbakanı Christian Kern’in Türk politikacılar için AB genelinde propaganda yasağı getirilmesi teklifine bakın nasıl tepki gösterdi.

    “Buna en güzel cevap: HS…”

    Neyse bu hoş sohbet devlet büyüğümüzü! Sohbetleriyle baş başa bırakalım ve izlemeye devam edelim…

    “Bakara Makara” sözleriyle tanınan eski bakan,Egemen Bağış, “evet” dersek Türkiye’de neler değişecek?” sorusuna  Türkiye’yi güçlendirmek için, istikrara kavuşturmak için, Türkiye’de bir daha fitne, iç savaş yaşanmaması için “evet” demeliyiz.

    Herhangi bir çete, cemaat, grup veya çıkar çevresi tarafından ele geçirilmesini engellemek için, terörün bitebilmesi için, ekonominin bitebilmesi için “evet” demeliyiz” şeklinde cevap verdi.

    Ben de bu iki devlet büyüğümüze birkaç soru sormak isterdim.

    Siz muhalefet partisimisiniz yoksa iktidar mı kardeşim?

    MHP nasılsa meydanda… Ondan bahsetmek istemiyorum.

    HDP deseniz kendi bildiğini okuyarak yanlış yaptı şu anda çoğu cezaevlerindeler.

    Geride bir CHP kaldı.

    Ülkeyi bu hale CHP mi getirdi?

    Terörü kim hortlattı?

    İçsavaş eşiğine kim getirdi?

    Dış itibarımızı kim yerle bir etti?

    Bunca senedir ülkenin istikrarını ben mi bozdum?

    15 senedir ne yaptınız?

    Halen devletin tüm olanaklarını kullanarak referandumda ‘’evet’’ kampanyasını sürdürürken

    kendi imkânları ile  “Hayır” kampanyasını yapmaya çalışan muhalefetin sesini kısmak için her şeyi yapıyorsunuz.

    Salonlar verilmiyor, elektrikler kesiliyor ve ne yazık ki belirli kişiler tarafından saldırılar yaptırılıyor. Ondan sonra Avrupa’yı kınıyoruz ha…

    Bu halk aptal değil, her şeyi görüyor.

    El insaf, ya…

    Makara yapmayın bize…

    Tünay Süer

    20 Mart 2017

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 19  Mart  2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 19  Mart  2017 )

    1.. Armenpress’ te yer alan habere  göre, Rusya Ermeni işadamları Ermenistan ile  ticari–ekonomik  bağları  kuvvetlendirmek  yönündeki vizyonlarını  açıkladılar…. Ermenistan’ ın yeni atadığı Rusya  Büyükelçisi Vardan  Toghanyan  17 Mart’ ta Rusya  Ermeni İş Kulübü üyeleri ile  bir  toplantı  yaptı. Rus Ermeni İş  adamları; yapılacak Ermenistan seçimlerinin sükun içinde  geçmesinin ve   Ermenistan’ ın  parlamenter sisteme  geçişinin barış içinde  gerçekleştirilmesinin  Rus sermayesinin Ermenistan ekonomisine  büyük katkı sağlayacağına aracı olacağını  ifade ettiler…

    1. Armedia.am’ de yer alan haberin başlığı : “ ‘Edmon Marukyan ile  söyleşi : ‘YYelk’ İttifakı ve   Dış Politika  Öncelikleri.”  Haberin Özeti : “  Parlamento seçimleri  bir ülkenin  aynı zamanda  dış politika  tercihini  de yansıtır… 2 Nisan  seçimlerinden önce “Armedia” IAA  seçime  katılacak dokuz gurup ile  söyleşi yapıp şu soruyu  cevaplandırmalarını istedi; ‘ Ermenistan dış politikası ile ilgili olarak politik gurupların  yaklaşımlarını okuyucularımıza nasıl anlatırsınız?’ ….Yazıda,  Yyelk İttifakı lideri “Lusavor Hayastan” partisi genel başkanı ve  Ermenistan Ulusal Meclis  başkan yardımcısı Edmon Marukyan’ ın soruya  verdiği yanıtlar yer alıyor.   Satır başları ile  Marukyan’ ın  ifadeleri şöyle : “ İttifakımızın politika  önceliklerini şu şekilde  özetleyebiliriz : Birinci öncelik,  güçlü Ermenistan’ ın ekseni olan  Karabağ sorununun çözümü konusundaki yaklaşımımızdır. Karabağ anlaşmazlığının Arşak anayasası çerçevesinde  çözümü tartışma dışıdır. Bu konuda  taviz  verilemez…. Karabağ sorununun  Ermenistan lehine  çözümü,   bize  göre,  Ermenistan ekonomisindeki  gelişmeye ve  Ermenistan ile  Azerbaycan arasındaki politik ve askeri eşitsizliğin  onarılmasına bağlıdır…..İkinci önceliğimiz  Avrupa’ ya  kesintisiz entegrasyonumuzdur…. Üçüncü önceliğimiz yakın komşularımızla  ilgilidir. Ticaret ve  ekonomi bağlamında,  Avrasya  Ekonomik Birliği  Ermenistan’ ın ulusal çıkarlarına  uygun değildir. Hatta, ülkemiz  ekonomisine ve  Karabağ sorununun Ermenistan lehine  çözümüne zarar vermektedir……Ermenistan – Türkiye ilişkilerinin normal hale  getirilmesinde  kesin görüşümüz,  herhangi bir  ön yargı olmaksızın aktif biçimde  gündemde  tutmaktır. Bu konu iki ülke  liderliği tarafından  ele alınmalıdır….”
    1. Armenpress’ te yer alan habere göre,  Türk  etütleri uzmanı  Ruben Melkoyan, İstanbul Vali Yardımcısının  kilisenin iç işlerine müdahale  hakkı yoktur  dedi…. Melkonyan, İstanbul Vilayeti yetkililerinin ‘ kilise  seçim sonuçlarını kabul etmiyoruz’  bildirisi üzerine ; Türkiye’ nin prensiplerinden birisi  de  layık  olmasıdır, bu nedenle , devlet kilisedeki iç olaylara  karışamaz, dolayısı ile  Vilayetin bildirisinin yasal bir önemi yoktur  dedi….

    http://www.armenpress.am/eng/news/883110/istanbul-vice-governor-has-no-authority-to-interfere-in-inner-church-affairs-–-expert-on-turkish-studies.html

    1. Armenpress’ te yer alan habere göre, Ermenistan DİB Edward Nalbandian New York’ ta 17Mart’  ta yaptığı görüşme sırasında, BM Genel Sekreteri Antonia Guterres’ in sığınmacıları kabulü ile ilgili olarak Ermenistan’ ı takdir  ettiğini  bildirdi….BM Genel Sekreteri Antonia Guterres, ‘ 25 Yıllık üyeliği süresince Ermenistan’ ın BM’ deki bütün faaliyetlere  aktif biçimde katıldığını, girişimlerde  bulunduğunu  ve  sığınmacılara ev sahipliği hususunda gösterdiği gayretleri belirterek  takdirlerini  sundu…

    http://www.armenpress.am/eng/news/883092/un-chief-guterres-appreciates-armenia’s-efforts-on-hosting-refugees.html

    1. Ermeni Radyosu ve Armedia’ da yer alan haberin  başlığı : “  Ermenistan’ ın  Eurovision  şarkısı ‘ Benimle Uç’  yayımlandı.”  Haberin Özeti : “  Şarkı, Lilith ve  Levon Navasardyan tarafından oluşturuldu, metin yazarları Avet Barseghyan ve David Tserunyan.  Habere  şarkının bir videosu da  dahil edilmiş….
    1. Panarmenian.net ve Massispost’ a göre,  Tatra Kamyon Üretim Ermenistan’ da üretim  yapacak. Tatra Üretim ile Gazprom Ermenistan’ ın  Zenon LLC  firması arasında  imzalanan bir  memorandum ile  Ermenistan’ ın Kotayk  bölgesinde bir  fabrika tesis etmeye karar  verdiler…. Tatra, bir  Çek  motorlu araç imalatçısı.
    1. Massispost.com, Aurora hikayesinin  Türkçe  basımının yapıldığını bildiriyor.  Haber Özeti : “Ermeni <sözde> soykırımını işleyen  söz konusu hikaye  uzun zamandır unutulmuştu. Anthony Slide tarafından yayına tekrar hazırlanan, Atom Egoyan tarafından  önsözü yazılan ve  çeşitli açıklamalar  dahil edilen  kitabın orijinal adı  ‘Gasp Edilen Ermenistan ve Aurora Mardiganian’ ın Hikayesi’.  Uzun  metrajlı ‘ Ruhların Mezatı’  filminin  senaryosu  bu hikayeden yazılmıştı…. Aurora, 1915 yılında Osmanlı  İmparatorluğu’ nda  Ermenilerin tehciri sırasında  Çemişgezek’ li 14 yaşında  bir kız çocuğudur. Aurora Mardiganian’ ın,   Ermenilerin  uydurdukları <sözde>  soykırım hikayelerine  tanık olduğu  iddia ediliyor…..
    1. Massispost’ a göre; Aurora  Girişimi,  Orta Doğu’ dan öğrencilere  Ermenistan Amerikan Üniversitesi’ nde bu yıldan başlamak  ve 2023 yılında  sona ermek üzere  öğretim görmeleri için  1 milyon dolar tahsis  etti…
  • Çanakkale geçildi mi?

    Çanakkale geçildi mi?

    Çanakkale Zaferi’nin 102. yıldönümü vesilesiyle çok güzel paylaşımlara rastladım sosyal medyada.

    Bu çerçevede ben de bazı paylaşımlar yaptım.

    Bu paylaşımları bir makale olarak yayınlamanın hiç kimseye zararı olmaz herhalde.

    Okuyanlar için tekrar olsa da okumayanlar için ilginç olacağını düşünüyorum…

    *

    Çanakkale 1915 Köprüsü’nün temelinin atılmasından hareketle; “Çanakkale geçilmez diyorlardı, geçtik” diye yorum yapanlar varmış sosyal medyada.

    Başbakan Binali Yıldırım’ın, açıkladığı geçiş ücretinden hareketle “Çanakkale geçilmez diyorlardı 15 Euro+KDV’ye geçeceğiz” diyenler de çıkmış.

    Bildiğim kadarıyla “Çanakkale geçilmez” sözü, düşmanlar için söylenmiştir; siz düşman tarafta mısınız ki; bu lakırdıyı rahatça edebiliyorsunuz efendiler.

    Çanakkale’yi geçilmez kılan 100 bin şehidin manevi hatırasına hakaret ettiğinizin farkında değil misiniz yoksa?

    Unutmayın; emperyalistlerin, sömürge ülkelerinden topladıkları yüz binlerce kişiden oluşan ordularla ve dünyanın en yenilmez armadalarıyla geçemedikleri Çanakkale’yi, bugün eğer 10-15 EURO’ya özgürce geçebilecek duruma gelmişseniz, bunu, bir asır önce gövdelerini düşman mermilerine siper edip Çanakkale’yi geçilmez kılanlara borçlusunuz.

    Özetle; sizin Çanakkale’yi geçiş ücretiniz, bir asır önce kanla ve peşin olarak zaten ödenmişti gereksizler!

    Bedeli Çanakkale’de Kanla Ödenen Kamyon Lastikleri

    Yukarıdaki yorumu yaptığım sırada aklıma o meşhur hikaye tekrar geldi:

    Komutanlarının emri üzerine lastik almak üzere İstanbul’a gelen zabit adayı Mehmet Muzaffer, ödenecek parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye’ye gider.

    Yazıyı okuyan yarbay, “Ne alınacak? diye sorar. “Oto ve kamyon lastiği” cevabını alınca kızarak,“Bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak para bulamıyorum, sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Hadi yürü git insanı günaha sokma. Para mara yok!” der. Mehmet Muzaffer, Erkan-ı Harbiye’den çıkar. Beyazıt Meydanı’nda yürürken aklına bir çözüm gelir. Doğru Yahudi tüccarın yanına gider. Paranın sabaha hazır olacağını, gemiye yetiştirmek için lastikleri erkenden alacağını söyler. Bütün gece çini mürekkebi ve boya ile 100 kaime taklit eder. Kahraman asker, ‘Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.’ ibaresi yerine ise Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.’ yazar. Tüccardan alınan lastikler Çanakkale’ye gider. Birkaç gün sonra Yahudi tüccar Osmanlı Bankası’nda parayı bozdurmaya gidince sahte olduğunu öğrenir. Üstelik o dönemde en büyük para 50 kaimedir. Mehmet Muzaffer, bir gecede iki sahte para yapamayacağı için 50 kaimeye benzeterek yüzlük kaime yapmıştır. Yahudi tüccar olayı büyütmek istemez ama hikaye tüm İstanbul’a yayılır. Şehzade Abdülhalim Efendi, lalasını göndererek, tüccardan parayı aldırır, zarif sedef kakmalı, içi kadife bir mücevher çekmecesine yerleştirir ve İstanbul Polis Okulundaki Emniyet Müzesine hediye eder. Çanakkale’de bedeli ödenen 100’lük kaime, günümüzde AnkaraGölbaşı’ndaki Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü bünyesindeki Belge İnceleme Laboratuvarı’nda koruma altında tutulmaktadır(*).

    Umarız 15 Temmuz kalkışması sırasında Gölbaşı’ndaki polis merkezine yapılan bombardımanda 42 Özel Harekat Polisiyle birlikte bu kıymetli evrak da şehit olmamıştır.

    Şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmetler diliyorum.

    Siperlerde Düşmanına Konser Veren Mehmetçik! 

    18 Mart Günü Habertürk’de gazeteci yazar Erol Mütercimlerden dinledim hadiseyi.

    Anlam itibarıyla ve özetle şöyleydi anlattıkları:

    Çanakkale kara savaşlarında siperler birbirine o kadar yakındı ki; iki taraf birbiriyle konuşuyor, elleriyle fırlatmak suretiyle yiyecek, içecek ve sigara alışverişi bile yapıyorlardı.

    Türk mevzilerinde çok güzel sesli bir Mehmetçik vardı ve karşılıklı ateşin kesildiği anlarda bir güzel Türkü tutturuyor, onun söylediği Türküleri sadece arkadaşları değil, düşman mevzilerindeki askerler bile dinliyordu.

    O Mehmetçik bir gün karşıdan gelen kurşunla şehit düşmüştü.

    Birkaç gün sonra karşı siperlerden küçük bir taşa sarılmış vaziyette bir pusula geldi.

    Pusulada “Türkü söyleyen Mehmetcik soruluyor, neden müzik yapmadığı ve kendisini dinlemek istedikleri” yazıyordu.

    Bizim siperlerden atılan cevabi pusulada ise şu not yazıyordu: “Siz, iki gün önce o arkadaşımızı öldürdünüz!”

    Çanakkale Savaşları’nın bir de böyle dramatik ve insani yönü vardır efendiler.

    General Muray ve Çanakkale

    Bir kitapta okumuştum; Çanakkale savaşına katılan Fransız General Muray, savaştan çok sonraki zamanların birinde bir grup Fransız ile birlikte savaşın cereyan ettiği bölgeyi ziyaret etmek için Gelibolu’ya gelmiştir.

    Artık çok yaşlanmıştır ve bölgede görevli bizim askerlerin yardımıyla ancak çıkabilir dik yamaçlardaki siperler bölgesine.

    Siperlerin başında, kafilesindeki Fransızlara anlam itibarıyla şu konuşmayı yapar:

    “Savaşın en şiddetli yaşandığı günlerden biriydi. Çatışma ve karşılıklı ateş kesildikten sonra çatışma bölgesini geziyordum. Baktım siperlerden birinde iki asker vardı ve ikisi de yaralıydı. Birisinin yarası daha ağır olmalıydı. Daha hafif yaralı olanı, kendi üzerindeki elbiseden kopardığı parçalarla ağır yaralı olanın yarasını sarıyor, kendi yarasından akan kanı ise yerden almış olduğu toprağı bastırarak durdurmaya çalışıyordu! Bunu yapan bir Türk askeriydi. Peki daha ağır yaralı olan asker kimdi biliyor musunuz? Evet, o bir Fransız askeriydi. Türk askeri, kendi yarasına toprak bastırırken, elbisesinden kopardığı parçalarla, düşmanı olan ve kendisini öldürmeye azmetmiş bir Fransız askerinin yarasını sarıyordu. İşte ben bu sebeple Türk askerine çok büyük saygı duyuyorum beyler…” 

    Kâmil Onbaşı

    Birinci Dünya Savaşı, Türk Milleti’nin tarih boyunca en çok kayıp verdiği savaştır ki; bu savaş, “Anadolu’da her evden bir şehit verilen savaş” olarak nitelendirilmektedir.

    Çok can yakıcı ve dramatik hadiseler yaşanmıştır bu savaş sırasında.

    Merhum Dedem (babamın babası) Ömerpaşaoğlu Mustafa, Filistin cephesinde şehit düşmüştür bu savaşta.

    Bizim köylü Kâmil Onbaşı (Kara Kâmil) ise, Irak Cephesinde Ali İhsan Sabis Paşa’nın kumanda ettiği orduda savaşırken İngilizlere esir düşmüş ve rivayete göre Hindistan’da dört yıl esir hayatı yaşadıktan sonra ancak gelebilmiştir köye.

    Kardeşi Hamdi Efendi (Hamdi Hoca) ise yine Irak Cephesinde, Bağdat’ta askerlik yaptığı sırada nedense kaçmış ve tam 130 günde gelebilmiştir köye.

    Ali Efendi (Curanın Ali) de öyle; Mekke’de Ecyad Kalesi’nde veya Ceruh Kışlası’nda asker iken nedense kaçmış ve altı ayda ancak ulaşabilmiş köyüne.

    Çanakkale Savaşı ise gidenlerin bir daha geri dönemediği savaş olarak tarihe geçmiştir.

    Benim küçücük köyümden bile en az 7-8 şehit vardır Çanakkale’de ki; bunların bazıları kardeştir.

    Birkaç yıl öncesiydi, bir hemşeri grubuyla otururken yine Çanakkale Savaşı konu edildi ve bir arkadaşımız dedi ki; “Savaş patlak verince dedem ve kardeşi olan büyük amcam tüfeklerini kuşanmışlar, azıklarını almışlar, atlarına atlayıp gitmişler. Gidiş o gidiş; bir daha dönmemişler..”

    Arkadaşın söyledikleri, tıpkı Yaşar Kemal’in söylediği gibi değil mi;

    “O iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler”

    Osmanlı’nın Torunu Olmak 

    Çanakkale Zaferi, Osmanlı’nın Son Zaferi, Yeni Türkiye’nin ise ilk zaferidir.

    Çünkü, Türk’ün istiklal mücadelesi, Çanakkale’de başlamış, İnönü, Sakarya, Dumlupınar’la devam etmiş ve nihayet 9 Eylül 1922 günü İzmir’de sona ermiştir.

    Yani Çanakkale, bir yanıyla Milli Mücadele’nin ilk merhalesi, ilk muharebe alanıdır.

    Çanakkale Savaşı’nı verenlerle, Milli Mücadeleyi verenler aynı subay kadrosu ve aynı neferlerdir.

    Cumhuriyeti kuranlarla, Çanakkale Zaferi’ni ve Milli Mücadele’yi kazananlar aynı kişilerdir.

    Bu sebeple, Cumhuriyete düşmanlık edenler, büyük bir aymazlık içindedirler.

    Ülkemizdeki Cumhuriyet düşmanlarının en önemli argümanlarından birisi de “Ben Osmanlı torunuyum” argümanıdır.

    Oysa gerçekte onların nineleriyle Osmanlı hanedanının erkeklerinin hiç bir yakın ilişkisi olmamıştır ki; Osmanlı’nın torunu olsunlar.

    Cibilliyetinden ve nesebinden emin olmayanlar ya da büyük dedelerini övünmeye ve övmeye değer bulmayanlar, ancak kendilerini başkalarının, daha doğrusu daha ünlü birilerinin torunu olarak göstermeye çalışırlar.

    Bu tarih boyunca böyle olmuştur.

    Mesela ünlü Timur Lenk de Cengiz Han’ın soyundan gelmediği halde, Cengiz Han’ın soyundan gelmiş gibi kendisine sahte bir soy kütüğü uydurmuştur.

    Gelin görün ki; han soyundan gelmediği için hep Emir unvanıyla anılmış ve kendi meşruiyetini kabul ettirmek için yanında sürekli olarak Cengiz Han soyundan gelmiş bir adam bulundurmuştur.

    Bu sebeple ısrarla “Ben Osmanlı’nın torunuyum” diyerek böbürlenenlerin soyunu, gidin araştırın, bunların bazılarının Osmanlı döneminde yaşayan dedeleri ya asker kaçağıdır, ya eşkıyadır, ya da tıpkı kendileri gibi, vaktiyle rejime başkaldırmış birer isyankâr veya bu tür adamlara hizmet eden maraba hükmündeki kıytırık adamlardır.

    Ataları, dönme ve mühtedi olanlar bile vardır bunların içinde.

    Öyle ya; şimdiye kadar Anadolu’da bilinen anlamda bir soykırım yaşanmadığına göre; Anadolu’nun kadim halkları acaba nereye gittiler?

    Yoksa onların soyu, farklı etnik kimliklerle ve farklı inançlarla aramızda hâlâ yaşıyor mu?!

    Neden olmasın?

    Bu adamlar galiba, Osmanlı’yı sadece Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’dan ibaret sanıyorlar.

    Oysa unutulmasın ki; Deli İbrahim, Deli Murat (5.Murat) ve Hain Vahidettin de birer Osmanlı idiler…


    (*)

  • Agona kelimesini hiç duydunuz mu?  … Prof. Dr. Ata ATUN

    Agona kelimesini hiç duydunuz mu? … Prof. Dr. Ata ATUN

    Agona kelimesini hiç duydunuz mu?

    Rumlarda ve Yunanlılarda hayal gücü bayağı gelişmiş durumda. Bir takım olmayacak hayallere inanıyorlar ve gerçekleşmesini bekliyorlar. Bazen de gerçeklerden inanılmaz uzaklaşıyorlar.

    Aramızdaki Rum dostları ve Rum hayranları iyi bilecek, Rumların veya da yeni uyduruk tanımlamayla, “Rumca konuşan Kıbrıslılar”ın ve Yunanlıların kullandıkları bir AGONA kelimesi var. AGONA’nın – tanımı (Ο μεγαλύτερος στόχος) En büyük hedef!!

    Gerçekte Rumlar kendilerini “Rumca konuşan Kıbrıslılar” olarak tanımlamamaktadırlar.
    “Türkçe konuşan Kıbrıslılar” tanımı, aramızdaki bazı Rum hayranlarının ve kendilerinin “Türk” olduklarına inanmayan bazı kişilerin, atalarımızın Anadolu’dan gelerek bu adaya yerleştiğini unutarak uydurdukları bir tanımlamadır.

    Kıbrıslı Rumlar AGONA’yı (ağona olarak okunur) Direniş Mücadelesi EOKA ile eş bir ifade olarak kabul ederler ve bunu ifade etmek için kullanırlar. Gerçek Kıbrıs halkının, yani Rumların Yunanistan’la birleştirecek özgürlük Mücadelesi anlamını taşımaktadır AGONA. Bu mücadele ve hedef içerisinde Türklere, Kıbrıslı Türklere ve Türkçe konuşan Kıbrıslılar’a hiçbir yer yoktur.

    Hayal kurmakta benzerleri olmayan Rumlara göre KIBRIS, Haçlı seferlerinin başını çeken İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard’ın Kıbrıs’ı fethettiği ve Bizanslılardan aldığı 1190 yılından itibaren, Kıbrıs’ın AB’ye kabul edildiği 1 Mayıs 2004 yılına kadar, tamı tamına 814 yıl, hiç özünü, dinini, inancını ve kültürünü yitirmeden hep bu Enosis mücadelesi içinde olmuş ve Yunanistan’la birleşeceği özgürlük günü için mücadelesinden hiç vazgeçmemiştir. 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliğine kabul edilmeleriyle endirekt olarak Yunanistan ile bağlarının oluştuğuna ve Enosis’in yarı yarıya gerçekleştiğine inanmaktalar. Bu nedenle de beyinlerinde ve ruhlarında “AGONA kelimesi “Mücadele” ile eşdeğerdir ve Kıbrıs’ın tümü ile Yunanistan’a bağlanarak özgürlüğe kavuşması anlamını taşımaktadır.

    Hatta 814 yıllık mücadele süreci içinde “Kıbrıs Rum halkı”nın çok zor koşullarda yaşatılmasına rağmen mücadeleden hiçbir ödün vermedikleri ve ENOSİS inancını da asla yitirmedikleriyle övünür “Rumca konuşan Kıbrıslılar”. Özgürlük özleminin KIBRIS Yunan halkının yüreğinden hiçbir zaman dönmediğinin nedeninin bu Direniş ve mücadele olduğuna inanırlar.

    “Rumca konuşan Kıbrıslılar” asırladır işgalcilerin baskıları ve zulmü altında kaldıklarından dolayı bir türlü AGONA mücadelesini yerine getiremediklerinden bahsederler. 1878 yılından itibaren EOKA’yı faaliyete geçirdikleri 1955 yılına kadar çok barışçıl yöntemlerle İngilizlerden özgürlüklerini ve Yunanistan’la birleşmeyi talep ettiler ama hep sonuçsuz kaldı bu talepleri. Kıbrıs adasının hala Yunanistan’ın kurtarılamadığı bir parçası olduğuna inandıklarından bu parçayı birleştirmek ve Enosis’i gerçekleştirmek için 1 Nisan 1955 tarihinde silahlı mücadelelerini yani AGONA’larını başlattılar.

    Fakat işin garip tarafı “Rumca konuşan Kıbrıslıların” en Büyük hedefleri (Ο μεγαλύτερος στόχος), yani Agona’ları başka, Yunanlıların ki başkadır.
    Kıbrıslı Rumlar AGONA’sı EOKA Mücadelesi ve Kıbrıs’ın tamamının ele geçirildikten sonra da Yunanistan ilhakı yani ENOSİS (ένωσης) iken Yunanlıların hedefleri İstanbul’u (κωνσταντινουπολη) fethetmek ve Megali İdea haritasında belirtildiği gibi Batı Anadolu’yu da ele geçirmek ve Yunanistan’a bağlamaktır. Açıkça Büyük Bizans’ın (Βυζάντιο) hayalini kurmaktalar. Bu uğurda, İstanbul’un fethedildiği 29 Mayıs 1453 tarihinden itibaren Ortodoks papazlar, İstanbul’un tekrar geri alınmasına kadar “Ayaküstü” (dikey) gömülmektedir.

    Cumhurbaşkanı Akıncı, daha çok bekler Rum Temsilciler Meclisinin ENOSİS Plebisitinin ilk ve orta eğitim okullarında anılması yasasının geri alınmasını. Rumlar bu yasayı Mecliste geri almaktansa sulandırmak ve göz boyayıcı kararlar alarak Kıbrıslı Türkleri uyutmak yolunu seçeceklerdir.

    Prof. Dr. Ata ATUN
    e-mail: [email protected] veya [email protected]

    Facebook: AtaAtun1

    20 Mart 2017

  • Referandum gecikilmeden milli güvenlik ve birlik bütünlük bahane edilerek rafa kaldırılmalıdır

    Referandum gecikilmeden milli güvenlik ve birlik bütünlük bahane edilerek rafa kaldırılmalıdır

    Değerli Dostlar,

    Şu “evet/hayır” kampanyasından gına geldi artık. Evde, işde, sokakta, arkadaş sohbetinde bu mevzu iyice bıkkınlık getirdi ve işin tadı kaçtı.

    “Evet” cenahı, ısmarlama bir “emir-komuta” zinciri içerisinde, mevzunun ayrıntılarını bilmeden ya da bilse de derinine inmeden, eski devrin yanlışlarını yeni devrin tüm hatalarının üstüne bir battaniye gibi örterek, mevcut iktidarın kendilerine bahşiş gibi dağıttığı, çoğunun rüyasında bile göremeyeceği ve aslında hak etmedikleri, dünyavi nimetlerin daha fazlasına sahip olmak, bazıları da mevcudu muhafaza etmek ve bir “kaza taşına” rast gelmemek üzere, işin savunmasını, saldırgan bir üslupla, yapmaya çalışıyor. Hırsları, mütedeyyin Müslümanları ve sade vatandaşları dahi ürkütüp “kararsız” bir hale getiriyor ama farkında bile değiller.

    “Hayır” cenahı, doğrudan doğruya değiştirilmesi teklif edilen maddeler üzerinden işi izaha kalkıyor ama, halkın büyük çoğunluğunun, gerçekler hakkında ilgisiz ve bilgisiz olduğunun, mevcut iktidarın ayırımcı ve kayırımcı ve de “dürüst, makul ve iyi niyetli” sıradan insanları ürkütücü uygulamaları ile, gelişen ve gelişmekte olan olaylara; “ölmüş eşek kurttan korkmaz” yaklaşımıyla baktığının farkında olmadan çırpınıyor.

    Kanaatim odur ki; “hayır” çıkarsa, Hükümet kendisine bir çeki düzen verecek, tek parti iktidarları dönemini mumla aratan ve halka tepeden bakan, makam ve mevkisinin hakkını vermekten aciz olmakla birlikte, vatandaşla aralarına, “güvenlik” bahanesiyle bariyerler koyan, rüşvet ya da iltimas olmadan görevini yapmayan, vatandaş ile devletin arasını açmakta bir beis görmeyen bürokratik oligarşinin de kendisine bir çeki-düzen vermesini sağlayacaktır. Sistem, içindeki Feto artıklarını ve benzeri devlet-millet düşmanı bölücü hempaları temizleyecektir. Başka türlü iktidarını sürdürmek ve bir daha iktidar olmak şansını temelli kaybedecektir.

    “Evet” çıktığı takdirde ise, olacakları ise tahmin dahi edemiyorum. En kötümser ihtimalle; yeniden bir “vatan cephesi” safsatası türeyecek; tüm medya, her gün tüm medya araçlarında ve kanallarında, Hükümete biat edenleri ilan edecek, Hükümete muhalefet edenlerin de başlarının nasıl ezildiğini, aynı şekilde, ilan ederek taraftar (!) toplamayı sürdürecektir.

    Bence, halkı bölen ve kutuplaştıran bu “referandum” gecikilmeden, “milli güvenlik ve birlik bütünlük” bahane edilerek rafa kaldırılmalıdır.

    Sayın Cumhurbaşkanı, kendi kabiliyeti ile, ülkeyi bir “Başkan” sıfatıyla yönetebilmekte, millet de muhalifi ve muvafıkı ile, yapılan yatırımlar ile kıvanç duymakta, ülkenin refahını arttırmak için gösterilen gayreti de takdir etmektedir. Bu durumun 2019 yılından sonra da değişebileceğine dair somut bir gelişme ortada görünmemektedir. Bu durumun da dikkate alınmasını umuyorum.

    Saygılarımla
    ZEKI SAHIN ([email protected])

  • Hollanda’ya Ekonomik Yaptırım Uygulanırsa Kim Zarar Görür?

    Hollanda’ya Ekonomik Yaptırım Uygulanırsa Kim Zarar Görür?

    Ülkelerarası ilişkilerde belirleyici en önemli faktör ekonomik güçtür. Ekonomik bağımsızlık  yoksa siyasi bağımsızlıktan söz edilemez.  Hollanda ile gerginleşen ilişkileri  bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Hollanda Türkiye ilişkileri, 400 yıllık geçmişe dayanır. İlişkiler ilk elçinin Osmanlıya gönderildiği 1612 yılına kadar geriye gitmektedir. İki ülke de  Avrupa Konseyi ile  NATO’ya üyedir. Hollanda’da  yabancılar arasında  Türkler 397.600 kişiyle ilk sıradadır. Daha sonra 386.100 kişiyle Faslılar gelmektedir.

    Hollanda ve Türkiye, siyasi gerginliğe feda edilemeyecek iki önemli ekonomik  ortaktır.  Geçen yıl Hollanda’ya  ihracatımız 3.6 milyar dolar olmuştur. Toplam ihracatımız  içindeki payı yüzde 2.5 olup sıralamada 11’ncidir.  İthalatta Hollanda   3 milyar dolar ile  17’ncidir ve  dış ticaretimizin fazla verdiği ender  AB ülkelerinden biridir.

    Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye içinde Hollandalı firmaların payı yüzde  15,8’dir. Son 14 yılda bu ülkeden 22 milyar dolarlık yatırım gelmiştir. İkinci sırada  11.2 milyar dolarla  ABD gelmektedir. Avusturya 9.8 milyar dolarla 3’üncüdür.  İngiltere  dördüncü, (9.5) Lüksemburg beşinci (8.9), Almanya 8.7 milyar dolarla 6’ncıdır.  Türkiye’de  2500  civarında Hollanda firması vardır. Hollanda’da ise 23 bin Türk girişimci faaliyet göstermektedir

    Geçen yıl Hollandalı firmalar Türkiye’ye  956 milyon dolar yatırım yapmıştır. Bu kapsamda  Petrol Ofisi,  Hollanda enerji şirketi Vitol tarafından satın alınmıştır ama  satış işlemler henüz  tamamlanmamıştır.  Petrol Ofisi’nin satışının gerçekleşmesi için  EPDK ve Rekabet Kurumu’nun onayı gerekmektedir.Vitol şirketinin temsilcileri, 1 milyar 368 milyon Euro’luk bir anlaşmanın söz konusu olduğunu belirterek  alıcı ile satıcının anlaştığını açıklamışlardır.

    Hollanda, Türkiye’ye en çok turist yollayan 6’ncı ülkedir. Hollanda’dan ortalama yılda 1 milyon turist gelmektedir.  Geçen yıl gelen turist sayısı 915 bindir. Hollanda’nın yabancı turist pazarındaki payı yüzde 3.6’dır.

    Hollanda, borçlu olduğumuz ülkeler arasında 16.7 milyar dolarla ilk, kısa vadeli borçlarda ise 2,25 milyar dolarla ikinci sıradadır. Türk özel sektörünün toplam borcunun Ekim 2016’da  207 milyar doları uzun, 17 milyar doları  kısa dönemli olmak üzere 224 milyar dolar olduğu düşünülürse, Hollanda’nın önemi ortaya çıkar.

    Türkiye ile Hollanda arasındaki  ekonomik ilişkiler  karşılıklı  bağımlılık gösterirken, bu ülkeye ekonomik yaptırım uygulanamaz.  Eğer siyasi kriz ekonomik  yaptırımlara dönüşecek olursa, bundan  Hollanda’dan çok Türkiye zarar görür ve  Türkiye için bir talihsizlik olur.

    Bu konuda 1982 yılında Turgut Özal’ın direktifi ile DPT AET Dairesini (AB Genel Müdürlüğü) kuran bir öğretim üyesi  olarak bir anımı paylaşmak istiyorum. Fransa, o dönemde  sözde Ermeni soykırımını devamlı gündeme getirdiği için Başbakan Bülent Ulusu  Fransa’ya ekonomik yaptırım uygulamamız konusunda DPT Müsteşarı Yıldırım Aktürk’e talimat vermiş, Yıldırım Bey de bizim Daireyi görevlendirmiştir.

    Biz Daire olarak bir inceleme yaptık. İki önemli kurumumuz (Renault ve Tülomsaş) Fransa’dan ithalat yapıyordu. Eğer ithalatı  azaltırsak  bindiğimiz dalı kesecektik. Fransa’dan ithalatı kesmek, bir yaptırım olmayacaktı. Çünkü Fransa’nın toplam ihracatı içinde Türkiye’nin payı çok azdı. Bunun üzerine AB’den demir çelik ürünlerine yüzde 15 fon getirildi. Bu da gümrük birliğine aykırı olduğu için daha sonra kaldırıldı. Ayrıca fon uygulandığından  ithal demir çelik ürünleri pahalılaşmış, buda Türkiye’nin uluslararası piyasada rekabet  şansını azaltmıştır. Özetle, ekonomik yaptırım bir işe yaramamış, bir süre sonra da kaldırılmıştır.

    Hollanda ile gerginleşen ilişkiler, Avrupa Birliği ile ilişkilerimize olumsuz yönde yansımaktadır.

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu  geçen hafta  24 TV’de katıldığı programda Türkiye’ye vize serbestisi sağlanmadığına işaret ederek, AB ile imzalanan mülteci anlaşmasının iptal edilebileceğini  açıklamıştır. Strasbourg’da  temaslarda bulunan AB Bakanı Ömer Çelik de yaptığı açıklamada mülteci anlaşmasının devam etmesi için bir neden olmadığını söylemiştir.

    Maliye Bakanı Naci Ağbal  Konya’da katıldığı bir toplantıda “Gelişmeler, misliyle karşılık vermemiz gelişmeler. Hükümet olarak da bu konuda son derece kararlıyız’’  demiştir ama sanırım ekonomik yaptırımı kastetmemiştir. Buna karşılık  Başbakan Yardımcısı  Numan Kurtulmuş, Hollanda’ya ekonomik yaptırımlar uygulanabileceğini dile getirmiştir: “Siyasi yaptırımlarla başladık arkasından ekonomik alanda başka yaptırımlar da gelebilir.”

    Başbakan Yarımcısı Nurettin Canikli ise şu açıklamayı yapmıştır: Avrupa rüyası artık bitmiştir, Avrupa’da çöküş başlamıştır…Avrupa dağılma sürecine girmiştir.”  Buna karşılık  Maliye Bakanı Ağbal AB ile ekonomik ilişkilerin artarak devam edeceğini  açıklamıştır: ”Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ekonomik ilişkiler önümüzdeki dönemde daha artacak ve gelişecek.”

    TÜSİAD Genel Sekreteri Bahadır Kaleağası, Avrupa Birliği ile  ciddi bir kriz olasılığı var görüşünü şöyle dile getirmiştir: “Avrupa’yı bize düşman olarak görmek, birtakım olaylardan dolayı Avrupa’nın bize düşman olduğunu düşünmemek gerektiğini düşünüyorum.” Bir dönem Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunduğum İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu siyasi ve ekonomik bakımdan önemli birer müttefik olan Hollanda ve Türkiye arasındaki ilişkilerin en yakın zamanda düzeltilmesinin  iki tarafın da yararına olacağını söylemiştir.

    AB’nin ve bazı AB hükümetlerinin kriz sürecinde Hollanda tarafında yer alması, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilere olumsuz yönde yansımıştır. Bunda, Avrupa Birliği’nin  istenen ilerlemenin sağlanamadığı alanlarda Türkiye’ye tam üyelik müzakereleri çerçevesinde verilen mali yardımları durdurması da etkili olmuştur.

    AB Komisyonu’nun Komşuluk Politikası ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn, hukuk devleti gibi ilerleme sağlanamayan alanlarda yardımın durdurulduğunu  açıklamıştır.  2014-2020 yılları arasında Türkiye’ye verilecek yardımın 4 milyar 450 milyon Euro olarak planlandığını, ancak bunun sadece 167 milyon 300 bin Euro’sunun ödendiğini  açıklamış, “Türkiye şu sıralarda ne yazık ki Avrupa yolunda ilerlemiyor, tam aksine Avrupa’dan uzaklaşıyor” demiş, müzakerelerin fiilen durma noktasında geldiğini belirtmiştir. Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın Nazi uygulamaları benzetmesini de eleştirmiştir: “Türkiye’nin yaptığı Nazi benzetmeleri kesinlikle kabul edilemez ve absürt.”

    Gerilen ilişkiler karşısında Avrupa Komisyonu Eski Başkan Yardımcısı Günter Verheugen ise,  “Avrupa Birliği taahhütlerine sadık kalmalı ve Türkiye’ye yeniden güvenilir bir üyelik perspektifi sunmalı. Buna karşın Türkiye ise, kendi iç sorunlarını, hukuk devleti ve demokratik olarak, sağlıklı bir şekilde çözmeli” demiştir.

    Sonuç olarak, AB üyesi ülkeler kriz sürecinde Hollanda’nın arkasında durmuş olsalar da pireye kızıp yorganı yakmamak gerekir.

    Lahey Büyükelçisi  Sadık Arslan Eskişehirlidir

    Hollanda ile gerginleşen ilişkilerden sonra Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Sadık Arslan’ın Ankara’da olduğu ve  Beştepe Külliyesi’nde  görev yaptığı  açıklanmıştır. Arslan, 15 Aralık 2013 tarihinde bu göreve   atanmıştır. Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliği’nin internet sitesinde büyükelçi olarak  Aslan görünmektedir. Aslan’ın  geçen yıl Kasım ayında Ankara’da  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanlığı görevine getirilmiştir.

    Sadık Arslan’ın Lahey Büyükelçiliğindeki özgeçmişi  şöyledir: Sivrihisar 1 Ocak 1968 doğmludur.  Öğrenim: Lisans, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi,1988; Yüksek Lisans Anadolu Üniversitesi  İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat, 1990;  Yüksek Lisans (Siyaset Bilimi), Marquette Üniversitesi, Wisconsin/ABD, 1995; Oxford Üniversitesi (Diplomatik Etütler), Foreign, Service Programme, St. Edmund Hall, İngiltere, 2006; Doktora (İktisat), Sosyal Bilimler Enstitüsü, Anadolu Üniversitesi, 2007.

    Sadık Arslan SBF mezunudur ama  aynı zamanda  Anadolu Üniversitesi  mensubudur.

    Kendisi Anadolu Üniversitesi’nde iken, İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Anabilim Dalı Başkanı olarak  bana Dışişleri Bakanlığı meslek sınavını  kazandığını, bir tercih yapması gerektiğini sormuştur. Ben de,  Dışişleri Bakanlığı sınavını kazandığı için bu fırsatı değerlendirmesi gerektiğini söyledim. Sadık Arslan da tercihini bu yönde yapmış ve Lahey Büyükelçiliğine kadar yükselerek başarılı bir kariyere ulaşmıştır. Cumhurbaşkanlığında görev yaptığını yakın bir zamanda  Ankara’da bir arkadaşımdan öğrendim ve yıllar sonra kendisiyle telefonda görüştüm.

    Almanya’nın Çifte Standardı:  PKK Şovuna İzin Verildi

    Almanya, Demokratik Kürt Toplum Merkezi  tarafından  Frankfurt’ta düzenlenen Nevruz etkinliklerinde terör örgütü PKK’nın şov yapmasına izin vererek bir çifte standarda daha imza atmıştır. Türkiye  karşıtı etkinlikte  PKK yandaşları yasak olmasına rağmen PKK flamalarıyla Alman polisinin gözü önünde ve korumasında gösteri yapmıştır.

    Almanya, Türkiye’ye yıllardır çifte standart uygulamaktadır.

    Geçen yıl Köln kentinde Kürt Festivali adı altında düzenlenen miting, terör örgütü PKK’nın şovuna dönüşmüş, 31 Temmuz’daki Demokrasi Mitingi’ne Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın video konferansla bağlanması Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla engellenmişti. Almanya, terör örgütü PKK’nın mitinginde Cemil Bayık’ın görüntülü mesajının yayınlanmasına izin vererek bir skandala yol açmıştır. PKK, Almanya’da 22 Kasım 1993 tarihinden bu yana terör örgütü olarak kabul edilmektedir.

    PKK bayraklarının ön planda olduğu, Öcalan lehine sloganların atıldığı mitinge, Avrupa turunda olan terör örgütü PYD/YPG’nin Eşbaşkanı Salih Müslim ve HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da katılmıştır. Almanya böylece Demokrasi Mitingi’nden 5 hafta sonra terör örgütü olarak kabul ettiği PKK’nın lider kadrosu ve yandaşlarına mesaj izni vermiştir. Mitingde, terör örgütü üyelerinin Öcalan resimlerinin yanı sıra PKK ve YPG bayrakları da yer almıştır.

    Almanya, son gelişmeler üzerine 10 gün önce terörist başı Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları ile YPG’nin de dahil olduğu terör örgütü PKK’ya yakın grupların bayrak ve flamalarını yasakladığını açıklamıştır.

    Türkiye’nin tüm ikazlarına rağmen Almanya’nın bu tutumunu Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın şöyle eleştirmiştir: “Türk milletinin seçilmiş temsilcilerinin vatandaşlarımızla buluşmasının tehlikeli olduğunu iddia edip, teröristlere meşru aktör muamelesi yapmanın izahı mümkün değildir. Yapılanlar açıkça teröre destek olmaktır.”

    Sevgili Okurlar,

    100 bin Türkün yaşadığı Köln Büyükşehir Belediye Meclisi 14 Mart’ta Lehmbacher Weg Mezarlığı’na bir Ermeni  soykırım anıtı dikilmesine  izin vermiştir.  Başkan Henriette Reker, kararın oybirliğiyle alınmasını olumlu  karşıladığını açıklamıştır. Bu konuyu ayrı bir yazımda ayrıntılı olarak ele alacağım.

    Çanakkale  zaferimizin 102’nci  yıldönümünde 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferini kutlar, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere ebediyete intikal etmiş tüm kahraman şehitlerimizi rahmetle anarım.

    “Milli benliğini yitirmiş uluslar, başka milletlerin avıdır.”

    M. Kemal Atatürk

  • DOĞU VE BATI ARASINDA TÜRKİYE

    DOĞU VE BATI ARASINDA TÜRKİYE

    Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan, 16 Nisan referandumunda “evet” oyunu yükseltmek için kimi Avrupa hükümetinin, Türk hükümeti yetkililerinin konuşma yapmalarını engelleyen provokatif yasaklarını kullanıyor.
    Avrupa genelinde kışkırtılan Müslüman karşıtı histeriye dikkat çekiyor, referandumu Müslüman ve Türk karşıtı nefretin hedefi gibi sunuyor.
    Bir taraftan R.T.Erdoğan ve hükümeti üyelerinin,diğer taraftan Avrupa siyasetçilerinin hakaretleri küresel medyalar arasında değiş tokuş ediliyor.
    Türkiye ile Batı’nın birbirinden ayrılmasından ve Avrupa’nın zaafa düşmesinden en çok yararı olan Kremlin’de eller ovuşturuluyor…

    *
    Dünya nüfusunun yarıdan çoğunun servetinden daha fazlasına sahip 62 milyarder malî spekülatör ve yatırımcı;
    Kendi konumlarını korumak için ABD liderliğinde TransAtlantik ittifak kurmuştur.
    Dost rejimlere pay ödüyorlar ya da kendilerine direnen rejimlere karşı yürüttükleri savaşlarla onları yağmalıyorlar…
    O yüzden demokratik haklara yönelik saldırılar derinleşiyor ve daha otoriter yönetim biçimleri gelişiyor…
    Her ülkede halklar, bu ittifakın kâr sisteminin iflasının bedelini ödemek için yaşam standartlarına ve toplumsal koşullarına yönelik sonu gelmez saldırılarına maruz kalıyor…
    İttifakın dünyanın geri kalanına yalan söyleyerek yürüttüğü yağmalama:
    Afganistan’dan Irak’a, Irak’tan Afrika’ya, Pakistan ve Filipinlere, Libya,Yemen ve Suriye’de ki savaşlarla devam ediyor…

    *

    Avrupa’da ise 1980’lerde Margaret Thatcher’in liderliğinde ortaya çıkan, merkez sağ ve soldaki hükümetler tarafından kabul edilen ekonomik ve siyasi düzenin yol açtığı;
    Neoliberalizmin mali akışlarına, özelleştirilmiş hizmetlere ve sosyo-ekonomik eşitsizliğe karşı son on yıldan beri yoğun antisistemik hareketler gelişiyor.
    Sağdan sola genişleyen hareketler, kurulan düzeni popülizmin tehditi olarak damgalıyor…

    *
    Avrupa’da antisistemik hareketler, 2008 küresel mali kriz ve 2012 Euro krizinden sonra Uluslararası Para Fonu, Avrupa Merkez Bankası ve diğer mali kuruluşların;
    Avrupalı ülkelerden örtülü şekilde yapısal reformlar talep etmesiyle başladı.
    2000 Mart’ında Avrupa Birliğine (AB) üye 15 ülkenin bakan ve başbakanları, Portekiz/Lizbon’da Avrupalı halkların kaderini belirleyen stratejik bir karar aldılar.
    AB’nin 2010’a kadar dünyanın en güçlü ve dinamik ekonomik bölgesi olması için “Avrupa’nın Sosyal ve Ekonomik Yenilenmesi” başlıklı bir reform paketini onayladılar.
    “Ajanda 2010” denilen paket; Soğuk Savaş döneminden sonra tek kutuplu bir dünyada ne kadar sosyal hak varsa hepsinin bir bir ortadan kaldırılmasıyla ilgiliydi…

    *

    Ajanda 2010 hedeflerine nasıl varılacağı, 2002’de İspanya/Sevilla’da belirlendi.
    Çalışanların çalışma saat ve ücretlerinde, işten atılmalarında, işsizlik sigortasında, emeklilik konusunda, eğitim ve sağlıkta, kazanç ve gelir vergisinde çalışanlar aleyhinde ve işveren lehinde kısıtlamalar öngörüldü.
    Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda ve daha bir çok ülkede sosyal kıyım önerileri “Yapısal Reform” adıyla servise konuldu…
    Mesela, 2003’te Almanya’da sosyal demokrat Başbakan Schröder, işsizler ve sosyal yardım alanlar tarafından “Yoksulluk Yasası” adı verilen, kapsamlı sosyal kısıtlamaları gerçekleştiren Hartz Yasalarinı yürürlüğe koydu.
    Almanya’da sosyal güvence sistemi alt üst oldu…

    *
    Çünkü yapısal reformlar iddia edildiğinin tersine ne işsizliği ortadan kaldırmak ne de bütçe açıklarından dolayı yapıldı.
    Bu yasaların zengini daha zengin, fakiri daha fakir ettiği çok açıktı.
    Hedefi; kapitalizmin işine gelmeyen toplumsal kesimleri açlıkla baş başa bırakmak;
    Böylece sosyal devlet denen olguyu geçmişte bırakarak, üretimin devamı için ihtiyaç duyulan iş gücünün aç kalmamak için çok ucuza çalışmaya boyun eğmesini sağlamaktı…
    Halklar soyulacak, bir bütün olarak kapitalizminin kârlılığı yükselecekti…
    Elbette, askeri gücü arttırabilen ülkeler de dünyanın sömürülmesinden daha çok pay alacaktı…

    *

    1992’de Maastricht Antlaşması’yla ilan edilen bütün Avrupa projesi, bugün çökme belirtileri veriyor.
    SSCB’den sonra kapitalizm savunucuları komünist tehlikenin sona ermesinin Avrupa’da birlik yaratacağını iddia etmişlerdi.
    Ancak AB’nin barış, refah ve birlik yuvası olması şöyle dursun yeni bir şovenizmin, kemer sıkmanın ve savaşın kaynağı olduğu her gün daha çok anlaşılıyor…
    Servette, gelirde ve yaşam kalitesinde ortaya çıkan uçurum mütemadiyen büyüyor.

    *
    “Ajanda 2010” genişledikçe Avrupa’da sağ’da giderek popülist, zenofobikı , ABfobik, İslamofobik ve homofobik karşıtı,
    Solda ise eşitsizliğe ve yolsuzluklara karşı çıkan hareketler gelişti.
    Bu hareketleri temsil eden siyasi partiler son Avrupa seçimlerinde, yaklaşık yüzde 25 oy aldılar.
    Batı Avrupa’daki ulusal seçimlerde, sağ ve sol güçlerin toplamı için ortalama yaklaşık yüzde 15’tir.
    Bu seviyede ki seçmen yüzdesi sisteme karşı çok az tehdit oluşturuyor.
    Ama yüzde 25 baş ağrıtıyor…

    *

    İşte tam da bu noktada Rusya devreye giriyor.
    Kremlin Avrupa’nın bu krizinde esas kaybedenlerin orta sınıf olduğu tezinden yürüyor.
    Marksist analizde proletarya ile büyük burjuvazi arasında yer tutan küçük burjuva, Avrupa’da “Orta sınıf”tır.
    Orta sınıfın krizden çıkmak için hızla basit ve etkili çözümler isteyen karakterinin;
    Tarihsel olarak bu gibi durumlarda bir dizi savaş, devrim ya da büyük ayaklanmalara yol açtığının altı çiziliyor…

    *
    Üstelik Araplar, Polonyalılar, Romenler, Yugoslavlar, Afganlar, Afrikalılar, Bulgarlar ve daha nice milyonlarca aç;
    Bugün Avrupa’da büyük ve küçük yerleşimlerde orta sınıfı tehdit ediyor…
    Şimdi Rusya, “orta sınıf ve göçmenler” bileşkesinden “Marjinal milyonlarca insan milyonlarca marjinalize olanla karşılaştığında, iyi şey çıkmaz” fikrinden vazife çıkarıyor.
    Brexit’i, Trump’ın zaferini, Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Cephe’yi, Almanya Alternatifini, Danimarka Halk Partisi’ni, Gerçek Finlileri, Hollanda Özgürlük Partisini, Avusturya Özgürlük Partisini, İsveç  Demokratlarını destekliyor…

    *
    Bu yolda en büyük desteği Türkiye’den alıyor. Nasıl?
    Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin Esad’a karşı İslamcı isyanı destekleme stratejisinin yenilgiye gittiğini,
    Batılı müttefiklerin her birinin kendi stratejik çıkarları peşinde koşmak üzere aralarındaki rekabeti derinleştirdiğini görmüş,
    Sonra “Başını ABD’nin çektiği koalisyon güçleri İŞİD dahil olmak üzere YPG-PYD terör örgütlerine destek veriyor” düşüncesini bahane ederek;
    Stratejisini savaşta kazanan tarafın tüm başarıların sahibi olacağı bir konuma kurmuştu.
    Bu noktada karşısında, “Suriye’de ABD’ye suçüstü yapabilecek tek kişi Erdoğan’dır” biçiminde düşüncesiyle Rusya’yı buldu.
    Rusya-Türkiye  ittifakı oluştu.

    *

    Ne ki,Rusya bu ittifakla;
    Türkiye’de Erdoğan iktidarının, Suriye’de terörün sponsor ve savunucusu olduğunu ispatladı.
    Erdoğan’ın desteklediği grupları bizzat Türkiye eliyle hizaya getirirken,Türkiye ile birlikte onları Suriye rejimi ile bir masaya oturttu ve başta Türkiye olmak üzere bağlı terörist çetelere Esad ve rejiminin meşruiyetini kabul ettirdi.
    Türkiye’nin siyaseti ve müzakere gücünü zayıflattı; Erdoğan hükümetini her an patlayacak ve hatalarının ceremesini yüklenecek bir psikolojiye getirdi.

    *
    Nitekim, Avrupalı aşırı sağ kanat siyasi partiler, antiİslam ve göçmenlik üzerine popülerlik kazanmaya çok bayıldıkları bu sırada;
    İslamcı Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan da, Türkiye’nin liberal siyasi sisteminin bir kısmını sökmek, bunun yerine İslamcı siyasi sistemi ikame etmek üzere olduğu bir noktada iken;
    Erdoğan, muhayyel Türkiye ve Avrupa’daki hazır güçleri ve İslam ümmeti dayanışmasından aldığı güvenle;
    16 Nisan referandumunda “evet” oyunu yükseltmek için kimi Avrupa hükümetinin, Türk hükümeti yetkililerinin konuşma yapmalarını engelleyen provokatif yasaklarını dünyaya Müslüman ve Türk karşıtı nefretin hedefi gibi sunuyor…
    Rusya, Erdoğan’ın;Avrupa’da antiİslam kazanının altını ateşlemesinden ve oralarda oluşturduğu toplumsal ayrışmadan çok memnundur.

    *
    Bu sırada bir ateşli İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Almanya ve Hollanda’ya çıkışmaktadır:
    “Çok arzu ediyorsanız, bir geri kabul anlaşmamız var, isterseniz her ay 15 bin mültecinin önünü açalım da aklınız bir şaşırsın” diyor…

    *
    Kapitalizm şaşırmıştır!
    “Hayır Efendim, Hayır!” Gözü 16 Nisan referandumundadır…

    19.3.2017

  • FEYM GURUBU MESAJI  –  ERMENİ FAALİYETLERİ ( 18  Mart  2017 )

    FEYM GURUBU MESAJI – ERMENİ FAALİYETLERİ ( 18  Mart  2017 )

    1.. News.am’ de yer alan habere  göre;  Arjantin  milletvekili Nilda Garre,  Ermeni <sözde> Soykırımının inkarını da cezalandıracak taslağı Arjantin Parlamentosuna sunduğunu,  <sözde> soykırımının cezalandırılmasına ilişkin taslağın görüşülmesini beklediklerini  söyledi.

    Milletvekili  Nilda Garre, verdiği röportajda, yasanın ne zaman görüşüleceği ve tasarının parlamentoda kabulüne ilişkin perspektifler konusunda konuştu. Röportajdan bazı   alıntılar;  “Hazırladığım yasa taslağı, maalesef son dönemde gözlediğimiz askeri-sivil diktatörlük döneminde devlet görevlileri tarafından insanlığa karşı gerçekleştirilen sistematik suçlar meselesindeki inkarcı duruş sonucu ortaya çıktı.  Böylece sadece insanlığa karşı Arjantin’de diktatörlük  döneminde işlenenleri değil, aynı zamanda örneğin Holokost ve Ermeni <sözde> soykırımı gibi Arjantin tarafından tanınmış soykırımları da içermektedir.”

    1. Aina.org, Türkiye’ nin AB ülkelerinin tamamı ile söz düellosunu  genişlettiğini  bildiriyor. Haber  Özeti : “ Türkiye  Cumhurbaşkanı,  Nisan ayında yapılacak referandum ile   başkanlık güçlerini artırmak üzere  devam ettiği  kampanya  sırasında  AB ile  tansiyonu giderek  artırıyor. Daha önce  Almanya  ve  Hollanda’ yı faşist ve  Nazi olarak  suçlayan  Erdoğan,  söz  düellosunu AB  blokunun tamamına   yöneltti….”
    1. Tert.am’ de yer alan habere göre, ileri gelen  Ermeni  ekonomistleri ve  uzmanları  müşterek platform  oluşturmayı ve  ülkenin karşı karşıya  bulunduğu  baskı yapan problemlere  temas  etmek üzere  düşünülen plan  konusunda  anlaştılar….2 Nisan seçimlerinden önce oluşturulan platform,  politika  alanında  yer almayan   problemleri gündeme  getirdiler….Müşterek platform fikrini öneren ekonomist Tatul Manaseryan bu girişim ile siyasal partilerin karar mekanizmasına  yardımcı olacaklarını ümit  ettiğini  bildirdi….
    1. Tert.am’ de yer alan habere göre,  Ermeni Ulusal Kongresi’ nden   Avetis Avagyan, barış planlarının  Azerbaycan’ ın iyi niyetine  bağlı olmayacağını belirtti.   Seçim propagandasında Dağlık Karabağ  barışı için önerisini sunan  Avagyan Cuma  günü bir konferansta : “ Karşılıklı ödün vererek   Azerbaycan’ ın anlaşmaya zorlanması artık mümkün değil, isteklerimizi onlara  kabul ettirmemiz mümkün”   dedi….

    5.Armenpress’ te  yer alan habere  göre,  Yunan STK’ ları Birliği  18 Mart’ ta  yaptıkları  toplantıda Ermenistan seçimlerinde  iktidardaki Cumhuriyetçi Partiyi  desteklediklerini bildirdiler…

    http://www.armenpress.am/eng/news/883125/union-of-greek-ngos-to-support-armenia’s-ruling-party-at-parliamentary-election.html

    1. Armenpress’ te yer alan habere  göre, Türk etütleri uzmanı Ruben Melkonyan,  Başpiskopos  Aram Ateşyan’ ın  Tüm Ermenilerin Katalikosu  iradesine uymuyor…. Melkonyan’ a  göre, Ateşyan  orta dereceli bir  bürokratın  gönderdiği kuşkulu  mektuba, Tüm Ermenilerin Katalikosu’ nun yaptığı çağrıdan  daha  fazla  öncelik vermişti…. 
    1. Panarmenian.net’ e göre, Erdoğan’ ın 18 Mart günü, Türk Parlamentosunun  ölüm cezasını 16 Nisan referandumundan  sonra eski haline getireceğini ümit ettiğini  bildirdi….Referandum sonucu  Erdoğan  mevcut  gücünü  artırırsa,   AFP’ ye  göre,  bu  durum  Ankara’ ın AB’ ye  giriş isteğini sona  erdirebilir….
    1. Armedia.am’ de yer alan habere göre, Entegrasyon ve Gelişim STK  başkanı Aram Safaryan, Ermenistan halkının  % 70’ inin Ermenistan – Rusya  arasındaki ilişkilerin daha  da gelişmesini arzu ettiklerini  bildirdi…..
    1. Asbarez.com, 21 Nisan’ da prömiyeri yapılacak olan “Söz”  filminin yıldızlarından  Angela Sarafyan’ ın  ailesine  ait  hayat  hikayesine  yer  veriyor. Haberde, Sarafyan; “… ailesinin  Ermenistan’ dan Los Angeles’ e  geldiklerini, kendisinin de  orada  doğup büyüdüğünü, paylaştığı hikayesinin kendisine büyük bir  güç ve derin bir kalp kırıklığı verdiğini,  Söz filminin  Ermeni <sözde> soykırımı gerçek hikayesini dünyaya  göstereceğini…,” söyledi…
    1. Agos Gazetesi,   Alin Özinian’ ın  “ NATO bugün kurulsa Türkiye uygun bir ülke olmazdı” başlıklı yazısını  yayımlıyor…Haberden bazı alıntılar : “  Columbia Üniversitesi Barış ve İnsan Hakları Çalışmaları Direktörü David L. Phillips ile, son kitabından hareketle Türkiye-ABD-Ortadoğu üçgeninde yaşanan gelişmeleri konuşuldu …..Phillips  Clinton, Bush ve Obama dönemlerine ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde dış ilişkiler uzmanı ve kıdemli danışman olarak görev yaptı. The Huffington Post’ ta Kürt meselesi, Türkiye siyaseti ve İŞİD’le mücadele konularında yazıları yayınlanan Phillips, uluslar arası alanda bilinen think-tank kuruluşlarından Atlantic Council’ ın yanı sıra, Beyaz Saray’da Ortadoğu ve Balkanlar’la ilgili danışmanlık görevlerinde bulundu. Geçmişte Kürt meselesinin çözümü için AKP hükümetine raporlar sunan ABD’li strateji uzmanı David Phillips bu ay çıkan ‘Belirsiz Bir Müttefik’ adlı kitabında Türkiye-ABD ilişkilerinin son dönemini mercek altına alıyor. Phillips’ in , sorulan sorulara verdiği bazı cevaplar  şöyle : “ …  NATO bugün kurulsaydı şayet, Türkiye katılım için uygun bir ülke olmayacaktı. Erdoğan, İslamcı olan gerçek yüzünü ve anti-Amerikan ve anti-Avrupa tavrını ortaya koyarak NATO’yu baltalıyor…..NATO, bir güvenlik ittifakından fazlası aslında. Bu oluşum, ortak değerleri paylaşan ülkelerin de koalisyonu aynı zamanda. Bugün Türkiye’de hapse atılan gazeteci sayısına başka bir ülkede rastlamak mümkün değil. Seçilmiş meclis üyelerinin tutuklanması, düşünce özgürlüğünün reddedilmesi ve insanların diğer haklardan mahrum bırakılmasına yol açan son olaylar, Türkiye’nin demokratik ana akımdan ayrılmasının bir göstergesi. Bakanların partizanca politik lobicilik alanında kullanılması Avrupa’da hoş karşılanmıyor……..Bence NATO,  üyelerinin demokrasi ve insan hakları konusundaki performansını değerlendirmek için bir “Uyum Gözlem Komitesi” oluşturmalı. Bir NATO üyesi iki yıl üst üste başarısız not alırsa, üyeliği askıya alınmalı.  Türkiye’ye ek olarak, Macaristan  da endişe verici bir ülke……..Erdoğan, 22 Temmuz 2007 tarihindeki genel seçimlerden sonra, gücünü konsolide etmeye başlarken diğer yandan, hedefine yargıya müdahaleyi ve Türkiye’nin laik elitini koydu. O seçim, Türkiye’yi bugünkü diktatörlüğün yoluna itti……Türklerin çoğunluğunun “hayır” oyu kullanacağını ve başkanlığı reddedeceğini düşünüyorum. Ancak oyların çalınacağını ve zaferin ilan edileceğini de tahmin ediyorum. Anayasal bir reform ile diktatörlüğün kurulması Erdoğan’ın yıllardır yürüttüğü bir proje. Oy kaybetmesi mümkün değil. İstikrarsızlık ve sosyal çatışma ortaya çıkar o durumda………Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde……, protokoller ileriye doğru bir yol açtı. Türkiye, protokolleri onaylamalı ve normal seyahat ve ticarete izin verilmeli, ayrıca diplomatik işbirliğinin geliştirilmesi gerekmekte. …
  • Bizlerin manevi değeri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

    Bizlerin manevi değeri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

    Devlet Bahçeli, CHP’nin önceki genelbaşkanı Deniz Baykal’ı eleştirmiş.

    “Dili bozulmuş birisi, ‘beşer şaşar, böyle bir yetkiyi Peygambere versen bozar diyebiliyor’, elbette halt ediyor, günaha giriyor”

    “16 Nisan Referandumundan dolayı uykuları kaçanlar ille de kulp bulacaklar ya, ama hesapları ters tepiyor, Allah ayaklarını dolaştırıyor.”demiş.

    Kimlerin ayakları dolaşıyor orasını Allah bilir…

    Bahçeli konuşmasında gençlere seslenirken Peyami Safa’ dan alıntı yapıyor ve ;

    “Bir milleti imha için askeri istilaya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilinden ve dininden soğutmak kâfidir.”diyor.

    Sözlerin aslı ise şudur:

    “Bir milleti yok etmek isterseniz askerî istilâya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlâkını soysuzlaştırmak kâfîdir.”

    Bu sözlerin aslını söylememek yazarına hakarettir.

    Bahçeli hakaretten beslenen bir kişidir zaten.

    Bizlerin manevi değeri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

    Heykelleri sökülüp kaldırılırken,

    Bazı densizler ona hakarete varan sözler ederken,

    Din siyasete bulaştırılken,

    Milletin a…na koyan terbiyesizler artarken,

    Ders kitaplarından Mustafa Kemal ve devrimleri kaldırılırken,

    Türk Ordusunun Ergenekon davaları ile beli kırılmışken,

    Ve siyaset bu kadar kirlenmişken…

    Hangi ahlaktan bahsediyorsun ey Bahçeli…

    Ya senin AKP’ye önceleri yaptığın hakaretler ve sonra o sözleri söylememiş gibi tükürdüğünü yalayarak rejimi yıkmak için önayak olman hangi ahlaka sığar.

    Deniz Baykal’a mecazi söylediği bir söz için nasıl sıkılmadan halt etmiş dersin?

                                                           ***

    Bugün Türk’ün ulusal savaş tarihinde altın harflerle yazılan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılmasında en önemli adımlardan birisi olan Çanakkale Zaferimizin 102.Yıldönümü.

    Türk Milletinin Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kahramanlık ve fedakârlıklarla destan yazdığı gündür.

    Dünya harp tarihinde çok önemli yeri olan bu zaferin komutanı Mutafa Kemal henüz 34 yaşında bir kurmay yarbaydı.

    25 Nisan 1915’ de (19. Tümen Komutanı) ve 10 ağustos 1915’te (Anafartalar Grup Komutanı) aldığı kararlar ve yaptığı uygulamalar hem savaşın hem de milletimizin kaderini belirlemiştir.

    Kutsal topraklarımızı canları pahasına müdafaa eden aziz şehitlerimizi başta gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını sevgi ve minnetle anıyoruz.

    Şehitler günü olarak ta andığımız bu anlamlı günde Genelkurmay Başkanlığının şehitleri anmak için bastırdığı üç afişte Atatürk ‘e yer vermeyişini şiddetle kınıyorum.

    Haydi, iktidar ve yandaşları bunu yapabilirler diyelim.

    Ama sen Türk Ordusunun genelkurmay başkanısın.

    Böyle bir hatayı nasıl yapabilir, içine sindirebilirsin?

    Yazıklar olsun sana…

    Ayrıca dün Dinayet’in Çanakkale Zaferi için hazırladığı Cuma Hutbesinde Atatürk’ün adının geçilmemesini de şiddetle kınıyorum.

    Ey Bahçeli!

    Sen bunlara EVET diyebilirsin, hazmedebilirsin.

    Ama bizler, yani Atatürk’ün yolundan gidenler sana rağmen” HAYIR “ diyeceğiz.

    Çünkü bizler vatanımızı, bayrağımızı seviyoruz ve millet olarak kardeşçe özgür yaşamak istiyoruz.

    Tünay Süer

    18 Mart 2017

  • Gülen’den tehdit: Türkiye yüzde 99 kana bulanacak

    Gülen’den tehdit: Türkiye yüzde 99 kana bulanacak

    Amerikalıtürk’ün haberine göre Fethullah Gülen, cezaevlerinde tutuklu bulunan örgüt üyelerine şifreli mesajlar gönderdi. “Peygamber Efendimizin müjdesi var. Kurtuluşumuz yakın.Türkiye yüzde 99 kana bulanacak”.

    İstihbarat birimleri Türkiye genelindeki cezaevlerinde tutuklu FETÖ’cülere kaçak yayın yapan radyolardaki şifreli mesajları çözünce buna benzer mesajlarla karşılaştı:

    “Sabredin, Peygamber Efendimizin müjdesi var. Kurtuluşumuz yakın. Siyasi başkanların kadınları çocukları telef olacak. Fetullah Hocaefendi sizi ödüllendirecek. Türkiye yüzde 99 kana bulanacak. Bu seçim olmayacak. Asıl gücümüzü daha görmediler. Üstlerine bombalar yağacak. Devlet başkanına değil Hizmet ordusuna güvenin.”

    İstihbarat birimleri konuyla ilgili cezaevi yetkililerini bilgilendirdi.

  • Çanakkale savaşındaki gizli kalmış gerçek

    Çanakkale savaşındaki gizli kalmış gerçek

    Çanakkale Muharebelerinde savunma planları müttefikleri batı (Avrupa) cephesinden uzak tutmak isteyen Alman subaylar tarafından Berlin’de kasıtlı olarak İngiliz birliklerinin karaya çıkmasına olanak sağlayacak şekilde yapılmıştır. Savaşın çok uzun sürmesinin, her iki taraf için de çok kayıplar verilmesinin nedeni esas olarak budur.

    Türk kurmayının fikri alınmamış, daha sonra planlar öğrenildiğinde yapılan itirazlar red edilmiş, hatta itiraz eden subaylar Mustafa Kemal dahil ilk başta görevden uzaklaştırılmış, daha sonra geri çağrılmak zorunda kalınmıştır.

    Bu planlar savaş sırasında Türk subaylar tarafından cebren değiştirilmeseydi daha o zamandan İstanbul düşebilir ve Osmanlı’nın işi o tarihte (1915) ebediyen biter, geriye ne Kurtuluş Savaşı ne de Cumhuriyeti kuracak şartlar oluşmayabilirdi. (Unutmayınız ki Mustafa Kemal’i kahraman yapan Çanakkale’dir).

    Fakat ne çareki belki toplamda en fazla 10Bin kişi kayıp verecek iken durup dururken bir rakama göre 100Bin, bir rakama göre 250Bin zayiat verilmesi kaçınılmaz olmuştur. Olay tamamen hatalı ve kasıtlı planlamadır.

    Çanakkale savunması düşmanın İstanbul’a girişini 3 yıl geciktirmiş. Anadolu direnişi için zaman ve Balkan mağlubiyetinden sonra orduya moral kazandırmış ve hatta Rusya’da Bolşevik ihtilalinin yapılabilmesinin önü açılmıştır.

    Eğer İngiliz donanması Karadeniz’e çıksaydı Kurtuluş Savaşında bize sürekli silah takviyesi yapan Bolşevikler de hiç var olamayacaktır. Zira emperyalist İngiltere’nin Bolşevikleri değil Çarı destekleyecekleri kesindir. (Gene unutmayalım ki her iki dünya savaşının nedenlerinden biri endüstri devrimi sonrası gittikçe yükselmekte olan işçi hareketlerinin yöneten sınıflar açısından kontrol edilemez noktaya doğru gidiyor olduğunun görülmesidir.)

    Çanakkale’nin önemi budur. Hepsinin aziz ruhları şad olsun.

    M.Ö.

  • Yeşilçam Yıldızı ABD’de Araba Tamircisi Oldu

    Yeşilçam Yıldızı ABD’de Araba Tamircisi Oldu

    Bir aralar Yeşilçam’da başrollerde izlediğimiz Tolga Savacı Amerika’da otomobil tamir etmeye başladı.

    Amerika’nın New Jersey eyaletinde eşi Nermin Bezmen’le birlikte yaşayan Tolga Savacı “Yeşilçam’ı özlemiyorum, şu anda daha mutluyum” diyerek klasik otomobil hobisini Amerika’da işe çevirdi.

    Savacı şunları söyledi:

    Biz maalesef ki Yeşilçam’ın artık kasetlere hapsolmuş 80’li yıllarında Türk sinemasında bulunduk. 70’li yılların olumsuz etkilerini silmemiz hiç kolay olmadı ama bunu başardık.

    O zamanlar star sineması vardı. Küçük bütçelerle, sınırlı sayıda ekiplerle başarılı işlere imza attık. Günümüz sinemasında ve dizi sektöründe bu işler artık onlarca kişilik çalışanlarla yürüyor. Ama yine de izleyiciye istenilen duyguyu geçirmek hiç kolay olmuyor. Hiç güvenmediğim reyting savaşlarında mağlup olan dizi acımasızca yayından kaldırılıyor. Bu nedenle uzun süredir sektörden uzağım.

    Şu anda çok sevdiğim klasiklerin ve güncel araçların bakım onarımı üzerine çalışıyorum Amerika’da. Bir nevi hobimi işe çevirdim. İnanın çok mutlu olduğumu hissediyorum. Bir döneme damgasını vurmuş araçlarla uğraşmak çok büyük bir keyif. İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği, bu tarihi değerleri geleceğe taşımak adına mücadele veren, klasik araçlarla ilgili güzel işler yapan ve benim de fahri üyesi olduğum bir kulüp. Faaliyetlerini yürekten destekliyorum

  • Paris’te saldırı paniği..

    Paris’te saldırı paniği..

    Paris’de iki noktada gerçekleştirilen saldırılar sonucu Orly havalimanı tahliye edildi.

    Bir polisin yaralandığı ve bir saldırganın öldürüldüğü bilgisi elimize ulaştı.