Büyük Kuzey Savaşları’nda genç yaşına rağmen büyük galibiyetler alan Karl, Rusya’ya son bir vurucu sefer vurmak için hazırdı.
Lehistan üzerindeki başarılı seferinden sonra Rusya’yı Poltova’ya kadarki her muharebede yendi fakat Poltova’daki mağlubiyeti oldukça ağırdı ve ordusundan yalnızca birkaç yüz adamı kaldı.
Kalan bir avuç insan ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı.
Osmanlı diplomasisi üzerindeki etkisi de bir o kadar önemli olmuştur.
Öyle ki Demirbaş Şarl yüzünden Rusya ile savaşa girilmişti.
Prut’ta Osmanlı orduları, Rus ordusunu çevrelese de yeniçerilere güvenemeyen Baltacı Mehmet Paşa son saldırı emrini veremedi ve barış imzaladı.
Bu Rus ordularının imhası hatta Rus kralı Deli Petro’nun esir alınması için büyük bir şansın kaçması demekti.
Barış antlaşmasına göre Demirbaş Şarl da memleketine dönebilecekti.
Almanya üzerinden postacı kılığıyla ülkesine gizlice geri döndü.
Seferlerine devam eden Karl, Norveç’te bir kuşatma esnasında başından vurularak öldü.
Demirbaş, Osmanlı’daki günlerini kız kardeşine yazdığı mektupta şöyle açıklamaktadır:
“Poltova’da esir oluyordum, bu benim için bir ölümdü.
Kurtuldum.
Buğ Nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi.
Önümde su, ardımda düşman, tepemde alevler püsküren güneş…
Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu.
Yine kurtuldum.
Fakat bugün esirim, Türklerin esiriyim.
Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar yaptılar.
Beni esir ettiler.
Ayağımda zincir yok, zindanda da değilim.
Hürüm, istediğimi yapabiliyorum lakin yine de esirim.
Şefkatin, asaletin, nezaketin, alicenaplığın esiriyim.
İşte Türkler beni bu elmas bağa sardılar.
Bu kadar şefkatli, bu kadar alicenap, bu kadar asil ve bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak bilseniz ne tatlı…”


Bir yanıt yazın