2 Temmuz 1993: Sivas’ta Yanan Sadece 35 Can Değil, İnsanlıktı

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Madımak Oteli’nde gerçekleştirilen katliam, yalnızca 35 insanın hayatını kaybettiği bir saldırı değil; aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri olan laiklik, hukuk devleti ve toplumsal barışa karşı yönelmiş sistematik bir eylemin sonucudur. Bu olay, sadece bireysel ya da münferit bir nefret suçunun değil, uzun yıllardır devletin kritik yapıları içerisine sızmış örgütlü karanlık yapılar ve küresel güç odaklarının etkisiyle gelişen bir süreçtir.

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan olay, yalnızca o gün hayatını kaybeden 35 canın değil; Türkiye’deki laik hukuk devleti ilkesinin de ateşe verilmesidir. Olay, bir yönüyle mezhep temelli bir saldırı olarak değerlendirilse de, esasen çok daha derin ve yapısal köklere sahiptir. Bu bağlamda, Madımak Katliamı, Türkiye’de dinci gericiliğin kitlesel şiddet aracılığıyla eyleme döküldüğü bir dönüm noktasıdır.

Tarihsel ve Siyasal Arka Plan

Sivas Katliamı, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yeniden şekillenen devlet-toplum ilişkilerinin ve dini temelli cemaat yapılanmalarının sistemli biçimde desteklenmesinin doğrudan bir sonucudur. 1950’li yıllarda ABD destekli Kontrgerilla yapılanması olarak Türkiye’ye entegre edilen Gladyo, sadece askeri alanda değil, dini-sosyal yapılar içinde de etkili oldu[^1].

Özellikle 1980 sonrası dönemde, Türkiye’de Atatürkçü laik rejimin zayıflatılması hedeflenmiş, eğitim kurumlarından medya yapısına kadar pek çok alanda dini örgütlenmelerin önü açılmıştır. Bu ortamda, toplumsal hafızada derin izler bırakan Sivas Katliamı, sadece yerel radikal unsurların değil, bu unsurları yıllarca besleyen ideolojik ve stratejik bir yönlendirme sisteminin ürünüdür[^2].

Katliamın İdeolojik Kodları

Sivas’ta atılan “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!” sloganı, yalnızca kışkırtıcı bir ifade değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kodlarına yönelik açık bir meydan okumadır. Bu sloganla, Atatürk’ün kurduğu laik ve bağımsız devlet yapısına yöneltilen saldırının ideolojik içeriği ortaya konulmuştur. Katliam sırasında güvenlik güçlerinin pasif tutumu ve etkin bir müdahalede bulunulmaması da bu yapısal yönlendirmenin bir başka boyutudur[^3].

Emperyal Stratejiler ve Yerli İşbirlikçilik

Sivas Katliamı’nı sadece iç dinamiklerle açıklamak yetersiz olacaktır. Bu tür şiddet olaylarının arkasında sıklıkla küresel jeopolitik hedefler de yer almaktadır. Türkiye gibi stratejik bir ülkede, laiklik ve ulusal birliğin güçlenmesi, bölgesel emperyal hedeflerle çelişmektedir. Bu nedenle hem dini hem de etnik fay hatları üzerinden ülkenin iç çatışmalara sürüklenmesi, küresel stratejiler için elverişli bir zemin oluşturur[^4].

Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren SADAT benzeri yapılar, “dini-milli” görünüm altında örgütlenmiş; ancak gerçekte hem içerideki sosyal yapıyı şekillendirmek hem de dış müdahaleler için zemin hazırlamak üzere faaliyet göstermiştir[^5].

Günümüzle Bağ

Bugün Türkiye’de yaşanan birçok sosyo-politik sorun —kadına şiddetin artışı, çocuk istismarının yaygınlaşması, laik eğitimin zayıflaması— Sivas Katliamı’nın ardındaki zihniyetin hâlen varlığını sürdürdüğünü göstermektedir. O gün sesini yükseltmeyen kitleler, bugün yaşadıkları adaletsizliği ve eşitsizliği tesadüf zannetmemelidir.

Toplumun örgütsüz, dağınık ve reaksiyoner yapısı bu tür sistematik saldırıların başarı şansını artırmıştır. Oysa 1919’da, 30 Ağustos’ta ve 9 Eylül’de olduğu gibi halkın örgütlü iradesi sahaya indiğinde hiçbir güç karşısında duramamıştır.

Ve Korkmadan, Yılmadan Bilerek: Türkü, Deyiş Söylemeye ve Semah Dönmeye Devam Edilmeli

Sivas Katliamı’nın hedef aldığı değerlerin başında yalnızca laiklik ve Cumhuriyet ilkeleri değil, aynı zamanda Anadolu’nun kültürel ve inançsal çeşitliliği de vardır. Madımak Oteli’nde can verenlerin birçoğu, Türk halk müziğinin, Alevi-Bektaşi geleneğinin ve çağdaş aydınlanma düşüncesinin temsilcileriydi. Bu nedenle o gün yakılan yalnızca bedenler değil; türkülerin, deyişlerin, semahların taşıdığı binlerce yıllık halk kültürüydü.

Ancak o gün yitirilenlerin bıraktığı miras, bir suskunluk değil, aksine bir direniş çağrısıdır. Türkü söylemek yalnızca müzikal bir eylem değil; hakikati dile getirmek, acıyı paylaşmak ve toplumsal hafızayı diri tutmaktır. Semah dönmek ise sadece bir inanç ritüeli değil; evrenle, insanla ve hakikatle uyum içinde olmanın simgesidir. Bu nedenle:

Bugün, 2 Temmuz’un anısını yaşatmak, Madımak’ta yananların izini sürmek demek; korkmadan, bilerek türkü söylemeye ve semah dönmeye devam etmek demektir.

Bu kültürel eylemler, bireysel yasın ötesinde, kolektif bir hafıza ve direniş aracıdır. Halkın kendi kültürel kodlarına, inanç biçimlerine ve ifade tarzlarına sahip çıkması, sadece geçmişin korunması değil, geleceğin özgürlükçü ve adaletli bir toplum yapısına taşınması için de zorunludur.

Sivas’ta söndürülemeyen meşale, bugün bu topraklarda hâlâ yanıyorsa, bu yanış türküyle, semahla, şiirle, direnişle ve ortak bir bilinçle sürdürülmelidir. Çünkü bu topraklarda yaşayan herkesin ortak görevi; geçmişin acılarından ders çıkararak daha özgür, 80 milyonluk daha adil ve daha kardeşçe bir gelecek inşa etmektir.

Sonuç

Sivas Katliamı’nın, sadece geçmişe ait bir trajedi olarak değil, bugünün ve geleceğin sorumluluklarını belirleyen tarihsel bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu tür olayların tekrar etmemesi için yapılması gereken en temel şey, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini sadece nostaljik bir söylemle değil, güncellenmiş bir programla örgütlü bir halk iradesi ile sahiplenmektir.

Toplumsal barış, sadece söylemle değil; hukukun işletildiği, adaletin sağlandığı, laikliğin korunduğu ve halkın bilinçle sürece dâhil olduğu koşullarda sağlanabilir. Sivas’ta yanan sadece canlar değil; bu değerlere sahip çıkmayan bir toplumun vicdanıdır. Ve bu vicdan ancak gerçek eylemlerle, hukuki süreçlerle ve halkın örgütlü iradesiyle onarılabilir.

Dipnotlar

[^1]: Zürcher, E. J. (2004). Turkey: A Modern History. I.B. Tauris.
[^2]: Şener, N. (2010). Derin Devlet: Gerçekler ve Belgeler. Güncel Yayıncılık.
[^3]: TBMM Sivas Katliamı Araştırma Komisyonu Raporu (1997).
[^4]: Chomsky, N. (1999). The New Military Humanism: Lessons from Kosovo. Common Courage Press.
[^5]: SADAT hakkında Bianet, DW Türkçe, T24 gibi haber kaynaklarında yayımlanan çok sayıda araştırma dosyası ve röportajlar, bu yapının devlet içindeki konumunu ve uluslararası bağlantılarını belgelemektedir.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Bozkırın Bebeleri avatarı
    Bozkırın Bebeleri

    Bu ülkede, suçlular, katiller, hırsızlar, çocuk tecavüzcüleri elini kolunu salıyarak utanmadan gezer. Kimsenin umurunda değil.

    Bu devlete vergi ödeyen halkın, zorluklarla büyüttüğü çoluğu, çocuğu hiçbir zaman korunmaz.

    Hakkını arıyanıda zindanın en derin yerine atarlar. Böyle bir adalet sistemimiz var.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar