BOP Çerçevesinde Türkiye’ de ki İktidarın Açık Desteği ve Taşıyıcı Anneliği İle Meşrulaştırılan PKK’nın ve HTŞ’nin Devletleşmesi: Suriye’de Alevilere Yönelik Soykırımın ve Katmerli Düşmanlığın Ayak Sesleri
Suriye’de 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşma, sadece siyasi ve askeri dengeleri değil, mezhepsel fay hatlarını da derinleştirecek bir sürecin habercisi oldu. SDG (terör örgütü PKK) ile HTŞ Terör Örgütü ( sözde Suriye yönetimi) arasında imzalanan ABD-İsrail-Türkiye onaylı) bu mutabakat, aslında PKK’nın Suriye’de resmen devlet ortağı haline gelmesini sağlayan bir belge niteliğinde. Ancak anlaşmanın en kritik yönlerinden biri, Alevilere yönelik açık bir tehdit içermesi ve Türkiye’nin bu sürece doğrudan destek vermiş olmasıdır.
Terör Örgütleri PKK’nın ve HTŞ’nin Devletleşmesi ve Türkiye’nin Taşıyıcı Annelik Rolü
Bu anlaşmanın en tartışmalı maddelerinden biri, “Esad rejimi artıkları” ifadesinin kullanılmasıdır. Bu tanım, sadece Beşar Esad yönetimine bağlı unsurları değil, Suriye’deki Alevi topluluklarını da hedef almakta ve onları yok edilmesi gereken unsurlar olarak göstermektedir. Türkiye’de ve Suriye’de Alevilere yönelik nefret söylemlerine tepki gösteren kesimlerin, bu ifadeye karşı suskun kalması ise tam anlamıyla ikiyüzlülük örneğidir. Dün “mezhep düşmanlığı” diyerek bu söyleme karşı çıkanlar, bugün SDG (terör örgütü PKK) ile yapılan anlaşma metninde yer alan 6. Madde’de de aynısını görünce sessiz kalmaktadır.
Daha çarpıcı olan ise, Türkiye’nin bu süreci dolaylı olarak değil, doğrudan desteklemesidir. Yıllardır Suriye’de “terörle mücadele” adı altında askeri operasyonlar yürüten Erdoğan yönetimi, aslında PKK’nın Suriye’de meşruiyet kazanmasına ve siyasi bir yapı haline gelmesine hizmet etti. Erdoğan’ın, anlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre önce yaptığı açıklamalar ise bu desteği resmen itiraf eder nitelikteydi.
Erdoğan’ın Açıklamaları: Suriye Alevilerine Yönelik Soykırım Çağrısı mı?
Erdoğan, anlaşmadan bir gün önce yaptığı konuşmada, Suriye Alevilerine yönelik saldırıları ve soykırımı açıkça desteklediğini ilan etti. “Esad rejimi artıklarıyla mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz” ifadesi, aslında Erdoğan’ın Alevilere yönelik bir soykırım çağrısı olarak okunmalıdır.
Burada kritik nokta şudur: Erdoğan, Alevilere yönelik saldırıları, “Esad rejimi artıklarıyla mücadele” söylemi üzerinden meşrulaştırmaktadır. Bu, Türkiye’nin mezhepçi bir politikayı doğrudan benimsediğini ve Suriye’de Alevilere yönelik olası bir etnik temizlik operasyonuna destek vereceğini gösteren bir ifadedir.
Burada PKK yı destekleyen alevşlerede bu bir ders niteliğinde olan Terör Örgütleri HTŞ-SDG arasındaki anlaşmanın 6. maddesinde de “Esad rejimi artıklarıyla mücadele” ifadesi yer almakta ve SDG (terör örgütü PKK), bu mücadeleye destek vereceğini taahhüt etmektedir. Bu durumda şu soru kaçınılmazdır: PKK’nın silahlı unsurları, Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara katılacak mı? Görülüyorki bu anlaşmaya göre tabiki katılıcaklar.
HTŞ’nin İşgalci Yönetimi ve Türkiye’nin Çelişkili Politikası
Türkiye’nin Suriye’deki bir diğer büyük çelişkisi, HTŞ (terör örgütü Heyet Tahrir el-Şam)’nin işgal ettiği bölgelerde başta Şam olmak üzere Türkiye ve Suudiler hariç hala kimsenin resmen tanımadığı sözde bir “Suriye devleti” kurmuş olmasıdır. Türkiye destekli terör örgütü HTŞ, Suriye’nin üçte ikisinde güya bir denetimini bile yapamadığı bir yönetim oluşturmuş durumda şimdilik. Ama HTŞ’nin uluslararası alanda terör örgütü olarak tanınmasına rağmen Türkiye’nin bu yapıyı desteklemesi, Suriye’deki ve Türkiye’de ki Alevi inançtan olanlar için de bir diğer büyük tehdittir.
Bu noktada Türkiye’nin izlediği politikanın açık bir mezhep savaşı stratejisi olduğu ortaya çıkmaktadır:
1. HTŞ aracılığıyla Suriye’nin kuzeybatısında radikal İslamcı ve Terörist bir yönetimi desteklemek.
2. PKK’nın Suriye’de devletleşmesine göz yumarak, Alevilere yönelik bir tehdit unsuru haline gelmesine yardımcı olmaktadır.
3. Suriye Alevilerine yönelik saldırıları ve soykırımı “Esad rejimi artıklarıyla mücadele” söylemi üzerinden meşrulaştırmaktadır.
Bu üç nokta birleştiğinde, Türkiye’nin Suriye’de izlediği politikanın aslında bir tür “mezhep mühendisliği” olduğu netleşmektedir.
Türkiye’nin Rolü: PKK’ya Doğrudan Destek
Eski AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın açıklaması, PKK’nın Suriye’de nasıl yeniden doğduğunu gözler önüne sermektedir: “PKK, fesih kararı alsa bile ‘SDG’ bünyesinde yeni doğum yapmış olacak.” Bu sözler, Türkiye’ de ki iktidarın açıkça Suriye’de PKK’nın devletleşmesine doğrudan destek verdiğinin itirafıdır.
Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarının nihai sonucu şu olmuştur:
• Terör Örgütü PKK, “SDG” adı altında resmen devletleşmiştir.
• HTŞ (terör örgütü), Türkiye’nin desteğiyle işgal ettiği bölgelerde sözde bir “Suriye devleti” kurmuştur.
• Suriye Alevileri, “Esad rejimi artıkları” söylemi üzerinden hedef gösterilmiştir.
. Güneyde İsrail Suriye’nin topraklarını işgal etmiştir.
Sonuç olarak, Erdoğan yönetimi Suriye’de hem terör örgütü PKK’yı devletleştirmiş ve Suriye’nin ortağı yapmış hem de Alevilere yönelik bir soykırım politikasına zemin hazırlamıştır. Bu, Türkiye’nin sadece dış politika açısından değil, ahlaki ve insani açıdan da iflas ettiğinin göstergesidir.
Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Türkiye, Suriye’de PKK’nın devletleşmesine neden sessiz kalmış ve hatta bunu neden doğrudan desteklemiştir?
Cevap açıktır: Türkiye’de ki iktidar, mezhepçi politikaları nedeniyle, Suriye’de Alevileri hedef gösteren, terör örgütü PKK’yı devletleştiren ve radikal İslamcı terörist HTŞ ve ÖSO gibi grupları destekleyen bir sürecin taşıyıcı annesi olmuştur. Bunun adı, bir dış politika stratejisi değil, açık bir çöküştür. Şu anda BOP için başarılı uşaklıklarının neticesinde, Suriye’de İsrail, ABD işbirliği ile kurdurdukları ve meşrulaştırdıkları Teröristan devletinden dolayı eline it bokundan kına yakmış, BOP’da görevli mühendis düzeyinde ki marifetli ve sırf BOP’u gerçekleştirmek için kurdurulmuş AKP ( Erdoğan ve MHP’nin başına getirilen Bahçeli de dahil); ABD, İsrail ve İngiltere, Fransa için çalışmaktır.Türkiye’deki bu kalitesi BOP ta hazırlanmış , emperyalizme uşaklık ta sınır tanımayan Laik TC ve Suriye Arap Cumhuriyeti düşmanı iktidar olduğu müddetçe Türkiye’nin başında, bölge ve Türkiye her defasında ABD, İsrail , İngiltere ve batıya karşı kaybetmeye mahkumdur. Uyanın ey millet.




Bir yanıt yazın