
Değerli arkadaşlar,
AKP son 3 seçimde üst üste kazanarak siyasal iktidar oluyor ve Ülkeyi 11 yıldır tek parti hükümetiyle yönetiyor. Gerçi bir çok Ülkede 3 kere üst üste seçim kazanan iktidarlar olmuştur; ancak her seferinde oy yüzdesini artırarak (%34 – %47 – % 50) iktidara gelen sadece AKP var.
2002 seçiminde Türkiye tam anlamıyla bir şok yaşadı. d’Hondt sistemi yanı sıra %10 baraj ve Vilayet kontenjanı gibi ekstra kısıtlar getiren çarpık mantıklı, ucube seçim yasası nedeniyle halkın % 60 kadarı mecliste temsil edilemedi. seçmenin % 23 ü zaten seçime katılmamıştı! geri kalan % 37 yi alan Partiler de (DYP, MHP, GP, DHP, ANAP, SP, DSP, YTP, BBP, …) %10 barajına takılmışlardı. Dolayısıyla, Meclise Ülkedeki seçmenlerin sadece %40 ını temsil eden iki Parti, AKP ve CHP girdi. Dünyada eşi benzeri görülmeyen en anti-demokratik seçim olan 2002 seçimi Türk Siyasetinin dönüm noktası olmuştur.
2002 de Ülke genelinde tüm seçmenlerin %26 sının oyunu (sayılan oyların %34 ünü) alan AKP meclisteki sandalyaların %66 sını aldı; yani seçim yasası AKP’ye hak ettiğinin 2 mislini bahşetmişti; herkes şaşırmış, şok olmuştu. Durumu kavrayamayan, komplo kurgularına meyyal şaşkın muhalefet, dış destekli bilgisayar hilelerinden ve oy hırsızlığından bahsetmeye başladı. O zamanlar yaptığım söyleşilerde tamamen Seçim yasasından kaynaklanan bu garabeti açıklamaya çalışmıştım. (Hile yapılmadığını söylemek istemiyorum. Ancak böyle gudubet bir seçim yasası varken birinci konumdaki siyasal Partinin hileye tevessül etmesine gerek kalmıyor)
Tabii AKP bu yasama gücünün verdiği avantajla 5 yıllık iktidarında tüm sosyo-ekonomik alt yapıyı, hukuksal altyapıyı öylesine kendi lehine düzenledi ve istediği gibi değiştirdi ki, sonraki seçimlerde de açık farkla kazanmaya devam etmesi, tek parti iktidarını sürdürmesi işten bile değildi. Nitekim öyle oldu.
Seçimler dolayısıyla tanık olduk; Matematik nosyondan mahrum (innumerate) yöneticiler tarafından yönetilen YSK ve TUIK gibi çok önemli kurumlar, nüfus ve seçmen sayısını belirlemekte acınacak bir zavallılık gösterdiler. Türkiye’nin en son nüfus sayımı 2000 yılında yapılmış ve Ülke nüfusu 67,8 milyon olarak tespit edilmişti. 1960 taki nüfus ta 28 milyon kadardı, yani Ülke nüfusu 40 yılda 40 milyon, yılda ortalama 1 milyon artmıştı. (Bunu zaten her yıl 1 milyonun üzerinde çocuğun ilkokul çağına gelişinden, 500 binin üzerinde erkeğin askere alınışından anlıyoruz) En azından bu basit kıyastan yola çıkarak, 13 yılda en az 13 milyon artışla 2013 nüfusumuzun 80 milyonun üzerinde olduğunu görmekı gerekmez miydi? TUIK verilerine göre, 2012 yıl sonu nüfusumuz 75,6 milyondur! Benim analizlerime göre (bkz. ek) Türkiye’nin 2013 yılı nüfusu 83 milyondur; arada 7,1 milyon ! fark var. Bizim analizlerimizi ciddiye almayan kimi çevreler basında yayınlanan bir CIA raporu üzerine meselenin ciddiyetini anladılar, sorgulamaya başladılar. (CIA’nın raporunda Türkiye nüfusunun 80 milyonun üzerinde olduğu belirtilmişti)
Nüfusa bağlı olarak, seçmen sayıları da oldukça tutarsız ve yanlış.YSK seçmen yaşının 20 olduğu 2002 seçiminde seçmen sayısını 41,4 milyon olarak ilan etmişti. 5 yıl sonra, 2007 seçiminde ise 42,8 milyon olarak ilan etti. Oysa 5 yıl içerisinde nüfusumuz en az 5 milyon artmıştı, üstelik seçmen yaşı 20 den 18 e düşürülmüş olduğuna göre seçmen sayısı en az 7 milyon artmış olmalıydı. Muhalefet partileri bunun üzerine gitmediler, “nerede bu hesaba katılmayan 7 milyon seçmen?” diye sorgulamadılar. 2011 seçiminde ise seçmen sayısı (belki çeşitli çevrelerde yaptığımız açıklamaların da etkisiyle doğruya biraz yakın ) 52,5 milyon olarak verildi. 5 yıllık arada 1 milyon artan seçmen sayısı bu sefer 4 yıllık arada 10 milyon artmıştı !! Muhalefet bu tutarsızlıkların, çelişkilerin üzerine gideceğine, gereğinden fazla bilgisayar hileleri ve komplo teorileri üzerine odaklandı.
Değerli arkadaşlar,
AKP nin Parti tüzüğü amaçlar bölümünü alıntıladım aşağıda… genelde kulağa hoş gelen ve pek de itiraz edilemeyecek düşünceler denebilir; Ancak gerçek uygulamalara bakıldığında hiç de amaçlar bölümünde verilen sözlerle uyumlu davranılmadığını görüyoruz. AKP kendi Tüzüğüne aykırı davranmaktan, yani Ulusa verdiği sözü tutmamaktan dolayı “kapatılmak istemiyle” Mahkemeye verilebilirdi. Dikkati çeken bir başka nokta da AKP Tüzüğünde “Laiklik” kelimesinin yer almamasıdır… Bu konu takiyeye bile gerek görülmeden es- geçilmiştir.
İşte Bu AKP ye Kredi kartı mahkûmu mütedeyyin yurttaşlarımızın önemli bir bölümü oy vermiştir; herşeye rağmen oy vermeye de devam etmektedir. Anlaşılan, bu insanlar için kısa vadeli ve kişisel, küçük ama somut çıkarlar uzun vadeli soyut Ulusal çıkarlardan çok daha önemli gelmektedir. Laiklik, Demokrasi, Özgürlük, Eşitlik, Bağımsızlık gibi soyut kavramlar bu insanlara makarna, nohut, kömür kadar anlaşılır gelmemektedir. Dolayısıyla daha uzun yıllar, bu çoğunluğun baskın demokrasisinde yaşamaya mahkûmuz. Öncelikle “adil” bir seçim yasasının uygulamaya geçirilmesi için var gücümüzle çalışmalıyız. Bence Seçim Yasası Anayasadan bile daha önemli ve önceliklidir; Çünkü adil olmayan bir seçim yasasının getirdiği tek parti iktidarı ne kadar mükemmel olursa olsun Anayasanın arkasından dolanarak Faşizme giden yolları döşeyebiliyor.. æ
(*) Ekte “Şeytan Üçgeninde Demokrasi Oyunu” başlıklı söyleşimin yansıları var. Umarım yeterince anlaşılır açıklıktadır. sevgilerimle. æ
AKP nin 64 kurucu üyesi arasındaki 7 (türbansız) kadın (%11) vitrinlik mi?.. Güldal Akşit(53), Mihrimah Belma Satır(52), Nimet Baş(48), Nuray Oral(77), Remziye Öztoprak(64), Sema Karabıyık(42) ve Yasemin Kumral(59)
AKP Tüzüğü Amaçlar bölümünden bazı alıntılar…
AKP,
- “Türk Milleti”nin en önemli yönetim kazanımının Cumhuriyet olduğuna ve egemenliğin, kayıtsız ve şartsız milletimize ait bulunduğuna inanır.
- “Milli irade” nin tek belirleyici güç olduğunu kabul eder. Millet adına egemenlik yetkisi kullanan kurumların ve kişilerin gözetmeleri gereken en üstün gücün, “hukukun üstünlüğü ilkesi” olduğunu savunur.
- Akıl, bilim ve tecrübenin yol gösterici olduğunu benimser.
- Türk Milleti’nin Ülkesi ve Devletiyle bölünmez bütünlüğünü savunur.
- Geçmişten gelen değerlerimizi koruyarak, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet seviyesine ulaşmak ve hatta onu aşabilmek için.. faaliyette bulunmayı, siyasi hayatın zemini kabul eder.
- En üstün hizmetin, insana hizmet olduğuna inanır. İnsanın mutluluğu, huzuru, güveni ve sağlığı çalışmalarının hedefini teşkil eder
- İnsanların farklı inanç, düşünce, ırk, dil, örgütlenmek ve yaşamak gibi doğuştan var olan tüm haklara sahip olduklarını bilir ve saygı duyar.
- Piyasa ekonomisinin, tüm kurum ve kurallarıyla tesisini amaçlar. Devletin ekonomi içindeki rolünü, düzenleyici ve gözetici fonksiyonları ile tanımlar.
- Gelir dağılımındaki dengesizliği ve işsizliği, ülkemizin en önemli sosyoekonomik sorunu olarak görür.
- Küreselleşmenin meydana getirdiği fırsatlardan yararlanmak ve olumsuzluklarından korunmak amacıyla gereken yapısal dönüşümlerin gerçekleştirilmesini savunur.
- Temsili demokrasinin çoğulcu, katılımcı ve yarışmacı niteliğini önemser. Bu özelliklerin hayata geçirilmesinde ve verimli, kaliteli ve denetimli bir kamu yönetiminin kurulmasında ve sürdürülmesinde, sivil toplum örgütlerinin önemine ve vazgeçilmezliğine inanır.



