Evanjelizm, Dispansasyonalizm ve ABD’nin Ortadoğu Politikası: Teopolitik Bir Analiz

Okuma Süresi:

5–8 dakika
❤️

Sekülerleşme tezlerinin sorgulandığı günümüz uluslararası ilişkiler yazınında dinin siyasal süreçler üzerindeki belirleyiciliği, yeniden keşfedilen bir araştırma gündemi hâline gelmiştir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu politikalarının kavranmasında Evanjelizm, Dispansasyonalizm ve Hristiyan Siyonizmi gibi teolojik akımların rolü, çok katmanlı bir incelemeyi zorunlu kılmaktadır.

Modernleşme kuramlarının egemen olduğu dönemde, dinin kamusal alan ve uluslararası siyaset üzerindeki ağırlığının giderek zayıflayacağı varsayılmıştı. Oysa İran İslam Devrimi, Polonya’daki Dayanışma hareketinde Katolik Kilisesi’nin oynadığı kurucu rol ve 11 Eylül saldırıları sonrasında yükselen dini fundamentalizm tartışmaları, dinin küresel siyasette ne denli dirençli ve dönüştürücü bir güç olduğunu ortaya koymuştur. Amerika Birleşik Devletleri bağlamında ise Beyaz Saray ile Kongre politikalarını şekillendiren Evanjelik Hristiyanlık, din siyaset ilişkisinin en somut ve çarpıcı görünümlerinden birini oluşturmaktadır. İsrail’e yönelik koşulsuz sayılabilecek destek, yalnızca stratejik ve ekonomik çıkar hesaplarıyla açıklanamayacak kadar derin teolojik köklere sahiptir ve bu olgu, teopolitik bir çerçeveyi kaçınılmaz kılmaktadır.

Evanjelik hareketin entelektüel ve kurumsal kökleri 18. yüzyıldaki Büyük Uyanış dalgalarına kadar götürülebilir. Kitabı Mukaddes’in mutlak otoritesini, bireyin kişisel ihtida deneyimini ve misyonerlik faaliyetlerini merkeze alan bu Protestan gelenek, 20. yüzyılın başında fundamentalist modernist ayrışmasıyla belirgin bir kimlik kazanmıştır. George M. Marsden’ın kapsamlı biçimde belgelediği gibi, fundamentalist Evanjelikler ana akım Protestanlık karşısında kendilerini “hakikatin bekçileri” olarak konumlandırmış ve entelektüel modernizme karşı bir karşı kültür inşa etmişlerdir (Marsden 2006). İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Billy Graham gibi karizmatik liderler aracılığıyla yeniden ana akım siyaset sahnesine çıkan Evanjelikler, 1970’lerden itibaren kürtaj, eşcinsel hakları ve eğitim gibi kültür savaşı başlıklarında Cumhuriyetçi Parti ile organik bir ittifak kurmuştur. Moral Majority ve Christian Coalition gibi oluşumlar, Evanjelik oy blokunu seferber eden birer siyasi baskı aracına dönüşmüştür. Bugün ABD seçmeninin yaklaşık dörtte biri kendisini Evanjelik olarak tanımlamakta ve bu demografik ağırlık, özellikle Ortadoğu politikaları söz konusu olduğunda hissedilmektedir.

Evanjelizmin en etkili teolojik varyantlarından biri olan Dispansasyonalizm, 19. yüzyılda John Nelson Darby tarafından sistemleştirilmiş ve Cyrus I. Scofield’ın referans Kitabı Mukaddes’i aracılığıyla küresel bir yaygınlık kazanmıştır. Timothy P. Weber’in ayrıntılı olarak gösterdiği gibi, Dispansasyonalist şema insanlık tarihini Tanrı’nın farklı dönemler boyunca insanlıkla farklı ahitler üzerinden ilişki kurduğu çağlara ayırmakta ve İsrail ile Kilise’yi ontolojik olarak birbirinden keskin biçimde ayırmaktadır (Weber 2004). Bu ayrımın en belirleyici sonucu, Eski Ahit’te İsrail’e verilen toprak, krallık ve ulusal restorasyon vaatlerinin Kilise tarafından ruhsallaştırılarak devralınamayacağı, tam aksine bu vaatlerin literal olarak Yahudi halkına ait olduğu inancıdır. Bu teolojik ön kabul, eskatolojik takvimi doğrudan modern Ortadoğu siyasetine bağlayan bir menteşe işlevi görmektedir. Dispansasyonalist senaryoda Yahudilerin Vaat Edilmiş Topraklar’a dönüşü, 1948’de modern İsrail Devleti’nin kurulması ve özellikle 1967 savaşı sonrasında Kudüs’ün ele geçirilmesi, kehanetlerin harfiyen gerçekleşmesi olarak okunmaktadır. Yakın gelecekte yaşanacak Büyük Sıkıntı dönemi, Mesih’in ikinci gelişi ve Megiddo savaşı öncesinde Yahudi ulusunun fiziksel olarak İsrail topraklarında bulunması, eskatolojik sürecin vazgeçilmez bir ön koşulu olarak kodlanmıştır.

Tim LaHaye ve Jerry B. Jenkins’in Left Behind roman serisi, bu karmaşık teolojik senaryoyu popüler kültürün merkezine taşıyarak on milyonlarca Amerikalının zihninde İsrail’e yönelik kaderci bir sempati yaratmıştır (LaHaye ve Jenkins 1995). Romanların satış rakamları ve kültürel nüfuzu, Dispansasyonalist beklentilerin yalnızca dar bir teolog çevresiyle sınırlı kalmadığını, geniş halk kitlelerinin dünya siyasetini yorumlama biçimini şekillendirdiğini kanıtlamaktadır. Stephen Spector, bu kültürel dalganın Evanjelikler ile İsrail arasındaki özel ilişkinin duygusal ve psikolojik zeminini nasıl pekiştirdiğini kapsamlı biçimde analiz etmiştir (Spector 2009).

Teopolitik kavramı tam da bu noktada devreye girmektedir. Dini inançların yalnızca uhrevi kurtuluş doktrinleri olmaktan çıkarak devletlerin dış politika tercihlerini, ulusal güvenlik tanımlarını ve jeopolitik ittifak haritalarını belirleyen ideolojik aygıtlara dönüşme kapasitesini ifade eden bu yaklaşım, Dispansasyonalist eskatolojinin nasıl bir “kutsal coğrafya” inşa ettiğini anlamamıza imkân tanır. Bu kutsal coğrafyada İsrail, Tanrı’nın seçilmiş aracı olarak mutlak biçimde desteklenmesi gereken taraf; ona karşı çıkan aktörler ise şeytani güçler olarak kodlanmaktadır. Dolayısıyla rasyonel çıkar hesaplarını aşan, güçlü biçimde değer yüklü bir dış politika motivasyonu üretilmektedir.

Hristiyan Siyonizmi, Evanjelik hareketin bu Dispansasyonalist kanadından beslenen, modern İsrail Devleti’ni teolojik bir zorunluluk olarak gören ve Yahudilerin Filistin’e dönüşüne siyasi, mali ve diplomatik destek verilmesini öngören ideolojik politik bir duruştur. Victoria Clark’ın titizlikle ortaya koyduğu üzere, Hristiyan Siyonistler için İsrail yalnızca stratejik bir müttefik değil, kozmik bir anlatının vazgeçilmez bir parçasıdır (Clark 2007). Bununla birlikte Clark, Stephen Sizer ve diğer eleştirel araştırmacılar, bu duruşun Yahudilere yönelik derin bir araçsallık barındırdığının altını çizmektedir. Evanjelik eskatolojiye göre Mesih’in dönüşünün ardından Yahudiler kitlesel olarak Hristiyanlığa ihtida edecek ya da yok olacaktır; dolayısıyla İsrail’e verilen coşkulu desteğin gerisinde hem teolojik bir sevgi hem de kıyamet senaryosunun gerçekleşebilmesi için Yahudi varlığının araçsal bir gereklilik olarak görülmesi yatmaktadır (Sizer 2004). Bu paradoksal birliktelik, Hristiyan Siyonizminin en tartışmalı boyutlarından birini oluşturur.

Evanjeliklerin ABD siyasetindeki etkisi en görünür biçimde İsrail’e ilişkin politika alanında somutlaşmaktadır. Ronald Reagan döneminde köktendinci lider Jerry Falwell’in “İsrail’e karşı duran, Tanrı’ya karşı durur” mealindeki çıkışı, Evanjelik İsrail ittifakının sembolik manifestosu hâline gelmiş ve Reagan yönetiminin İsrail’e yönelik stratejik iş birliğini derinleştiren adımlarını teopolitik bir meşruiyet zeminine oturtmuştur. George W. Bush döneminde Evanjelik tabanın Irak işgaline verdiği güçlü desteğin, kısmen Bağdat’ın Armageddon’la ilişkilendirilen eski Babil topraklarında yer almasıyla bağlantılı okunması, teopolitik muhayyilenin askerî müdahale kararları üzerinde bile dolaylı bir etkiye sahip olabileceğini düşündürmüştür. Donald Trump’ın 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve 2019’da Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini resmen kabul etmesi, Evanjelik seçmen tabanına verilmiş taahhütlerin doğrudan birer sonucu olarak değerlendirilmiştir. Pek çok gözlemci, bu radikal kararların stratejik askerî değerlendirmelerden çok, Evanjelik danışmanların ve seçim dinamiklerinin bir ürünü olduğunu vurgulamaktadır. Kongre cephesinde ise Evanjelik Siyonizm, iki partili biçimde işleyen genel ABD İsrail desteğine derin bir ideolojik boyut eklemektedir. Temsilciler Meclisi ve Senato’daki pek çok üye, seçmenlerinin kutsal metne dayalı beklentilerini karşılayan yasa tasarılarına ve kararlara imza atmakta; İran’a yönelik şahin politikalar ile Filistin yönetimine yapılan yardımların kesilmesi gibi adımlar bu teopolitik zeminde meşrulaştırılmaktadır.

Evanjelik hareket ile İsrail yanlısı lobi kuruluşları arasındaki ideolojik yakınlaşma da bu noktada belirleyici bir önem kazanır. John J. Mearsheimer ve Stephen M. Walt’un geniş yankı uyandıran çalışmalarında ayrıntılı biçimde tartışıldığı gibi, AIPAC başta olmak üzere İsrail yanlısı lobi örgütleri, ABD’nin Ortadoğu politikasını şekillendiren en etkili baskı grupları arasında yer almaktadır (Mearsheimer ve Walt 2007). Mearsheimer ve Walt, bu etkinin büyük ölçüde stratejik ve etnik temelli olduğunu ileri sürse de, Evanjelik Siyonizmin lobi faaliyetlerine sağladığı teolojik meşruiyet, bu ittifakı çok daha dirençli hâle getirmektedir. Evanjelik eskatoloji, İsrail’in güvenliğinin yalnızca ulusal çıkar meselesi değil, bizzat kutsal tarihin akışını belirleyen ilahi bir zorunluluk olduğu inancını yayarak, İsrail yanlısı siyasalara sorgulanamaz bir metafizik çerçeve kazandırmaktadır. Clark’ın işaret ettiği gibi, bu iç içe geçiş, kimi zaman Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı bürokrasisi içinde dahi rasyonel hesap mekanizmalarının yerini eskatolojik beklentilerin almasına yol açabilmektedir (Clark 2007).

Bütün bu tartışmalara rağmen, akademik literatürde Evanjelik etkinin boyutları ve sınırları konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bir grup araştırmacı, ABD dış politikasını esas itibarıyla jeostratejik çıkarların, askerî endüstriyel kompleksin ve bürokratik yapıların belirlediğini, dinin ise ancak sembolik bir meşruiyet sağlama işlevi görebileceğini savunmaktadır. Buna karşılık Weber, Spector ve Sizer gibi uzmanlar, özellikle kriz anlarında ve seçim dönemlerinde Evanjelik oy blokunun karar alıcılar üzerinde belirgin bir etki yarattığını ve İsrail’e ilişkin politika tercihlerinin sıradan stratejik hesaplarla izah edilemeyecek kadar teolojik bir içerik taşıdığını vurgulamaktadır. Bu bağlamda teopolitik yaklaşım, dini söylemlerin nasıl siyasal eyleme dönüştüğünü ve Ortadoğu’daki çatışmaların hangi metafizik anlatılar üzerinden anlamlandırıldığını göstermesi bakımından tamamlayıcı bir çözümleme düzeyi sunmaktadır. Din, siyaset ve jeopolitik arasındaki ilişkilerin çok boyutlu ve eleştirel bir perspektifle incelenmesi, yalnızca ABD Ortadoğu politikasını değil, çağdaş uluslararası ilişkilerin kutsal ile seküler arasındaki geçişkenliğini anlamak açısından da belirleyici bir önem taşımaktadır.

Kaynakça

Clark, Victoria. Allies for Armageddon: The Rise of Christian Zionism. New Haven: Yale University Press, 2007.

LaHaye, Tim, ve Jerry B. Jenkins. Left Behind: A Novel of the Earth’s Last Days. Wheaton: Tyndale House Publishers, 1995.

Marsden, George M. Fundamentalism and American Culture. 2. baskı. New York: Oxford University Press, 2006.

Mearsheimer, John J., ve Stephen M. Walt. The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy. New York: Farrar, Straus and Giroux, 2007.

Sizer, Stephen. Christian Zionism: Road map to Armageddon? Leicester: Inter Varsity Press, 2004.

Spector, Stephen. Evangelicals and Israel: The Story of American Christian Zionism. New York: Oxford University Press, 2009.

Weber, Timothy P. On the Road to Armageddon: How Evangelicals Became Israel’s Best Friend. Grand Rapids: Baker Academic, 2004.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar