Bölgesel Aktörler ve Hukuki Sorumluluk Paradoksu: Türkiye ve Azerbaycan Örneğinde “İştirak” İddialarının Analizi

Okuma Süresi:

2–4 dakika
❤️

Avrupa’nın önde gelen güçlerinin İsrail’e sağladığı askeri ve diplomatik koruma kalkanı uluslararası hukuk nezdinde somut bir dava konusu haline gelmişken, Orta Doğu ve Güney Kafkasya’daki bölgesel aktörlerin konumu daha muğlak ve hukuken daha karmaşık bir tablo çizmektedir. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti hakkında kamuoyunda dillendirilen “dolaylı destek” iddiaları, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Soykırım Sözleşmesi bağlamında farklı bir ispat standardı ve hukuki yorum gerektirmektedir.

Ekonomik İlişkiler ve “Dolaylı Destek” İddialarının Hukuki Niteliği

Kamuoyundaki eleştirilerin merkezinde, Türkiye ve Azerbaycan’ın İsrail ile devam eden ticari ve enerji ilişkileri yer almaktadır. Özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı üzerinden İsrail’e ulaştığı iddia edilen Azerbaycan petrolü ve Türkiye üzerinden gerçekleşen ticari sevkiyatlar, “çatışma ekonomisine katkı” olarak yorumlanmaktadır.

Uluslararası Hukuki Değerlendirme:
Uluslararası hukukta bir devletin sorumluluğunun doğması için, Devletlerin Sorumluluğuna İlişkin Taslak Maddeler (ARSIWA) Madde 16 uyarınca, sağlanan yardımın “hukuka aykırı eylemin işlenmesini kolaylaştırması” ve yardım eden devletin “eylemin hukuka aykırılığı konusunda bilgi sahibi olması” şarttır. Almanya ve İngiltere’nin doğrudan silah ve istihbarat desteği bu kapsama girerken, rutin ticari ilişkilerin aynı hukuki ağırlıkta değerlendirilmesi güçtür. Soykırım Sözleşmesi kapsamında “iştirak” (complicity) için, ticaretin özel kasıt (dolus specialis) ile, yani soykırımı kolaylaştırma niyetiyle yapıldığının kanıtlanması gerekir. İlgili hükümetlerin bu ticareti ulusal çıkar ve enerji güvenliği paradigması içinde tanımlamaları, cezai niyetin ispatını neredeyse imkânsız kılmaktadır.

Kürecik Radar Üssü ve Askeri Altyapı Tartışmaları

Türkiye’nin Malatya Kürecik’te bulunan NATO Erken Uyarı Radar Üssü’nün, İsrail’in hava savunma ve istihbarat ağına dolaylı veri sağladığı yönündeki iddialar zaman zaman gündeme getirilmektedir. Benzer şekilde, Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesindeki askeri konuşlanmasının İran ve İsrail geriliminde bir istihbarat ileri karakolu işlevi gördüğü iddia edilmektedir.

Hukuki Analiz:
Bu iddiaların UAD nezdinde bir dava malzemesi olabilmesi için, söz konusu askeri tesislerden elde edilen verilerin doğrudan sivil hedeflerin vurulmasında veya soykırım fiillerinin planlanmasında kullanıldığına dair açık ve inandırıcı kanıtlar sunulması zorunludur. NATO bünyesindeki bir üs, ortak savunma hukuku çerçevesinde faaliyet gösterdiğinden, ev sahibi ülkenin (Türkiye) bu verilerin üçüncü bir ülke tarafından hukuka aykırı eylemlerde kullanılmasını engelleme yükümlülüğü olsa da, bu yükümlülüğün ihlal edildiğine dair kamuya açık somut bir delil bulunmamaktadır.

Siyasi Söylem ile Fiili Durum Arasındaki Makas

Türkiye’nin İsrail’e yönelik siyasi söylemi son derece sert ve kınayıcı iken, ticari ilişkilerin belirli sektörlerde devam etmesi, uluslararası hukuk açısından bir “çelişki” olarak görülse de, doğrudan bir “suç ortaklığı” olarak nitelendirilemez. UAD’nin Bosna-Hersek v. Sırbistan (2007) kararında vurguladığı üzere, bir devletin soykırımı önleme yükümlülüğü, diplomatik ve siyasi tüm araçların kullanılmasını gerektirir. Bu bağlamda Türkiye’nin Güney Afrika’nın UAD’de açtığı davaya müdahillik başvurusu yapması ve İsrail’e yönelik ticari kısıtlamalar getirmesi, önleme yükümlülüğü (Madde I) kapsamında olumlu adımlar olarak hukuki sicile kaydedilmektedir.

Sonuç: İspat Standardı ve Hukuki Gerçeklik

Bölgesel aktörlere yönelik “dolaylı destek” iddiaları, vicdani ve siyasi bir tepki olarak anlamlı olmakla birlikte, pozitif uluslararası ceza hukuku açısından şu an için bir yargılama zemini oluşturmamaktadır. Soykırım Sözleşmesi’nin III(e) maddesinde düzenlenen “iştirak” suçu, son derece yüksek bir ispat eşiğine sahiptir. Bu eşik, sadece ticaretin varlığını değil, ticaretin “soykırımı gerçekleştirme veya kolaylaştırma özel kastıyla” yapıldığını kanıtlamayı zorunlu kılar.

Buna karşılık, Almanya ve İngiltere’nin durumu farklıdır; zira UAD’nin 26 Ocak 2024 tarihli “makul gerekçe” kararı sonrasında bu devletlerin silah sevkiyatına devam etmesi, bilme ve isteme unsurlarının karşılandığına dair güçlü bir karine oluşturmaktadır. Bu nedenle hukuki mücadele, ispat standardının daha kolay aşılabileceği doğrudan silah tedarikçisi devletler üzerinde yoğunlaşmalıdır.

Not: Bu analiz, kamuoyundaki iddiaların hukuki değerini tartmakta olup, ilgili devletlerin resmi tezlerini teyit etme amacı taşımamaktadır.

Ve Tayyip Erdoğan’ın, İlham Aliyev’in ( Türkiye ve Azerbaycan’dan daha niceleri) bir gün Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei gibi İsrail Pasaportu’da olduğunu görürseniz hiç şaşmayın!



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar