Birincil düşmanlık, Türk’edir; Türk adına, kültürüne, her şeyinedir. Diğer düşmanlıklar hep o ana düşmanlıktan kaynaklanır. Türkiye’de ortamın uygun olduğu dönemlerde cesarete gelinip bu düşmanlık açık edilse de genellikle başka konuların arkasına gizlenir. Kuyruk acıları, Türk’ten alınacak, atalarından miras öçleri vardır. Atatürk’ün Türk olması, tarihin tanıdığı en büyük Türk milliyetçisi olması ve diz çöktürülen Türk’ü ayağa kaldırması onları kudurtan en büyük düşmanlık sebebidir. Cumhuriyet’e düşmanlık; Türk’e Türklüğünü, kendi kendini yönetme iradesini geri vermesinden ve Türklüğe çok hayırlı olmasındandır. Türkiye’de Türk olduğunuz hariç, her şey olduğunuzu söyleyebilir ve desteklenirsiniz. Türk olduğunuzu söylediğiniz anda önce “Hepimiz Ermeniyiz.” sloganları atan entelektüel çevre, sonra öbürleri Faşistlik, kavmiyetçilik suçlamasıyla karşınıza dikilir.
Türk milletinin doğrudan tepkisini çekmekten korkanlar; Türk’e, Atatürk’e, Cumhuriyet’e olan kinlerini genellikle DİN’le maskelerler. Türklüğünün bilincinde olmayan, ne dinini ne de tarihi doğru anlayan, etki altında kalmış birileri de kolayca bu bozgunculara katılır. O yolla dinine yürekten bağlı inançlı insanları etkilemek kolaylaşır. Meselâ, Yunan’ın galip gelmesini istemelerinin, Sevr’e boyun eğmelerinin; daha ötesine, esarete ve köleliğe bile razı olmalarının gerekçesi olarak, o durumda halifeliğin kaldırılmamış olacağını öne sürerler. İstanbul’da işgal altında ezanların susmadığını, Fransız işgalindeki Hatay’da ezana ilişilmediğini anlatarak bağımsızlığı önemsizleştirmeye çalışırlar. Ezan okunduğu sürece İngiliz’in kölesi olmakta hiçbir sakınca yoktur. Sonunda üniversite öğrencisi genç kıza televizyon programında “Keşke İngiliz başımızda olsaydı.” dedirtirler.
Bu düşmanlığın yayılmasında Türk milletini, inançlarını, değerlerini, karakterini tanımayan milletten kopuk çevrelerin sözde karşı çalışmalarıyla inançlı saf insanları rencide etmekten öteye giden baskılarla ezme çabalarının büyük payı vardır. Aslında bu çevreler de Türk’ü sevmezler, Türk’üm demeyi Faşistlik sayarlar.
Ermeni, Pontus, Süryani soykırım iddiaları da birer maskedir. Büyük insancıllık havalarında “Hepimiz Ermeniyiz.” gösterileri, Sümela manastırı ayinleri öyledir. Hangisi olursa olsun, bunların askeri hiç sevmemeleri, her türlü kumpasla TSK’yi çökertmeye çalışmaları, kumpasçıların ardında durmaları da hep Türk düşmanlığıyla ilgilidir. Ateşin hiç sönmediği bölgemizde güçlü ordunun varlığını istemezler. Mavi vatanın korunması mı söz konusu, kumpas kurmada ağırlık hemen deniz kuvvetlerine yöneltilir. Bir de bakarsınız savaş gemilerine atanacak üst düzey komutan bulunamaz olur.
“Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözünden, andımızdan her şeyden fazla nefret ederler. İnsanların vatandaşı oldukları ve huzur içinde mutlu yaşadıkları bu ülkede kendilerini Türk hissetmelerine, ülkeyi sevmelerine dayanamazlar. Vaazlar çarpık mantıkla bu sözün İslamiyet’e aykırılığı üzerine oluşturulur. Milletimiz, dış düşmanlarımızdan çok daha tehlikeli olan içimizdeki bu maskeli düşmanlarını çok iyi tanımalıdır. İnançlı insanımız dinimizi doğru öğrenmeli, bizzat Kur’an-ı Kerim ve temel kaynakları üzerinden araştırmalı, gerçek ilim sahipleriyle din istismarcılarını ayırt edebilmelidir. Bunlar millî bütünlüğümüze, birlik ve beraberliğimize, dayanışmamıza düşmandır.
Dün Yunan’ın galibiyeti için dua edenlerin, yarın düşmanın yanında yer almayacağından emin miyiz? Türkiye büyük devlet, büyük ülkedir; tarihe damgasını vurmuştur. Biz, her zaman yaptığımız gibi yine dış düşmanın hakkından geliriz. Arkamızdan vuracaklara dikkat.
12.04.2026
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ E. Öğ. Alb. -Edebiyatçı -Stratejist




Bir yanıt yazın