Bilgi, Aydın ve Toplum Üzerine İlber Ortaylı’nın Entelektüel Birikimi ve Beklenen Aydın Tutum Üzerine

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Tartışmak insanı geliştirir, tek taraflılık körlükten kurtarır.

Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Asistan Yetiştirme Programı kapsamında düzenlenen cuma seminerleri sırasında tanışma fırsatı bulmuştum. Bu seminerlerin kendine özgü bir formatı vardı. Programlara zaman zaman diğer fakültelerden akademisyenler ve ilgili kişiler de katılırdı. Çoğunlukla konferanslara katılır, gelen saygın insanlarla tanışır, kısa süreliğine de olsa sohbet eder. Ben de İlber Ortaylı ile Çukurova Üniversitesi’nde düzenlenen bir seminer sonrasında tanıştım. Konferansın ardından üniversite içinde kısa bir gezi programı yapılmıştı. O dönemde Ziraat Fakültesi Gıda Bölümü bünyesinde faaliyet gösteren gıda şubesinde çeşitli bilimsel çalışmalar sonucunda üretilen ürünlerin satışı ve ikramı yapılmaktaydı. Burada farklı peynir çeşitleri, portakal şarabı, tam buğday ekmeği ve çeşitli gıda ürünleri bulunuyordu. Program kapsamında bu gıda şubesinin de ziyaret edilmesi planlanmıştı. O gün hocanın üniversite gezisi ekseninde gıda şubesindeki ürünlerin ikramı da programdaydı. Gıda şubesi ziyaretinde bulundum ve orada da konferanstaki üniversite bilim insanı konusu sohbetini devam ettirdik. Konferans sırasında Ortaylı, “Taşrada üniversite olmaz” diyerek üniversitelerin ancak belirli kültürel ve entelektüel birikimin bulunduğu merkezlerde kurulması gerektiğini ifade ediyordu. Ona göre üniversite öğretim üyeleri çoğunlukla aristokrat kültürel çevrelerden yetişmiş kişiler arasından çıkmalıydı. Üniversitelerin kurulacağı şehirlerin gelişmiş olması, öğrencilerin sinema, tiyatro, opera, tarih ve diğer kültürel faaliyetlerle zenginleşebileceği bir ortam sunması gerektiğini vurguluyordu. Bu bağlamda Türkiye’de gerçek anlamda üniversite ortamının ancak birkaç büyük şehirde oluşabileceğini dile getirmişti. Diğer akademisyenler farklı şehirlerdeki üniversiteler hakkında sorular yönelttiklerinde ise, birçok kentin üniversite hayatını besleyecek kültürel çeşitlilik ve zenginliğe sahip olmadığını ifade eden değerlendirmelerde bulunmuştu.

Daha sonra kendisiyle yaptığımız sohbet sırasında, bilgi üretiminin yalnızca ekonomik olarak varlıklı kişilerle sınırlı olup olmadığını sormuştum. Eğer gerekli imkânlar sağlanırsa, yetenekli, çalışkan insanlarda üniversitelerde bilim insanı olarak bilgi üretebileceğini, Türkiye’deki akademik kadronun çoğunun kırsaldan gelen kişiler olduğunu belirtirim. Sayın Ortaylı ise bilgi üretecek kişinin entelektüel birikim sahibi ve geçim kaygısı taşımaması gerektiğini ifade etmişti. Ona göre akademik yaşam daha çok seçkin bir kesimin sürdürebileceği bir uğraş olarak görülüyordu. Daha sonraki tartışmalarda toplumun geniş kesimini “cahil” olarak gören bu yaklaşım da çeşitli çevrelerde eleştirilmişti. Elbette toplumumuzun eğitim ve kültür düzeyi açısından bazı eksiklikleri olduğu inkâr edilemez. Ancak toplumun vicdanını temsil eden aydınların temel görevi, cehaleti ortadan kaldıracak girişimlerde bulunmak ve toplumun gelişimine katkı sağlamaktır.

Tarım Tarihi Üzerine Bir Sohbet

Gıda şubesi ziyaretinde kendisiyle farklı bir konuda daha sohbet etme fırsatım oldu. O dönemde Tarım Tarihi dersinin ziraat fakültelerinde okutulması yeni başlamıştı ve ben de bu konuya ilişkin materyal topluyordum. Bu nedenle farklı akademisyenlerin görüş ve önerilerini almaya çalışıyordum. Sayın Ortaylı’ya Tarım Tarihi dersinden bahsettiğimde oldukça memnun olmuştu. O sırada Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü görevini yürütüyordu. Bana Topkapı Sarayı’nda düzenledikleri seminerlere katılabileceğimi ve Tarım Tarihi üzerine bir sunum yapabileceğimi söylemişti. Ayrıca müzenin arşiv ve kaynaklarından yararlanabileceğimi ifade etmişti. Ancak daha sonra kendisinin bu görevden ayrıldığını hatırlıyorum.

Kamuoyundaki Bilgi Paylaşımı ve Eleştiriler

Sayın Ortaylı o yıllarda kamuoyunda bugünkü kadar tanınan bir isim değildi. Daha sonraki yıllarda özellikle Ankara’dan ayrılıp İstanbul’a, Galatasaray’a geçince çeşitli televizyon programlarına katılarak kendine özgü üslubuyla tarih, kültür ve toplum üzerine değerlendirmelerini nükteleriyle çoğu zaman şaka yoluyla, kimi zaman da “tiyoya” alan üslubuyla tarihi olayları anlattı. Akademik çevrelerde ilim insanı özelliğinden uzaklaşmış “popüler figür” olmuş eleştirisi yapıldı.

Farklı dillere olan ilgisi ve çok geniş bir entelektüel birikime sahip olması, günlük yazılarında ve kitaplarındaki günlük hayattaki bazı konuları tarzıyla örnekleyerek sunması kuşkusuz takdir edilmesi gereken bir özelliktir. Sahip olduğu bilgi, görgü ve akademik üretim bakımından da önemli bir entelektüel şahsiyeti.

Bununla birlikte, toplumun geniş kesimini “cahil” olarak nitelendiren kimilerince “üstten bakış” kaynaklı yaklaşım eleştirilere de zaman zaman konu olmuştur. Elbette toplumumuzun eğitim düzeyinin geliştirilmesi gereklidir; ancak bu noktada aydınların temel görevi toplumu küçümsemek değil, bilgi ve eğitim yoluyla toplumsal gelişime katkıda bulunmaktır.

Aydınların Toplumsal Sorumluluk Almaları Gerekir Talebi

Toplum içinde öne çıkan entelektüellerden yalnızca akademik bilgi üretmeleri değil, aynı zamanda çağın sorunları karşısında uyarıcı ve yol gösterici bir tutum sergilemeleri de beklenmektedir. Bu bağlamda entelektüellerin sahip oldukları bilgiyi hangi amaçla kullandıkları da toplumsal olarak sorgulanmaktadır. Bir toplumun içinden çıkan aydınların hak, adalet ve doğa gibi temel değerler konusunda açık bir tutum almaları önemlidir.

Tarih gibi toplumun geçmişindeki birçok olay ve olgunun olduğu gibi sebep-sonuç ilişkisi içinde anlatılması gibi, çoğu kişiyi de rahatsız edici hakikat yanları da vardır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Tarihi yazanlar tarihi yapanlara karşı saygılı olunmalı” ifadesiyle tarihin hakikati anlatımı önemli. Atatürk, tarih yazmanın ve tarih yapanların tarafsız ve doğru bir şekilde bilgileri aktarmaları gerektiğini belirtirken de konunun önemini ve nerelere kadar varılabileceğini de öngörmüş olmalıdır. Bu bağlamda tarih anlatımı toplumun memnun edilmesi için törpülemek, bazen sorunlu alanları görmemek tarih yazmak gerçekçiliği ile çelişebilir.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında, Sanayi Devrimi’ni kaçırmış bir toplum olarak çağın ancak nitelikli eğitim yoluyla gelişip dönüşüp yakalanacağı düşünülüyordu. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında ve özellikle Soğuk Savaş döneminde yaşanan askeri müdahaleler ve demokratik kesintiler ülkenin eğitim ve bilim alanındaki gelişimini önemli ölçüde sekteye uğrattı. Türkiye’nin coğrafyasının ve tarihteki kültürel birikiminin sunduğu zenginlik eğitim yoluyla bilimsel gelişmişliği yakalayamamasının ötesinde, teknolojik gelişmişliğinin sağlanması aydınlar tarafından çok az kritik edildi. Sayın Ortaylı düzeyindeki entelektüel miras sahibi şahsiyetlerin bütünü analiz edilerek, bilimini ve bilgisini toplumun gelişimi yönünde daha iyi yönde tutum almaları bekleniyor. Başta YÖK yasası ile ülkenin bilgi üreten kurumlarının bürokratik devlet dairesi konumuna dönüştürülmesinin geleceğin gelişmesine zarar vereceğini belirterek, yetkililerine üniversitenin önemini anlatılabilirdi. Beklenen muasır medeniyetler düzeyine ve teknolojik gelişim dönüşümü beklentisi tam olarak gerçekleşmedi. Bu bağlamda aydınlarımızın çoğunun bu konularda çok da uyarıcı görevleri yapmadığı sıkça değişik kesimler tarafından belirtiliyor. İlber Ortaylı’ya da bu konuda çok sayıda eleştiri yapılmakta olduğunu aralıklarla basında, medyada okumaktayız.

Toplumsal gelişmelerde güç ilişkilerinin dinamiğini ve çağın gelişmesini doğru okuyup zamanında toplumu ve ilgililerin dikkatini ve gerekli uyarılarını yapması beklenirdi. Unutmayalım, entelektüel ve akademik birikim toplumsal sorun ve yaşanacak çelişkilerde eleştirel yaklaşımla ele alınmaz ve toplumun kültürel ve bilimsel bir zenginlik katmadığı zaman amacına kavuşmamış olur. Kişinin ürettiği ve edindiği bilgi ve becerinin kimden yana kullanacağı sorumluluğu bana göre tarihsel bağlamda kamuoyunu ilgilendirir. Çünkü her türlü gelişme toplumsal etkisinin yansıtmasıdır. Eski Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Faruk Erem der ki “Suç bireysel değil toplumsaldır. Bu bağlamda toplumun içinden çıkan aydın ve bilginler toplumsal sorumlulukları gereği iktidarlardan bağımsız olarak omuzlarındaki sorumluluğu yerine getirmelidir. Doğadan ve insandan yana duruş sergilemek aydın sorumluluğudur!

Popüler Tarih Anlatımını Benimsedi

Sayın Ortaylı, son dönemlerde iletişim çağının kanallarından TV ekranlarında ve köşe yazılarında değişik konuşmalarında ve yazılarında küçük dokunuşlarla toplumun belirli konularda bilgi sahibi olması konusunda uyarıcı mesajlar vermeye başardı. Gezmenin, dil bilmenin ve tarih okumanın önemi konuları yararlıydı. Gençlerin geleceklerini kurma konusunda öğütleri önemliydi. “İnsan Geleceğini Nasıl Kurar” isimli kitabı ile gençlere kendi potansiyellerini fark edip hayatlarını gerçekleştirmelerinin yollarını gösteren sohbetleri ilgi görüyordu. Kendi kişisel rahatlığı, anlatım becerisi, halktan biri olarak halkın içindeki rahat tavırları ile de çağrılan davetlere icap edip herkesle konuşabilmeyi başarması onu popülerleştirdi. Bu nedenle günümüzde Sayın Ortaylı’ya yönelik artan ilgi yanında, akademik çevrelerde “Tarih gibi karmaşık, hakikati işlemesi gereken konular basitleştirilemez” eleştiriler de görülmektedir. Önemli olan objektif analizler ekseninde ülkemizin entelektüellerinin topluma katkılarına bakmaktır. Söyleşiler ve kitapların okunması genç kuşaklar açısından önemli bir entelektüel birikim kazandırabilir. Sayın Ortaylı, bir yandan kendi kulvarında yaşamının son anına kadar çabalayan bir yaşam, diğer yandan, kendisinden beklenen toplumsal sorumluluk konusundaki eleştirel tutum eksiliği tartışılmaktadır. Tartışmak insanı geliştirir, tek taraflılık körlükten kurtarır. Ne diyelim, ruhu şad olsun. 

14 Mart 2026, Adana


Turkish Forum AI Soruyor

🤔 Tartışmaya Katılın

Toplumun eğitim ve kültür düzeyi ile ilgili nasıl bir sorumluluk taşıdığını düşünmektedir?


Fikrinizi Paylaşın


Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Süleyman Çelik avatarı
    Süleyman Çelik

    İlber Ortaylı, herkese mavi boncuk dağıtan/ nabza göre şerbet veren bir eyyamcıydı.
    Bazen büyük Atatürkçü olur, Kemalizmi kutsar.
    Ardını döner, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı gericilerle, ABD ajanı Fetöcülerle ortak kitap yazar.
    TRT’nin Osmanlı dizilerinde gördüğümüz fesli/ börklü/ mehterli hanedan düğününde Şevki Yılmaz ile birlikte nikah tanığı olur. Nikah sonunda Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e ettiği küfürleri, tavana bakarak dinler vs..

  2. Yeliz Yıldırım avatarı
    Yeliz Yıldırım

    Ateşi bol olsun. Bu iki yüzlü herifin.

  3. Yeliz Yıldırım avatarı
    Yeliz Yıldırım

    Ayrıca DONALD TRUMP, ve Amerikanın cenaze töreni için, helva yapımına (hazırlığına) başladım.

  4. Ergun Karamuk avatarı
    Ergun Karamuk

    İbrahim Bey merhaba,

    Ben de, 89 yaşında bir inşaat mühendisi olarak, bugün Türkiye’de toplumun değil, fakat yöneticilerin geniş kesimini “cahil” olarak görüyorum. Türkçemizde „cahil cesareti“ denen bir kavram var ve ne yazık ki, uzun zamandan beri, Türkiye her şeyi bildiklerini iddia eden „cahil“ kişiler tarafından yönetiliyor.

    Selam ve sevgiler
    Ergun Karamuk
    Dr. sc. techn. Dipl. Bauing. ETH/SIA

  5. Haluk Berkmen avatarı
    Haluk Berkmen

    İlber Ortaylı’nın entelektüel insan anlayışı 18ci, 19cu yüzyılların ve 20ci yüzyılın ilk yarısındaki anlayışından kaynaklıdır. O dönemde zengin bir burjuva sınıfı gelişmişti ve bu sınıf para kazanırken çocukları bilgiye yönelme fırsatı buldular. Avrupa’da özellikle Fransa’da ve Almanya’da yetişmiş olan bilim insanları ve düşünürler hep zengin sınıfın çocuklarıydı. Aileleri zengin olmasa da zenginler tarafından destekleniyorlardı ve maddi sıkıntı çekmiyorlardı. İlber Ortaylı da bu tür bir ortamın çocuğudur. Osmanlı dönemini çok iyi biliyordu fakat ondaki Türklük bilinci zayıftı ve Osmanlı öncesi Türklere hiç ilgi duymuyordu. Hatta “Türkler Anadolu’ya 1071’de girdiler” dedi. Oysaki bugün bu dönemden binlerce yıl önce Türklerin Anadolu’da bulundukları arkeolojik buluntularla kanıtlandı.

    20ci yüzyılın ikinci yarısından sonra Avrupa ülkeleri ve özellikle Almanya harpteki yıkıntılardan kurtulup yeniden küllerinden doğmak istemeleri bilimi bir kenara itip tekniğe önem vermelerine ve mühendisler yetiştirmelerine neden oldu. Mühendisliğin her dalı önem kazandı ve ne matematikçi, ne de filozof kaldı. Mühendislerin madde ile ilgilenmeleri dünyada yeni bir sınıf üretti. Bu sınıfa ‘Baby Boomer’ dendi. Bunlar para kazanmaya meraklı, kısa vadeli çözümler üreten biraz da çocuksu insanlardı. Onları ne bilim nede felsefe ilgilendiriyordu. Tek amaçları zengin olmak ve lüks içinde yaşamaktı. Günümüzün yönetici insanları bu sınıfın çocuklarıdır.

    Fakat uzun vadeli düşünen ve geleceği keskin zekâsıyla sezen Atatürk farklı bir yol seçti. Kısa vadeli çözümler üretmek yerine Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek bir nesil yetiştirmeye çalıştı. Avrupa’ya genç ve yetenekli gençler gönderdi ve dönüp Türkiye’de faydalı işler yapmalarını istedi. Gerçekten de Avrupa eğitiminden geçmiş gençler döndüklerinde yeni bir entelektüel sınıf oluşturdular. İşte, Anadolu köylüsünün uyanmasına katkıda bulunan bu genç sınıftır.

    Fakat bu girişim uzun sürmedi. Önce köy enstitüleri kapatıldı ardından öğretmen yedek subay girişimine son verildi. Yedek subay görevini Anadolu köylerinde yapan gençler köylülere yeni ve aydın bir kapı açtılar. Bu tür girişimler sona erince Anadolu halkı yeniden karanlığa itildi ve çaresizce dine döndü. Pozitif ilimlerin desteğinden yoksun insanlar devlet tarafından da desteklenmeyince tek çareleri Allah’tan yardım istemekti. Bu durumun sonucu da dindar ve kindar bir sınıfın ortaya çıkışı ve burjuva eğitiminden din eğitimine yönelen, dine önem veren insanların iktidarı ele geçirmeleri oldu. Bu durumu gören yabancı devletler ve özellikle ABD emperyalist emellerinin gerçekleşebileceğini düşünerek Türkiye’yi çökertmenin yollarını aradılar. Halen bu arayış devam ediyor.

    HB

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Turkish Forum AI Analiz Etti

Tartışmak insanı geliştirir ve tek taraflılıktan kurtarır. Prof. Dr. İlber Ortaylı ile yapılan sohbetlerde üniversite, bilgi üretimi ve entelektüel birikim üzerine konuşulmuştur.

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar