Eğitimde Reform Yorgunluğu

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Eğitimde Reform Yorgunluğu

Reform, papalığın Hristiyanlığı paganlaştırarak keyfine göre istismarına karşı Alman kiliselerinin isyanıyla siyasi literatüre girmiştir. Sonuç olarak Alman kültürü ağırlıklı, Vatikan’dan bağımız Protestan kiliseleri ortaya çıkmıştır. Hz. İsa’nın getirdiği İncil’e dayanan inanç sistemi değil! İngiliz ajan Hampher’in “İslam’ı Nasıl Yok Edelim?” sorusuna karşı dinde reform gündeme gelmiş, İslam’ın temel inançlarına karşı saldırılar başlamıştır. Öyle ki misyonerlerin yerine günümüzde İlahiyatçıların bir kısmı dinde reformcu kesilmiştir. Neticede okullarda dini ağırlıklı ders alanların yüzde altmışı deist-ateist olmuştur. İslam inancını benimseyen ve uygulayan nesiller değil!

Hemen her yeni bakanın müfredatta, sınav sisteminde, hatta tatil günlerinde dahi reform olarak sunduğu değişiklikler sıradan vak’alar haline gelmiştir. Bir usul yerleşmeden, fayda-zarar analizi yapılmadan, kadroların, öğrencilerin, velilerin fikri alınmadan, dünyadaki uygulamalar değerlendirilmeden aniden yeni bir sisteme geçilmiş, reform yorgunluğu baş göstermiştir. Daha verimli, daha başarılı bir eğitim programı değil!

Gerek ilk-orta-lise düzeyinde gerekse yüksek eğitimde birçok sorunlar vardır. Bunların bir kısmı değişen şartlarla ortaya çıktığı halde önemli bir kısmı sistemdeki çarpıklıkların sonucudur. Bununla beraber sistemi kökten düzeltecek reform niteliğindeki değişikliklerin daha fazla çarpıklıklar içerdiği, tecrübe, birikim ve bilimin dikkate alınmadığı sıklıkla yaşanmaktadır.

İlk-orta öğretimde, kadroların niteliksizliği söz konusu ise başta eğitim fakülteleri olmak üzere öğretmen yetiştiren kurumların müfredatı ve programı düzeltilmeli, geliştirilmelidir. Ücretli, sözleşmeli ve kadrolu öğretmenlerin ekonomik durumu, yıllardır sefalet ücretiyle ders verenlerin, evlenmek için kadroyu bekleyenlerin yanında kadroluların da ekonomik sorunları ayrı bir konudur. Ancak temel fonksiyonu öğretmen yetiştirmek olan fakültelerdeki müfredatı güncellemek, olgunlaştırmak, eksikleri telafi etmek yerine idari ve mali işlerle görevli bakanlığa bağlı eğitim akademisi, muhtemelen bir sonraki bakan tarafından lağvedilecek veya keyfi kadrolaşama araçlarından, arpalıklardan biri haline getirilecektir. Akademik, bilimsel, yenilikçilik bakımından anlamsız ve tartışmalı bu girişim, sadece öğretmenler arasında değil üniversitelerde de tartışmaya sebep olmuştur. Mali külfeti ise vergisini ödeyen vatandaş, kadrosuzluktan ataması yapılmayan öğretmen, yeterli imkanı olmadığından araştırma yapamayan akademisyen üzerinde kalacaktır.

Kadro, mali işler, müfredat, kurumlaşmalar dahil bütün kamu birimleri netice itibariyle tek merkezden yönetilmektedir. Yüzbinlerce üniversite mezunu atama beklerken eğitim bütçesine getirilen yeni bir yük, gerçek ihtiyaç alanlarından aktarılmaktadır. Ön lisanstan doktoraya hangi dersler, uygulamalar eksik de bunları indi bir kararla kurulan eğitim akademisi telafi edecek? Eğitim fakülteleri kadrolarının bütün aşamalarda cahil kaldığı, fakat sayın bakanın gerekli gördüğü dersler, sınavlar, uygulamaların üniversite programlarına eklenmesi için hangi girişimlerde bulunuldu? YÖK ve MEB ayrı gezegenlerde mi yaşamaktadır? 1.180.000 kişilik öğretmen topluluğunun ne kadarı eğitim akademisi ile müşerref olabilecektir? Akademiye kabul edilen öğretmenlerin taşradaki aileleri ne olacaktır? Eğitim ordusu içinde çeşitli alanlarda lisansüstü eğitim almış veya ömrünü bu mesleğe adamış nice dehalar bulunmaktadır. Bundan sonra da eğitim ordusunun bilimsel kıstaslara göre farklı branşlarda üniversitelerdeki akademik kurumlar işbirliğiyle daha fazla bilimsel/yenilikçi/gelişmeci faaliyetleri teşvik edilebilir.

MEB üst kademe görevlileri dahi Eğitim Akademisi konusunda yutkunmakta, sadece hizmet içi eğitim diyebilmektedirler. Hizmet içi eğitim bütün kurumlarda vardır. Bu eğitim, ilçe, il, ulusal bazda eğitim ordusu için de gereklidir. Dijital çağda bunun oldukça başarılı yöntemleri bulunmaktadır. Gerektiğinde fiziki olarak da hizmet içi eğitim verilebilir. Ancak üniversitelerden akademisyen transferiyle onların üzerinde bir kurum oluşturmak, bilimsel araştırma ve akademik faaliyeti hiç anlamamak demektir.

Harp akademileri veya polis akademisi, mesleğin gerektirdiği güvenlik, ekipman, fiziki ve psikolojik unsurların da dikkate alındığı kurumlardır. Bunları örnek alarak her bakanlığın kendi bünyesinde bir akademi kurmaya kalkışması, sabah kalktığında her bakanın kendisini kimsenin farketmediği bilim dehası olarak görmesinin maliyeti sadece bütçeye değil aynı zamanda kurumsal ve toplumsal moral ve huzura tehdittir. Üniversitelerden akademiye geçeceklerin maaşları iki katına çıkarken geçemeyenlerin moral bozukluğu şimdiden başlamıştır. Aynı kamu bütçesine bağlı kamu yükseköğretim kuruluşlarında, benzer ders verenlerin bir kısmı hangi vasfından dolayı iki kat maaş alacaktır?

“Zaten bir akademisyen ancak bu maaşla geçinebilir ve araştırmalarını sürdürebilir” mantığı doğrudur. O halde bu ücret sistemini onaylayan Maliye Bakanlığı ve YÖK, bütün akademisyenler için gerekli düzenlemeyi aynı süreçte tamamlamalıdır. Taşrada görev almak istenmediğinden özellikle yeni kurulan üniversitelerde görev alacaklara ilave teşvik ücretinin anlamı, gerekçesi vardır. Ancak aynı Ankara’da aynı unvan, görev ve kadroyla öteki caddede bulunan devlet kurumuna geçme başarısını gösterince maaşının iki kat artması, anayasa ve ilgili mevzuatın birçok maddesine aykırıdır.

MEB, eğitim fakültelerindeki müfredatın yetersizliğinden dolayı kendisine bağlı akademi kurarken YÖK ise dört yıllık eğitimi üç yıla indirme çalışmalarına başlamıştır. Eğitim süresi sekiz dönem olacak, fakat ders dönemi 16 haftadan 12 haftaya inecek. Halbuki MEB üniversite eğitiminin yetersiz kaldığı iddiasıyla kendi bünyesine ballı maaşla akademik kadro transferini başlatmıştır. Öte yandan verdiği ders için 16 haftanın fazla olduğunu söyleyen bir hocaya rastlamadığım halde hemen her toplantıda dersinin iki döneme çıkarılmasını isteyenlerle çok mücadele ettim. Hiçbir bilimsel, akademik gerekçesi olmayan Diyanet Akademisi, Adalet Akademisi uygulamalarını MEB de örnek aldığına göre yakında Tarım Bakanlığına bağlı Ziraat Akademisi, Çevre ve Şehircilik için İnşaat Akademisi, İçişleri Bakanlığı için Kamu veya Belediye Akademisi, hatta Sağlık Akademisi, Maliye Akademisi.. fikirlerinin parladığı görülebilir. Hazır yol açıldığına göre TBMM de Mevzuat Akademisi kurabilir.

1970’lerde orta öğretimde birçok alanda kadrolar boş kaldığından üniversiteler aracılığıyla geçici olarak hızlandırılmış eğitimle öğretmen ihtiyacı karşılanmıştı. O dönemde eğitim alarak öğretmenlikte saçlarını ağartmış oldukça başarılı eğitmenler tanıdım. Ancak günümüzde sadece eğitim fakültelerinde değil, mühendislikte, hukukta, idari ve iktisadi bilimlerde, eczacılıkta… ihtiyacın çok üzerinde mezunlar bulunmakta olup diplomalı işsizler ordusu hızla büyümektedir. Bunların bir kısmı üstün nitelik sahibi olup, birçoğu lisansüstü eğitim almışlardır. Ancak önemli bir kısmı dört yıllık üniversite diploması sahibi olduğu halde alanıyla alakalı gerekli vasıflardan yoksundur.

Sorun dört yıllık üniversite mezunu işsizler ordusudur. Mezunların önemli bir kısmının alanıyla alakalı yetersiz eğitimi de sorunlar arasındadır. Herkesin bildiği bu gerçeklere karşın üniversite koridorlarında, akademik toplantılarda hocalar, lisans eğitimini hızlandırarak üç yıla indirmenin hangi mantık, matematik, aritmetik kuralının sonucu olduğunu çözmeye çalışmaktadırlar. Üç yılda üniversite mezunu olmanın sonucu olarak birçok ekonomik, sosyal, ailevi sorunların yanında diplomalı ve niteliksiz işsizler ordusu çok daha hızla büyüyecektir.

Sekiz dönemi yaz okuluyla üç yıla sığdırarak erken mezun olmayı tercih edenler için yasal zemin oluşturulabilir. Ancak ekonomik ve toplumsal şartlar yanında akademsiyenlerin ve öğrencilerin başarısı açısından lisans eğitimini üç yıla sıkıştırma uygulaması birçok sorunu beraberinde getirecektir. Muhtemelen bir sonraki başkan/bakan değişimiyle bu reform çöpe atılırken halka maliyeti ağır olacaktır.

Bölgemize bombalar yağarken, ABD-İsrail işbirliği ile sadece İran değil bütün ülkeler savaşa çekilmeye çalışılırken ülkemizin gerçek eğitim sorunlarını dikkate almadan yeni sorunlara kapı açan girişimler görmezden gelinemez. Çeşitli kaygılarla yanlışları sadece fısıldamak da akademik kişiliğe aykırıdır. Barış ve huzurun kurulması ve korunması, toplumsal ve kurumsal moralin muhafazasıyla birlikte objektif, bilimsel yöntemler ışığında eğitimden, üretimden, adalet ve hakkaniyetten geçmektedir.

[email protected]       

twitter.com/alaeddinyalcink



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar