SALDIRGANLIĞIN TESELLİSİ: ABD-İSRAİL’İN İRAN’A SALDIRISI VE ULUSLARARASI TOPLUMUN YAPTIRIMSIZLIK SEFALETİ

Okuma Süresi:

7–11 dakika
❤️

28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı başlatılan ortak askeri saldırı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2(4). maddesinde düzenlenen kuvvet kullanma yasağının açık ihlalidir. “Önleyici saldırı” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan bu eylem, uluslararası hukukun saldırganlık suçu tanımına tam olarak uymaktadır. Bu nedenle , söz konusu saldırının hukuki niteliğini, uluslararası toplumun ikiyüzlü ve yetersiz tepkilerini ve saldırgan devletlere karşı uygulanması gereken yaptırım mekanizmalarını analiz edilmesi gerektiği aşikardır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Roma Statüsü’nün 8bis maddesinde tanımlanan saldırı suçu çerçevesinde, ABD ve İsrail liderlerinin yargılanması gerektiği savunulması gerekir .

SALDIRGANLIĞIN ŞAFAĞI

Uluslararası hukuk, egemen eşitlik ilkesi temelinde devletlerin birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına saygı göstermesini zorunlu kılar. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2(4). maddesi, “uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanma tehdidinde veya kuvvet kullanmaktan kaçınma” yükümlülüğünü açıkça düzenlemektedir. Bu yasağın istisnaları ise yalnızca BM Güvenlik Konseyi yetkisiyle (Bölüm VII) veya bireysel ya da kolektif meşru müdafaa hakkı (51. madde) ile sınırlıdır .

28 Şubat 2026 sabahı ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı başlatılan ortak askeri saldırı, bu istisnaların hiçbirine sığmamaktadır. İsrail Savunma Bakanlığı tarafından “önleyici saldırı” olarak nitelendirilen bu eylem , BM Şartı’nın 51. maddesinde tanımlanan meşru müdafaa hakkının koşullarını taşımamaktadır. Zira meşru müdafaa, “silahlı bir saldırı” durumunda ve BM Güvenlik Konseyi gerekli önlemleri alana kadar geçerlidir. İran’dan gerçekleşmiş bir silahlı saldırı olmaksızın, yalnızca olası bir tehdit gerekçesiyle başlatılan bu saldırı, uluslararası hukukta “önleyici meşru müdafaa” (preemptive self-defense) olarak dahi kabul edilmemekte, doğrudan saldırganlık suçu teşkil etmektedir.

Çin Küresel Televizyon Ağı’ndan (CGTN) siyasi analist Liu Kun’un belirttiği gibi, “Birleşmiş Milletler Şartı, devletlerin Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilmedikçe veya meşru müdafaa durumu olmadıkça diğer egemen devletlere karşı güç kullanmasını açıkça yasaklamaktadır. Özellikle yakın bir saldırıya dair açık kanıt bulunmayan durumlarda önleyici saldırılar, uluslararası normların ihlali olarak geniş çapta kabul görmektedir” .

  1. SALDIRININ HUKUKİ NİTELİĞİ: SALDIRGANLIK SUÇU

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 8bis maddesi, saldırı suçunu “bir devletin egemenliğine, toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı silahlı kuvvet kullanılması” olarak tanımlamaktadır. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik gerçekleştirilen ortak saldırı, bu tanımın tüm unsurlarını taşımaktadır.

Saldırı öncesinde ABD ile İran arasında Umman arabuluculuğunda devam eden müzakereler , diplomatik çözüm iradesinin henüz tükenmediğini göstermektedir. Üç tur dolaylı görüşme gerçekleştirilmiş, en son Cenevre’de yapılan görüşmeler 26 Şubat 2026’da sona ermiştir . İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin vurguladığı gibi, “Haziran ayında İsrail bize saldırdığında ve ardından ABD bu saldırıya katıldığında müzakere ediyorduk. Bu saldırganlığın yaraları hâlâ zihinlerimizde taze. Bir kez ABD ile müzakere ederken bize saldırmaya karar verdiklerini unutamayız” .

Bu ifade, ABD’nin iyi niyetle müzakere etmediğini, aksine müzakereleri zaman kazanmak ve askeri hazırlıklarını tamamlamak için kullandığını açıkça göstermektedir. Uluslararası hukukta iyi niyetle müzakere yükümlülüğü (pacta sunt servanda) bulunmakla birlikte, ABD’nin davranışı bu ilkenin açık ihlalidir.

Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide’nin değerlendirmesi son derece önemlidir: Eide’ye göre, İsrail tarafından “önleyici” olarak nitelendirilen saldırı, açık ve acil bir tehdit bulunmadığı için “uluslararası hukuka aykırıdır” . Bu değerlendirme, ABD ve İsrail’in müttefiki sayılabilecek bir NATO üyesi ülkenin dışişleri bakanı tarafından yapıldığı için özellikle anlamlıdır.

  1. ULUSLARARASI TOPLUMUN İKİYÜZLÜ TEPKİSİ

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı karşısında uluslararası toplumun verdiği tepkiler, uluslararası hukukun evrensel uygulanabilirliği konusundaki derin şüpheleri bir kez daha doğrulamıştır.

2.1. Batılı Müttefiklerin Tesellisi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, acil BM Güvenlik Konseyi toplantısı çağrısı yapmakla birlikte , “ABD, İsrail ve İran arasında savaşın patlak vermesinin barış ve uluslararası güvenlik açısından ciddi sonuçları vardır” ifadesini kullanarak , saldırının faillerini değil, sonuçlarını merkeze alan bir dil tercih etmiştir. Almanya, saldırıdan yalnızca saatler önce haberdar edildiğini açıklamış , ancak saldırıyı kınamamıştır.

Birleşik Krallık, saldırılara katılmadığını belirtmekle yetinmiş , “daha geniş bir bölgesel çatışmaya doğru tırmanış görmek istemediğini” ifade ederek , saldırının bizzat kendisini değil, olası sonuçlarını hedef alan bir açıklama yapmıştır. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ise daha da ileri giderek ABD’nin eylemini desteklediğini açıklamış, İran’ı “bölgede uzun süredir istikrarsızlaştırıcı güç” olarak nitelendirmiştir .

Avrupa Birliği’nin tepkisi ise tipik bir diplomatik kaçış örneğidir: “tüm tarafları itidal göstermeye, sivilleri korumaya ve uluslararası hukuka tam saygı göstermeye çağırıyoruz” . Bu açıklama, saldırgan ile mağduru aynı kefeye koyan, eşit derecede sorumluymuş gibi gösteren bir dil kullanmaktadır.

2.2. Bağımsız Devletlerin Tepkisi

Bağımsız dış politika izleyen ülkelerin tepkileri ise daha net ve ilkelidir. Rusya, saldırıyı “egemen ve bağımsız bir BM üye devletine karşı önceden planlanmış ve provokasyonsuz silahlı saldırı eylemi” olarak nitelendirmiş , askeri kampanyanın derhal durdurulmasını ve diplomasiye dönülmesini talep etmiştir.

Malezya Başbakanı Enver İbrahim, gelişmelerin bölgeyi felaketin eşiğine getirdiğini vurgulamış , İsrail’in İran’a saldırılarını ve buna eşlik eden Amerikan askeri eylemini eleştirerek “derhal ve koşulsuz düşmanlıkların durdurulmasını” talep etmiştir . İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, “ABD ve İsrail’in tek taraflı askeri eylemini reddettiğini” açıkça ifade etmiştir .

Nobel Barış Ödülü sahibi Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması Uluslararası Kampanyası’nın (ICAN) tepkisi ise en sert olanıdır. ICAN İcra Direktörü Melissa Parke, saldırıyı “tamamen sorumsuzca” olarak nitelendirmiş , bu saldırıların daha fazla tırmanışı kışkırttığını ve nükleer silahların kullanılma riskini artırdığını vurgulamıştır .

  1. ULUSLARARASI YAPTIRIM SORUNU: ÇİFTE STANDARTLARIN ZAFERİ

Uluslararası hukukta yaptırımlar, BM Güvenlik Konseyi’nin 7. Bölüm yetkisi kapsamında uygulanabileceği gibi, devletlerin tek taraflı veya çok taraflı olarak uyguladığı ekonomik ve diplomatik önlemler şeklinde de olabilir. Ancak İran’a yönelik saldırı karşısında uluslararası toplumun yaptırım uygulama konusundaki isteksizliği, uluslararası hukukun seçici uygulandığının en açık kanıtıdır.

3.1. BM Güvenlik Konseyi’nin Çıkmazı

Rusya’nın acil BM Güvenlik Konseyi toplantısı talebine rağmen , Konsey’in yapısı gereği ABD’ye karşı herhangi bir yaptırım kararı alınması mümkün değildir. ABD’nin veto yetkisi, Güvenlik Konseyi’ni saldırgan devletlere karşı etkisiz kılmaktadır. Bu durum, uluslararası hukukun süper güçlere karşı uygulanamaz olduğu eleştirisini haklı çıkarmaktadır.

3.2. Ekonomik Yaptırımların Çifte Standardı

ABD, yıllardır İran’a karşı ağır ekonomik yaptırımlar uygulamakta ve bu yaptırımların amacını açıkça ifade etmektedir. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in Ocak 2026’da Fox News’e yaptığı açıklamalar, yaptırımların gerçek amacını ortaya koymaktadır: “İşe yaradı çünkü Aralık ayında ekonomileri çöktü. Büyük bir bankanın battığını gördük. Merkez bankası para basmaya başladı. Dolar sıkıntısı var. İthalat yapamıyorlar ve bu nedenle halk sokaklara döküldü. Bu ekonomik devlet sanatıdır. Tek bir kurşun sıkılmadı” .

Bessent’in bu açıklamaları, ABD yaptırımlarının amacının nükleer programı durdurmak değil, doğrudan İran halkını açlığa mahkûm ederek rejim değişikliğine zorlamak olduğunu itiraf etmektedir. Bu, uluslararası hukukta devletlerin içişlerine karışma yasağının (müdahale yasağı) açık ihlalidir.

Buna karşılık, İran’a saldıran ABD ve İsrail’e yönelik herhangi bir ekonomik yaptırım gündeme gelmemektedir. Avrupa Birliği’nin “itidal” çağrıları, ABD’nin UCM yetkililerine yaptırım uygulaması karşısında etkisiz kalmaktadır.

  1. İRAN’IN MEŞRU MÜDAFAA HAKKI VE DİRENİŞ

Uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri, silahlı saldırıya uğrayan devletin meşru müdafaa hakkıdır. BM Şartı’nın 51. maddesi, “bir üyenin silahlı saldırıya hedef olması durumunda, Güvenlik Konseyi gerekli önlemleri alana kadar, doğal olan bireysel ya da kolektif meşru müdafaa hakkını” tanımaktadır.

28 Şubat 2026 saldırısı karşısında İran’ın meşru müdafaa hakkı doğmuştur. İran Dışişleri Bakanlığı’nın BM Güvenlik Konseyi’ne başvurarak “uluslararası barış ve güvenliğin ihlaline karşı derhal harekete geçilmesini” talep etmesi , İran’ın uluslararası hukuka bağlılığını göstermektedir. Tahran’ın tutarlı politikası, yıllarca süren yaptırımlar, ekonomik baskılar, sabotaj operasyonları ve düşmanca retoriğe rağmen, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiği yönündedir .

İranlı yetkililer, diplomasinin zayıflık anlamına gelmediğini vurgulamakta , ülkeye saldırılması durumunda savunma yapacaklarını açıkça belirtmektedirler. İran’ın füze kapasitesi ve bölgedeki stratejik derinliği düşünüldüğünde, herhangi bir askeri çatışma senaryosunun sınırlı kalmayacağı açıktır . Bu durum, ABD içinde dahi fark edilmektedir: Tucker Carlson’un programında vurgulandığı gibi, bölgede konuşlu on binlerce Amerikan askerinin zarar görebileceği riski, ABD’nin manevra alanını kısıtlamaktadır .

  1. YARGISAL MÜCADELE: UCAM VE ULUSLARARASI ADALET DİVANI

Güney Afrika’nın İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) açtığı soykırım davası, uluslararası hukukun ihlalleri karşısında devletlerin bireysel olarak harekete geçebileceğini göstermiştir. Benzer bir mekanizma, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığı için de işletilmelidir.

5.1. Uluslararası Adalet Divanı’nda Saldırganlık Davası

UAD’nin yargı yetkisi, devletlerin karşılıklı kabulüne dayanmakla birlikte, Soğuk Savaş döneminden kalma bir antlaşma olan 1955 tarihli Dostluk, Ekonomik İlişkiler ve Konsolosluk Hakları Antlaşması, İran-ABD ilişkilerinde hâlâ yürürlüktedir. İran, bu antlaşma temelinde ABD aleyhine UAD’de dava açabilir.

İsrail aleyhine ise, devletlerin UAD’nin zorunlu yargı yetkisini tanıma beyanları temelinde dava açılabilir. Her ne kadar İsrail bu beyanı dar yorumlasa da, saldırganlık eyleminin açıklığı karşısında Mahkeme’nin yetkisini tesis etmek mümkün olabilir.

5.2. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Sorumluluk

UCM, İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant hakkında Kasım 2024’te tutuklama emri çıkarmıştır . Bu karar, Mahkeme’nin İsrailli yetkililer hakkında yargılama yetkisini kullanabileceğini göstermektedir. 28 Şubat 2026 saldırısı, İran’ın da UCM’ye taraf olması nedeniyle (Filistin örneğinde olduğu gibi UCM yargı yetkisini tanıma beyanıyla), Mahkeme’nin yetki alanına girebilir.

Ancak ABD’nin UCM yetkililerine yönelik yaptırım tehditleri , Mahkeme’nin bağımsızlığını tehdit etmekte ve birçok devletin iş birliğini engellemektedir. Profesör Gerhard Kemp’in belirttiği gibi, ABD yalnızca İsrail’e askeri ve finansal destek sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine yaptırım uygulayarak uluslararası hukuka karşı açık bir savaş yürütmektedir.

  1. SONUÇ: YAPTIRIMSIZLIK, SUÇ ORTAKLIĞIDIR

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı gerçekleştirilen ortak askeri saldırı, uluslararası hukukun en temel normlarının ağır ihlalidir. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2(4). maddesinde düzenlenen kuvvet kullanma yasağı, uluslararası hukukun jus cogens normu, yani emredici hukuk kuralıdır. Bu kuralın ihlali, tüm uluslararası topluma karşı işlenmiş bir suçtur.

Uluslararası toplumun bu saldırı karşısındaki tepkisi, hukukun evrenselliği iddiasını geçersiz kılan bir ikiyüzlülük örneğidir. Saldırıyı kınamayan, failleri yaptırımla tehdit etmeyen, yalnızca “itidal” çağrısı yapan Batılı ülkeler, bu eylemin suç ortakları haline gelmişlerdir.

İran’ın meşru müdafaa hakkı saklıdır. Uluslararası hukuk, silahlı saldırıya uğrayan devlete, saldırıyı püskürtme ve gelecekteki saldırıları caydırma hakkı tanımaktadır. Ancak asıl olması gereken, saldırgan devletlerin uluslararası yargı organlarında yargılanması ve cezalandırılmasıdır.

Güney Afrika’nın İsrail’e karşı UAD’de açtığı dava, uluslararası hukukun büyük güçlere karşı da işletilebileceğini göstermiştir. Benzer bir hukuki mücadele, İran’a yönelik bu saldırganlık için de başlatılmalıdır. UAD’de saldırganlık davası açılmalı, UCM’de ABD ve İsrail liderleri hakkında soruşturma başlatılmalıdır.

Uluslararası hukukun üstünlüğü, ancak onu ihlal edenlerin cezalandırılmasıyla mümkündür. Aksi takdirde, uluslararası hukuk, güçlülerin zayıfları ezmek için kullandığı bir araçtan ibaret kalacaktır. Bugün İran’a yapılan, yarın herhangi bir bağımsız devlete yapılabilecektir. Bu nedenle, İran’a yönelik saldırganlık karşısında susanlar, aslında kendi geleceklerinin ipoteğini vermektedirler.

KAYNAKÇA

CGTN. (2026, 28 Şubat). Israel-U.S. joint military actions in Iran further destabilize an already chaotic world. https://news.cgtn.com/news/2026-02-28/Israel-U-S-military-actions-in-Iran-further-destabilize-chaotic-world-1L8cSqCDKSc/p.html

ClickOnDetroit. (2026, 28 Şubat). World leaders fear broader escalation after major US and Israeli attack on Iran. https://www.clickondetroit.com/news/world/2026/02/28/world-leaders-fear-broader-escalation-after-major-us-and-israeli-attack-on-iran/

Democracy Now!. (2026, 26 Şubat). U.S. and Iran Hold Indirect Talks Over Iran’s Nuclear Program Amid Trump’s Threats to Attack. https://www.democracynow.org/2026/2/26/headlines/us_and_iran_hold_indirect_talks_over_irans_nuclear_program_amid_trumps_threats_to_attack

New York Times. (2026, 28 Şubat). Here’s What World Leaders Are Saying About the U.S.-Led Attack on Iran. https://www.nytimes.com/2026/02/28/world/middleeast/iran-attacks-reaction.html

Philippine News Agency. (2026, 28 Şubat). EU calls for maximum restraint following Israel-US attack on Iran. https://www.pna.gov.ph/index.php/articles/1270031

Qazinform. (2026, 28 Şubat). International leaders comment on escalating tensions in the Middle East. https://qazinform.com/news/international-leaders-comment-on-escalating-tensions-in-the-middle-east-6482f4

Tehran Times. (2026, 21 Ocak). US treasury chief admits sanctions intended to fuel unrest in Iran. https://www.tehrantimes.com/news/522979/US-treasury-chief-admits-sanctions-intended-to-fuel-unrest-in

Tehran Times. (2026, 27 Şubat). From headlines to hostilities: How Israel and US media beat the drums of war with Iran. https://www.tehrantimes.com/news/524302/From-headlines-to-hostilities-How-Israel-and-US-media-beat-the

Vietnam.vn. (2026, 28 Şubat). The world reacts after the US and Israel alliance attacks Iran. https://www.vietnam.vn/en/the-gioi-phan-ung-sau-khi-lien-minh-my-va-israel-tan-cong-iran



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar