Sayın Oğuz Tolga,
09. Şubat 2026 tarihli, „cumhurbaşkanına hakaret davaları“ konusundaki güzel yazınızı gerçek bir „Hukuk Devleti“ nin varlığını varsayarak yazmışsınız. Yazınız güzel fakat faydasız, çünkü „Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu“ varsayımınız yanlış. Türkiye artık bir „Cumhuriyet“ değil, cumhuriyet postuna bürünmüş bir „Diktatörlük“tür.
DÍKTATÖR, kuralları tek başına belirleyen ve değiştirebilen kişi anlamına gelir. Göstermelik kanunlar yapmak ve onları istediği anda değiştirmek veya çiğnemek, bütün diktatörlerin davranış ve yönetim biçimidir. Kanunlar, ve sözde demokratik kurumlar, diktatörün giydiği bir „Karnaval kıyafetinden“ ibarettir.
Kaldı ki, bizim diktatör, bu niyetini daha başında açıkça ifade etmişti:
– „Demokrasi bizim için bindiğimiz bir tramvaydır; istediğimiz durağa gelince ineriz !“
– „ Fakirler, çalmayı bilmedikleri için fakir kalırlar !“
demedi mi? Ne kadar açık sözlü bir diktatörümüz var, kıymetini bilelim veya eşeklerin hikayesini hatırlayalım: Köyün eşekleri, sırtlarını yara yapan semerleri yapan semerciden kurtulmak için dua etmişler. „Tanrım bu semerciyi başımızdan al!“ Semerci kısa zamanda ölmüş
Onun yerine gelen semercinin yaptığı semerler daha da betermiş. Eşekler tekrar dua ederek ondan da kurtulmak için toplanmışken, en yaşlı eşek söz almış: „Eşek kardeşlerim, biz yanlış dua ettik. Bu sefer „Tanrım bizi eşeklikten kurtar!“ diye dua edelim, ancak o zaman kurtuluruz!
Diktatörün kanunlarına uyarak ve onun tayin ettiği hukukçulara güvenerek diktatörden kurtulmak mümkün değildir.


Bir yanıt yazın