15 Ağustos 2021’de Afganistan’ın Taliban yönetimine bırakılmasının ardından ülkede kadınlar ve kız çocukları, modern uluslararası hukuk açısından eşi benzeri az görülen, sistematik ve çok katmanlı bir baskı rejimine maruz kalmıştır. Bu çalışma, Taliban’ın iktidara gelişinden itibaren kadınların çalışma, eğitim, sağlık, hareket özgürlüğü, kamusal alana katılım ve kültürel yaşama erişim haklarının nasıl ortadan kaldırıldığını; söz konusu uygulamaların bireysel ihlallerden ziyade kurumsallaşmış bir cinsiyet temelli zulüm rejimi oluşturduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Makale, Taliban yönetiminin kadınlara yönelik politikalarını, uluslararası insan hakları hukuku ve özellikle “gender apartheid” kavramı çerçevesinde değerlendirmekte; Afganistan örneğinin çağdaş dünyada cinsiyete dayalı ayrımcılığın en uç ve bütüncül biçimlerinden biri olduğunu savunmaktadır.
Taliban’ın 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara gelişi, yalnızca bir rejim değişikliğini değil, kadınlar açısından toplumsal yaşamın neredeyse tüm alanlarının kapatılmasını ifade etmektedir. Daha önce 1996–2001 döneminde uygulanan baskıcı politikalar, bu kez daha sistematik, daha merkeziyetçi ve uluslararası hukukun görece daha gelişmiş normatif çerçevesine rağmen hayata geçirilmiştir. Taliban yönetimi, kadınları kamusal alandan bütünüyle dışlayan, onları aile içi ve ev içi alanla sınırlayan bir yönetim anlayışını devlet politikası haline getirmiştir.
Taliban Rejiminin Kurumsal Niteliği ve Kadın Politikaları
Taliban, iktidara geldikten sonra yaptığı ilk açıklamalarda kadın haklarına saygı duyacağını ve geçmişteki uygulamaların tekrarlanmayacağını iddia etmiştir. Ancak bu söylemler, çok kısa süre içinde yerini kadınların toplumsal varlığını silmeye yönelik kararnamelere bırakmıştır. Kadınların spor yapmasının yasaklanması, Kadın Bakanlığı’nın kapatılması ve yerine “Faziletin Yayılması ve Ahlaksızlığın Önlenmesi Bakanlığı”nın kurulması, bu dönüşümün ilk göstergeleri olmuştur.
Bu kurumsal değişiklikler, Taliban’ın kadınları özne olarak değil, denetlenmesi gereken bir tehdit unsuru olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Kadınların kamusal alandaki varlığı, rejim tarafından ahlaki bir sorun olarak kodlanmış; bu nedenle kadınların görünürlüğü, hareketliliği ve kamusal temsili sistematik biçimde sınırlandırılmıştır.
Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu’nun kapatılması ve kadın hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin durdurulması, rejimin hesap verebilirlik mekanizmalarını bilinçli olarak ortadan kaldırdığını göstermektedir. Bu durum, kadınlara yönelik ihlallerin cezasızlık içinde sürdürülmesine zemin hazırlamıştır.
Kadınların Çalışma Hakkının Ortadan Kaldırılması
Taliban yönetimi, başlangıçta kadınların belirli koşullar altında çalışabileceğini açıklamış olsa da bu söylem kısa sürede tamamen geçersiz hale gelmiştir. Kadın gazetecilerin çalışmasının yasaklanması, kamu kurumlarında çalışan kadınların işten fiilen uzaklaştırılması ve sivil toplum kuruluşlarında kadın istihdamının engellenmesi, kadınları ekonomik hayattan dışlamayı hedefleyen bilinçli bir politikayı ortaya koymaktadır.
Kadınların yalnızca sağlık ve eğitim sektörleriyle sınırlandırılması, ancak bu alanlarda da zamanla yasakların getirilmesi, kadın emeğinin tamamen görünmez kılınmasına yol açmıştır. Bu süreç, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmelerine, yoksullaşmalarına ve aile içi şiddete karşı daha savunmasız hale gelmelerine neden olmuştur.
Özellikle kadın doktorların ve sağlık çalışanlarının ülkeden ayrılmak zorunda kalması, kadınların sağlık hizmetlerine erişimini ciddi biçimde kısıtlamıştır. Erkek doktorlara görünmeleri yasaklanan kadınlar için bu durum, fiilen sağlık hakkının ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.
Eğitim Hakkının Sistematik Biçimde Engellenmesi
Taliban’ın kadınlara yönelik en yıkıcı politikalarından biri, eğitim hakkının ortadan kaldırılmasıdır. Kız çocuklarının ortaokul ve lise eğitimine devam etmelerinin yasaklanması, ardından üniversitelerin kadın öğrencilere kapatılması, kadınların geleceğini bilinçli olarak yok etmeye yönelik bir stratejidir.
Bu yasaklar, yalnızca bireysel hak ihlali değil, kuşaklar arası bir eşitsizlik üretmektedir. Eğitimden mahrum bırakılan kız çocukları, gelecekte ekonomik, sosyal ve siyasal hayata katılma imkanlarını da kaybetmektedir. Bu durum, kadınların toplumsal konumunu kalıcı biçimde zayıflatmayı amaçlayan yapısal bir politikanın parçasıdır.
Taliban’ın eğitim yasakları, uluslararası hukukta güvence altına alınmış olan eğitim hakkının açık ihlalidir. Buna rağmen, uluslararası toplumun etkili bir yaptırım mekanizması geliştirememesi, bu ihlallerin sürmesine zemin hazırlamaktadır.
Beden Politikaları, Zorunlu Örtünme ve Kamusal Alanın Tasfiyesi
Taliban yönetimi, kadın bedenini doğrudan siyasal iktidarın konusu haline getirmiştir. Zorunlu örtünme, yalnızca dini bir yorum değil, kadınların kamusal alandaki varlığını denetleme aracıdır. Kadınların yüzlerini ve bedenlerini tamamen kapatmadan sokağa çıkmalarının yasaklanması, kamusal alanın erkeklere ait olduğu fikrini kurumsallaştırmaktadır.
Bu düzenlemelerde dikkat çekici olan nokta, yaptırımların yalnızca kadınlara değil, onların erkek akrabalarına yöneltilmesidir. Bu durum, erkekleri kadınların davranışlarını denetleyen birer “ahlak bekçisi” haline getirerek, ev içi şiddetin yapısal zeminini güçlendirmektedir.
Kadın televizyon sunucularına dahi peçe zorunluluğu getirilmesi, kadın sesinin ve yüzünün kamusal alandan tamamen silinmek istendiğini göstermektedir. Bu, kadınların yalnızca fiziksel değil, sembolik varlığının da ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.
Şiddet Karşıtı Mekanizmaların Tasfiyesi ve Cezasızlık
Taliban yönetimi altında kadınları şiddete karşı koruyan tüm yasal ve kurumsal mekanizmalar ortadan kaldırılmıştır. Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Yasası fiilen uygulanamaz hale gelmiş, sığınma evleri kapatılmış, yargı mensupları ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır.
Boşanmış kadınların eski eşleri tarafından tehdit edilmesi, şiddetin kanıtlanmasının neredeyse imkansız hale getirilmesi ve kadınların şikayet mekanizmalarına erişiminin engellenmesi, cezasızlığı kurumsallaştırmıştır. Bu koşullar altında Taliban rejimi, kadınlara yönelik şiddetin önleyicisi değil, bizzat faili konumuna gelmiştir.
Gender Apartheid Kavramı ve Afganistan Örneği
“Gender apartheid” kavramı, kadınların cinsiyetleri nedeniyle sistematik olarak kamusal yaşamdan dışlandığı rejimleri tanımlamak için kullanılmaktadır. Taliban yönetimi altındaki Afganistan, bu kavramın somut ve güncel bir örneğini sunmaktadır.
Kadınların eğitim, çalışma, seyahat, kültürel yaşama katılım ve siyasal temsil haklarının topyekûn ortadan kaldırılması; bu durumun süreklilik arz eden hukuki ve idari düzenlemelerle desteklenmesi, Afganistan’da cinsiyete dayalı bir apartheid rejimi kurulduğunu göstermektedir.
Bu bağlamda Taliban’ın uygulamaları, yalnızca insan hakları ihlali değil; uluslararası toplumun müdahale sorumluluğunu doğuran bir suç rejimi olarak değerlendirilmelidir.
Afganistanlı Kadınların Direnişi
Tüm bu baskılara rağmen Afganistanlı kadınlar, hayatlarını riske atarak direniş göstermektedir. Sokak protestoları, gizli okullar, yeraltı dayanışma ağları ve diaspora üzerinden yürütülen kampanyalar, kadınların teslim olmadığını göstermektedir.
Bu direniş, yalnızca Afganistan için değil, küresel kadın hareketi açısından da önemli bir etik ve siyasal çağrıdır. Afganistanlı kadınlar, kendi özgürlük mücadeleleriyle, uluslararası toplumun sessizliğini de sorgulamaktadır.
Sonuç
Taliban yönetimindeki Afganistan, kadınların sistematik biçimde kamusal yaşamdan silindiği, hak ve özgürlüklerden cinsiyet temelinde yoksun bırakıldığı bir rejime dönüşmüştür. Bu durum, uluslararası hukuk açısından “gender apartheid” olarak tanımlanabilecek niteliktedir.
Bu makale, Afganistan’daki kadınlara yönelik zulmün geçici, kültürel ya da yerel bir sorun olmadığını; aksine küresel insan hakları rejimini doğrudan ilgilendiren yapısal bir kriz olduğunu ortaya koymaktadır. Uluslararası toplumun bu duruma karşı sessizliği, yalnızca Afganistanlı kadınları değil, evrensel eşitlik ve insan onuru ilkelerini de tehdit etmektedir.
Afganistanlı kadınların direnişi, tüm dünyaya yöneltilmiş açık bir çağrıdır: Kadınların yok sayıldığı bir düzen, insanlığın geleceği açısından kabul edilemezdir.
Kaynakça
1. Amnesty International. Afganistan 2022. https://www.amnesty.org/en/location/asia-and-the-pacific/south-asia/afghanistan/report-afghanistan/
2. Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserlik Ofisi (OHCHR). Taliban’ın kadınlara muamelesi “cinsiyete dayalı apartheid” olabilir, 11 Temmuz 2023. https://www.ohchr.org/en/stories/2023/07/experts-taliban-treatment-women-may-be-gender-apartheid
3. ReliefWeb. Afganistan’da Cinsiyete Dayalı Zulüm: Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Afganistan soruşturmasına dahil olabilir mi?, 29 Mayıs 2023. https://reliefweb.int/report/afghanistan/gender-persecution-afghanistan-could-it-come-under-iccs-afghanistan-investigation
4. UN Women Asya Pasifik. GiHA Afganistan – Kurumlar arası Hızlı Cinsiyet Analizi, Kasım 2022. https://asiapacific.unwomen.org/sites/default/files/2022-12/af-GiHA_Afghanistan-Inter-agency-Rapid-Gender-Analysis_Dec2022-s.pdf
5. Human Rights Watch. Dünya Raporu 2023: Afganistan. https://www.hrw.org/world-report/2023/country-chapters/afghanistan






Bir yanıt yazın