Bağışıklık sistemimiz: Kanserle mücadelede keskin bir kılıç

laboratuarda deney tüpleri

Okuma Süresi:

4–5 dakika
❤️

Almanya Essen şehiri. 

Bir uzmana göre, immünoterapiler tıpta devrim yaratıyor. Bu tedavilerden etkilenenler büyük umut besliyor. Ancak bu, henüz sadece geleceğe dair bir vizyon.

İmmünoterapiler, kanserle mücadelede bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Bir uzman, bu tedavilerin neden birçok hastaya umut verdiğini ve bu yeni tıbbın sınırlarının nerede olduğunu açıklıyor.

Batı Almanya Essen Kanser Merkezi (WTZ) Hematoloji ve Kök Hücre Nakli Kliniği Direktörü Prof. Christian Reinhardt, bağışıklık sistemimizin “son derece keskin bir kılıç” olduğunu söylüyor. Aynı zamanda kanserle mücadelede de etkili bir silah; şu anda tıpta devrim yaratıyor. Reinhardt, 17 Ocak’ta Essen Üniversitesi Hastanesi’nde düzenlenecek bir hasta etkinliğinde (Ruhr Kanser Günü) bu konuda ana konuşmacı olacak. Ön görüşmede, kendisi ve WTZ Hasta Danışma Kurulu sözcüsü Stefanie Frenz, immünoterapilerin nasıl çalıştığını ve kimlerin bunlardan fayda gördüğünü açıklıyor. Kendisi de meme ve cilt kanseri atlatan Frenz, Kanser Günü etkinliğinde (“Metastatik Hastalıkla Yaşamak”) adlı bir atölye çalışmasını yönetecek.

Bağışıklık sistemimiz bizi enfeksiyonlardan korur. Hasarlı hücreleri arar. Kanser hücreleri de hasarlı hücrelerdir. Ancak saklanmada çok ustadırlar. Peki, kanserle mücadelede bağışıklık sistemini nasıl kullanabiliriz?

Prof.Reinhardt: Bağışıklık sistemimiz bakteri, virüs, mantar ve diğer “kötü şeylerle” savaşmak üzere tasarlanmıştır. Ancak vücudun kendi hücrelerine de karşı dönebilir; yeter ki bu hücreler değişim belirtileri göstersin. Tümör hücreleri genetik materyaldeki bir değişiklikten kaynaklanır. Ve böyle bir DNA mutasyonu meydana geldiğinde, kodlanan proteinler de genellikle değişime uğrar. Bu proteinler vücuttaki her hücre tarafından dışarıya sunulur. Bağışıklık sistemi bunları tarar. Ait olmayan bir şey tespit ettiği anda, o hücreleri öldürür. Temel prensip budur.

Bağışıklık sisteminin yıkıcı gücü, otoimmün hastalıklarda açıkça görülmektedir. Bu durumlarda, tüm organ sistemleri kalıcı ve ciddi şekilde hasar görebilir. Tersine, bağışıklık sisteminin tümörleri baskılama yeteneği, HIV enfeksiyonları gibi bağışıklık yetmezliği ile ilişkili hastalıklarda görülmektedir. HIV’li kişilerde kanser görülme sıklığı önemli ölçüde artmıştır.

İmmünoterapiler tam olarak nasıl çalışır?

Prof.Reinhardt: Birçok farklı yaklaşım var. Kontrol noktası inhibitörü tedavileri gibi basit antikor tedavileri, kanser hücrelerinin kamuflaj mekanizmalarını alt eder. Bu, bağışıklık sisteminden saklanmalarını çok daha zorlaştırır. Daha karmaşık olanlar ise, bağışıklık sisteminin T hücrelerini tümör hücreleriyle özel olarak bir araya getiren ve böylece onlarla daha kolay savaşmalarını sağlayan bispesifik antikor tedavileridir. CAR T hücre tedavileri gerçekten bilim kurgu gibidir. Bunun için, kanser hastasının kendi T hücreleri alınır ve genetik olarak değiştirilmeleri için bir virüsle enfekte edilir, böylece tümör hücrelerini tanıyabilir ve yok edebilirler. Daha sonra tekrar verilirler.

……Birçok hasta bize bu CAR-T hücre tedavileri hakkında sorular soruyor…?

Prof.Reinhardt: Spektrum gerçekten sınırlı. CAR-T hücre tedavileri de inanılmaz derecede pahalı ve şu anda sadece lenfoma, miyelom veya bazı lösemiler gibi birkaç endikasyon için onaylanmış durumda. WTZ’mizde (Werner-von-Siemens-Zentrum) bu hastalıklar için bunları yoğun olarak kullanıyoruz ve Almanya’daki önde gelen CAR-T hücre programlarından birini geliştirdik. Ayrıca, kliniğimizde CAR-T hücreleri üretmek için birkaç aydır üretim lisansına sahibiz. Ancak, şu anda sadece bireysel tedavi girişimleri çerçevesinde kullanılıyorlar. Fakat hematolojik ve romatolojik hastalıklar için son derece iyi sonuçlar aldıklarını görüyoruz. Ve bu alanda çok şey oluyor.

Bağışıklık sisteminin geliştirebileceği yıkıcı güç, otoimmün hastalıklarda açıkça görülmektedir.

Kontrol noktası inhibitörü tedavileri şu anda en yaygın kullanılan modern immünoterapiler midir?

Prof.Reinhardt: Evet, artık neredeyse tüm kanser türlerinde kullanılıyorlar. Kanser tıbbını tamamen değiştirdiler. Hodgkin lenfoma, melanom, bronş kanseri ve bazı rektum kanserleri gibi birçok hastalık için gerçek birer dönüm noktası olarak kabul ediliyorlar. Tek başına veya kemoterapi ile birlikte uygulanabiliyorlar. Bu genellikle birkaç haftada bir infüzyon şeklinde gerçekleşiyor.

Hangi kombinasyonun hangi hasta için en uygun olduğunu ve hatta onlara yardımcı olup olamayacağını nasıl belirliyorsunuz?

Prof.Reinhardt: Tümör dokusunun ayrıntılı patolojik incelemesi temel bir gerekliliktir. Ayrıca hangi hastaların fayda göreceğini ve hangilerinin görmeyeceğini gösteren bazı belirteçlerimiz de var.

Kanser önleyici aşılar bir süredir mevcut, ancak ilaç şirketleri artık tedavi edici kanser aşıları üzerinde de araştırma yapıyor; örneğin BioNTech, kolon kanserine karşı bir aşı üzerinde çalışıyor. Ruhr bölgesindeki klinikler ve hastalar da bu araştırmaya dahil oluyor. Bu araştırmadan beklentileriniz neler?

Prof.Reinhardt: Bunlar, araştırmanın tıbba nasıl dönüştüğünü güzel bir şekilde gösteren, kesinlikle nefes kesici gelişmeler. Ancak, tedavi edici aşılar konusunda, bunun büyük ölçüde geleceğin bir konusu olduğunu açıkça belirtmek gerekir. Kanser tedavisini veya en azından durdurmayı amaçlayan böyle bir aşı için ön koşul, tümörün çok karmaşık bir genetik analizidir. Dahası, bu aşılar her hasta için ayrı ayrı üretilmelidir, yani her birey için farklı bir aşı. Bu zaman alıcı ve çok pahalıdır. Eğer işe yararsa ve bağışıklık tepkisi de iyi olursa, o zaman bir başarıdır. Ancak ilk yaygın onayın yıllar alacağını düşünüyorum. Bununla birlikte, biyomedikal araştırma alanındaki son derece dinamik gelişmeler, immünoterapilerde daha fazla devrim göreceğimiz konusunda beni iyimser kılıyor.

Prof. Christian Reinhardt, Batı Almanya Essen Tümör Merkezi Hematoloji ve Kök Hücre Transplantasyonu Kliniği Direktörü.

Sonuç çıkarmak: SAtasoy.

Kanserden korunmanın temeli, topraktan yetişen meyve ve sebzelerle başlar,(hayvanlar için yem bitkileri)dahil. Tükettiğimiz her yiyeceği dikkatlice incelemeliyiz. Köylülerimiz tüm kimyasal maddelerden uzak durmalıdır.

Türk mutfağı, tahılların yanı sıra sığır ve kuzu etine dayanmaktadır. Çok hızlı büyüyen hayvanların etinden kaçınılmalıdır.Meyve ve sebze bakımından dört mevsimin de yaşanabildiği bir ülke, bazılarına cennet gibi görünür.

Bu cennetin değerini bilmeliyiz; kıymetli doğal alanlarımızı kimyasallarla gereksiz yere yok etmenin ve gelecek nesillere zarar vermenin hiçbir anlamı yok.

Hava,Toprak, Su ve Doğa insanlık için vazgeçilmez unsurlardır…Hem kendi sağlığımız, hem de doğanın sağlığı için onları korumalıyız…!

Türk`ün  ruhunda doğa sevgisinin yerini hiçbir şey tutamaz.

Son olarak : Rahmetli Mustafa dedem şöyle derdi: “Çocuklarım, sofralarınıza çavdar bulguru pilavı, ayran, turşu, üzüm pekmezi, soğan ve sarımsak koymayı asla unutmayın.”



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar