Yapılan tespitlerden ve çıkarılan sonuçlardan önemli biri de Türk birliğini ve Türk gücünü tesirsiz hâle getirmek isteyen Avrupalı ve Asyalı büyük güçlerin Türk dilini ve edebiyatını tahrif etme, Türk kültür ve medeniyet unsurlarını yok etmek için büyük gayret sarf etmeleridir. Bu durumu göremeyen basiretsiz “Türk aydınları”
da yıllarca bu tuzaklarda debelenip durmuşlardır. Bu tuzakları vaktinde görüp tepki gösterenler ise “pantürkist”, “panturanist” suçlamaları ile ezilmeye çalışılmıştır.
Bir taraftan Rusya (çarlık ve Sovyetler Birliği), diğer taraftan İran yönetimi (basiretsiz Türk Kaçar şahları ile şovenist ve zalim Pehlevîler yönetimi) bir taraftan da ipin ucunu büyük güçlere kaptırmış İstanbul ve Atatürk sonrası Ankara hükümetleri, Azerbaycan, Türkiye ve İran Türklerinin dil, edebiyat ve kültür birliği
yapmalarına imkân verememiş ve vermemişlerdir. Hatta “gaflet, hıyanet ve dalalet” içinde olduklarından bu hususta çok büyük yanlışlar yapmışlardır. Büyük ve egemen güçler tarafından, her üç taraftaki Türklerin birkaç defa alfabeleri değiştirilmiş, basın ve yayınlarına yasak ve sansür konulmuş, gidiş gelişleri engellenmiş, aralarında fikrî, dinî, mezhebî ve siyasî zıtlıklar türetilmiş, dil, tarih ve kültür eserleri tahrif edilmiş, müzeleri, kütüphaneleri yağmalanmış, yüzlerce yazar, şair ve aydını sürgün edilip, zindana atılmış veya öldürülmüştür.
Türkçe veya başka dillerde yazılan kadim İran Türk edebiyatı ürünleri yeteri kadar araştırılmamıştır. Türk Eşkaniler devrinin şaheseri olan Kelile ve Dimne gibi nice Türk eseri yalan ve uydurma yollarla Türk edebiyatı tarihinden çıkarılıp başka milletlerin edebiyatlarına mal edilmiştir.
Türk dilinin ve edebiyatının en amansız hasımlarından biri Farslar olmuştur.
İran coğrafyasında Türkler hâkimiyette olunca, Farsça, Arapça veya diğer diller büyük itibar görmüş, hatta Türkçe’den daha fazla önem kazanmıştır. Gazneli Mahmud’un Firdevsî’ye Şehnâme’yi yazdırdığı gibi bir çok Türk Hakanı Arapça ve Farsça’ya altın çağlarını yaşatmışlardır. Hâlbuki Farslar, kısa süreli de olsa yönetime geldiklerinde, günümüzde olduğu gibi Türk diline ve edebiyatına hayat hakkı tanımamışlardır. Arap ve Fars hâkimiyetleri döneminde Türk yazar ve şairlere zoraki Arapça ve Farsça eserler yazdırılmıştır.
Başka bir önemli sonuç ise İran edebiyatının tamamen Fars ırkına ait bir edebiyat olmadığıdır. İran coğrafyasının tamamında hatta Afganistan, Horasan, Anadolu gibi Türk ülkelerinde, Türklerin sayesinde gelişen Fars edebiyatı ortak bir İslâmî kültür edebiyatıdır.
Hasanoğlu, Nasrettin Hoca, Hacı Bektaş Veli, Şeyh Mahmut Şebüsterî, Kadı Burhanettin, Seyid İmadeddin Nesimî, Kadı Darir, Abdülkadir Merağayî, Yunus Emre, Ali Şîr Nevâî, Hatayî, Muhammed Fuzûlî… gibi edebî şahsiyetler bütün Türk devlet ve topluluklarında olduğu gibi İran Türklerinde de ortak edebî şahsiyetler
sayılmaktadır.
Şah İsmail Hatayî, şiirlerinin tamamına yakınını Türkçe yazmış, kurduğu devletin dilini Türkçe yapmış bununla da Türk edebiyatına çok büyük hizmet etmiştir.
18. yüzyılın ortalarında Molla Penah Vakıf, İran Türk edebiyatını, beş yüz yıldan beridir Arap edebiyatından gelme kalıplardan çıkarmış, Türk şiirine ve Türk diline zindelik getirmiş, Azerbaycan Türkçesi ile yazma ve millîleşme akımı ile realist Türk edebiyatı akımını başlatmıştır.
İran Türklerinin son iki yüzyıllık tarihi, onun bütün tarihinin hülasası gibidir.
Bu zaman dilimi içerisinde meydana gelen siyasî ve sosyal olaylar, İran Türklerinin talih, tarih, kültür ve edebiyatını derinden etkileyerek büyük izler bırakmıştır.
1828 Türkmençay Antlaşması ile ikiye bölünen İran Türklüğünün, şimdiki adı “Azerbaycan Cumhuriyeti” olan Kuzey Azerbaycan ile İran Azerbaycan’ı veya İran Türklüğünün edebiyatı iki kolda gelişimini sürdürmek mecburiyetinde kalmıştır.
İran Türk edebiyatında nesir örnekleri 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmeğe başlar.
İran Türk Edebiyatında 1928 kırılmasından sonra ikinci büyük kırılma, “Meşrutiyet Hareketi” yıllarında (1906-1920) görülür. Hiyabanî’nin liderliğinde 1918’de kurlan Millî Demokratik Azerbaycan Hükümeti zamanında Türk dili ve edebiyatı adına çok ciddî çalışmalar yapılır. Eğitim öğretim Türkçe olur, basın yayın
Türkçe yapılır. Bu dönemin edebiyatçıları eserlerinin tamamına yakınını Türkçe yazarlar.
İran’ı sömürge yapmak isteyen İngiltere, ülkede azınlıkta olan Farsları yönetime getirerek onların eliyle Yakın Doğudaki Müslüman Türk gücünü tesirsiz hâle getirme yoluna gider. Bunun için Kaçar Türk Hanedanını iktidardan uzaklaştırıp, Rıza Han’ı “Şah Rıza Pehlevi” unvanıyla tahta çıkarırlar. Pehlevî yönetimi ülke içinde her çeşit aydınlanma, uyanma, oluşum ve gelişimi durdurur. Sadece Kasr hapishanesinde 24 bin yazar, şair, aydın, siyaset adamını öldürtür; ülke genelinde bütün Türkçe basın ve yayın organlarını yasaklar. Ülkenin resmî dilini Farsça yapar ve Türkçe’yi her yerde yasaklar. İran Türklerinin Türkiye ve Azerbaycan ile her türlü irtibatını kesmeye çalışır.
Kuzey Azerbaycan’da Arap alfabesi bırakılıp önce Latin Alfabesi’ne daha sonra Kiril alfabesine geçilir; Türkiye’de Arap alfabesi bırakılıp Latin alfabesine geçilir;
İran Türklerine Arap alfabesi kullandırılmaya devam ettirilir. Bu uygulamalarla kardeş ülkeler arasına demir perde çekilir. Çeşitli yollarla birinden diğerine ulaşan eserler okunamaz olur. İran Türk dili ve edebiyatı duraklama, hatta gerilemeye başlar. Bu dönemde İran Türk şair ve yazarları ekseriyetle Farsça yazmak mecburiyetinde bırakılır.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Bir yanıt yazın