ABD emperyalistleriyle yatağa girenden insan çıkmaz; Trump’lı, NATO’lu, İsrail suskunluklu bu güncel tabloda çıkan şey artık sadece zülüm değil, zülmün rutinleşmiş hâlidir. Türkiye bugün ne yaşıyorsa, bunun büyük kısmı Washington’la kurulan bu kirli ve kişisel ilişkinin yan ürünüdür.
NATO meselesiyle başlayalım. Erdoğan içeride “bağımsız Türkiye” nutukları atarken, NATO’nun doğu kanadında nöbet tutmaya devam ediyor. Üsler duruyor, radarlar çalışıyor, askeri uyum tam gaz. Trump için bu net: Türkiye itiraz eder gibi yapabilir ama sonunda hizaya gelir. Erdoğan için de tablo tanıdık: NATO’ya evet, halka kemer.
Hiciv şurada sertleşiyor: NATO’ya “stratejik zorunluluk” denilen şey, iş ekonomiye gelince bir anda halka “sabır” olarak dönüyor. Savunma harcamaları kutsal, sosyal harcamalar lüks. ABD silah satar, Türkiye borçlanır. Trump silah lobisine göz kırpar, Erdoğan enflasyonu “dış güçlerin oyunu” diye açıklar.
İsrail meselesi ise bu yatağın en kirli çarşafı. Erdoğan kürsülerde İsrail’e bağırır, Washington’da ses düşer. Gazze için yüksek perdeden ahlak, arka planda diplomatik sessizlik. Trump’ın İsrail’e koşulsuz desteği Erdoğan’ı rahatsız etmez; çünkü rahatsızlık çıkarı bozar. Emperyalizm burada şunu ister: Çok konuş, az boz.
Bu ikiyüzlülüğün bedelini kim öder? Filistin halkı bombayla, Türkiye halkı ise ikiyüzlü siyasetle. Erdoğan’ın İsrail çıkışları iç politika için vitrin süsüdür; Trump içinse tolere edilebilir bir gürültü. Yatak bozulmadığı sürece herkes rolünü oynar.
Ekonomi cephesinde tablo daha da çıplak. Trump tehdit eder: “Yaptırım.” Piyasalar titrer. Erdoğan konuşur: “Ekonomik savaş.” Sonuç değişmez: Kur artar, ücret erir, halk fakirleşir. Yaptırımlar Washington’un sopasıdır; Erdoğan bu sopayı içeride daha sert bir düzen kurmak için kullanır.
Hicvin en acı noktası burada: Trump gerçekten yaptırım uygular mı, uygulamaz mı fark etmez. Tehdidin kendisi yeterlidir. Çünkü Erdoğan bu tehdidi içeride muhalefeti susturmak, itirazı bastırmak ve her krizi “milli beka”ya bağlamak için kullanır. ABD basar düğmeye, Türkiye’de demokrasi ışıkları biraz daha kısılır.
Trump’ın “önce Amerika”sı ile Erdoğan’ın “yerli ve milli”si bugün NATO’da birleşir, İsrail’de susar, ekonomide halka çöker. Bu bir çelişki değil; emperyalizmin işleyiş biçimidir. Dışarıda uyum, içeride baskı.
Sonuç net:
NATO’ya sadakat = halka kemer
İsrail’e sessizlik = ahlaki çöküş
Yaptırım tehdidi = iç baskının bahanesi
Trump gitmediği sürece bu denge sürer. Erdoğan bu dengeyi bozmak istemez; çünkü bu yatak iktidarı sıcak tutar. Ama halk için bu yatak soğuktur, serttir ve her sabah biraz daha yoksul uyanılan bir yerdir.
Son söz artık hiciv değil, teşhis:
ABD emperyalizmiyle kurulan bu güncel, kişisel ve çıkar temelli ilişki Türkiye’ye güvenlik getirmedi, refah getirmedi, adalet hiç getirmedi. Getirdiği tek şey, NATO etiketli, İsrail sessizlikli, yaptırım tehdidiyle beslenen organize bir zülüm düzenidir.



Bir yanıt yazın