Bu bir “olay” değil.
Bu bir “kaza” hiç değil.
Bu, Trump’ın ICE adlı modern Gestapo’sunun Minneapolis’te işlediği açık bir katliamdır.
Üç çocuklu bir anne.
Bir şair.
Silahsız.
Kaçmıyor, tehdit oluşturmuyor.
Ve ICE kurşun sıkıyor.
Yetmiyor—bir doktorun müdahale etmesine bile izin verilmiyor.
Tanıkların ve avukatların anlattığına göre, can çekişen bir kadına yaklaşmak isteyen sağlık görevlileri engelleniyor. Dakikalar geçiyor. Hayat sönüyor. Devlet bekliyor. Gestapo da böyle çalışırdı: Önce vurur, sonra seyrettirirdi.
Burada hiciv değil, çıplak gerçek konuşuyor:
ICE bugün sınır korumuyor. ICE korku yayıyor.
Hukuk uygulamıyor; gözdağı veriyor.
Trump’ın ICE’i, Nazi Almanyası’nın Gestapo’su gibi davranıyor:
– Yargıç sormaz
– Doktor dinlemez
– Tanık istemez
– Hesap vermez
Ve sonra bize “hukuk devleti” masalı anlatılır.
Amerikan halkı, şimdi sana sesleniyoruz
Bu katliam sadece bir annenin değil, senin anayasanın da yere düşürülmesidir.
Bir devlet kurumu, sokak ortasında bir insanı katledip, yardımı engelleyebiliyorsa; yarın bunun kime yapılacağı belli değildir.
Bugün göçmen diye susarsan,
yarın komşun diye susarsın,
öbür gün sen diye susacak kimse kalmaz.
Bu bir parti meselesi değil.
Bu bir kimlik meselesi değil.
Bu insanlık ve hesap sorma meselesidir.
Şimdi ne yapacaksın?
– “Üzgünüz” açıklamalarıyla yetinecek misin?
– “Soruşturma açıldı” masalına mı inanacaksın?
– Yoksa gerçekten hesap mı soracaksın?
Sessizlik onaydır.
Korku itaattir.
İtaat ise yeni katliamların davetiyesidir.
Biz şiddet istemiyoruz. Biz adalet istiyoruz.
Ama bil şunu Amerika:
Adalet istenmez, alınır.
Sandıkta, sokakta, mahkemede, basında, vicdanda.
ICE’e dokunulmazlık verenlerden,
Trump’ın bu aygıtı azdırmasına izin verenlerden,
Bir annenin ölümünü prosedürle örtmeye çalışanlardan hesap sorulmadan bu ülke temizlenmez.
Son söz net:
Bu bir infazdı.
Bu bir katliamdı.
Ve bu katliamı sineye çeken herkes, bir sonraki kurşuna ortaktır.
Ayağa kalk Amerikan halkı.
Gestapo düzenini kabul etme.
Bu zulmün bedelini sor.



Bir yanıt yazın