Türkiye’de yürütülen uyuşturucu operasyonları artık bir güvenlik politikası olmaktan çıkmış, siyasi sadakat testine dönüşmüştür. Gözaltına alınan isimlere, servis edilen görüntülere ve manşetlere bakıldığında karşımıza çıkan tablo açıktır:
İktidara uzak olan hedefte, iktidara yakın olan görünmezdir.
Bu bir “algı” değil, istikrarlı bir pratiktir.
İsimler Üzerinden Konuşalım: Kimler Hep Operasyon Konusu, Kimler Asla Değil?
Son günlerde uyuşturucu başlığıyla yürütülen operasyonlarda ortak bir payda vardır:
Sanatçılar, sosyal medya figürleri, iş insanları ve “ünlü” sıfatı taşıyan kişiler…
Ve neredeyse tamamı, iktidarla mesafeli ya da açıkça eleştirel isimlerdir.
Peki şu basit soruya kim cevap verecek?
Türkiye’de iktidara yakın, saray çevresinde dolaşan, kamu ihaleleri alan, vakıf yöneten, “makbul” sayılan çevrelerde hiç mi uyuşturucu yoktur?
Yoksa mesele uyuşturucu değil, itaat etmeyenleri hizaya sokmak mıdır?
Açık İsim: Bilal Erdoğan İddiaları Neden Dokunulmaz?
Gelelim asıl rahatsız edici noktaya.
Kamuoyunda yıllardır tartışılan, gazetecilerin, muhalefet milletvekillerinin ve uluslararası çevrelerin gündemine girmiş bir isim var: Bilal Erdoğan.
Burada çok net bir çizgi çekelim:
Kimseyi suçlu ilan etmiyoruz.
Ama iddialar vardır ve bu iddialar sıradan değildir.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre:
• Bilal Erdoğan’ın adının geçtiği altın ticareti ve kaçakçılığı iddiaları,
• Kapalıçarşı merkezli operasyonlarla kesişen ticaret ağları,
• Ve en önemlisi, ABD’de Beyaz Saray’da Hakan Fidan’a sunulduğu iddia edilen dosyalarda, Bilal Erdoğan ve yakın çevresine ilişkin çeşitli yasa dışı ticaret iddialarının yer aldığı yönündeki bilgiler…
Bunların hiçbiri Türkiye’de “komplo teorisi” diye geçiştirilecek düzeyde iddialar değildir.
Bunlar, araştırılması gereken dosyalardır.
Peki Soru Şu: Neden Savcılar Bu Dosyalara Dokunmuyor?
Eğer Türkiye gerçekten bir hukuk devleti ise, şu soruların cevabı olmak zorundadır:
• Neden Bilal Erdoğan hakkında tek bir kapsamlı adli soruşturma yürütülmemiştir?
• Neden Kapalıçarşı operasyonları, saray çevresine uzanmadan kapanmıştır?
• Neden savcılar, muhalif bir sanatçıyı sabaha karşı gözaltına alırken gösterdikleri refleksi, bu dosyalarda göstermemektedir?
Burada artık “delil yoktu” bahanesi ikna edici değildir.
Çünkü bazı dosyalar delilsizliğinden değil, dokunulmazlığından ötürü açılmamaktadır.
ABD Dosyaları Varken Türkiye’de Neden Sessizlik Var?
Şunu da açıkça yazmak gerekir:
Eğer bir ülkenin yönetici kadrolarına ilişkin iddialar, ABD gibi bir devletin resmi muhataplarının önüne dosya olarak geliyorsa, o ülkede yargının “bilmiyoruz” deme lüksü yoktur.
Ama Türkiye’de ne oluyor?
Bu iddiaları dile getirenler soruşturuluyor.
İddiaların muhatapları ise korunuyor.
Bu tabloya hukuk değil, siyasi himaye denir.
“Temiz Eller” Masalı ve Gerçekler
İktidar, yıllardır “ahlak”, “temizlik”, “milli ve manevi değerler” söylemi üzerinden siyaset yapıyor.
Ama pratikte ortaya çıkan şudur:
• Muhalifsen: Operasyon, teşhir, linç
• Saraya yakınsan: Suskunluk, dosya kapatma, görmezden gelme
Bu, temiz eller değil; kirli bir seçicilik rejimidir.
Sonuç: Adaletin Terazisi Saraya Doğru Eğilmişse…
Bu yazı bir suç isnadı değil, bir yüzleşme çağrısıdır.
Bugün Türkiye’de mesele uyuşturucu değildir.
Mesele, hukukun kimler için çalıştığıdır.
Eğer:
• Muhalifler için yargı hız treniyse,
• Saray çevresi için ağır çekim bile değilse,
orada artık adaletten değil, siyasi korku düzeninden söz edilir.
Ve şu soru ortada kalır:
Türkiye’de uyuşturucuya mı savaş açıldı, yoksa itaat etmeyenlere mi?
Bu soru cevaplanmadıkça, yapılan her operasyon adalet değil, gözdağı olarak anılacaktır.






Bir yanıt yazın