Amerikalı Papa 14. Leo’nun İznik ziyareti, bir dinî törenden ötedir

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Sayın  Tüm.Amiral Cem GÜRDENİZ,

eski Mısır’dan beri bütün „Din adamları“, temsil ettikleri dine inanmaktan ziyade, din hurafelerini kendi çıkarları için kullanmıṣ, yorulmadan geçinme yöntemi ve çevreleri üzerinde belli bir otorite kurma fırsatı olarak görmüṣlerdir, kendileri inandıklarından deḡil.

Gerek Ìmparatorluk-Krallık ve Sultanlık ve gerekse „demokratik“ olduḡunu söyleyen rejimlerdeki yöneticiler de, yine kendi çıkarları için, bu halka daha yakın din adamlarını yemlerler ve yine kendi çıkarları için kullanırlar, kullanamdıklarını da ezip bitirirler.

Uluslararası iliṣkilerde de din adamları kullanılır, çünkü onlar satılık kiṣilerdir. Siyasi amaçlar için kullanılan din adamları, özellikle emperyalist ülkelerin piyonlarıdır. Buna Vatikan’daki Papa da, Hristiyan ülkelerdeki Piskoposlar da, Müslüman ülkelerdeki imamlar da, hattâ Budist ve Hinduist tapınakların baṣları da dahildir.

Bartolmeus da aslında Yunanistan ve ABD tarafından kullanılan ve önce kendi refah ve mevkiini düṣünen asalak takımın bir elemanıdır. Bartolmeus’un en büyük avantajı, Türkiye gibi yeniden dincilerin eline düṣmüṣ ve onlar tarafından sömürülmeyi kabul etmiṣ bir halkın varlıḡıdır.

RTE ve avanesi Türk halkını o kadar rahat ve sınırsız sömürüyor ve halkımız buna o kadar tepkisiz ki, Bartolmeus da, Trump da diḡer emperyalistler de, bu yaralı yatan avdan, birer parça koparma peṣine düṣebiliyorlar. Türk halkı (artık milleti demiyorum) bir çuvala doldurulmuṣ ve kötekleniyor, ama sopayı kimden yediḡinin bile farkına varmıyor. Bu açıdan, bazı cümlelerinizi düzeltmeme müsaade etmenizi rica ediyorum:

Bu sözler, dış politikanın teolojiye teslim edildiğinin resmî beyanıdır. Hayır! „Bundan daha elim ve vahim olmak üzere içerde iktidara sahip olanlar ṣahsi emellerini müstevlilerin emelleriyle tevhid etmiṣ durumdadırlar.“Hem iç hem dıṣ politikada teoloji kullanılmaktadır. RTE yönetimi, kendi kiṣisel emellerini „iṣgacilerin emelleri ile birleṣtirmiṣ durumdadır.“ Teolojiyi iç ve dıṣ politika yönetmektedir.

Kısacası Papa’nın İznik hamlesi, Evanjelik–Siyonist eskatolojinin Avrupa ayağıdır. Bu hamlenin gerçek sahibi ABD‘dir.

Hedef: Kiliseyi tekleştirmek, Kudüs’ü taçlandırmak ve Mesih doktrinini hızlandırmaktır. Hayır! Hedef Türkiye’yi parçalamak ve paylaṣmaktır. BOP‘un EṢBAṢKANI, bizzat Türkiye’nin Cumhurbaṣkanı deḡil mi?

Saygılarımla
Dr. -Ing. M. Yavuz Dedegil


Amerikalı Papa 14. Leo’nun İznik ziyareti, bir dinî törenden ötedir. 

E.Tüm.Amiral Cem GÜRDENİZ 

 14.Leo’nun Türkiye ziyareti için Fener Rum Patrikhanesi’nin kuruluş tarihi kabul edilen, Havari Andreas Yortusu’nu (30 Kasım) seçmesi ve Patrik Bartholomeos’tan, “ev sahibi” olarak söz etmesi manidardır.

Bu hamle teolojik, jeopolitik, eskatolojik ve psikolojik boyutları olan çok katmanlı bir stratejidir.

İznik’e yani Hristiyan dogmasının doğduğu yere dönüş, teolojik mesajdır.

Fener Patrikhanesi’ni Doğu’nun temsilcisi gibi yanına alması, jeopolitik meşrulaştırma girişimidir.

Doğu–Batı kilise birliğini yeniden kurma söylemi, eskatolojik hazırlıktır.

Hristiyanlığın en eski anlatılarından biri olan:

“Başlangıçta tek idik, yine tek olacağız.” bugün İznik’te yeniden sahneye konmaktadır.

Bu anlatıya göre birlik sağlandığında, Mesih’in dönüş devri başlar.

Böylece “tarih bizim mirasımız üzerinden akıyor” psikolojisi güçlendirilmektedir.

Papa’nın İznik çağrısı, bölünmüş Hristiyanlığın son kez birleştirilmesi fikrine dayanır. Doğu–Batı Kilisesi’nin birleşmesi Kudüs’ün kutsanması ve Mesih’in dönüş sürecinin hızlandırılması doktrinsel bir zincirdir.

Bu zincirin jeopolitik düğüm noktaları bellidir:

İstanbul (Yeni Roma);

İznik (Dogmanın kaynağı)

ve her ne kadar programda olmasa da Ayasofya (Birliğin tacı).

Bu nedenle konu ibadet değil, egemenlik ve sembol hâkimiyetidir.

Gazze kan gölüne dönmüşken, İsrail tamamen dinci söylemlerle ve yaptıklarının ilahi emirler gereği olduğu kayıtsızlık içinde hareket ederken, Amerikalı Papa’nın İznik hamlesi, ABD’deki Evanjelik–Siyonist “Mesih’i hızlandırma” doktrininin Avrupa ayağı olarak da okunmalıdır.

ABD’de 70 milyon Evanjelik seçmen vardır.

Senato ve Kongre’de kurumsal temsil sahibidir.

Bu doktrin devlet politikası hâline gelmiştir. Kudüs’ün ABD tarafından İsrail in başkenti olarak tanındığı birinci  Trump döneminde Dışişleri Bakanı Pompeo: “Tanrı, İsrail’i kurmak için Trump’ı gönderdi.”derken  Başkan Yardımcısı Pence: “Kudüs’ü Tanrı’nın takvimine yerleştirdik.”diyordu. 

Bu sözler, dış politikanın teolojiye teslim edildiğinin resmî beyanıdır. 

Kısacası Papa’nın İznik hamlesi, Evanjelik–Siyonist eskatolojinin Avrupa ayağıdır.

Hedef: Kiliseyi tekleştirmek, Kudüs’ü taçlandırmak ve Mesih doktrinini hızlandırmaktır. 

Fener Rum Patrikhanesi de bu senaryoda  rol oynamaktadır. Oysa Atatürk, 1922’de net olarak uyarmıştı: ‘Rum Patrikhanesi, memlekette nifak ve şikak tohumu saçan bir fesat ocağıdır. Türkiye’nin böyle bir teşkilatı topraklarında muhafaza etmeye mecburiyeti yoktur.”

Evet, Yaşanan bir semboller savaşıdır. Ancak hatırlatalım bu savaşta Anadolu’nun ruhu da, egemenliği de Türk milletinindir. Bu topraklarda egemenlik Tanrı adına değil, millet adına kurulur.

Anadolu’nun hükümranlığı pazarlık konusu değildir. 

Hükümranlık, vahiylere ve kehanet projelerine teslim edilemez.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. MEHMET BOZ avatarı
    MEHMET BOZ

    Sn.Dedegil’in dikkati sayesinde (E)Tüm.Amiral Cem GÜRDENİZ’in yazısının E-Türkiye Biz’de yer almasına memnun oldum.
    Kendisinin “mavi Vatan ” kavramının millete mal olmasında çok gayreti olmuştur.
    FETÖ’nün mağdur ettiğği çok değerli askerlerden birisiydi. Ülkem adına büyük kayıptır.

    Bu konuya ilişkin “E-Türkiyeyiz.Biz” ‘in E-Postası’na aşağıdaki yazıyı iletmiştim.
    Yeri geldiği için buraya da alma gereği duydum.
    Okuyanların bilgisine sunarım.
    Saygılarımla…10.,12,2025Ç.ba
    Mehmet BOZ

    “18 May 2025 Paz, 13:44” tarih saatli” İznik’te 10 Mayıs Cumartesi günü yapılan mitingde “ekümeniklik “ zırvasına sarılan İstanbul Fener Rum Kilisesi protesto edilmiş!” konu başlıklı iletide bu konu ele alınmıştı.
    Aradan 6 ay geçmiş olmasına karşın Türkiye efkarı umumiyesinde pek de bir şeyin değişmemiş olduğunu üzüntüyle görmekteyiz.
    Böyle durumlar için olmalı Mevlana ” Kurdun kuzuyu yemeye niyetlenmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Şaşılacak olan odur ki bu kuzu, kurda gönül bağlamış,aşık olmuştur.” demekte!
    Hepsi tamam da çıkarları için ” kurda gönül bağlamış,aşık olmuş”lara karşı okumuşların(üniversite çıktılı) oluşturduğu meslek örgütlerinden de kayda değer bir tepkinin olması nasıl izah edilecek?
    Tam da bu süreçte ,bugün TBMM’deki partilerden oluşan heyetin ABD’nin kulağından tutup teslim ettiği terör örgütü PKK’nın elebaşısı APO ile görüşmek (müzakere) için İmralı’ya gideceği haberi medyaya düştü.
    Bunlar ve benzeri olup bitenler Türkiye’de iç cephenin ne durumda olduğunu birilerininin anlamasını sağlar mı?
    Yeri gelmişken 98 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği “İç Cephe”ye yönelik tehlikenin çok da uzağında olmayan bir Türkiye’de yaşadığımızı Büyük Söylev’den (*) okuyalım;
    – Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir.
    – Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir.
    – Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez.
    – Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir.
    – Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten ‘kaleyi içinden almak‘, dışından zorlamaktan çok kolaydır.
    – Bu amaçla şahıslarımıza kadar temasa gelebilen bozguncu mikropların, araçların varlığını iddia etmek doğrudur.
    – Meclis’in düşünüş biçimi, çalışması, vaziyeti, düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına olanak ve olasılık yoktur…”(NUTUK/ Sayfa 453)
    (*) Büyük Söylev (Nutuk): Mustafa Kemal Atatürk’ün 3 aylık bir süre içinde tamamladığı ve 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde CHP(Cumhuriyet Halk Fırkası)’nın İkinci Büyük Kurultayında kürsüden okuduğu eserdir. Türkiye tarihinin 1919-1927 yılları arasındaki 9 yıllık bir sürecinde, özellikle Millî Mücadele’de yaşanan olayları anlatır.
    (BUYAZI DERLEMEDİR)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar