Lider Odaklı Siyasal Karşı-Devrimci Süreçler:Gorbaçov ve Erdoğan Üzerine Eleştirel Bir Karşılaştırma

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Devletlerin ayakta kalması, güçlü olması ve uzun süre devam edebilmesi yalnızca ekonomiye veya kurumlara bağlı değildir. Devletin kuruluş fikri, liderlerin yaklaşımı ve dünya siyasetindeki dengeler de bu süreçte büyük rol oynar. Sovyetler Birliği’nin Gorbaçov döneminde yaşadığı çözülme ile Türkiye’nin Erdoğan döneminde geçirdiği ideolojik ve kurumsal değişim, liderlerin attığı adımların devletin yönünü nasıl değiştirebildiğini göstermesi açısından önemli örneklerdir.

Kurucu İdeolojinin Aşınması: Zayıflama mı, Bilinçli Tasfiye mi?

Hem Sovyetler Birliği hem Türkiye örneği, devletin kuruluş felsefesindeki çözülmenin, devlet yapısını doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor.

1980’lerde Sovyet sistemi hem halkın gözünde hem ekonomi açısından destek kaybetmeye başlamıştı. Gorbaçov’un reformları ise bu dağılmayı durdurmak yerine hızlandırdı. Yapılan açılımlar, Sovyet Cumhuriyetlerinde ayrılıkçı eğilimleri güçlendirdi ve birlik daha zayıf hâle geldi.

Türkiye’de ise durum kendiliğinden gelişmedi. Cumhuriyetin laik ve ulus-devlet temeline dayanan kurucu anlayışı, özellikle 2010’lardan sonra iktidar tarafından planlı şekilde geri plana itildi. Bu dönüşüm hem söylemle hem yasal ve kurumsal düzenlemelerle yürütüldü.

Bu noktada iki lider arasındaki fark şöyle özetlenebilir:
• Gorbaçov, farkında olmadan karşı-devrim etkisi yaratan bir reformcu,
• Erdoğan ise kendi hedefleri doğrultusunda karşı-devrimci bir dönüşümü emperyalizminde desteğini alarak bilinçli olarak yürüten bir liderdir.

Bu da bize şunu gösterir: Liderlerin niyeti her zaman sonucu belirlemese de, yaşanan dönüşümlerin hızını ve kapsamını ciddi biçimde etkiler.

Kurumsal Yapının Dönüşmesi: Dağılma ve Merkezileşme

Sovyet bürokrasisi reformlar sonrası bütünlüğünü kaybetti, karar mekanizmaları parçalandı ve Moskova’nın Cumhuriyetler üzerindeki kontrolü zayıfladı. Sovyetlerin dağılmasının en önemli nedenlerinden biri buydu.

Türkiye’de ise tam tersi oldu. Erdoğan döneminde devlet kurumları:
• hukuken,
• idarî olarak,
• kadrolar bakımından,
• ve ideolojik olarak

yeniden şekillendirildi. Bürokrasi daha bağımlı hâle geldi ve yönetim tek elde toplandı. Özellikle 2017 Anayasa değişikliği bu merkezi yapıyı güçlendiren kritik bir adım oldu.

Bu nedenle iki ülke arasındaki fark şöyle ifade edilebilir:
• Sovyetlerde kurumlar çözüldü ve devlet dağıldı,
• Türkiye’de ise kurumlar tek adam rejimi ile zıt bir yönde merkezileştirildi.

Dış Güçlerin Rolü

Dış etkenler iki süreçte de önemliydi ama etkileri farklı oldu.
• Sovyetler Birliği’nde Batı’nın baskısı reformları ve çözülüşü ve devletin dağılımını hızlandırdı.
• Türkiye’de ise NATO, ABD ve AB bazen baskı unsuru, bazen de zaten BOP planını yürüten emperyalizm güdümlü olan lider ve iktidarın dönüşüm politikalarına zemin hazırlayan bir unsur oldu.

Bu durum, lider merkezli değişimlerin uluslararası ortamdan bağımsız düşünülemeyeceğini gösterir.

Toplumsal Alanın Şekillenmesi: Açılma ve Kutuplaşma

Gorbaçov’un “glasnost” yani açıklık politikası, toplumda daha fazla “özgürlük” getirmeyi amaçlıyordu. Ama bu açıklık ulusal kimlik tartışmalarını ve çatışmaları artırarak Sovyet düzeninin zayıflamasına ve devletin dağılmasına yol açtı.

Türkiye’de ise tam tersine, toplum daha çok dinsel bir çizgide yeniden şekillendirildi. Eğitimden medyaya pek çok alan bu doğrultuda düzenlendi. Böylece toplumsal kutuplaşma, iktidarın güç kazanma stratejisinin bir parçası hâline geldi.

Bu karşılaştırma bize şunu gösteriyor:
• Sovyetlerde toplum üzerindeki devlet kontrolü gevşeyince düzen dağıldı.
• Türkiye’de ise toplum belirli bir çizgiye çekilerek iktidar kendisini sağlamlaştırdı.

Karşı-Devrim Kavramı Üzerine

Her iki liderlik tarzının karşı-devrimci olarak görülmesi, yalnızca geçmişe dönüş anlamına gelmez. Esas olarak devletin kuruluş felsefesinin tersyüz edilmesini anlatır.
• Sovyetlerde karşı-devrim, kurucu ideolojinin dağılmasıyla,
• Türkiye’de ise kurucu ideolojinin bilinçli bir şekilde tasfiye edilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Sonuç: Devletin Yönünün Değişmesi ve İstikrarın Şartları

Hem Gorbaçov hem Erdoğan örneği, liderlerin attığı adımların devletin ideolojisini ve kurumlarını kökten değiştirebildiğini açıkça gösteriyor.

Ama iki sonuç çok farklıdır:
• Sovyetlerde kurucu ideolojinin çözülmesi devletin dağılmasıyla,
• Türkiye’de kurucu ideolojinin tasfiyesi ise tek elde toplanan otoriter bir yönetimle sonuçlanmıştır.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti hâlâ ayaktadır. Yeni anayasa girişimleri ve yaşanan dönüşüme rağmen, devletin tamamen dağılmamış olması, karşı-devrimin içeride sağlanacak millî birlikle durdurulabileceğini gösteriyor. Kurucu ideolojiye ve Altı Ok ilkelerine geri dönülmesi hâlinde Türkiye yeniden sağlam bir yola girebilir ve olası dağılma riski engellenebilir.

Sovyet örneğiyle karşılaştırıldığında, Türkiye’de devletin istikrarının devam etmesi için:
• kurucu ideolojinin ağırlığının korunması,
• kuvvetler ayrılığının yeniden kurulması,
• kurumların bağımsızlığının güçlendirilmesi

gerekir.

Sonuç olarak, lider merkezli siyasal dönüşümlerin yalnızca günlük politikalardan ibaret olmadığı; devletin uzun vadeli yönünü ve yapısını değiştiren süreçler olduğu açıkça görülmektedir. Bu nedenle karşı-devrim kavramı, günümüz siyasetini anlamak için daha geniş bir teorik çerçeveyle ele alınmalıdır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar