Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in bir konferansında “Cumhuriyetten önce erkekler dört kadın alabilirdi, Üsküdar’da cariye pazarı vardı” demesinden dolayı Namık Kemal Zeybek için “Medeniyetine, tarihine ve kültürüne bilinçsizce saldıran bu cahil müptezel, kendini fasulye sırığından zannediyor. Namık Kemal Zeybek denen bu beyni sulanmış şahsa bir akıl hastanesinde tedavi olmasını salık veririm.” demiş.
Oysa Namık Kemal’ Zeybek’in “Cumhuriyetten önce erkekler dört kadın alabilirdi, Üsküdar’da cariye pazarı vardı” ifadesi doğrudur. Cumhuriyet ilan edilene kadar da İstanbul’un Üsküdar semtindeki köle ve cariye pazarı faaliyetine devam etmiştir(1)
Bazı kaynaklarda “Köle ticareti 1889 Kanunnamesi ile resmen yasaklandığında, eski ev köleleri ev hizmetçisi olarak çalışmaya devam ettiler: statülerinde hiçbir fark yoktu ve ev hizmetçileri kölelerle eş anlamlı olarak görülüyordu. Ancak, onları kovmakla elden çıkarmak daha kolay hale geldi ve bu da özgür ev hizmetçileri sınıfının oluşmasına yol açtı. Ev hizmetçileri için bir çalışma ajansı olarak Hizmetçi İdaresi adlı devlet kurumu kuruldu ve pratikte bir köle pazarı işlevi gördü. Yeni özgür ev hizmetçileri sınıfının çalışma koşulları iyi olmayacaktı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun birçok yerinde kefalet sistemine doğru gelişecekti”(2) denilse de Osmanlı’daki Cariye Pazarı’nın, belki de illegal olarak Cumhuriyetin ilanına kadar Üsküdar’da faaliyetine devam ettiği bilinmektedir.
Üstelik Türk kültüründe birden çok kadınla evlenmek geleneği yoktur. Arap kültüründen Türk kültürüne geçen bir gelenektir. Tıpkı kölelik ve cariyelik gibi. Özetle Namık Kemal Zeybek, bir gerçeğin altını çizmiştir. Bunu dile getirmek, Türk medeniyetine, Türk kültürüne ve Türk tarihine saldırı değil, bilakis Türk nehrine karışan lağım suyuna dikkatleri çekmektir.
Kölelik ve Cariyelik 632 Yılında Kaldırılmıştır!
Kur’an’da köleler ve cariyeler konusunda düzenlemeler vardır. Ayetlere bakılırsa; Kur’an’ın kölelik ve cariyelik müesseselerini kaldırmadığı, sadece onların durumlarını iyileştirmekle yetindiği görülür. Kölelik ve cariyelik, İslam öncesi Arapların geleneklerinde de vardı. Cahiliye Araplarını eski alışkanlıklarından vazgeçirmek kolay olmadığı için Kur’an, bu gelenekleri yasaklamak yerine yeni düzenlemeler getirmekle yetinmiştir. Kölelere ve cariyelere iyi davranılmasını istemiştir. Mesela Nisâ 36. Ayette şöyle buyrulmuştur: “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babanıza iyilikte bulunun. Akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda kalmışlara, elinizin altında bulunan köle, câriye, hizmetçi ve işçilere iyilik yapın. Çünkü Allah, kendini beğenen ve çokça övünüp duran kimseleri kesinlikle sevmez.”
Bize kalırsa; köleliği ve cariyeliği kaldırmayıp, sadece onların durumlarını iyileştirmekle yetinen bu ayetleri, evrensel olmayıp, zamana ve mekâna özgü ayetler olarak da mütalaa etmek uygun olacaktır. Yani köleliğin ve cariyeliğin geçerli olduğu bir dönemde gelen Kur’an’ın, bu tür gelenekleri rijit bir şekilde yasaklamak yerine onu zamana bıraktığı, insanların aklına, vicdanına ve medeniyetin gelişme seviyesine göre ortadan kaldırılacağını öngördüğü şeklinde yorumlamak uygun olacaktır. Aksi takdirde, Tanrı’nın, bu insanlık dışı uygulamaları tasvip ettiği ve kulları arasında ayrımcılık yaptığı gibi bir netice ortaya çıkar ki; bu, Tanrı’nın adalet anlayışıyla uyuşmayan bir durumdur.
Kur’an’ın bu yaklaşımını, Âl-i İmran Suresi’nin 159. ayetinde buluyoruz biz. Ayette Peygambere hitaben deniyor ki; “Allah’ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi…”
Bu ayetten anlaşılması gereken şudur bence: Eğer Kur’an, katı hükümlerini başlangıçta, mesela Mekke döneminde getirseydi, İslam’ın benimsenmesi ve toplumda yayılması çok daha zor olabilirdi. İslam’ın bağlayıcı hükümleri tedricen, zamana yayılarak gelmiştir ki; bunun en güzel örneği, içkinin yasaklanmasıdır. Alkollü içkiler başlangıçta yasaklanmamıştı. Ancak Müslümanlar içkili bir şekilde ve ne yaptıklarını bilemez halde mescide bile gelmeye başlayınca içkiyi kesin olarak yasaklayan, haram kılan ayet gelmiştir ki; bu ayetin hicretin 4. Yılında Medine’de indiği kabul edilmektedir. Yani İslam’ın tebliğ edilmeye başlamasından 15-16 yıl sonra.
Kur’an’ın kesin ve bağlayıcı hükümler ifade eden ayetlerinin, genelde Medine döneminde, yani İslam, nispeten geniş kitleler tarafından kabul edilip benimsendikten sonra gelmiş olması da bu sebepledir. Sebep, insanları ürkütmemek, direnç göstermelerini önlemek ve bu yeni dini kolayca benimsemelerini sağlamaktır. Kurbağanın yavaş yavaş ısıtılan suda haşlanması, buna örnek verilebilir mi emin değilim ama sanırım iyi gözle ve iyi niyetle bakılırsa güzel bir örnek olabilir.
Aslına bakılırsa Hz. Peygamber, köleliği ve cariyeliği kaldırmış, sağlığında yasaklamıştır! Bunu nereden çıkarıyoruz? Peygamberin “Vedâ Hutbesi” denilen meşhur bir söylevi vardır. Vefat etmeden kısa zaman önce olmak üzere 632 yılında yaptığı Hac sırasında Arafat’ta 124 bin Müslüman’a hitaben okunduğu rivayet edilmektedir. Vedâ Hutbesi, aynı zamanda bir hadistir. Eğer bu hadis sahihse, Peygamber bu hitabetiyle köleliği ve cariyeliği kesinlikle yasaklamıştır.
Orada diyor ki:
“Ey insanlar; Rab’biniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahi bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.”(3)
Benzer ifadeler bir başka hadiste de geçmektedir ki;o hadisin metni de şöyledir: “Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba; beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur…”(4)
Bu ifadeler, cinsiyet, soy ve statü farkı gözetmeksizin bütün insanların eşit olduğunu göstermektedir. Çünkü bu ifadelerde hür ve köle ayrımı yoktur. Bahsettiğimiz üzere; eğer köle ve cariyelerle ilgili ayetler, dönemsel ve mekânsal olmasaydı, yani o günkü Arap toplumuna yönelik olmasaydı, peygamber bu ifadeleri kullanamazdı.
Hz. Muhammed, bu konuyu sadece söylemde bırakmamış; uygulamada da göstermiştir. Kölesi Zeyd’i önce azat etmiş, arkasından evlatlık edinmiş ve sonra da onu halasının kızıyla evlendirmiştir. Zeyd’i, 629 yılında Bizans’la yapılan Mute Savaşı’nda ordunun birinci kumandanı tayin etmiş, ayrıca sonraki yıllarda Zeyd’in oğlu Usame’yi de ordu kumandanı yapmıştır. Habeşli bir köle olan Bilâl’i kendisine Müezzin tayin etmiştir. Birçok köleyi zengin arkadaşlarına satın aldırarak hürriyetlerine kavuşturmuştur. Dolayısıyla; Hz. Muhammed, köleliği ve cariyeliği ta 632 yılında kaldırmıştır.
Ancak, Peygamberin ölümünden hemen sonra birbirleriyle iktidar kavgasına tutuşan Araplar, başka birçok cahiliye geleneği gibi kölelik ve cariyelik sistemini de kaldırmaya yanaşmamıştır. Ne yazık ki; baskın Arap kültürünün etkisiyle, bu gelenek Türklere de geçmiş ve Cumhuriyetin ilanına kadar bir şekilde devam etmiştir. Ki; cariyelik ve kölelik, Arabistan başta olmak üzere, pek çok Arap ve Afrika ülkesinde şekil değiştirerek bugün hâlâ devam etmektedir. Dün (03.11.2025) akşam CNN Türk’de yayınlanan “Tarafsız Bölge” programına konuk olan ve Türkiye’de yaşayan bir Sudanlı uzman, özellikle Sudan’ın Darfur bölgesinde köle ticareti yapanlar olduğunu söyledi mesela.
Nijeryada Radikal Dinci Boko Haram örgütünün okulları basarak genç kızları kaçırmak suretiyle cariyeleştirdiği bilinmektedir. Özellikle, Güney Asya ülkeleri ile Filipinler, Malezya, Endonezya, Mısır gibi ülkelerden çalışmak için Arabistan’a gelen insanların köle ve cariye muamelesi gördükleri bilinmektedir. Hacca giden hacı adayları da bilirler ki; Arabistan’a ayak basar basmaz Arabistan polisi pasaportlara el koyar ve hac dönüşüne kadar Mektep denilen bürolarda muhafaza eder. Yani bir anlamda özgürlüğünüz elinizden alınmıştır artık. Belki ilk bakışta bir güvenlik tedbiri gibi görülen bu durum, aslında Arabın bilinç altındaki kölelik ve cariyelik anlayışının bir uzantısı olsa gerektir. Buna “Kafala/Kefalet Sistemi” diyorlar.
2008 tarihli bir HRW (İnsan Hakları İzleme Örgütü) raporuna göre, Suudi Arabistan’daki kefalet sistemi uyarınca, “Bir işveren, işe alınan göçmen işçinin sorumluluğunu üstlenir ve işçinin Suudi Arabistan’a girmesi, işini devretmesi veya ülkeyi terk etmesi için açık izin vermesi gerekir. Kefalet sistemi, işverene işçi üzerinde muazzam bir kontrol sağlar.”
HRW raporu, “Bazı istismarcı işverenlerin kefalet sistemini istismar ettiğini ve ev işçilerini iradeleri dışında çalışmaya zorladığını ve menşe ülkelerine dönmelerini yasakladığını. Bu tür uygulamaların İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 13. Maddesi ile bağdaşmadığını. Suudi işverenlerin ödediği yüksek işe alım ücretleri ile kefalet sisteminin kendilerine bir işçinin işverenini değiştirip değiştiremeyeceğini veya ülkeden çıkıp çıkamayacağını kontrol etme yetkisi vermesinin birleşimi, bazı işverenlerin ev işçisi üzerinde ‘sahiplik’ kurma hakkı olduğunu hissetmelerine neden olduğunu, sahiplik duygusunun kölelik benzeri koşullar yarattığını” belirtmektedir(5)
04.11.2025
___________
1- Bkz. Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün konuşması; https://www.instagram.com/reel/C8lvDBzN2SN/
Ek bilgi için bkz. Dr. Mustafa Akkaya, “XVII. YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİNDE ÜSKÜDAR’DA KÖLE TİCARETİ, KÖLELERİN TİCARETLE UĞRAŞMASI” başlıklı makalesi, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/854382
2- Hakan Erdem, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kölelik ve Çöküşü 1800-1909, (Londra: Palgrave Macmillan Yayınevi, 1996), s. 52-53
3- https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Hucur%C3%A2t-suresi/4625/13-ayet-tefsiri
4- İbn Hanbel, Müsned, V, 411
5- https://en.wikipedia.org/wiki/Kafala_system





Bir yanıt yazın