“Kutsal Kılıklı İktidarlar: İnancın Perde Arkası”

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Tarihin sahnesinde, “kutsal” kelimesi kadar çok istismar edilen başka bir kelime olmamıştır.
Kutsal dedin mi, herkes susar; çünkü artık düşünmek değil, boyun eğmek beklenir.
Ve işte tam o anda, bazıları çıkar sahneye:
Alnında nur, elinde kitap, ama cebinde bambaşka bir hesap.

İnsanların korkuları, onların en kolay yönetildiği madenlerdir.
Kimi altın arar, kimi petrol; ama en değerli kaynak her zaman inanan insandır.
Çünkü o, sorgulamaz.
O, “neden?” diye sormaz;
o sadece “emredildi” der
ve emreden kimse, artık Tanrı’nın gölgesi olur.

Böylece yüzyıllar boyunca, kimileri kutsal metinleri,
kimileri vaaz kürsülerini,
kimileri de tasavvufun sisli dilini,
kendi arzularına perde yapmıştır.
Kimi tahtını “ilahî irade”yle sağlamlaştırır,
kimi haremine “manevî rıza” bahanesiyle kapı açar,
kimi de insanların aklına zincir takar: “Sakın sorgulama, günaha girersin.”

Oysa gerçek maneviyat, kimsenin elinde tekel değildir.
Ama tarihte hep öyle gösterilmiştir.
“Tanrı benimle konuştu,” diyenler çok olmuş;
ama nedense Tanrı hep iktidar sahipleriyle konuşmuştur.
Fakirle değil, açla değil, düşünenle hiç değil.

Kutsallık, ne kadar yüceltilirse, o kadar ticarete dönüşür.
Dua pazarı kurulmuş, sevap puanları toplanmış, tövbe seansları düzenlenmiş.
Ve en tuhafı: günah hep halkın, bağışlama hep “otorite”nin elindedir.
Birileri insanlara “haram” derken, aynı sofrada haramın servetini yemiştir.
Birileri “nefsini öldür” derken, kendi nefsine saray yaptırmıştır.

Ve biz, bu düzeni asırlardır alkışlıyoruz.
Çünkü bize öyle öğretildi:
“Yukarıdakiler kutsaldır.”
Yani yanlış yapmazlar, sorgulanmazlar, hesap vermezler.
Ama tarihin mezarlığında binlerce “kutsal” tiran yatıyor.
Hepsi Tanrı adına konuştu, ama hiçbiri insan gibi davranmadı.

Gerçek inanç, özgür düşünceyle çatışmaz.
Ama sahte kutsallar bilir ki:
Eğer insan düşünmeye başlarsa, tapınakların duvarları çatlar.
Çünkü düşünce, korkunun panzehiridir.
O yüzden “sus!” derler; “itaat et!” derler.
Çünkü konuşursan, bütün sistemin içi boşalır.

Bugün bile hâlâ aynı tiyatro oynanıyor.
Kimi kravatlı, kimi sarıklı, kimi cübbeli;
ama hepsinin ortak derdi, gücü kutsallaştırmak.
Tanrı’nın adıyla kendi saltanatını kurmak.
Ve sonra da o saltanatın eleştirisini “küfür” saymak.

Oysa Tanrı’nın en sevmediği şey, insanın aklını kiraya vermesidir.
Ama biz, aklımızı yıllardır bedavaya teslim ettik.
Birileri “cennetin anahtarı bende” dediğinde, sıraya girdik.
Ve o kapıdan geçtikçe, biraz daha insanlığımızı bıraktık.

Belki de artık yeni bir “kutsal” zamandır:
Aklı kullanmak, vicdanla yaşamak, kimsenin sözüyle değil, kendi düşüncesiyle inanmak.
Çünkü inanç, birilerinin sopası değil, insanın iç sesi olmalıdır.

Ve o gün geldiğinde, kutsallığın elbisesi değil, çıplak gerçeğin kendisi parlayacaktır.
O zaman ne şeyhe ihtiyaç kalır, ne aracılara, ne de korkuya.
Sadece insan kalır
ve Tanrı, ilk defa gerçekten insanı bulur.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar