Devletlerin Refahında ve Çöküşünde Vergi
Siyasi tarih, devlet-vergi, vergi-refah, vergi-çöküş arasındaki doğrudan/dolaylı ilişkiler hikayeleriyle doludur. Genellikle devlet-refah ilişkileri dikkat çekmediği halde, birçok devletin çöküşünün temelinde vergilerden ezilen halk zikredilir. Siyasetnameler, aşırı verginin yol açtığı yıkımlardan bahseder. Modern toplumun temel özelliklerinden “sosyal devlet”, vergileri öncelikle ihtiyaç sahiplerine aktaran sistemler bileşkesi, vergi-refah düzenidir.
Devletin, başta güvenlik ve asayiş olmak üzere görevlerini ifa etmesi için vergi toplaması şarttır. İnsan topluluklarının oluşturduğu her organizasyonda bir çeşit vergi bulunmaktadır. Doğal kaynak zengini ülkelerin vergiye ihtiyacı yoktur. Yönetim, bu zenginlikle ihtiyaçlarını karşılar, hatta istisnâi de olsa halkına dağıtır. Kaddafi, halkın ihtiyaçlarını petrol sayesinde bedava karşılayan düzeniyle istisnalardandı, bu iyiliğini hayatıyla ödedi. Çünkü batılı sömürgeci strateji, üçüncü dünya ülkelerinde halkla yönetim arasında uçurumu derinleştirirken ülkesini soyarak kaynaklarını dışarıya kaçıranları sonuna kadar destekler. Zamanı gelince onları alaşağı edip halktan hırsızlanan zenginliğin kendilerinde kalmasını sağlar.
Halkın menfaati için kullanılması gereken vergi, devlet için iki ucu keskin kılıca dönüşebilmektedir. Vergi-çöküş arasındaki doğrudan ilişki, bazen aşırı vergiler, bazen toplanan meblağın yerinde kullanılmamasında görülmüştür. Hem ezici vergi salmak hem de toplanan meblağı saçıp savurmak, kaçırmak, devletin bekasına yönelik tehdit üzerine tehdittir.

Türk-İslam tarihinde vergi-devlet-refah arasında medâr-ı iftiharımız kâbilinden nice menkıbeler bulunmaktadır. Diğer devletlerin tarihinden de örnekler vardır. Bu tür anektotlar aynı zamanda milli bilincin köklerini oluşturmaktadır. Japon İmparatoru Nintoku (MS 290-399), şehri temâşa ederken evlerin bacalarından duman çıkmadığını görür, halkın pişirecek pirinci olmadığını anlar. 3 yıl boyunca vergileri kaldırır, saray çalışanlarını evlerine gönderir. 3 yıl sonra şehre bakınca her evin bacasından duman çıktığını görerek “artık zenginiz!” diye haykırır. İmparatoriçe sarayın bakımsızlıktan döküldüğünden şikayet edince İmparator, “halkın bacaları tüttüğüne göre zenginiz demektir, halkın zenginliği bizim zenginliğimizdir” der. Bugünkü Japon yöneticilerinin de bu vecizeyi baştacı ettiklerini görüyoruz. Fert başına düşen milli gelir bakımından dünyanın önde gelenlerinden Japonya’nın yöneticileri, halkı açlıkla boğuştuğu halde konforlu saraylara sığmayan Afrikalı liderleri, sıradan koltuklarda misafir ederek sessizce uyarmaktadırlar: İtibarı, ihtişamlı saraylarda, altın yaldızlı salonlarda, elmas işlemeli koltuklarda değil, halkın refahında, huzurunda arayınız! Tarihin en geniş sınırlarını koruyan en uzun ömürlü devletinin kurucusu Osman Gazi’nin terekesinde altın yoktur, kişisel birkaç parça eşya ve birkaç sürü koyun. Oğlu Orhan Gazi döneminde İslam dininin bir vecibesi olan zekat verilecek yer bulunamadığından gayrimüslimlerin fukarasına zekat verilmesi konusunda fetva verilmiştir.

Vergi türlerinin çokluğu ve oranlarının yüksekliği açısından dünyanın önde gelenlerindeniz. Gümrük, KDV, ÖTV, gelir, kurumlar, ticaret, stopaj, damga … gibi her alanda zincirleme vergiler üretimi, ticareti, hatta yaşamayı işkence haline getirmektedir. Genellikle bir ürün veya hizmet bir kere makul bir oranda vergilendirildiği halde aynı kalemde katlanarak çeşitlenen vergiler, tarım ve sanayi ürünlerinde dünyanın en pahalı ülkesi haline gelmemize yol açmıştır.
“Vergiyi tabana yaymak”, herkesin gelir ve imkanına göre vatandaşlık görevini yerine getirmesi olarak verginin temel ilkelerindendir. Maliye yönetimi bunu her fırsatta tekrarladığı halde tersinden yorumlayarak tabandan, halk kitlelerini anlamaktadır. Halbuki sabit gelirli, çalışan, emekli kesimin geliri, oransal olarak gittikçe azalmaktadır. Bu geniş taban enflasyon karşısında daha fakirleşmekte, milli gelirden aldığı pay gittikçe azalmaktadır. Maliye politikası çerçevesinde bir adım daha atılarak tavandaki sınırlı kesim için sıklıkla vergi silinmektedir. Öyle ki bir kalemde vergisi silinen patron, yeni uçaklar, yatlar, yurttışında villalar alabilmektedir. Silinen vergi miktarı bazı örneklerde her aileden 3-4 bin lira aşırıldığını göstermektedir. Belirtmek gerekir ki bir ailenin gelirinin mesela üç bin lira düşmesi, o ailenin muhatabı bakkal, esnaf, üreticinin de gelirinin azalması demek olup kayıp zincirleme olarak ülke ekonomisini kemirmektedir. Halbuki uçaklar, yurt dışına taşan süper lüks hayat ve harcamalar, bu ülke ekonomisine dönüşü olmayan kan kaybı anlamına gelmektedir.
Olağanüstü şartlar, doğal afetler, başta savunma olmak üzere zaruri yatırımlar bütün devletler için geçerli olup Türkiye’nin jeopolitik durumu daha fazla hassasiyeti gerektirmektedir. Bunun gereği daha fazla vergi toplamak değil, kaynakları yerinde harcamaktır. Daha fazla vergi salmakla gelirler artmaz, vergi verebilecek mükellef kalmaz! Vergilerin kullanıldığı bütçe kalemlerinin önemli bir kısmını oluşturan hazine garantili yol, köprü, inşaat… giderleri, sadece bugünün değil gelecek nesillerin de refahına pranga vurmuştur. Muhtemel felakete karşı radikal tedbirler almak, maliyetlerle borçlanmalar arasındaki uçurumu kapatmak aciliyet kespetmiştir. Uzun vadede devletin daha fazla gelir elde etmesi için derhal vergilerde indirim, bir kısmında iptal yasalarına ihtiyaç bulunmaktadır.

Daha fazla vergiden doğal olarak daha fazla gelir hedeflenmektedir. Ancak ölçü kaçtığından daha fazla iflas, konkordato, nihayet daha az vergi geliri sarmalına girmiş durumdayız. İflas veya konkordato ilan eden şirketlerin artması, işsizler ordusuna yüzbinlerin katılması demektir. Bu yolla borçlarını ödemeyen veya erteleyen her firma, tedarikçisi olduğu sektörde kalabilenleri de iflasa sürüklemekte, kısır döngü sürüp giderken vergi geliri azalmaktadır. Böyle bir süreçte Maliye politikası çerçevesinde yapılması gereken tabandaki vergi yükünü hafifletmek, şirketlerin hayatta kalmasını sağlamaktır.
Her fırsatta yeni vergi dalgasıyla kuşatılan toplum veya piyasaların dayanma gücünün kalmadığını görmek için iflas kararlarını doğru tahlil etmek gerekmektedir. Çünkü nesiller boyu ayakta kalmış, yüz binlerin ekmek ocağı kurumlar patır patır dökülürken nice şirketler tasfiye edilmekte, bunları işletecek yeni sahip bulunamamaktadır. Birçok kuruluş vergi “belasına” karşın Çin’e, Mısır’a, Azerbaycan’a … kaçmaktadır. Başta Çin ve Hindistan olmak üzere bizden kaçırılan yatırımları çeken ülkelerin özelliklerinden biri vergi kolaylıklarıdır.
Verginin lüzumuna karşın nice devletlerin çöküş sebebi olduğu, geliri artırmak maksadıyla vatandaştan daha fazlasını almanın sürdürülebilir olmadığını Maliye yetkilileri de bilmektedir. Bu gibi hususlar uzmanlık alanındaki kaynaklarda teorik olarak yazıldığı gibi pratik sonuçlarının nice örnekleri bulunmaktadır. Esasen ülkemizdeki vergi miktarı, oranı ve çeşidi artarken hızlanan iflaslar ve fakirleşen kitleler en taze örneklerdendir. Bütün bunlara rağmen yeni vergilerle üreticilerin iflahını kesme, özellikle küçük üreticileri yok etme politikasının hedefini anlamak mümkün değildir. Asıl hedefin sosyal patlamalar, iç savaş ve çöküş olduğu iddialarına inanmasak ta gidiş o istikamettedir! Tavukları değneklemekle daha fazla yumurta elde edilmez. Çünkü her seferinde birçok tavuk ölmekte, yumurtlayacak tavuk kalmamaktadır.
twitter.com/alaeddinyalcink




Bir yanıt yazın