Türklere ait bunca dil, edebiyat, kültür ve sanat eserini yağmalayan veya yok eden zihniyet Türk edebiyatını köksüz göstermeye çalışmaktadır. Hâlbuki sözlü edebiyat geleneğinde, âşık edebiyatında bulunan edebî ürünlere bakıldığında, onların
kuruluş, ölçü, kafiye, bediî ifade ve sanat yönünden oldukça yüksek seviyede eserler olduğu görülmektedir. Orhun-Yenisey kitabelerindeki ifade inceliği, cümle kuruluşu, bedî anlatım, sosyal içerik bu eserlerin binlerce yıllık bir geçmişinin olduğunu ve soylu bir edebiyatın devamı olduğunu açıkça göstermektedir. Dünyanın
ekol kurucu en ünlü hikâyecileri olan Fransız Guy de Maupassant (1714-1792) hikâyelerini Dede Korkut’tan bin yıl sonra, Rus Anton Pavloviç Çehov (1860-1904) ise 1200 sene sonra yazmıştır. Ne Maupassant’ın ne de Çehov’un hikâyeleri Dede Korkut hikâyelerinin seviyesine çıkamamıştır. Böyle eserleri bulunan bir milletin edebiyatının başlangıcını 1300 ile sınırlandırmak ancak kendini aldatmak olur.
Yukarıda bahsedildiği gibi Dede Korkut Hikâyeleri 7. yüzyılda oluşmuş, ancak eldeki nüsha 11. veya 12. yüzyılda yazıya geçirilmiş bir nüshasıdır. 11. yüzyılın eseri bile olsa böyle bir eserin en az bin yıllık bir gelişim safhası geçirdiği açıkça anlaşılmaktadır.
İran Türk edebiyatını, Eşkanîler döneminde bir Eşkanî Türk tarafından yazılan, ancak Sasanî hükümdarları tarafından tahrif edilen Kelile ve Dimne adlı eser ile başlatmak gerekir. Dünyaca ünlü Kelile ve Dimne esrinin Türk Eşkaniler devrinde Türk âlimler tarafından yazıldığını ve daha sonra Sasani hükümdarları tarafından Türk Eşkanilerin mensubiyetinden çıkarmak için Arapça’ya çevrilerek ve uydurma bir ön söz eklenerek Hind hekimlerine ait bir kitap gibi yayımlamışlardır.
Sasanilerin yaptığı bu tahrifatı pek çok ilim adamı eserlerinde bildirmektedir. Arap bilgini İbni Nedim, (Mehemmed-ibn- İshaġ Ebülferec, öl. 1000) “El Fihrist” adlı eserinde; Nasreddin Şahın intibaat veziri olan Merağalı Étimadü-Seltene de “Dürrettican fi Tari{i Beni Eşkan” eserinde bildirmektedir (Zehtabî 1380/2002:
134’den naklen Dürretticân I/150).
Türk Eşkaniler devrinin şaheseri olan Kelile ve Dimne ne yazık ki yalan ve uydurma bir yolla Türk edebiyatı tarihinden çıkarılıp Hint edebiyatına mal edilmiştir. Zehtabî (1380/2002: 135 vd.) şöyle yazmaktadır: Şunu da kaydedelim ki, eserde Hindistanlı müellifin adı yoktur ve yalnız kitabın başlangıcında şu cümle yazılıdır: ‘İn kitab-e Kelile ve Dimne ferahem averde ülema ve berehem-e Hind est der envai meveiz ve ebvab-e hikem ve emsal’ (Bu Kelile ve Dimne kitabı mü{telif öyütler, hikmetli sözler, mesellerin fesilleri barede Hind alimleri ve bürehmenlerinin topladığı kitabdır). Demek ki, dünyaca şöhretli Kelile ve Dimne eseri Eşkaniler devri bir Türk, hem de derin içtimaî bilgiye malik bir yazar tarafından kaleme
alınmıştır. Böyle derin, oldukça ilgi çekici, bakir, kendi zamanına kadar dünya tarihi ve edebiyatında benzeri görülmemiş, hem sosyal, hem felsefî, hem ahlâkî, hem hayatî, hem terbiyevî, hem de hemişe diri olan bir eser yalnız mani’leri meydana getiren bir halk ve onun ilim ve bilgi ocağından başka hiç bir ülke, millet ve halk
tarafından yaratılamaz. Bugüne kadar ulaşılabilen bilgi ve belgeler bunlardır. Ancak gün geçtikçe pek çok Türk eserine ve kaynağına ulaşılacağı muhakkaktır.
Türkler tarih boyunca komşularından hayli sıkıntı görmüştür. Türk milletinin vatanına, mal varlığına göz dikenler bir yana, kültürel değerlerine, diline edebiyatına göz dikenler de olmuştur. Türk dilinin ve edebiyatının en amansız hasımlarının başında Farslar gelmektedir. Farslar, ezilmiş, horlanmış, itilip kakılmış küçük bir
halkın psikolojik davranışlarını sergileyerek kendisine yurt verip, sayesine alan Türk milletinin diline ve edebiyatına sürekli ihanet etmiştir. Türklerden 3500 yıl sonra yani M.Ö. 900 yıllarında İran coğrafyasına gelip Elam (İlam) Türk hanedanının hâkimiyeti altına girmelerine rağmen, fırsat bulup iktidara geldiklerinde Türk diline
ve edebiyatına büyük darbeler vurmuşlardır.
M.Ö. 550 yılında Türk Med ordusu komutanı “Harpak”ın hıyaneti neticesinde hâkimiyet Medler’den Ahamenişlerin (Hahamenişler) eline geçer. İran Türkleri Ahameniş şahları ve hâkim güçlerinin millî zulmüne maruz kalırlar. Bu zulüm Medlerin üç defa isyan etmelerine sebep olur (Zehtabî 1380/2002:15).
Sasaniler döneminde ise Türk dili ve edebiyatı için resmen savaş açılmıştır. Bir taraftan Kafkaslar’a ve Azerbaycan’a Tat ve Fars kitleleri iskân edilerek, bir taraftan da Fars dilini yüksek ırka has bir dil olarak telkin ederek ve Türk dilini avam dili diye itham ederek, Farsça konuşma ve yazma mecbur edilmiştir. Bu şovenist uygulama o kadar sert olmuştur ki, Sasanî devleti yıkıldıktan sonra kurulan hanlıklar devrinde de bu uygulama devam etmiştir (Zehtabî 1380/2002: 22 vd.). Gence hanı Ahsitan, Nizamî’ye gönderdiği sipariş mektubunda Nizamî’den Leyla ve Mecnun
eserini Farsça yazmasını istemiştir. Nizamî, «Leyla ve Mecnun» adlı eserinin başında yer alan «Kitabın Yazılmasının Sebebi» kısmında hanın emrini şu beyitle ifade etmiştir: «Bu teze geline çekende zehmet, / Fars, Arap dilinde vur ona zînet.» (Mikâyılov ve dğr. 1985: 182).
Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Bir yanıt yazın