Diyanet, gelecek haftaki Cuma gününün (29 Ağustos), Malazgirt Zaferi’nden 3 gün sonraya, 30 Ağustos Zaferi’nden bir gün önceye denk geldiğini ve her iki zafer için ayrı ayrı hutbe okutmayı gereksiz görmüş olacak ki; bugünkü hutbede her iki zaferi birleştirerek, bir anlamda zafer salatası yaparak şu ifadeleri kullandı:
“İçinde bulunduğumuz Ağustos ayının son günleri, î’lây-i kelimetullah aşkıyla yanan şanlı ecdadımızın vatan ve mukaddesat uğruna nice zaferler elde edip fetihler gerçekleştirdiği önemli günlerdir. Yüce dinimiz İslam’ın yolunda aziz ecdadımız Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu bize vatan kılmıştır. Büyük Taarruz ile de Anadolu’nun ilelebet bir Müslüman yurdu olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu vesile ile mukaddes değerler uğruna canını feda eden aziz şehitlerimize, Hakk’a yürüyen kahraman gazilerimize Yüce Rabbimden rahmet diliyorum.”
…
Gelecek Cuma Hutbesi, Malazgirt Zaferi’nden 3 gün sonraya denk gelmekle, belki geçmiş zamana ilişkin bir hutbe okunması uygun düşmeyebilir.
Ancak 29 Ağustos Cuma günü okunacak hutbenin, bir gün sonra kutlanacak olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’na ilişkin olması, hayatın olağan akışına uygundur.
Akıl ve mantık gereğidir.
Bakalım, 29 Ağustos tarihli Hutbe’de neler diyecek Diyanet?
Zira 15 Temmuz’dan tam 4 gün önce olmak üzere 11 Temmuz’da okuttuğu hutbeyi 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’ne ayırmıştı Diyanet.
Üstelik “SAHİH DİNİ BİLGİNİN ÖNEMİ” başlığı altına gizleyerek yapmıştı bunu!
Öte yandan, Diyanet’in, bu topraklara “Türk Yurdu”, muzaffer ordulara da Türk Ordusu dememek için özel bir çabası var adeta.
Çünkü hutbede “Yüce dinimiz İslam’ın yolunda aziz ecdadımız Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu bize vatan kılmıştır. Büyük Taarruz ile de Anadolu’nun ilelebet bir Müslüman yurdu olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir.” ifadeleri kullanılmıştır.
Sanki Malazgirt ve Büyük Taarruz kazanılırken savaş meydanlarında Türkler dışında başka Müslüman unsurlar da varmış gibi.
Oysa Anadolu’nun kurtuluş hareketi Birinci Dünya Savaşı ile başlar ve Çanakkale’de karşımızdaki düşman orduları içinde Hind alt kıtasındaki İngiliz sömürgelerinden, Afrika’daki Fransız sömürgelerinden getirilmiş Müslüman askerler de vardı!(*)
Ayrıca, Yemen, Irak, Suriye, Hicaz ve Filistin cephelerinde Müslüman Araplar, İngilizlerle işbirliği yaparak Türk ordusuna arkadan saldırıyor, tuzaklar kuruyor, düşmana kılavuzluk hizmetleri sunuyor ve iaşe yollarını tahrip ediyorlardı.
Mekke’deki Ecyad Kalesi bile, Kâbe’yi Bedevi Araplardan korumak için inşa edilmişti…
Tamam, Anadolu ve Trakya aynı zamanda Müslüman yurdudur ama bu niteliği Türkler sayesinde kazanmıştır.
İslam’ın bu topraklarda tutunması ve kök salması, başka Müslüman unsurlar sayesinde değil, Türkler sayesindedir.
Onca Haçlı saldırılarına başka Müslüman unsurlar değil, Türkler göğüs germişlerdir.
Dolayısıyla; bu toprakların TÜRK YURDU niteliğini örselemeye ve Türkün tarihe bıraktığı zafer şanından başka etnik unsurları da istifade ettirmeye çalışmanın, hiç kimseye faydası yoktur.
Bunlar, küçük etnik unsurlara şirin görünme ve Yeni Osmanlıcılık ayaklarına oynanan ucuz ve senaryosu dışarıda yazılmış bayağı oyunlardır…
______________
* Ekteki fotoğraflarda, Çanakkale’de Türk ordusuna karşı savaşan ve işgalci güçlerce sömürge ülkelerinden getirilen Müslüman askerlere aittir. İlk fotoğrafta, Seddül Bahir’de Türk ordusuna ateş eden Fransız topunun başında Müslüman askerler, 2. fotoğrafta Müslüman askerler karaya çıkarma yaparken görülüyorlar.
Bkz. https://csatt.org/canakkalede-somurge-muslumanlar/



Bir yanıt yazın