Genelde bütün dinlerin, ülkemiz için özelde islamın toplumsal bir fayda getirmediği çok açık

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

Dinler her zaman toplumlarda ikilik yaratırlar.

1) İnanlar ile inanmayanları böler. Ve inananları inanmayanlara düşman eder, cepheleştirir.

Her cuma namazında vaizlerin kürsülerinden söyledikleri açık seçik nefret söylemleridir.

Kafir, münkir, fasık, mürted, müşrik yaftaları havalarda uçuşur.

İnananların inanmayanlardan üstün olduğu anlatılır.

Ve her ikisi için ayrı ayrı hukuk ve ahlak tanımlanır.

2) Musevilik ve türevlerinde ise kölelik tanımlanmış, tahkim ve tanzim edilmiştir.

Bu dinlerin dindarlarının kendi hayal ettikleri dinin aslından çok farklı olduğunu bilmeleri çok yararlıdır.

İslamda köleler yalnızca maldır.

Tıpkı buzdolabı, araba gibi.

Alınabilir, satılabilir, kiralanabilir, yavrularsa yavruları da ayrı bir yatırım sayılır.

3) Arkaik dinlerin hepsi de erkeğin kadından üstünlüğünü anlatır.

Ve bunu düzenler.

Kadının erkek karşısındaki aşağı hukuku ve ahlakı ayrıntılı olarak işlenmiştir.

4) Dindarlar da kendi aralarında takvalarına göre tanzim edilir.

Ve imanı, ibadeti, itikatı uygun görülenler kusurlu görülenlerden çok daha üstündür.

Fark ne kadar çok olabilir?

İmanı, ibadeti eksik olanlar bir şeriat devletinin kurumları yardımıyla imana, ibadete zorlanır, bunun yaptırım araçları da tanzim edilmiştir.

Özetle, insanlık dinlere rağmen ilerleme göstermiştir.

Tarihte ve şimdi dindar bilim adamları görülmüş olsa da bu durum onlara güç vermiş değil, ket vurmuştur.

Özellikle Yahudilik ve İslamiyette tekfir etmek ve ötekileştirmek çok kolaydır.

Bir kere tekfir edildiniz mi, canınız, malınız, ve ırzınız müminlere hak ve helaldir.

Günümüzde Hristiyan ve Yahudiliğin fanatizminin nelere yol açtığını Ortadoğuda ve bütün dünya da görüyoruz.

Evangelistler, püritenler, Anglikanlar gibi Judeo-Hristiyanlar Hristiyan Siyonistler olarak İsrail ve Yahudi toplumuna tahmin edilenin çok ötesinde güç ve cesaret vermektedir.

Yahudi siyonizminin İsrail’de sokak röportajlarına yansıyan iğrençlikleri de başka bir örnektir.

Eski Ahit ve En Yani Ahit (İslam) ötekilerini insanlık dışı hukuka zorlamakta birbiriyle yarışır.

Bütün bunları konuşmak, anlamak, anlatmak zorundayız.

Aydınlar, ya da bildiğini düşünenler bu konuda sorumludur.

Yoksa insanlık ve özelde Müslüman toplumlar gelecek yüzyıllara çok daha bölünmüş, cepheleşmiş, sömürülmüş bir şekilde girecektir.

Bakınız, özellikle islam alemi mahallenin delisi gibi muamele görmektedir.

Kendini savunamayacak kadar aciz duruma düşmüştür.

Bu durum bir ideoloji olarak pratik başarısızlığın yüzyıllardır tekrar tekrar pek çok toplumda yaşanan örnekleridir.

Bütün Yahudiler kral çocuğu olarak doğar. (Shabbat, 67a)

Yalnız Yahudiler insandır. Goyim ise hayvandır. (Keribot, 6b)

Goyim’in en iyileri bile öldürülmelidir. (Avodak/Zara, 26b)

İslamiyette ‘de Tevbe Suresi aynı amaca hizmet eder.

Barış ve savaşla ilgili son suredir.

Kendinden önceki bütün barış ayetlerini nesh eder.

Kur’anda nesh yoktur argumanıyla gelmeyin çünkü vardır.

Hükmü başka ayetler ile kaldırılmış ya da değiştirilmiş ayetler vardır.

Özelde Medine Sözleşmesini tek taraflı olarak, ve Allahın emriyle bozmayı emreder.

Genelde Müslümanların kafirler ile yaptığı bütün ahitnamelerden uygun gördükleri anda cayabilmelerinin dini dayanağını oluşturur.

Özelde Hubeydiye Sözleşmesini geçici bir süre için korur, ama pratikte zaman içinde bu sözleşmeden de cayıldığı görülüyor.

Müslümanlara bütün dünya hatta evren Müslüman olana kadar savaşmayı emreder.

Cihat öyle sanıldığı gibi nefis savaşı falan değildir.

Bildiğiniz savaştır.

Cihadın taktikleri, stratejileri, kapsamı ayrıntılı olarak anlatılır.

Hile, desise, pusu vb.

Takkiye, gaygubet evleri, mahrem imamların dayanak noktası buradadır.

Yağmayı hem emreder, hem de kurallara bağlar.

Devlet başkanının payı olan HUMUS başta olmak üzere beş temel payı nihai olarak tanzim eder.

Öyle ki, günümüzde hala daha Suudi Ailesi bu esaslara göre devlet gelirlerini üleşir.

Tevbe suresinden sonra İslamın ana vatanı olan Levant bölgesinde yağma savaşları hızlanmıştır.

Önce Gassaniler tüketilmiştir.

Akabinde Bizansa yönelim olmuş, ancak ilk akınlar başarısız olmuştur.

Sonra Farisi bölgeleri hedef alınmış ve Mecusi halk köle edilmiş, malları yağmalanmıştır.

Köleleştirilmiş Farisi asilzadelerin intikamları, ve kinleri üzerine pek çok anekdot vardır.

Takiben Türkmen bölgeleri yağmanın hedefi olmuştur.

Taa ki, yağmalanan ve köle edilen halklar biz de Müslüman olduk diyene kadar bu böyle sürmüştür.

Eskinin mağdur ve mazlum halkları da Müslüman olur olmaz hemen sınırları dışında kalan kafirlere yönelik “Allah rızası için” akınlara başlamıştır.

Haraç, cizye bütün islam devletlerinin en büyük gelir kaynağı olmuştur.

Ancaaak, Müslüman olmuş Türkler ve Farisilerle çevrelenmiş Arap halklarının artık savaşacak dini gerekçeleri kalmamıştır.

Bu nedenle zamanla fakirleşmişlerdir.

Osmanlı da Balkanları bu şekilde yağmalayarak ekstra bir 500 yıl daha yoluna devam edebilmiştir.

Sonunda o meşhur, ilahi, islam medeniyeti, hukuku (dejenere edilmiş Justinyanus kodeksi), ahlakı, ekonomisi, mimarisi (Roma Mimarisi), tıbbı (Tebabet-i nebeviye dönüşmüştür), musikisi (Doğu Roma saray müziği) kafirler karşısında artık baskın güç olma niteliğini yitirmiştir.

Sorunun nerede olduğu yüzyıllardır Müslüman alimlerin kafasını kurcalamıştır.

Hep yüce dinimiz, ama lanet olası imamlar çıkmasına girmiştir.

Sorunun kendisiyle yüzleşilemediğinden sorunun esasta olduğunu, usul değişiklikleriyle düzelmeyeceğini görmek imkanı olmamıştır.

Yüce Atatürk de malesef bu kadar köklü, tarihi, derin bir fikirsel çıkmazla doğrudan yüzleşememiştir.

Bir doktrin olarak bu fikirsel kanseri geçici olarak buzlukta dondurmuştur.

Zaman içinde aynı fikir kanseri yeni metastazlarla karışımızda bir rejim ve devlet sorunu olarak durmaktadır.

Kaçamayacağımız bir fikirsel çıkmazdır bu.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar