DEVLET…

Okuma Süresi:

1–2 dakika
❤️

ÇÜRÜK MÜ?
Öğrenciler…
Avukatlar…
Gazeteciler, milletvekilleri…
Sanatçılar…
Belediye başkanları…
Vatandaşlar…
***
Çıktıkları meydanlarda, mitinglerde…
Sosyal medyada…
Televizyon programlarında…
Kahvede…
Dost meclislerinde…
Yaptıkları protestolar ve eleştiriler için hapisteler…
***
Sebep!..
***
“Devleti (hükümeti değil) yıkmaya düzeni bozmaya
Rejimi değiştirmeye teşebbüs etmek…”
Lütfen buraya dikkat!..
Bu saydıklarımın içinde elinde silah tutan kimse yok…
***
Tek silahları dilleri ve kalemleri…
***
Elinde silah tutanlar, öldürenler…
Devleti soyanlar…
Vatan topraklarını satanlar…
Bölenler…
FETÖ’cüler…
İşgale izin verenler “sokakta…”
***
İnsan haliyle soruyor; devletin temelleri bu kadar “çürük mü” diye…
Askeri…
Polisi, sair kolluk güçleri…
İstihbaratı…
Bu kadar yetersiz ve zayıf mı?
***
Kalem tutan ellerden eleştiren dillerden korkacak kadar…
***
Hoş diyeceksiniz ki; ortada Türk ordusu…
Ve Türk polisi mi var?
Haklısınız…
Savunma bakanı eski bir asker…
Bakın bakalım;
Onurlu gururlu bir asker profili var mı?
***
Polislere bakın; hık demişler, 1980 darbesi sonrası CIA-ABD tarafından bu ülkenin temellerine…
Can damarlarının içine  sokulan
“Arka Bahçeli’nin”
 burnundan düşmüşler…
*** 
Ki sayesinde bu ülkede ne kadar eli katil, uyuşturucu..
Mafya  babası, çete reisi  vs varsa salıverildi…
Şimdi de 40 binin üzerindeki insanın katiliyle
Katilleriyle kol kola…
***
Yazık…
***
Bir kesim…
Her şey oldu, önce vatandaş olamadılar…
Sonra insan gibi insan…
***
Toplum…
Ülke neden bu hale geldi, bize ne oldu?
Sorusunun cevabı budur…

Erdoğan Özgenç
12.45



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. BOZKIRIN BEBELERI avatarı
    BOZKIRIN BEBELERI

    Bugün bu ülkede yaşanan geçim sıkıntısı, bir “fakirlik hali” değildir.
    Bu, sistemli ve bilinçli bir talan düzeninin sonucudur.
    ZENGİNLİĞİ YAĞMALANMIŞ
    BİR HALKIN HİKÂYESİ
    Değerli dostlar,
    Bir ev düşünün;
    İçinde emek, umut, alın teri var. Geçmişin anıları, geleceğin hayalleriyle yoğrulmuş bir ev.
    Sonra bir gece hırsız giriyor o eve. Ne bulursa alıyor. Altınları, birikimi, çocukların kumbarası da dahil.
    Sabah ev sahibi kapıdan içeri girdiğinde karşılaştığı manzara, sessiz ama derin bir yıkım…
    Artık o evde yokluk değil, haksızlık vardır. Yoksulluk değil, gasp vardır…
    Ve biz kalkıp bu insana “fakir” dersek eğer, hırsızı aklamış olmaz mıyız?
    *
    İşte içinde yaşadığımız güzel ülkemizin hikâyesi de tam budur…
    Bu ülke hiçbir zaman fakir olmadı. Aksine, üzerinde kurulan medeniyetler binlerce yıllık bir birikimin, bir zenginliğin göstergesidir.
    Anadolu, sadece bereketli topraklarıyla değil; doğasıyla, insan gücüyle, stratejik konumuyla, çeşitliliğiyle dünyanın en kıymetli coğrafyalarından biridir.
    Bu ülke üretmiştir.
    Tarlasında, tezgâhında, atölyesinde, ocağında çalışmıştır. Bu halk kıtlıktan değil, adaletsizlikten yorulmuştur.
    *
    Ancak özellikle son yüzyılda bu zenginlik, halkın ortak refahı için değil, belirli bir kesimin çıkarları doğrultusunda kullanılmıştır.
    Tarım politikaları, üreticiyi toprağından ederken;
    Sanayi, ithalata ve fason üretime teslim edilmiştir.
    Kamu varlıkları “özelleştirme” adı altında elden çıkarılmış; eğitimi, sağlığı, hatta suyu dahi piyasanın insafına bırakılmıştır.
    Gençler, bir gelecek kurma umudunu kendi ülkesinde değil, başka ülkelerde arar olmuştur. Köyler boşalmış, şehirler çeperlerinden patlamıştır.
    Bugün bu ülkede yaşanan geçim sıkıntısı, bir “fakirlik hali” değildir.
    Bu, sistemli ve bilinçli bir talan düzeninin sonucudur.
    Ülkenin kaynakları, emeği ve potansiyeli bir avuç imtiyazlı azınlığın çıkarları uğruna yok edilmiştir.
    Ve halkın yaşadığı bu yıkıma, “kader” demek, hem tarihi çarpıtmaktır hem vicdanı.
    *
    Bizler fakir değiliz.
    Biz, hakkı gasp edilmiş, emeği çalınmış, hayalleri örselenmiş bir halkız. Fakirlik geçici olabilir, ama gaspa karşı susmak geleceği de çaldırır. Bu yüzden yaşadığımız ekonomik çöküşü, sadece rakamlarla ya da “küresel kriz”lerle açıklamak gerçekleri gizlemek olur. Kriz halkın değil, sistemin krizidir.
    Bu yazı, bir serzeniş değil;
    bir yüzleşme çağrısıdır.
    Çünkü yüzleşmeden değişim olmaz.
    Bir halk, neye sahip olduğunu hatırlarsa, neyi kaybettiğini de görür.
    Ve en önemlisi: neyi geri alması gerektiğini bilir.
    Zenginliği yağmalanmış bir halkın hikâyesi burada bitmez.

    Çünkü bu hikâyenin sonunu yazacak olanlar, hâlâ bu topraklarda yaşayanlardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar