İran Türk Aydınlarının İran Cumhurbaşkanına Mürcaatları (1377/1998)1998 yılının ilk günlerinde, İran Türk aydınlarından 64 kişilik bir grup İran Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemî’ye bir mektupla müracaat ederek, İran Anayasası’nın 15. ve 19. maddalerinin uygulanmasını, bununla da İran Türkleri’nin
“ana dilleri”nin yani Türkçe’nin serbest bırakılmasını istemişlerdir. Farsça aslı Varlık Dergisinde (Varlık 1377/1998: 108/51) yayımlanan mektubun Türkçesi Şöyledir:
“Allah’ın adıyla, İran milletinin kaderini dindar, faziletli ve güçlü insanların eline bıraktığı için Tanrı’ya minnettarız Sayın Cumhurbaşkanı. Büyük ümitlerle size oy verdik.
Dileğimiz, Sayın Rafsancanî döneminde başlayan yeniliklerin devamı ve devamının kutsal amaçlarını, sizin önderliğinizde gerçekleştirmektir. Tanrı’nın lütfu ve İran milletinin oyları ile geldiğiniz yerde başarılar diliyoruz.
Bugün İran nüfusunun yarısına yakınını Müslüman Türkler oluşturmaktadır. Bu insanlar, Meşrutiyet, İran devrimi ve İran-Irak savaşında her vatansever İranlı gibi ülkelerini kurtarmak ve özgürlük uğrunda binlerce şehit vermişlerdir.
Türk dili ve edebiyatı, İran kültürünün bir hissesini oluşturmaktadır. Her millî servet gibi bu da koruma altına alınmalıdır. Bu dil de Fars dili gibi İran sınırlarını aşmaktadır. Dünyanın geniş bir bölümünde ve bilim dili olarak kullanılmaktadır.
Her zaman göz önünde bulundurmalıyız. İslâmiyet dünyaya Arapça, Farsça ve Türkçe sayesinde yayılmıştır. İran Türkleri’nin kullandığı dil, şimdilerde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî dili olan Azerbaycan Türkçesi’dir. Bu topraklar, Kaçar hâkimiyetinin ortalarına kadar İran toprağı sayılırdı. Gülistan ve Türkmençay
anlaşmalarının sonucu Ruslar’a bırakılmıştır.
Bütün Azerbaycanlılar Farsça’yı İran milletinin köprü dili olarak
görmektedirler. Nice yüzyıllar boyunca Fars dili ve edebiyatında değerli eserler yaratmışlardır. Fars edebiyatında Azerbaycan sebkini (Azerbaycan üslûbunu) icat etmişlerdir.
Pehlevî hânedanlığı İran’da yaşayan halkların kültür ve dillerine önem vermemiştir. Hâlbuki İran dışında binlerce kitap Azerbaycan Türkçesi ile yazılmış veya bu dile çevrilmiştir. Ayrıca İran dışında birçok ülkede Azerbaycan Türkçesi araştırma akademileri (kürsüleri) bulunduğu hâlde maalesef İran’da bir öğrenim kurumu (kanun-i amuzeşi) yoktur. Tebriz Üniversitesi’nde Fars Dili ve Edebiyatı Fakültesi dışında birçok yabancı dilin kürsüsü mevcuttur. Örnek vermek gerekirse Arapça, İngilizce, Fransızca, Rusça, Kürtçe hatta Esperantoca olduğu hâlde öğrenciler yaşadığı şehrin dilinde tek ders bile almamaktadırlar. Bugün bütün insanların günlük sosyal hayatlarında ana dilleriyle bağlantıları kesilmiştir. Radyo,
televizyon, dergi, gazete, ilânlar, mezar taşları bile ana dilleri dışındaki bir dille yazılmaktadır. Türkçe olsa bile, radyo, televizyon ve yöresel gazete ve dergilerin dili, uydurma ve anlaşılmazdır. Bu dil, her ne kadar iyi niyetli insanlar tarafından kullanılsa da kullanıcılar profesyonel kişiler olmadıkları için, çabaları yetersiz
kalmaktadır. Bu tür uygulamalar insanların diline ve inançlarına saygısızlık ve dil kurallarını bozmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Maalesef yabancı radyolar bizim dilimizi kendi medyamızdan daha doğru kullanmaktadır.
Yine üzülerek söylemeliyiz: İran milyonlarca vatandaşının dilini önemsemeyen dünyanın tek ülkesidir.
Sayın Cumhurbaşkanı, bazılarının iddialarına göre “Azerbaycan halkı bile kendi dillerini önemsememekte!”, hatta “bazıları çocuklarına Farsça öğretiyor!” Bu iddialar bazı yönleri ile doğru olabilir. Nasıl ki, bazı Fars vatandaşlarımız çocuklarına İngilizce öğretiyorlarsa, bizde de yabancı hayranı kimseler vardır! Ama
bunların sayısı fazla değildir. Halkımızın çoğu; aydınlar ve din âlimlerimiz, her zaman olduğu gibi bugün de Azerbaycan Türkçesi’ne saygı ve sevgi ile bakmaktadır.
Bugün Azerbaycan’ın tümünde ve Türklerin sakin olduğu İran’ın diğer yörelerinde din adamlarımız Azerbaycan Türkçesi dışında başka bir dil kullanmamaktadır. Hatta bütün mersiyeler (Nevhalar) Azerbaycan Türkçesi’ndedir.
Sayın Cumhurbaşkanı, bütün eski İslâmî eserler, üç dilde yani Farsça, Arapça, Türkçe yazılmıştır. Bu üç dili bilmeden, bu eserleri öğrenmek, yazmak ve geliştirmek mümkün değildir.
Çok şaşırtıcıdır, bizim ülkemizin, yarısına yakını Türk olduğu hâlde, kendi dillerini öğrenmeğe çalışmalarını bir tarafa bırakalım, resmî medya tarafından aşağılanmaya maruz kalmışlardır. Hâlbuki dinî azınlıklar, o cümleden Ermeni azınlıkları, Tahran ve İsfahan şehirlerinde iki dil ve edebiyat fakültesine sahip oldukları gibi çocuklanı da Ermeni okullarında okutmaktadırlar.
Sormalıyız: İran düşmanları sinsi politikalarla halk arasında Fars dilinin itibarını azaltmaya çalışırlarsa bunu iyiye işaret sayar mıyız? Böyle kişileri şerefli kişiler kabul eder miyiz? Bizler böyle insanları def etmek için ayağa kalkmaz mıyız?
Fars bilim adamlarından biri, bir edebî toplantıda Şehriyar ve Haydar Baba hakkında şöyle demiştir: “Eğer ben, Haydar Baba’yı anlamıyorsam, bu Şehriyar’ın kabahati değildir, kusur bendedir ki, Türkçe bilmiyorum. Türkçe bilmeyen bir insan, nasıl kendini İranlı sayabilir?” Böyle sözler acımızı biraz da olsa hafifletmektedir.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Bir yanıt yazın