Türkiye’de Siyasal İktidarın Anayasal Düzeni Dönüştürme Pratikleri: Otoriterleşme ve Hukuk Devletinin Tahribatı

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

Son yirmi üç yılı aşkın süredir Türkiye, siyasal iktidarın anayasal düzeni dönüştürme süreçlerine sahne olmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı, özellikle 2002 sonrası dönemde gerçekleştirdiği kurumsal ve anayasal müdahalelerle Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve hukuk devleti niteliklerini ciddi biçimde zedelemiştir. Siyasal iktidar, dini söylemleri merkezine alan bir kimlik siyasetiyle meşruiyet üretmeye çalışmış; bu da toplumsal kutuplaşmayı ve devletin ideolojik yeniden yapılandırılmasını beraberinde getirmiştir.

  1. Yargı Bağımsızlığının Tasfiyesi ve Hukuk Devletinin Çöküşü

AKP iktidarının en belirgin müdahalelerinden biri yargı kurumları üzerinde gerçekleşmiştir. 2010 anayasa referandumu ile Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısında yapılan değişiklikler, yargının bağımsızlığına büyük zarar vermiştir. Bu süreçte yargı, yürütmenin etkisi altına alınmış; kuvvetler ayrılığı ilkesi işlevsiz hale gelmiştir (Venedik Komisyonu, 2017).

2010-2013 döneminde yargı büyük ölçüde Gülen yapılanmasının kontrolüne geçmiş, siyasi davalar bu kadrolar eliyle yürütülmüştür. Ancak 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal döneminde, iktidar bu kez eski işbirlikçisi olan bu yapıya karşı tasfiye süreci başlatmıştır. On binlerce hâkim ve savcının görevden alınması, FETÖ ile rekabetin bir sonucu olarak değil, esasen siyasal iktidarın kendi otoritesini mutlaklaştırma ve yargı üzerindeki denetimini pekiştirme arayışının bir parçası olarak gerçekleşmiştir. Yani bu tasfiye, devleti koruma kaygısından çok, iktidarı koruma stratejisinin bir uzantısıdır.

Boşalan kadrolar, büyük ölçüde yürütmeye sadakat esasına göre doldurulmuş; yargı organları bağımsız ve tarafsız bir yapıdan çıkarılmıştır. Günümüzde Türkiye’de yargı, iktidarın muhalefet, medya ve sivil toplum üzerindeki baskı araçlarından biri haline gelmiş; hukuk devleti ilkesi derin bir krizle karşı karşıya kalmıştır (İHOP, 2023).

  1. Başkanlık Rejimi Altında Güç Tekelleşmesi

2017 yılında kabul edilen anayasa değişikliği ile Türkiye, parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmiştir. Bu yeni sistemde yürütme yetkisi tamamen Cumhurbaşkanı’nın elinde toplanmış; yasama ve yargı erkleri etkisizleştirilmiştir (Gençkaya, 2018). Cumhurbaşkanı; bakan atamalarından yüksek yargı üyelerinin belirlenmesine kadar geniş yetkilerle donatılmış, Meclis’in denetim mekanizmaları ise büyük ölçüde sembolik hale gelmiştir.

Bu sistem, demokratik hesap verebilirlikten uzak, baskıcı ve kişisel sadakate dayalı bir yönetim yapısına zemin hazırlamıştır. Seçim süreçlerinin eşit ve adil yürütülmemesi, medya üzerindeki kontrol ve kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanılması, demokratik normların ciddi biçimde aşındığını ortaya koymaktadır (Freedom House, 2023).

  1. Dini Söylemin İdeolojik Hegemonya Aracı Haline Gelmesi

AKP döneminde dini söylem, siyasal “meşruiyetin” temel kaynaklarından biri haline gelmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genişleyen bütçesi ve etkinliği, devletin laik karakteriyle açık bir çelişki oluşturmuştur (Toprak, 2020). Eğitim politikalarında imam hatip okullarının önceliklendirilmesi ve müfredatın dini motiflerle yeniden düzenlenmesi, kamusal alanın dini normlara göre şekillendirilmesini beraberinde getirmiştir.

Siyasal iktidar, “dindar nesil” projesiyle, devlet-toplum ilişkisini dini değerler çerçevesinde yeniden inşa etmeye çalışmıştır. Bu süreç, laiklik ilkesinin sistemli biçimde aşındırıldığını ve devletin tarafsızlığını kaybettiğini göstermektedir. Tarikat ve cemaatlerin kamu kurumlarındaki etkisinin artması, kamusal hizmetlerin eşitlik ilkesine aykırı şekilde örgütlenmesine yol açmıştır (Çetinkaya, 2021).

  1. Din Temelli Dış Politika Yönelimi

2011 sonrası dönemde dış politikada da dini referansların belirleyici hale gelmesi dikkat çekicidir. “Stratejik derinlik” paradigması çerçevesinde geliştirilen dış politika, zamanla dini ve mezhepsel referanslarla şekillenen bir ideolojik yönelime dönüşmüştür. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde tarafsızlığını zedelemiş; komşu ülkelerle yaşanan gerilimlerde mezhepsel farkların öne çıkarılması dış politika rasyonalitesini zayıflatmıştır (Aras & Karakaya, 2018).

Dış politikadaki bu ideolojik yaklaşım yalnızca bölgesel yalnızlığa değil, aynı zamanda içerideki toplumsal yapıda da ayrıştırıcı etkilere yol açmıştır. Devletin dini çoğulculuğa karşı tarafsızlığı zayıflamış; farklı inanç grupları üzerindeki baskı artmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesi, sadece iç politikada değil dış ilişkilerde de tarafsızlığı öngörmesine rağmen bu yaklaşım, devletin evrensel diplomatik ilkelerden sapmasına neden olmuştur.

  1. Sonuç ve Öneriler

Türkiye’de siyasal iktidarın son yirmi yılda gerçekleştirdiği anayasal ve kurumsal dönüşümler, demokratik sistemin temel yapı taşlarını aşındırmıştır. Yargı bağımsızlığının ortadan kalkması, laiklik ilkesinin zayıflatılması ve yürütme erkinin kişiselleştirilmesi, hukuk devleti ilkesini fiilen sona erdirmiştir.

Demokratik ve anayasal düzenin yeniden tesis edilebilmesi için:
• Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı yeniden sağlanmalı,
• Laiklik ilkesi kamu politikalarının temel ilkesi haline getirilmeli,
• İfade, basın ve örgütlenme özgürlükleri güvence altına alınmalı,
• Tarikat ve cemaatlerin kamusal alandaki etkisi sona erdirilmeli,
• Bilerek BOP için yamalı bohçaya dönüştürülen ve tanınmaz hale getirilen, 1924 Anayasasını esas alan, katılımcı ve çoğulcu bir anayasa yapım süreci başlatılmalıdır.

Bu dönüşüm sadece siyasal değil, aynı zamanda toplumsal bir uzlaşmayı da zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin yeniden 1924 ve 1961 Anayasalarını baz alan, çağdaş anayasal demokrasiye dönüşü, şeffaf, katılımcı ve kapsayıcı bir irade ile mümkündür.

Kaynakça

•   Aras, B., & Karakaya, S. (2018). Türkiye’nin Ortadoğu Politikası: Mezhep ve Güvenlik Ekseninde Dış Politika. SETA Yayınları.
•   Bozkurt, S. (2019). Başkanlık Sisteminde Demokratik Erozyon. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.
•   Çetinkaya, Y. (2021). Türkiye’de Cemaatler ve Devlet İlişkileri. Ankara: Dipnot Yayınları.
•   Freedom House. (2023). Freedom in the World: Turkey Report. https://freedomhouse.org
•   Gençkaya, Ö. F. (2018). Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Demokrasi. Ankara: Yetkin Yayınları.
•   İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP). (2023). Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri Raporu.
•   Toprak, B. (2020). Laiklik ve Dinî Cemaatler. İstanbul: İletişim Yayınları.
•   Venedik Komisyonu. (2017). Opinion on the Amendments to the Constitution of Turkey.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar