Sefa Yürükel
Küfür, genellikle bir gerilim boşaltımı, duygusal bir taşma ya da ifade özgürlüğünün sınırlarını zorlayarak bir tepki gösterme biçimidir. Kime ve neye küfredildiği ise bu tepkisel refleksin sosyo-kültürel kodlarını anlamamızı sağlar. Küfür:
• Otoriteye karşı: Bastırılmış bireyin hegemonik yapılara tepkisidir.
• Toplumsal normlara karşı: Ahlaki ikiyüzlülüğe, kültürel dayatmalara meydan okur.
• Bireylere karşı: Kimi zaman kişisel öfkenin, kırılmanın bir dışavurumudur.
Fakat küfür her zaman bireysel değildir; kolektif hafızanın, kültürel kodların içinde, bazen bir sınıf mücadelesinin dilidir, bazen de bir toplumun bastırılmış bilinç altının dışa vurumudur.
KÜFÜRÜN TARİHSEL VE KÜLTÜREL KÖKLERİ
Antropolojik olarak bakıldığında küfür, insanın kutsal ile kurduğu ilişkinin ters yüz edilmesidir. Tanrılar yüceltildikçe, onları aşağılamaya yönelik ifadeler de bir tür “karanlık ibadet” gibi var olmuştur. İlkel kabilelerde lanet ve büyüyle iç içe geçmişken, modern toplumlarda küfür, yasa, ahlak ve edebiyatla örülmüş bir direniş diline dönüşmüştür.
KÜFÜR VE FELSEFE
Felsefi düzlemde küfür, dilin sınırlarında gezinir. Ludwig Wittgenstein’in ifadesiyle “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.” Küfür, bu sınırların ötesine geçme çabasıdır; düşünceyle dile gelmeyenin, bastırılanın, söylenemez olanın söze dökülme zorlamasıdır. Michel Foucault’nun “söylem” kavramı üzerinden düşündüğümüzde, küfür, egemen söylemin dışındaki bir alt dilin isyanıdır.
KÜFÜR VE SİYASET
Küfür politik bir eylemdir. Sansürlenen, bastırılan, dışlanan seslerin, özellikle totaliter rejimlerde, en açık ve en doğrudan direniş araçlarından biri olmuştur. Küfür, muktedire karşı söylenemez olanı söyleme cesaretidir. Türkiye bağlamında bu en çok edebiyat, şiir ve sokak dili üzerinden görünür olmuştur.
KÜFÜR VE EDEBİYAT: EŞREF, NEYZEN, CAN YÜCEL
Şair Eşref, II. Abdülhamid istibdadına karşı, hiciv geleneğini küfürle harmanlamış bir şairdir. Onun küfürleri, ahlaksızlık değil, ahlak adına konuşmaktır. Eşref’in dili bir anlamda halkın dili, sokağın sesidir.
Neyzen Tevfik, küfrü bir derviş mizacıyla ele alır. Onun küfürleri meyhane filozofisinin içinden yükselir. Alkol, müzik ve metafizik arasında salınan bu ifadeler, bireysel bir varoluşun sancılı iç dökümüdür.
Can Yücel, modern Türk şiirinde küfrü yeniden siyasileştiren ve erotize eden bir figürdür. Onun şiirindeki küfürler, düzene, sahte ahlaka, politik ikiyüzlülüğe yöneliktir. Can Yücel’in dili, halkçı bir ironiyle beslenir ve tabulara karşı bilinçli bir karşı duruştur.
DÜNYADA KÜFÜR EDEN FİKİR İNSANLARI
• Diogenes: Antik Yunan’da toplumsal normları küçümseyen, alaycı ve kaba diliyle tanınan bir filozoftur. Küfür yerine geçen aşağılamaları, o dönemin entelektüel küfür biçimidir.
• Charles Bukowski: Amerikan edebiyatında küfürlü dili, bireysel yabancılaşmanın ve sınıfsal ezilmişliğin dili olarak kullanmıştır.
• Lenny Bruce: ABD’de ifade özgürlüğü uğruna sahnede küfür ettiği için defalarca yargılanmıştır. O, küfrü bir ifade özgürlüğü meselesi olarak görür.
• George Carlin: Dilin politik işlevi üzerine kurduğu mizahında, küfürleri sistem eleştirisinin bir aracı olarak kullanmıştır.
SONUÇ: KÜFÜR BİR DİL MESELESİ DEĞİLDİR, BİR VAROLUŞ MESELESİDİR
Küfür, sıradan bir hakaret değil; bazen bir felsefi duruş, bazen de politik bir isyandır. Küfür edeni anlamak, toplumun bastırdığı, görmezden geldiği, sansürlediği gerçekleri görmek anlamına gelir. Küfür, suskunluğun çığlığıdır. Küfür, çoğu zaman, söylenemeyene verilen en yalın cevaptır.




Bir yanıt yazın