1917 Bolşevik ihtilaliyle Kafkasya’daki Rus Çarlık ordusu çözülür. Enver Paşa’nın emri ile Halil Paşa komutasındaki Osmanlı-Türk ordusu, Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak için harekete geçer. 1878’den beri, 40 yıldır Rus işgali altında bulunan “üç vilayet”i, Kars, Oltu dâhil Ardahan ve Artvin dâhil Batum’u
kurtarır. 3 Mart 1918’de Bolşevik Ruslarla imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması ile onaylanır. Bu arada Azerbaycan’da (Kuzey Azerbaycan’da) 28 Mayıs 1918 tarihi itibariyle tarihte Türk ve İslâm âleminin ilk cumhuriyeti olan “Azerbaycan Cumhuriyeti” Gence’de ilan edilir (Caferoğlu 1964: 15). Halil Paşa komutasındaki Osmanlı-Türk ordusu, Bakü’ye ulaşıp Ermeni işgalini bertaraf ettikten sonra
Azerbaycan Hükümeti Gence’den Bakü’ye taşınır. Ne yazık ki 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros mütarekesi, Brest-Litovsk antlaşmasını geçersiz kılar ve Kafkasya’daki Türk ordusu mecburen geri çekilir. “Üç vilayet”, Kars, Ardahan ve Batum İngilizler tarafından işgal edilir. Kafkasya’ya gelen iki tümen İngiliz askeri
Kars ve Ardahan’ı Ermenistan’a, Batum’u da Gürcistan’a verir (Akyol 2008: 214 vd.).
Bununla İngilizler Anadolu Türklüğü ile Kafkasya Türklüğü arasına “set” çeker. Güneyden ve batıdan Anadolu kuşatılmış, Yunan orduları Ankara önlerine gelmiş, İstanbul işgal edilmiştir. Millî mücadele hareketini başlatan Mustafa Kemal bu setti yıkmak ve düşmanları vatandan kovmak için çok önemli stratejiler
geliştirecektir. Mustafa Kemal, ortak düşman İngilizlere karşı Bolşevik Ruslarla işbirliği yapar. Lenin’e gönderdiği mektupta, Bolşevik kuvvetler Gürcistan’a karşı askerî harekât yapar, Gürcistan’ı da Bolşevik ittifakına katarsa ve içlerindeki İngiliz
kuvvetlerini çıkarmak için bunlara karşı harekete geçmesini sağlarsa, Türkiye hükümeti de emperyalist Ermeni hükümeti üzerine askerî harekât yapmayı ve Azerbaycan hükümetinin Bolşevik devletler topluluğunun içine alınmasını taahhüt
eder. Bunların karşılığında, millî topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist kuvvetleri kovarak gelecekte emperyalizme karşı ortaklaşa savaşlarımız için kuvvetlerimizi belirgin bir duruma getirmek üzere askerî araç, cephane ve nakdî
yardım talep eder (Sevim vd. 2006: 322). Bununla Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir ile birlikte, Türkiye’deki millî mücadelenin çıkarları açısından Ermenistan’ın bastırılmasını, Gürcistan’ın tarafsız kalmasını ve Azerbaycan’ın Sovyet sistemine dâhil edilmesinini sağlamayı amaçlamaktadır (Swietochowski 1988: 214).
8 Eylül’de ilk Sovyet yardımı Erzurum’da Kâzım Paşa’ya teslim edilir
(Karabekir 1990: 842). 15 Ekim 1920 Cuma günü ise 21 Eylül’de Rusya’dan gönderilen ilk parti silah ve cephanenin tamamı Trabzon’a gelir (Sarıhan 1995: III/245). Buhara Cumhurbaşkanı Osman Kocaoğlu’nun Türkistan Türklerinden topladığı 59 milyon altının 11 milyonunun da Mustafa Kemal’e gönderilmesine
Moskova izin verir (Akyol 2008: 283).
18 Mart 1921’de Moskova Antlaşması imzalanır. Kars ve Ardahan alınır. Ancak Misak-ı Millî dâhilinde olduğu hâlde antlaşmanın yapılabilmesi için Batum ödün olarak Ruslara (Gürcistan’a) bırakılır (Oran 2005: I/173; Gürün 1991: 68).
Görüldüğü gibi konjonktür Osmanlı-Türk Devleti için hiç uygun değildir.
Osmanlı Devleti, bağımsızlığını ilan eden Türk devletlerine sahip çıkacak, onları destekleyecek durumda değildir. Türk dünyasının son bağımsız kalesi olan Türkiye’nin ayağa kalkabilmesi için genç Türk devletlerinin Sovyetleştirilmesine katlanılacaktır. 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte bağımsızlıklarını ilan edecek Türk devletlerinin bağımsızlıklarını ilk tanıyan ülke
olacak olan Türkiye’nin, ne yazık ki, I. Dünya Savaşı sonrasındaki konjonktürde ne kuzey ne güney Azerbaycanların bağımsızlıklarını ne de diğer Türk devletlerinin bağımsızlıklarını savunmaya gücü yetmiştir. Gelecekte bağımsızlıklarını ilân edecek Türk devletleri bu
durumu gözden uzak tutmamalıdırlar.
Yukarıda denildiği gibi İran Türklerinin (Güney Azerbaycan Türklerinin) başında Şeyh Muhammed Hiyabanî (1880-1920) vardır. Hiyabanî, gençlik yıllarında meşrutiyet hareketinin içinde yer almış,
1909’da başlayan 2. dönem meclise Demokrat Parti’den Tebriz milletvekili seçilmiş (Bayır 1999: 98), Muhammed Ali Şah’ın tahttan indirilerek yerine oğlu Ahmet Şah’ın getirilmesi ve ardından Rusların meclisi dağıtması üzerine Bakü’ye gitmiştir (Sumbatzâde ve dğr. 1985: 198). 1914’te Tebriz’e dönen Hiyabanî, Tahran’a giderek “Teceddüd” gazetesinin neşrine başlamıştır. Emperyalist güçlerin ve onun yerli işbirlikçilerinin emellerini açıklayan ve halka ümit ve gayret telkin eden makaleler yazmıştır. Tahran yönetiminin baskısıyla iki defa Tebriz’den uzaklaşmak mecburiyetinde kalmış, 28 Şubat 1918’de Rus ordusunun İran Azerbaycanını terk etmesinden sonra Tebriz’e dönmüş ve Demokrat Parti’nin 450
delegenin katıldığı ikinci büyük kongresini yapmıştır.
Rus müfrezesinin Tebriz’i terk etmesi üzerine Ruslar tarafından terk edilmiş mevkileri tutmak için 18 Haziran 1918 günü Ali İhsan Paşa komutasındaki Türk ordusu Tebriz önlerine gelir, 8 Temmuz’da Ali İhsan Paşa, 25 Ağustos’ta da kolordu kumandanı Kâzım Karabekir Paşa Tebriz’e girer. Tebriz halkı ellerinde Türk
bayrakları olduğu hâlde paşayı sevinçle karşılarlar ve şehrin anahtarını teslim ederler (Karabekir 1990: VIII). Osmanlı ordusunun desteklediği Kaçar prenslerinden Macid al-Saltana, Tebriz genel valiliğine tayin edilir (Minorsky 1979: 12-I/94). Demokrat Parti buna karşı çıkar. Hiyabanî ve arkadaşları durumu Osmanlı ordu komutanı ile görüşürler. Ne yazık ki Paşa ile Hiyabanî anlaşamazlar. Hiyabanî, Kars’a gönderilir.
Bu sırada I. Dünya Savaşı sona erer, Kars’ta Cenûbî Garbî Kafkas Hükümeti kurulur. Bütün bu bölgeden Kasım 1918’de Osmanlı ordusu çekilir. Şeyh Muhammed Hiyabanî, Tebriz’e döner. 1919 Haziran’ında Tebriz İngilizlerin desteği ile tekrar Tahran yönetimine verilir.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır


Bir yanıt yazın