1.2.3. Afşar Türkleri Dönemi
Afganistan’ın Safevî valisi Mir Veyis ve onun yeğeni Mir Mahmud’un İran’ı istila edip bir müddet ülkede hâkim olmasıyla hayatları daha da zorlaşan İran Türkleri, Nadir Şah’ın saltanatı döneminde rahatlama imkânı bulmuştur.
İran Türklerinin önemli bir bölümünü İran’ın kuzeydoğusunda, Türkmenistan, Afganistan, sınırında yer alan Horasan-Türkmensahra’da yaşayan Türkmenler oluşturmaktadır (Kafkasyalı 2002: III/32). Orta Asya’nın batıya açılan kapısı durumunda olan Türkmensahra ve Horasan bölgesinde sakin bulunan Türkmenler,
Oğuzların batıya doğru gitmelerinden sonra onların geride bıraktıkları boylardan ibaret bir Türk topluluğudur (Saray 1988b: XII-II/661). Nadir Şah (1688-1747), kuzey Horasan’a yerleşmiş Afşar Türkmenlerinin Kırklu oymağındandır (Minorsky 1964: 21).
Nadir Şah, yukarıda bahsettiğimiz gibi 1727’de Afganlı istilacıları ülkeden çıkararak Türkleri, İran coğrafyasının tamamına yeniden hâkim kılmıştır. Kısa sürede Ruslara kaptırılan Gence, Bakü ve Derbend’i geri almış, 26 Şubat 1737’de Afşar Hanedanının ilk şahı olarak tahta geçmiştir. İki yıl içerisinde Gazne’yi alıp Delhi’ye ulaşmıştır. Başkenti de İsfahan’dan Meşhed’e taşımıştır. Bir İngiliz
kaptanın Müslüman olmasını ve kendi tebaasına katılmasını sağladıktan sonra onun denetiminde güçlü bir donanma oluşturmuş ve Hazar Denizi’nde Ruslara karşı büyük bir güç oluşturmuştur (Ahmet Cevdet Paşa 2008: 172).
Nadir Şah, 1735 yılında Gürcistan’ı fethettikten sonra Kaşkay ve Şahseven Türklerinden 60 bin aileyi Horasan’a göç ettirmiştir.
Bu kaç göç yıllarında Kaşkay önderleri ile Nadir Şah’ın arası açılmış ve Nadir Şah, Kaşkay İlhanı İsmail Han’ın gözlerini kör etmiş, kardeşi Hasan Han Mu’temid-ul Sultan’ın da ellerini kestirmiştir. Nevvab
Giyakulu Han Kurt’u bölge valisi tayin etmiştir (Cavanşir 2001: 67).
İsmail Han’ın oğlu Canı Han (1823-1884) onun oğlu Muhammed Ali Han (öl.1851-1852), kardeşi Muhammed Kulu Han (öl. 1867-1868) onun oğlu Sultan Muhammed Han 19. yüzyıldaki en tanınmış
Kaşkay reisleridir. Bunlardan Muhammed Ali Han ile oğlu Cihangir Han Kaçarlar’a damat olmuşlardır.
Nadir Şah’ın kendi el yazısı ile Türkçe yazıp, gerek İstanbul’a, I. Mahmud’a (1730-1754) gönderdiği mektuplarında Osmanlılarla aynı soydan, aynı aileden geldiklerini, her ikisinin de Türkmen olduklarını yazması, gerekse oğullarına Cengiz, Oktay, Timur,
ve Yıldız gibi tarihî adlar vermiş olması onun yüksek bir Türklük şuuruna sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca Şiî-Sünnî ihtilafını ortadan kaldırmaya, dolayısıyla iki Türk kesimi arasındaki bu sıkıntıyı gidermeye çalışarak ileride Türk birliğinin sağlanmasını kolaylaştıracak bir zemin yaratmaya çalışması da bu cümledendir
(Sümer 1999: 176; Hammer 1992: VII/437).
Nadir Han, Muğan ovasında büyük bir kurultay tertipler. Kurultayda, onu şah ilan etmek için toplanan eyalet valilerine ve ileri gelenlere, “Bundan böyle İmparatorlukta mezhep birliğine uyulması, devletin resmî mezhebinin Sünnîlik olması ve Hanefî, Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezhepleri ile birlikte Caferî mezhebinin de ehli sünnet mezhebi olarak kabul edilmesi” şartı ile şahlığı kabul edeceğini ileri sürmüş ve bunu kabul ettirmiştir (8 Şubat 1736). Nadir Şah’a göre böyle bir ıslahat, İslâm dünyasında siyasî mücadelelerde mezhep ayrılıklarının istismarını önlemek için yeterli olacaktır (Hammer 1992: VII/441).
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır



Bir yanıt yazın