1.2. İran Türklerinin Tarihine Kısa Bir Bakış
Asıl adı Türkistan olan Orta Asya’nın sinesinde vücut bulan Türk soyu, yüzyıllar içerisinde dünyanın dört bir yanına yayılarak, kimi yerlerde obalar, oymaklar, kimi yerlerde devletler, imparatorluklar kurmuştur. Vardığı her yere Türk soyunun kültür, medeniyet ve hizmetlerini sunmuştur.
Bugün Türk medeniyetinin ve kültürünün varlığını ta Çin ortalarından Avrupa içlerine, Yemen sahillerinden Sibirya sahillerine kadar her yerde görmek mümkündür. Dünyanın en büyük ve en uzun ömürlü devletlerini kurarak asırlarca dünya medeniyetine hizmet veren Türk milleti, günümüzde yedi bağımsız Türk devleti ve birçok muhtar cumhuriyet hâlinde dünya sahnesinde yer almaktadır. Pek çok Türk vatanı da üzerinde yaşayan milyonlarca Türk nüfusuyla birlikte her türlü haklarından mahrum olarak çeşitli milletlerin hâkimiyetleri altında bulunmaktadır. Batı Trakya’dan Gagauzya’ya, Kerkük Musul’dan Doğu Türkistan’a, Yakutistan’dan İran coğrafyasına kadar birçok Türk vatanı ve Türk insanı ise bağımsızlıktan yoksun bulunmaktadır.
1998 verileri itibariyle otuz milyondan fazla Türk’ün yaşadığı kadim Türk vatanlarından İran coğrafyası bunlardan biridir.
“İran” ülke, vatan adıdır (Heyet 1371/1993: 18). Bazı kaynaklarda veya söylemlerde “İran” kelimesi Fars, Fars ülkesi veya Farsî anlamda kullanılmaktadır. Hâlbuki “İran” veya “İranîlik” Fars veya Farsî anlama gelmemektedir. “Kafkasya” denilince ne kadar Gürcü, ne kadar Ermeni, ne kadar Kabartay veya Balkar anlaşılırsa İran denilince de o kadar Fars anlaşılabilir.
İran, Fars etnik grubunun adı değildir. Eğer “İran” adının içi etnik anlamda doldurulacaksa “Türk” etnik varlığı ile doldurulması gerekir. Rus şarkşinas Berthels’in (1968: 1013) ifadesiyle “Pers” kelimesi Sasaniler döneminde bahsi geçen ‘coğrafyanın adı’ olmuş ve Arap kaynaklarında da bu anlamda kullanılmıştır. Bu kelimeye Farsîlik anlamı verme gayretleri 19. yüzyılın sonlarında görülmektedir. Bugün Farslar ülkede azınlık olmalarına rağmen kendilerinden hayli fazla olan 30-35 milyon Türk dahil bir çok halkı yönetimi altında bulundurduğu gibi İran adını da Tahran hakimiyetinin hüküm sürdüğü bütün coğrafyaya hakim kılmak istemektedir.
Geçmişte İran kelimesinin yerine “Memalik-i Mehrûse” ismi kullanılmıştır (Tebrizli 1982: 123). Kaçar Türk hanedanının İngilizlerin plânı ile iktidardan darbe ile uzaklaştırılıp Rıza Pehlevî’nin 1924 yılında iktidara getirilmesine kadar bu ad
kullanılmıştır. İran adı, bugünkü anlamda Rıza Pehlevî’den sonra kullanılmaya başlanmıştır. Bundan murad, binlerce yıllık Türk devletini ve Türk coğrafyasını Farslaştırmak, İran coğrafyasını “Farsistan” yapmaktır.
İran, 12.10.1813 yılında imzalanan Gülistan Antlaşması’nın Rusça metninde “Persidskoe Gosudarstvo” (Persiya Devleti), Farsça metinde de “Doulet-e Şahenşahî” (Şehenşahlık Devleti) şeklinde geçmektedir (Tağıyeva ve dğr. 2000: 20).
Bazı metinlerde ise “Memalik-e Mehruse-ye İran” (Korunan İran Memleketleri) veya “Memalik-e Mehruse-ye Azerbaycan” (Korunan Azerbaycan Memleketi) adı kullanılmıştır (Şıhaliyev 2004: 215). Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Sulduz Karapapak Türklerine teslim edilen ödünç hububatın tesliminde verilen 18 Nisan 1919 tarihli belgenin başlığı “American Persian Relief Commission” şeklindedir (Rızavî 1370/1991). Görüldüğü gibi 1924 yılına kadar İran adı bugünkü İran’ın adı olarak kullanılmamıştır.
Raymond Furon’un “La Pers” adlı eserini “İran” adı altında tercüme eden Galib Kemali Söylemezoğlu, bu hususta dipnot ilavesinde şöyle yazmaktadır: “1935’te çıkan bir emirname ile “Acemistan” tabiri yerine “İran” kelimesi konmuştur. İran tabiri bir coğrafya mevhumunu, İran yaylasını kast ettiği için, biz bu kitapta eski adı
muhafaza ediyoruz.” (Furon 1943: 11)
1.2.1. Türklerin İran Coğrafyasına Gelişi
Batılı bilim adamlarının Orta Asya dediği Türkistan bölgesinden çeşitli sebeplerle iki büyük Türk göçünün olduğu, bu göçlerden ilkinin doğu yönüne, Büyük Okyanus sahillerine, oradan kuzeye ve Bering boğazından Alaska’ya doğru olduğu ve gidenlerin Amerika’nın kadim yerli halkını oluşturduğu; ikinci büyük Türk göçünün ise takriben milattan 4-5 bin yıl önce batı yönünde olduğu, Derbend/Daryal/Daryol geçidinden geçilerek çağdaş Kafkasya, Azerbaycan, İran ve Irak coğrafyasına yayılıp buraları şenlendirdikleri yolundadır.
Batıya yürüyen göçün ilk oluşumu Babil merkezli Sümer, ikincisi “Şuş/Sus” merkezli “Elam” (İlam) medeniyetidir. Takriben dört bin yıl önce Orta Asya’dan Azerbaycan üzerinden gelip Dicle ve Fırat nehirlerinin arasındaki coğrafyaya yerleşen ve ilk beşer medeniyetini oluşturan, çivi yazısını icat eden bu insanlar aynı zamanda insanlık tarihinin medeniyet merkezlerinden birini oluşturmuşlardır.
Daha sonra Azerbaycan coğrafyasında Utiler, Kassiler, Alanlar, daha aşağıda Gutiler, Lullubiler, Ellipiler, Urartu gibi medeniyetlerin kurulduğu görülmektedir. Bunlardan Erette ve Hurriler yüksek medeniyete sahip olmuşlar. Guti ve Lullibiler M.Ö. 2 bin yılının sonlarında Manna devletini kurmuşlardır. Mannalardan sonra Med hükümeti kurulmuştur. Medler Asurîlerin hâkimiyetine son vererek bütün bölgeye hâkim olurlar. Zerdüş’tün Avestası Medler döneminde sözlü gelenekte görülmeğe başlar (Diker 2000: 211-413; Zehtabî 1380/2001: 79).
Bölgede yapılan son araştırmalara göre Hint-Avrupa dilli halklar bu cümleden Parslar, milattan önce 900 yıllarında İran coğrafyasına gelmişler ve Elam şehzadelerinin izni ile çağdaş İran’ın Fars ve Kirman eyaletlerine yerleşmişler. Bunlar, kendilerinden takriben 4 bin yıl önce gelip bu coğrafyayı vatan yapan yerli Türk kavimlerinden, yani Elamlar, Gutiler, Ellipiler, Kassiler, Mannalar ve Medlerden yüzyıllarca kültür ve medeniyet öğrenmişler. M.Ö. 550 yılında Med ordu komutanı Harpak’ın hıyaneti ile hâkimiyet Medlerden Akamenişlere (Hahamenişler/Ahameniler) geçmiş (M.Ö. 550-330) ve İran Türkleri Akamenişlerin zulmüne maruz kalmışlardır.
Prof. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Bir yanıt yazın