Gine-Bissau, Batı Afrika’nın küçük ama stratejik olarak önemli bir ülkesi olup, sömürge geçmişi ve etnik çatışmalarla şekillenmiş bir tarihsel arka plana sahiptir. Bağımsızlık mücadelesi sırasında yaşanan şiddet olayları ve sonrasındaki iç savaşlar, özellikle 1990’larda, etnik temizlik ve soykırım benzeri suçlara yol açmıştır. Ancak bu olayların soykırım olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.
Tarihsel Arka Plan
Gine-Bissau, 16. yüzyılda Portekiz tarafından sömürgeleştirildi ve koloniyal yönetim, halklar arasında etnik farklılıkları körükleyerek bir nevi “ayrımcılık” politikası izledi. Portekiz’in bu stratejisi, etnik gruplar arasında karşılıklı güvensizlik oluşturmuş ve bu durum, bağımsızlık mücadelesinde, özellikle PAIGC’nin (Afrikalı Gençler İçin İlerleme Partisi) içinde ve diğer gruplar arasında içsel çatışmalara zemin hazırlamıştır. Amílcar Cabral’ın liderliğindeki PAIGC’nin 1960’larda başlattığı bağımsızlık mücadelesi sonunda 1973’te ulusal bir direnişle sonuçlanmış, ancak bağımsızlığın ardından ülkede karışıklıklar ve iç savaşlar başlamıştır (Cabral, 1974).
Cabral’ın liderliğindeki PAIGC, ülkedeki etnik gruplar arasındaki farklılıkları göz ardı etmeden birlik sağlamaya çalışmış, ancak bu çabalar PAIGC’nin içindeki etnik mücadeleler ve 1980’lerdeki askeri darbe sonucu başarısız olmuştur. 1980’deki darbe sonrası hükümetin zayıf yapısı, 1990’larda etnik temizlik ve soykırım benzeri olayları tetiklemiştir. Birçok uzman, bu dönemi bir etnik çatışma ve şiddet dönemi olarak tanımlamaktadır (Koster, 2003).
Soykırımın Tanımı ve Gine-Bissau Bağlamı
Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi, soykırımı, “belirli bir etnik, ulusal, ırksal veya dini grubun yok edilmesi amacıyla yapılan eylemler” olarak tanımlar. Gine-Bissau’da yaşanan olayların soykırım olarak kabul edilip edilmemesi, bölgedeki etnik dinamiklere ve uluslararası hukukun uygulamalarına bağlıdır. Gine-Bissau’daki iç savaşlar ve askeri darbe, PAIGC içindeki iktidar mücadelesi ile birleşerek toplumsal yapıyı bozan şiddet olaylarına yol açmıştır. Uzmanlar, özellikle 1990’larda yaşanan bu olayların, halklar arasında bir yok etme amacı taşıdığına dair deliller sundukları için bu dönemi soykırım olarak yorumlayan görüşler mevcuttur.
Örneğin, UNICEF (1999) tarafından yayımlanan raporlar, bu dönemde Gine-Bissau’da çocukların silahlı gruplar tarafından zorla askerleştirildiğini ve gruplar arası şiddetin etnik temele dayalı olarak yönlendirildiğini belirtmektedir. Bununla birlikte, Cabral (1974) gibi liderlerin “bütün halkları birleştirme” çabalarının yanı sıra, bazı etnik grupların egemenlik mücadelesinin halklar arasındaki gerilimleri daha da arttırdığı gözlemlenmiştir. Böylece, bu şiddet, sadece siyasi bir mücadele değil, aynı zamanda etnik kimliklere karşı bir saldırı olarak yorumlanabilir.
Soykırımı Tetikleyen Nedenler
Soykırım benzeri şiddetin temelinde, uzun yıllar süren sömürgecilik, ekonomik eşitsizlik, etnik çatışmalar ve içsel politik mücadeleler yatmaktadır. Portekiz’in kolonizasyonu sırasında Gine-Bissau’da etnik gruplar arasında yapay ayrımlar oluşturulmuş ve bu, ülkedeki toplumsal yapıyı daha kırılgan hale getirmiştir. Cabral, bu tür bir ayrımcılığın ülkede sürekli gerilimlere yol açacağını vurgulamıştı (Cabral, 1974). Gine-Bissau’nun bağımsızlığını kazanmasının ardından, PAIGC içindeki etnik grup çıkarları, ülkenin ulusal birliğini tehdit etmiş ve bu durum, etnik şiddet ve temizlik için uygun bir zemin oluşturmuştur.
1980’deki askeri darbe sonrasında, hükümetin zayıf yönetimi, etnik ve ideolojik farklılıkları derinleştirerek, şiddet olaylarının tırmanmasına neden olmuştur. Ayrıca, dış müdahaleler, özellikle Fransız ve Portekiz destekli güçlerin varlığı, iç çatışmalara ve toplumsal yapının daha da parçalanmasına yol açmıştır. Koster (2003), özellikle darbe sonrası dönemde, PAIGC’nin zayıflayan liderliğinin, ülkedeki etnik gruplar arasında rekabeti şiddetli hale getirdiğini belirtmiştir.
Sorumlular ve Uluslararası Tepkiler
Gine-Bissau’daki soykırım ve etnik temizlik olaylarının sorumluları arasında, askeri hükümetler, PAIGC içindeki hizipler ve silahlı gruplar bulunmaktadır. PAIGC’nin yönetimdeki gücü elinde tutan gruplar, iktidar mücadelelerinde etnik gruplara karşı şiddet uygulamış ve bu şiddet, zamanla etnik temizlik ve soykırıma varan sonuçlara yol açmıştır. Bissau-Guiné (1998) ve UNICEF raporları, bu dönemdeki şiddetin sadece siyasi değil, etnik bir hedef güttüğünü açıkça belirtmektedir.
Uluslararası toplum, bu olaylara karşı genellikle yavaş bir tepki vermiştir. Birleşmiş Milletler, barış gücü göndermiş olsa da, etnik temizlik ve soykırım benzeri olayların önlenmesinde etkisiz kalmıştır. Lederach (1997), bu tür durumlarda uluslararası müdahalenin çoğu zaman yetersiz kaldığını ve barış inşası sürecinin yalnızca yerel toplumların liderliğinde etkili olabileceğini savunmaktadır. Bu da, Gine-Bissau’daki soykırım sürecine karşı uluslararası toplumun yetersiz müdahalesinin nedenlerinden biridir.
Uzman Görüşleri ve Literatür Taraması
Gine-Bissau’daki şiddet olaylarının soykırım olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, akademik çevrelerde tartışmalıdır. Koster (2003), bu olayları “etnik temizlik” olarak nitelendirirken, Cabral (1974) gibi tarihçiler, şiddetin daha çok bir iç savaşın dramatik sonucundan kaynaklandığını savunmaktadır. Lederach (1997) ise, iç savaşların ve etnik çatışmaların genellikle sadece siyasi değil, aynı zamanda toplumsal yapıları derinden etkileyen yapılar olduğunu belirtmiştir.
Bissau-Guiné (1998) de, Gine-Bissau’daki iç savaş sırasında, ülkedeki şiddetin genellikle belirli etnik gruplara karşı hedef alındığını ve bu grubun yok edilmesinin amaçlandığını ifade etmiştir. Ancak, şiddet olaylarının soykırım olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı, uluslararası hukuk ve gözlemcilere bağlı olarak değişmektedir.
Sonuç
Gine-Bissau’daki soykırım ve etnik temizlik, tarihsel olarak sömürgecilik, bağımsızlık mücadelesi ve iç savaş gibi faktörlerle şekillenmiş bir olgudur. Bu olayların tam olarak soykırım olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı, büyük ölçüde uluslararası hukukun ve akademik literatürün sunduğu perspektiflere bağlıdır. Gine-Bissau’daki iç savaş, etnik temizlik ve soykırım arasındaki sınırları bulanıklaştırmış ve bu trajedilerin uluslararası düzeyde doğru bir şekilde tanımlanmasını engellemiştir. Bu durum, aynı zamanda Gine-Bissau’da barış ve adaletin sağlanmasında önemli bir engel teşkil etmektedir.
Kaynakça
1.Cabral, A. (1974). Return to the Source: Selected Speeches of Amílcar Cabral. London: Heinemann.
2.UNICEF. (1999). Child Soldiers: A Global Perspective. United Nations Children’s Fund.
3.Lederach, J. P. (1997). Building Peace: Sustainable Reconciliation in Divided Societies. Washington, DC: United States Institute of Peace.
4.Bissau-Guiné, P. (1998). A História de Gine-Bissau. Bissau: Academia Nacional de Ciências.
5.Koster, K. (2003). “The Implications of the Gine-Bissau Conflict: A Study of Internal Conflicts in West Africa.” Journal of African Studies, 32(4), 124-145.



Bir yanıt yazın