From: Aydogan Kekevi [mailto:[email protected]]
Sent: Tuesday, July 26, 2016 11:56 PM
Mevcut ortamı öne sürüp böyle alenen çağrı yaparak başkalarını darbeyi kınamaya çağırmak özgür iradeye hipotek koymak, baskı altına almaktır..
Sanki Sayın Sancar ne yapacağına kendisi karar verecek durumda değilmiş gibi ona açık çağrı yaparak kınatmaya kalkışmak söz konusu kişinin şahsen yaşadıkları ne kadar acı olursa olsun ona bu hakkı vermemektedir.
ODA Tv’nin buna aracı olması ise çok daha vahimdir..
Aydoğan Kekevi 26.7.16
Aziz Sancar 15 Temmuz darbe kalkışmasını kınamalı..
Sayın Sancar’ın bu denli değer verdiği Cumhuriyet’e ve parlamentoya yapılan bu saldırıyı kınaması hem Nobel ödüllü bir bilim insanı olarak, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği bir akademisyen olarak son derece gereklidir.
25.07.2016 22:41
On beş Temmuz 2016 akşamı Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belki de en büyük ihanetini yaşadı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde yıllar içinde sabırla yuvalanmış olan bir grup İstanbul ve Ankara merkezli büyük kalkışma hareketi sergiledi. Bu kalkışmayı engellemek üzere sokaklara dökülen sivil ve silahsız halka ateş açıldı. Helikopterler Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü, Özel Harekât Merkezi’ni ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nı vurdu. En vahimi bir uçak bağımsızlığımızın sembolü ve halkın iradesinin icra yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bomba yağdırdı. İstanbul üzerinde alçaktan uçan ve ses duvarını aşan uçaklar halkı korkutmak istedi. Ateş açanlar, bomba yağdıranlar ve bu menfur harekâtı idare edenler sözde bizim askerlerimizdi. Öncelikle bir bilim insanı ve akademisyen olarak halkın iradesine, parlamenter sisteme ve demokrasiye yapılmış bu hain kalkışmayı şiddetle kınıyorum.
Ben Ordu’ya bağlı küçük bir ilçe olan Ünye’de doğup büyüdüm. Lise dâhil üniversite öncesi eğitimimi Ünye’de tamamladım. O dönemin Ünye Lisesi’nde fizik laboratuvarında dalga boyu ölçüyor, kimya laboratuvarında odundan alkol damıtıyor, biyoloji laboratuvarında böcekleri inceliyorduk. O zamanın bir kasaba lisesi belki de bugünün çakma kolejlerinden çok daha iyi bir eğitim veriyordu. Lise sonrası eczacılık eğitimimi TSK adına askeri öğrenci olarak yürüttüm. Eczacılık öğrencisiyken akademik hayatımın ilk bilimsel bildirisini İsveç’te bir dünya kongresinde sundum. Bu kongrede Karolinska Enstitüsü’nü ve Nobel Müzesi’ni gördüm. Bir Türk bilimcisinin Nobel alabileceği fikri orada aklıma düştü.
VE GARİP ŞEYLER OLMAYA BAŞLADI…
Mezuniyet sonrası Ankara’da yeni kurulan Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’ndearalıksız 29 yıl çalıştım. Burada tam 8 yıl Anabilim Dalı başkanlığı yaptım. On dört yıl boyunca Tıp Fakültesi’nde Farmakoloji dersleri anlattım. Birçok hekimin yetişmesine katkı sağladım. Psikofarmakoloji alanında önemli bir merkez olan Kuzey Texas Üniversitesi’ne yazdığım bir proje TÜBİTAK’tan 6 aylık NATO desteği kazanınca Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gittim. Üniversite projemi o kadar beğenmişti ki hem ilave destek verdiler hem de tam burslu olarak ABD’de kalış süremi uzattılar. Proje bitiminde bölüm başkanı bana bölümde pozisyon sağlayacağını ve kalmamı istedi. Kalmadım. Çünkü Türkiye’nin bana ABD’den daha çok ihtiyacı olduğunu düşünüyordum.
Ayrıca, ben bir subaydım ve dönmek zorunda idim. Daha öğrenci iken beni tüm masraflarımı karşılayıp, cebime gri pasaport koyarak İsveç’e gönderen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Türk Milleti’ne nankörlük yapamazdım. Kalırsam ordudan atılacaktım. Daha sonra İtalyan Hükümeti bursu ile Cagliari Üniversitesi Toksikoloji Bölümü’nde de bir süre çalıştım. Gerek ABD’de gerekse İtalya’da öğrendiklerim ile kendimi çok iyi yetiştirdim. Dış ülkelerde iyi bir bilimci olma yolunda pişerken Türkiye’ye hiçbir maliyetim olmadı.
Devletin ödediği burslarla yurt dışına eğitime gidenlerin ise çoğu gittikleri ülkelerde kalıyor. Buna beyin göçü diyorlar. Ben burslarımı hep dışardan temin ettim ve hep Türkiye’ye döndüm.Birikimim ile GATA’da Psikofarmakoloji Araştırma Ünitesi’ni kurdum. 2012 yılında kapatılan Ünite son 5 yıllık bilimsel ölçütlerle değerlendirildiğinde benzer çalışmalar yapan dünyanın sayılı merkezleri ile rekabet edecek güçteydi.Bu Üniteyi TÜBİTAK projeleri ile geliştirdim. Burada madde bağımlılığı ve şizofreni temel araştırma alanlarım oldu. Ünite’de geliştirilen deneysel alkolizm modeli İngiltere’de yayımlanan Psikofarmakoloji Ansiklopedisi’nde yer aldı.Madde bağımlılığı ile şizofreni arasındaki ilişkiyi incelediğimiz TÜBİTAK tarafından desteklenen bir projenin sonuçları şizofreni tanı ve tedavisine yeni bir yaklaşıma ve hastalığa etkili bir çözüm getirecek yeni aday ilaç moleküllerinin keşfine neden oldu. Tedavi için öngördüğümüz üç moleküle incelemeli patent verildi. Böylece şizofreni tanı ve tedavisine yönelik yaklaşımın buluş olduğu tescil ediliyordu.
TSK beni Yeni Buluşlar Şerit Rozet Beratı ve Karargâh Üstün Hizmet Ödülü ile taltif etti. Yaklaşımımız TÜBİTAK, Ege Üniversitesi, ELGİNKAN Vakfı ve EBİLTEM gibi ciddi kuruluşların düzenlediği yarışmada birinci oldu. Yeni yaklaşımı ABD’de 7 adet Nobel ödüllü bilim insanını kadrosunda barındıran University of California, San Diego (UCSD)’de davetli olarak sundum. UCSD işbirliği teklif etti. Birlikte şizofreni tedavisine ilaç geliştirmek üzere büyük bir proje oluşturduk.Medya buluşumuza oldukça ilgi gösterdi. Son derece olumlu yazılar yazıldı. UCSD’deki bölüm başkanının da katılımı ile kapsamlı bir proje ile ilaç geliştirme çalışmalarımıza başlayacaktık.
Bir süre sonra garip şeyler olmaya başladı. Buluşum önce benimle ilgisiz garip eylemler ve TV dizileriyle ilişkilendirildi. Ergenekon ve Balyoz ile TSK’nın hallaç pamuğu gibi atıldığı bir dönemdi ve ben de bir askerdim. Bu arada laboratuarım taşındı ve akreditasyonunu kaybetti. Ardından bana GATA’da bir dayanağı olmayan düzmece soruşturmalar açıldı. Bu sırada ben bilimsel performansımla TSK’nın MY-52-10 yönergesine göre çok yüksek bir puan ile GATA birincisiydim.Her şeye rağmen çalışmalarıma devam etmek istiyordum; ancak 13 Haziran 2012’de İzmir Merkezli Askeri casusluk operasyonunda “Casusluk, insan ticareti, fuhuş ve şantaj” gibi yüz kızartıcı suçlamalar ile tutuklanarak İzmir’de bir cezaevine kapatıldım. Tutuklanmasaydım 15 Haziran’da Oulu Üniversitesi’nde, şizofreni konferansında buluşumu destekleyen, ilk kez insanda elde ettiğimiz önemli sonuçları sözlü bir bildiri şeklinde sunacaktım.Elime yurt dışında çalışmak için ciddi fırsatlar geçmesine rağmen her seferinde ülkesine dönen ben, mahkemede projemi anlatıp Finlandiya’nın davetini ve sunum için oraya gideceğimi söyleyince hâkimin tepkisi şiddetli kaçma şüphesi oldu. Sekiz ay boyunca avukatımın tutukluluğa yaptığı itirazlar “şiddetli kaçma şüphesi” de belirtilerek ret edildi. Sekiz ay 20 gün hapis yattım. Bu yetmedi, GATA’da açılan uydurma delillere dayanan soruşturmalar da askeri mahkemelere taşınarak ordudan ihraç istemi ile iki dava daha açıldı.Cezaevinde beni ziyaret eden babam “Keşke 1997’de ABD’de kalıp, ordudan öyle atılsaydın. Memleketi sevmenin ve gönülden hizmet etmenin bedelini ödüyorsun” dedi.
TÜRKİYE O LİSTEDE YOK
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar” demişti. Ben kendimi hep onun manevi bir mirasçısı olarak gördüm. Her seferinde ülkeme dönmemin ve ülkemde bir şeyler yapmak istememin altında hep bu vardı. Cezaevinde de Atatürk’ün sözlerini unutmadım. Bilim insanı kimliğimi korudum. Bilime sarılarak bilim yapmaya çalıştım. Finlandiya’da sunamadığım sonuçları orada uluslararası yayına dönüştürdüm. Madde Bağımlılığı alanına referans olabilecek, 440 sayfalık 1000’den fazla kaynak içeren bilimsel bir kitap yazdım. Kitabımı yayınladım. Cezaevi stresi ve beyin ilişkisini inceledim. Bu konuda konferanslar verdim.
Aşağıda bilimsel bilgiyi en etkili bir biçimde teknolojiye dönüştüren dünyanın en iyi 25 ülkesini görüyorsunuz. ABD 100 puanla birinci, Almanya 20 puanla ikinci ve Finlandiya 1 puanla 25. sırada. Buradaki ülkelerin büyük bir çoğunluğu aynı zamanda küresel aktörler. Listede Hindistan ve Tayvan da var ama Türkiye yok.
(Kaynak: ScientificAmerican, Aralık 2012)
Kaliteli bir yaşam standardına sahip, çağdaş ve sağlıklı bir toplum yaratabilmek ve demokrasi denilen şeyi tesis edebilmek için bilimi ve hukuku etik zemine dayanan bir ülke olmanız gerekiyor. Demokrasi ancak bilimi ve hukuku etik zemine dayanan toplumlarda sağlıklı bir şekilde gelişebiliyor.





Bir yanıt yazın