950 Yıl yaşayan Hz. Nuh Türk olabilir!

israilturkiye

Okuma Süresi:

13–20 dakika
❤️

İbrani dilinde Noah olarak zikredilen Hz. Nuh ve tufan hakkında, Kutsal Kitap’ta da (Yaradılış, VI-IX) ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır. Adı ve öyküsü, Sümer-Akkad Tufan efsanesinin tek tanrıcı bir insanlığın kurtuluşu görüşüne aktarılışıdır(1). Demek oluyor ki; Büyük Larousse ansiklopedisine göre; (tahrif edilmiş)Tevrat’ta bulunan Nuh ve Tufan hakkındaki bilgiler, Sümer ve Akkad Tufan efsanelerinden aktarılmış bulunmaktadır. Müslümanlarca yazılan tefsir ve tarih kitaplarında bulunan konu ile ilgili bilgilerin de, tahrif edilmiş Tevrat’tan hareketle yazılan bazı Yahudi kaynaklarına istinat ettiği ve İsrailiyat koktuğu ise kesindir.

Hz. Nuh ve Nuh Tufanı, İslami literatürde de önemli bir yer tutmaktadır. Öncelikle söyleyelim ki; bizim sayabildiğimiz kadarıyla Kur’an-ı Kerim’de 122 ayrı Âyet-i Kerimede Hz. Nuh’tan, kavminden ve tufandan bahsedilmektedir. Bu yanıyla Hz. Nuh, Hz. Adem, Hz. Musa ve İbrahim gibi Kur’an’da ismi en çok zikredilen peygamberlerden birisi ve adına başlı başına 28 ayetlik Sûre bulunan bir peygamberdir. Zira Kur’an-ı Kerim’in 71. Sûresi’nin adı Nuh Sûresi’dir. Dolayısıyla gerek dinler tarihi açısından, gerekse insanlık tarihi açısından yeri çok büyüktür. Hz. Âdem’den sonra insanlığın ikinci büyük atası durumundadır ki; Ham, Yam, Sam ve Yafes rivayetleri bu konuda önümüzde duran en canlı örneklerdendir. Bu rivayetlere göre dinler tarihi açısından bugünkü insanlık, Hz. Nuh’un, tufanda boğulan Yam isimli oğlu dışındaki üç oğlundan türemiş bulunmaktadır. Zaten Hz. Nuh, tarih sıralamasında Hz. Âdem, Hz. Şit (Şis) ve Hz. İdris’ten sonra dördüncü sırada yer almaktadır. Bu demektir ki; Tufan olarak tarihlere geçen büyük olay, Kur’an’da ismi zikredilen peygamberlerden Âdem, Şit ve İdris’ten sonra 4. peygamber olan Nuh zamanında vukû bulmuştur.

Hz. Nuh’un diğer peygamberlerden farklı olarak bir başka önemli yanı daha vardır. O da, Hz. Nuh’un bir çok bakımdan bir ilk, yani bir başlangıç olma durumudur. İşte bu vesile iledir ki; Hz. Nuh, dinî literatürde 2. Âdem olarak da zikredilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de Nisâ Sûresi’nin 163’üncü, İsrâ Sûresi’nin 17’nci ve Mü’minun Sûresi’nin 30 ve 31’inci Âyet-i Kerimelerinde Hz. Nuh’un bu önemi, önceliği ve ilklere konu olma durumu açıkça zikredilmiştir. Nisâ Sûresi’nin 163. Âyeti’nde; “Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik….” denilirken, İsrâ Sûresi’nin 17. Âyeti’nde şöyle buyrulmaktadır: “Nuh’tan sonraki nesillerden nicelerini helâk ettik…”. Mü’minun Sûresi’nin 30 ve 31’inci âyetlerinin anlamları ise şöyledir: “Şüphesiz bunda (Nuh ve kavminin başından geçenlerde) bir takım ibretler vardır. Hakikaten biz (kullarımızı böyle) deneriz. Sonla onların ardından bir başka nesil meydana getirdik.”

Âyetlerden de anlaşılacağı üzere; Hz. Nuh, hem kendisine kitap gönderilen peygamberlerin, yani resullerin (Hz. Âdem’den sonra) ilki, hem de ister helâk edilmiş, isterse edilmemiş olsun, kendinden sonraki bir çok neslin atası durumundadır. Ayrıca Kur’an’da Hz. Nuh’un yaşı 950 olarak zikredilmektedir ki; Kur’an-ı Kerim’in 29. Sûresi olan Ankebût Suresi’nin 14. âyetinde şöyle buyrulmaktadır: “Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.”(2).

İslam tarihçileri, Hz. Nuh’u, Hz. Âdem’in 9’uncu, Hz. Şit’in 8’inci ve Hz. İdris’in 3’üncü göbek torunu olarak gösterirler. İslam tarihçilerine göre Hz. Nuh Irak’ta yaşamıştır. Bâbil Krallığı zamanında peygamberlik yapmıştır. Tufan ise Bâbil Kralı Dermesil zamanında vuku bulmuştur. Gemiye alınanlar dışında yeryüzündeki bütün insanlar ve hayvanlar suda boğulup helak olmuşlardır. Nuh’un gemisi ise bütün dünyayı dolaştıktan sonra (Kur’an-ı Kerim’in Hûd Sûresi’nin 44. Âyetinde haber verildiği üzere) Cûdi Dağı’nda karaya oturmuştur! Hz. Nuh, Cûdi’de bir ay kaldıktan sonra dağdan inerek bugünkü Kuzey Irak denilen bölgede ve Musul’un kuzey taraflarında Semânîn denilen şehri kurmuştur. Ahd-i Atîk’in tekvin kitabının 8. babının 4. fıkrasında ise geminin oturduğu dağ olarak Ağrı (Ararat) Dağı işaret edilmektedir. Hz. Nuh, tufandan sonra 350 sene daha yaşamıştır. Sahih bir hadise göre; peygamberlerin Seyyid ve ulu kişileri beştir. Sıralama şöyledir; Nuh, İbrahim, Mûsâ, İsâ ve Hz. Muhammed. Hz. Muhammed bu beşlinin en ulu kişisidir(3).

M.Asım Köksal’ın “Peygamberler Tarihi” isimli kitabındaki bilgilerden ve bu kitapta kaynak olarak gösterilen eserlerden de anlaşılacağı üzere; bu kabil tefsir ve tarih kitaplarında, diğer peygamberlerin çoğunluğu gibi Hz. Nuh hakkında verilen bilgiler de ilmi olmaktan öte, bazı rivayetlere ve yorumlara dayanmaktadır. Bu rivayet ve yorumların pek çoğunun Yahudi kaynaklarına dayandığını ise bugün hemen hemen bütün ilahiyatçılar tarafından kabul edilen bir husustur.

Diğer dinler tarihi kitaplarında olduğu gibi, yazdıkları bilimsel olmaktan öte, çoğu İsrailiyat ve hurafe kokan ve İbrani kaynaklarından devşirilmiş rivayetlere dayanan M. Asım Köksal’ın kitabında vermiş olduğu en somut bilgi ise Hz. Nuh’un, bugünkü Irak topraklarında yaşadığı, Babil Krallığı zamanında peygamberlik yaptığı, tufanın ise Babil Kralı Dermesil’in tahtta oturduğu zaman diliminde vuku bulduğu hakkındaki bilgilerdir. Ancak şahsen biz, bu bilgilerin de doğru olduğu inancında değiliz. Zira Babil Krallığının, M.Ö. 2000-1700 yıllarında hüküm sürdüğünü düşünürsek, Kur’an-ı Kerim’e göre 950 sene yaşayan Hz. Nuh’un, Babiller’den önce ve sonra da yaşadığını kabul etmek zorunda kalırız. Hemen hemen Babiller ile aynı coğrafyada yaşayan Sümerlerin M.Ö. 3500-2000 yıllarında yaşadığını ve M.Asım Köksal’a göre Hz. Nuh’un Tufan’dan sonra 350 sene daha yaşadığı şeklindeki bilginin doğru olduğunu kabul ettiğimizde ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Hz. Nuh, ömrünün 300 yılını Sümerler zamanında, 300 senesini Babiller zamanında, 350 senesini de Babillerden sonraki dönemde (belki de Asurlular devrinde) yaşamıştır! Yani Hz. Nuh’un yaşamı M.Ö. 1350 yılına kadar, devam etmiştir ki; bu bilgilerin doğru olduğunu kabul etmeye imkan ve ihtimal yoktur.

Ayrıca günümüzde Babil Devletini, Milattan Önce olmak üzere; Sümerler (2700-2350), Akkadlar (2350-2150), Gutiler (2150-2100), Üçüncü Ur Sülalesi (2100-1960), Isınlarsa Sülalesi (1960-1830), İlk Babil Sülalesi (1830-1530), Kassit Sülalesi (1530-1150), İkinci Isın Sülalesi (1150-1050), Asurlular (1050-626) ve Yeni Babil İmparatorluğu (626-539) olarak 4000-500 yılları arasında yaşamış bir devlet olarak gösteren tarihçiler de bulunmaktadır. Bu tarihçilere göre; Babiller, Eski Orta Doğu Mezopotamya imparatorluğu olup, MÖ. 4000 ilâ 500 yıllarına kadar hüküm sürmüş olan, merkezi bugünkü Irak’ın Bağdat şehrinin güneyine düşen bir yerde kurulmuş muhteşem ve efsanevî bir Krallıktır. Kurulduğu devirlerde bu krallık iki kısımdan ibaretti: Kuzey memleketlerine AKKAT ve Güney memleketlerine Sümer adı veriliyordu.Tarih öncesi kültürü itibarıyla ilk kültür ERİDU kültürü olup (MÖ. 4000), sulama ve ziraat ile iştigal eden bu kültür, sonraları yerini UBAİD kültürüne (MÖ. 3900-3500) bırakmıştır. Kutsal Kitaplardaki Tufan hadisesi, lokal olmakla birlikte bu devire rastlar. UBAİD kültüründen sonra URUK veya ERECH kültürü ortaya çıkmış ve bu devirde mozaik kaplı sütunlu mabetler ve bilhassa ZİGGURAT denilen tipik Sümer mabetleri inşa edilmiştir. Yine bu devirde çivi yazısı icat edilmiştir(MÖ. 3000-2700).

Nuh’un Gemisinin tufandan sonra Cûdi Dağı’nda karaya oturduğu ise kesindir. Zira bu bilgi, Kur’anî bir bilgidir. Hûd Sûresi’nin 44. Âyet-i Kerimesi’nde şöyle buyrulmaktadır: “(Nihayet) -Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!- denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: -O zalimler topluluğunun canı cehenneme!- denildi.”

Burada söylenecek söz şudur; zaman zaman ülkemize gelerek özellikle Tevrat’taki bilgilere dayanılarak Ağrı Dağı civarında Nuh’un Gemisi’ni arama çalışmaları yapıldığını biliyoruz. Bu çalışmalara zaman zaman Müslümanlar da iştirak etmektedirler. Hatta bugün Doğu Beyazıt ilçemiz yakınlarında (bizim gördüğümüz kadarıyla)heyelana uğramış bir arazide gemiye benzer şekil almış bir alana Nuh’un Gemisi nazarıyla bakıldığı bilinmektedir. Bu çalışmalara katılanlar ve bu bölgede gemi kalıntıları olduğunu söyleyenler apaçık bir inkar içindedirler. Bu insanlar bir an önce tövbe etmeli ve eğer arayacaklarsa Nuh’un Gemisi’ni Cûdi ve bu dağın devamı olan Gabar ve Cilo Dağlarında aramalıdırlar. Tabi PKK’dan fırsat bulabilirlerse!..

Yine M. Asım Köksal’a göre; Hz. Nuh’un 10’uncu göbekten torunu olan Hz. İbrahim’in, bazı kaynaklara göre muhtemelen Babil Kralı Hammurabi tarafından ateşe atıldığını ve o devirdeki ortalama insan ömrünün yüksek olduğunu varsayarsak, buradaki bazı bilgilerin birbirleriyle örtüşmediğini de görürüz. Örtüşmeyen hususlardan birisi de Hz. Nuh’un yaşı konusudur. Kur’an’da geçen 950 sene tabiriyle anlatılmak istenilen, bugünkü anladığımız anlamda 365 günden ibaret sene ise ortalıkta çözülmesi gereken problemler var demektir. Biz bu problemlerin çözümünü tarihçilere ve din alimlerine bırakarak asıl konumuza dönmek istiyoruz. Yani Hz. Nuh’un Türk olabileceği konusuna! Esasen bizim şahsi kanaatimiz Hz. Nuh’un, Ortadoğu’da hüküm sürmüş olan Sümerler veya Babiller’den çok önceki tarihlerde yaşamış olduğu yönündedir. Uzak bir ihtimal olmakla birlikte, ömrünün çok az bir kısmını Sümerlerin ilk devirlerinde, yani M.Ö.3500’lerden önce yaşamış olabilir…

Genel kabul görmüş görüşe göre; M.Ö. 3500-2000 yılları arasında 1500 yıl süreyle Mezopotamya’da yaşamış olan Sümerlerin, Asya kökenli olduğu ve aslen Türk olabilecekleri konusunda da yaygın bir görüş olduğunu biliyoruz. Hatta Türkiye’nin ilk bankalarından olan Sümerbank’ın isminin de bu görüş doğrultusunda ve Sümerlere izafeten verildiğini biliyoruz. Tıpkı Hititlerin Türk kabul edilerek Etibanka bu uygarlığın adının verildiğini bildiğimiz gibi.

Türkiye’nin ilk Sümerologlarından Muazzez İlmiye Çığ tarafından verilen bilgiler bu konudaki bilgi noksanlığını biraz daha gidermiş bulunmaktadır. Çünkü Muazzez İlmiye Çığ, Sümerler’in vatanının Orta Asya olduğunu belirterek, “Nuh Tufanı’nın da aslında Türkmenistan ve civarında meydana geldiği, jeolojik ve arkeolojik çalışmalarla kanıtlanıyor” şeklinde bazı iddialarda bulunmuş durumdadır.

Konu ile ilgili İHA kaynaklı haber şöyledir:

Pek çok kültürde yer alan ve yıllardan beri nerede meydana geldiğiyle ilgili pek çok tez ortaya atılan Nuh Tufanı ile ilgili son tez, Türkiye’nin ilk sümerologlarından olan 92 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ’a ait. 1940 yılında Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde 33 yıl boyunca Sümer tabletlerini inceleyen Sümerolog Çığ, Nuh Tufanı’nın ilk kez Sümer tabletlerinde yer aldığını hatırlattı. Jeolojik, arkeolojik kanıtlar ve Sümerce ile Türk dillerindeki benzerliğin Sümerler’in vatanının Orta Asya olduğunu gösterdiğini belirten Çığ, Orta Asya’da 20 bin yıllarından itibaren ısınma dönemiyle 12 bin yıllarında buzulların erimeye başladığını belirtti.

Çığ, “Pek çok araştırmacının kanıtlarına göre, büyük buz göllerinden taşan tatlı sular büyük taşkınlara yol açtı. İnsanlar gemiyle oralardan uzaklaştı. Ancak bu insanlardan bir kısmı tekrar ülkesine döndü. Tarımı, hayvanları evcilleştirmeyi, çanak-çömlek yapmayı, tanrı inancını öğrendiler. Ama tufandan sonra Orta Asya’da büyük kuraklık başlayınca, halkın bir bölümü Mezopotamya’ya yöneldi. Güney Mezopotamya’ya önce Sümerliler’in ataları olarak düşünülen Ubeytliler, daha sonra Sümerliler geldi” diye konuştu.

Sümer yazılı belgelerinde geçen birçok kelimenin Türkçe olduğunun kanıtlandığını belirten Çığ, “Sümerler, Güney Mezopotamya’ya yerleşince bildiklerini daha da geliştirdiler. Dillerine göre bir yazı icat ederek her istediklerini yazacak duruma geldiklerinde ise daha önce bulundukları Orta Asya’da meydana gelen bu büyük taşkınlıklardan kalan anıları da yazıya geçirdiler” diye konuştu.

Çığ, 1800’lü yıllarda kazılardan çıkan bir tablette tufanla ilgili bilgilerin yer aldığını kaydederek, daha sonraki yıllarda ise Akatca yazılan bir tufan öyküsünün daha bulunduğunu söyledi. Çığ, “Bunlar Akatca yazıldığı halde tanrı adları Akatca olmadığı için bunun Sümerler’den gelen bir öykü olacağı anlaşıldı. Tablet çok kırıktı ama yine de bir tufandan söz edildiği anlaşılıyordu” şeklinde konuştu. Araştırmacıların yıllardan bu yana Nuh Tufanı’nın nerede meydana geldiğini araştırdığını kaydeden Çığ, birçok tezin ortaya atıldığını söyledi. 1990’lı yıllarda Sümerler’in yazdığı tufan olayının Karadeniz’de meydana gelmiş olabileceği tezinin savunulduğuna dikkat çeken Çığ, şunları söyledi:

“İddiaya göre, son buzul çağından sonra eriyen buzullarla 100 metre kadar yükselen Akdeniz ve Marmara Denizi’nin suları, İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e boşalmaya başladı. Bölgede yaşayanların büyük bir kısmı sulara gömülürken, bir kısmı da teknelerle canlarını kurtarabildi. Tufanın Karadeniz’de olabileceği tezine sıcak bakmıştım ancak olayın Sümerler’e geçiş varsayımı beni pek tatmin etmemişti. Çünkü bu büyük olayın etkisinin Sümerler’e gelinceye kadar, Karadeniz’in etrafında ve Anadolu’da yaşayanlar arasındaki söylencelerde izlerinin bulunması gerekiyordu. Okuduğum kitaplar, araştırmacıların çalışmaları ve yaptığım incelemeler sonunda jeolojik bulgular, anlatılar, arkeolojik kazılar ve dillerdeki benzerlik Nuh Tufanı’nın Orta Asya’da Türkmenistan ve civarında olduğunu anlatıyordu.”

Her Kültürde Büyük Bir Tufan Öyküsü Vardır

Hemen her kültürde büyük tufan öyküsünün bulunduğunu hatırlatan Çığ, Hint ve İran kültürünün aksine Türkmenler’de Nuh Tufanı’nın farklı olduğunu söyledi. Türkmen efsanesinde tufanın olacağının Noma adlı bir adama bildirildiğini belirten Çığ, “Buna göre, Noma’ya gemi yapması bildirdi. Noma gemiyi yaptı. İçine üç oğlunu ve her hayvan türünden bir çifti aldı. Ve tufan başladı. Gemi yüzerken, gök ve sudan başka bir şey görünmüyordu. Sular çekilmeye başlayınca, dağların tepeleri göründü ve gemi Çomgaday ve Tuluttu dağlarına oturdu. Kazak tufan efsanesine göre ise Türü-İlkler’in yaşadığı Turan Ovası’nın, ademoğullarının işledikleri günahlar yüzünden sular altında kaldığı anlatılıyor. Buna göre Nuh, Aral Gölü’nün doğusunda bir gemi yaptırarak kendisine inananlar ve hayvanlardan birer çift aldı. Gemiyle Aral ve Hazar denizlerinden geçip Cudi Dağı’na kondu” dedi.

Tufan öyküleri içinde Türkmen ile Sümer öykülerinin çok yakınlaştığını ifade eden Çığ, “Türkmen efsanesinde tufan olacağını haber veren şahsın adı Noma. O da Nuh’u hatırlatıyor. Nuh adı etimoloji bakımdan hiçbir dile uymuyor. Nu sözcüğü sadece Türk ve Sümer dillerinde insan anlamına geliyor” diye konuştu.

Bugüne kadar 16 kitap yazan Muazzez İlmiye Çığ, Orta Asya’nın bozkırlar, yaylalar, dağ silsileleri ve çöllerden oluşan bir alan olduğuna dikkat çekti. Bölgede Türk kavimlerinin yaşamış olması nedeniyle ‘Türkistan’ adıyla anıldığını ifade eden Çığ, Sümer-Orta Asya Türk bağlantısının en belirli kanıtlarının Türkmenistan’da bulunduğunu söyledi.

Altın Tepe, Marguş ve Part kazılarda ortaya çıkan kalıntıların Sümer’dekilere benzediğini belirten Çığ, sözlerine şöyle devam etti:

“Mesela pişmemiş topraktan, taştan, kemikten yapılmış keçi, koyun, boğa gibi hayvan figürleri, özellikle kadın figürleri Sümer’dekilerle aynı. Sümer’de dağ keçisi olmadığı halde onun resmini yapmaları da bu bağlantıya bir kanıt. Ayrıca Sümer ur kral mezarlarında bulunan boğa başının benzerinin Türkmenistan’da olması, Sümer keramiklerinin üzerindeki desenlerin Türkmen keçelerinde de bulunması hayli ilginç. Sümer’de taş, altın, yakut gibi malzemenin olmamasına rağmen bunları kullanmaları, bu malzemeleri daha önce bildiklerini ortaya koyuyor. Bu gösteriyor ki bu malzemeler Türkmenistan’da bol bol var. Ayrıca Sümerler kendilerini ‘Karabaşlı’ olarak nitelendiriyordu. Belki de bu tanım bir Türk boyu olan ‘Kara Kalpaklı’yı anlatıyor. Sümerler’deki Ur, Uruk Mari, Nuzi, Aratta gibi şehir adlarının benzerleri Türkmenistan ve Azerbaycan’da da var. İlk kubbeyi Sümerliler yapmış. Türkler’in de çadırlarını kubbe şeklinde inşa etmeleri çok yakın bir benzerlik.”

Sümerce’de kelime köklerinin Türkçe’de olduğu gibi tek heceli olduğuna dikkat çeken Çığ, “Köklere ekler konarak yeni kelimeler oluşturuluyor. Cümlelerde özne başta, eylem sonda geliyor. Sümer’de tanrı anlamına gelen ‘dingir’, Türk lehçelerinde tingir, tengir, tengri, tenri ve bugünkü Türkçe’ye tanrı olarak ulaşmıştır. Araştırmacıların Sümerce’deki ve Türk dillerindeki kelimeleri eşleştirmeleriyle her iki dilin ortak yanları olduğu ortaya konuldu” diye konuştu.

Haber metninden de anlaşılacağı üzere; Muazzez İlmiye Çığ tarafından verilen bilgiler de bizim kanaatlerimizi doğrular niteliktedir. Yani Nuh Tufanı olarak da bilinen Tufan olayı, Sümerler veya Babiller devirleri gibi insanlık tarihi içinde nispeten çok daha yakın bir tarihte değil, çok daha eski tarihlerde, ancak Sümerlerin, Babillerin veya Akkadların ataları zamanında vuku bulmuş ve sözlü veya yazılı rivayetlerle önce Sümer veya Akad kültürüne, oradan da Orta doğudaki diğer halkların, mesela İsrail Oğulları ve İsmail Oğulları gibi diğer orta doğulu halkların kültürüne geçmiş bulunmaktadır. Başta vermiş olduğumuz Büyük Larousse’deki bilgiler de zaten bu yöndedir.

8 Haziran 1999 tarihli Sabah Gazetesi’nde Jan Devletoğlu imzasıyla ve “Afetten Doğan Ulus” başlığı ile, 10 Haziran 1999 tarihli Milliyet Gazetesi’nde ise Zafer Arapkirli imzası ve “Volkan Patladı Türk Doğdu” başlığı ile çok çarpıcı iki haber verilmişti. Aynı tarihlerde İngiltere’de yayınlanan David Keys’in “Catastroph: An Investigation Into The Origins Of the Modern World” (Modern Dünyanın Doğuşuna Yol Açan Büyük Felaket) isimli kitabına dayandırılan her iki haberde de verildiği şekliyle İngiliz Yazar David Keys’e göre;

“Bugünkü modern dünya, 6’cı Yüzyıl ortalarında, tahminen bugün Endonezya’nın bulunduğu yerdeki dev bir yanardağın patlaması sonucu dünya ekoloji sistemindeki değişiklikler ve buna bağlı göç hareketleri ile ortaya çıkmıştı. Altıncı yüzyılın ortalarında Asya kıtasında yaşanan volkanik hadiseler, dünyanın ekolojik dengelerini altüst etti. Türklerin ataları sayılan Avarlar’ın yaşadığı Moğolistan’daki canlı hayvan sürüleri bundan büyük ölçüde etkilendi. Avarlar’ın at yetiştiriciliğine dayanan ekonomisi, kuraklık nedeniyle iflas etti. Türkler’in, atın dışında çeşitli hayvanlar yetiştirdikleri ekonomisi ise daha az zarar gördü. Bu nedenle Türkler daha da güçlenerek Avarlar’ın egemenliğine son verdi ve kendi devletlerini yarattı. Türkler’in bu ayağa kalkışları, Anadolu’ya kadar uzanmalarına, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının kuruluşuna kadar vardı. Türkler’in, iklimsel koşulların ateşlediği bu kalkınışı ve göçleriyle devam eden tarihi, bu uygarlığın Doğu Avrupa, Kıbrıs, Arnavutluk, Kosova, Bosna ve Balkanlar’ın diğer bölümlerine, Orta Asya’ya, Hindistan’a, Hazar Denizi bölgesine ve tabii Türkiye’ye kadar ulaşmasını sağladı. Türklerin tarih sahnesine çıkmasıyla dünya tarihinin akışı değişiyor. Tarih boyunca Çinliler’den Avrupalılar’a bir çok ulusun, kendisini Türk tehdidi karşısında tanımlayışı, ulusal ve kültürel kimliğin farkına varılmasının aracı oluyor. Türk dili Asya ve Avrupa kıtalarında en çok konuşulan dil haline geliyor. Bugün bile Kıbrıs, Arnavutluk, Kosova ve Bosna, Asya’da Türkmenistan ve Özbekistan, Türkiye haricinde Türkçe’nin konuşulduğu ülkeler.”

Tarih kitaplarının ortak görüşlerinden birisi, bugün küresel ısınma olarak adlandırılan olaya benzer bir olay neticesinde, başta kuraklık olmak üzere Asya içlerinde yaşanan bazı olumsuz iklim olayları sebebiyle Asya halklarının, bu arada Türk unsurlarının ata yurtlarını terk ederek dünyanın başka bölgelerine gittikleri görüşüdür. Orta Asya’da yaşanan kuraklık ve iklimsel değişmeler (ve belki de tufan) sebebiyle, bu bölgedeki insanlar, genelde Avrupa ve Ortadoğu istikametinde hareket etmişlerdir. Hatta tamamen buzlarla kaplı Bering Boğazını kullanarak Amerika kıtasına gittikleri de söylenmektedir. İşte bu göçler sırasında Türk unsurları, Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinden dolaşarak Avrupa içlerine ve hatta Trakya ve Balkanlara kadar ilerlemişlerdir. Diğer bazı Türk unsurları ise Hazar Denizi’nin güneyini takip ederek bugün Ortadoğu denilen bölgeye gelip yerleşmişlerdir. Tarihçiler tarafından kabul edilen genel görüşe göre bugün Bulgarlar ve Macarlar aslen Türk, Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan gibi bazı tarihçilere göre ise Finler ve Estonyalılar gibi bazı kuzey kavimleri ve hatta Amerikan Kızılderilileri ise Türklerle akraba topluluklardır. Hatta Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan gibi Türk tarihini M.Ö. 15.000 yıllarına kadar götüren bazı Öntürk araştırmacıları, bazı İtalyan ve Grek unsurlarının da Türk soylu olduklarını ileri sürmektedirler. Onlara göre, Sümerler, Hititler, İskitler, Frikyalılar zaten Türk’türler! Bir tarihçi olmamakla birlikte bu görüşlerin çoğuna iştirak ettiğimi söyleyebilirim.

Yukarıdan beri vermiş olduğumuz dini ve tarihi bilgilerden çıkardığımız netice şudur: Vuku tarihi kesin olarak bilinememekle (Sümerlerin ve Akatların Asya’da yaşamış olan uzak ataları zamanında olması kuvvetle muhtemel olmakla) birlikte tarihte, İslami kaynaklarda Nuh Tufanı olarak isimlendirilen ancak küresel ve lokal boyutta olup olmadığı tartışılan bir iklimsel hadise yaşanmıştır. Bu tufan, peygamber Hz. Nuh zamanında vuku bulmuştur. Hz. Nuh’un, M.Ö. 3500-4000’lerde veya daha önceki bir zaman diliminde yaşadığı sanılmaktadır. Zira, bu tarihlerden sonraki tarihlere ait kalıntılar konusunda bilim dünyasının elinde az çok bazı kalıntılar ve kanıtlar bulunmakta olup, bu kalıntılar ve kanıtlar arasında Tufan’ın tarihine ilişkin herhangi bir belge ve bilgi bulunmamaktadır. Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere; bilim adamları, sadece Sümer ve Akatlara ait bazı kalıntılarda (kil tabletlerde) tufandan, eskiden olmuş bir olayı rivayet şeklinde bilgiler bulunduğunu dile getirmektedirler.

Olayın cereyan yeri tartışmalı olmakla birlikte, Asya kıtasında olma ihtimali, orta doğuda olma ihtimalinden çok daha fazladır. Hz. Nuh’un Irak’ta peygamberlik yaptığı kesin değildir. Kur’an’da (Nahl/36, Kasas/59), “Her kavme ve her memlekete peygamber gönderildiği” belirtildiğine göre, Hz. Nuh’un Asya kavimlerinden birisinin peygamberi olması da ihtimal dahilindedir. Kesin olarak adı konulmamakla birlikte hemen hemen bütün tarihi, arkeolojik ve hatta dini bilgiler, Türkleri ve Türk yurtlarını Nuh Tufanı’nın merkezine oturtmaktadır. Zira gerek Tevrat kaynaklı bilgiler, gerekse İslami bilgiler, suların çekilmesinden sonra Nuh’un gemisinin, Cudi veya Ağrı gibi tarihin en eski çağlarından beri Türk unsurlarının meskun olduğu coğrafyada bulunan dağlardan birisinde karaya oturduğunu söylemektedir. Hatta Cudi ve Ağrı konusundaki rivayetler kadar güçlü olmasa da; bu dağın Kayseri’deki Erciyes Dağı veya Diyarbakır’daki Karaca Dağ olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır. Cûdi Dağı’nın neresi olduğu ve Cûdi Dağı’ndan maksadın bugünkü Şırnak ilimizin güneyinde bulunan dağlar olup olmadığı konusunda az da olsa bazı tereddütler olmakla birlikte, Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, Nuh’un Gemisi’nin Tufandan sonra Cûdi Dağı’nda karaya oturduğunu kesin bir dille haber vermektedir.

Öte yandan, başta Türkler olmak üzere; siyah ve sarı ırklar dışındaki bütün ırkların Hz. Nuh’un üçüncü oğlu olan Yafes’in neslinden geldiği de ileri sürülen görüşlerdendir. Bunlara ilave olarak Yafes’in yanı sıra, Nuh, Hami ve Sami gibi Hz. Nuh’un diğer oğullarının isimlerinin de diğer milletlere oranla Türkler arasında çok daha yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir. Buradan hareketle diyebiliriz ki; Hz. Âdem’den sonra insanlığın ikinci atası sayılan Hz. Nuh’un Türk olma ihtimali, olmama ihtimalinden çok daha kuvvetlidir. Tıpkı ilk insanın Asya’da görüldüğü, sonra burada çoğalarak dünyanın dört bir yanına yayılması ihtimalinin, Ortadoğu’da ve Arap yarımadasında doğup dünyaya yayılma ihtimalinden çok daha güçlü olduğu gibi. İlk insanın Ortadoğu’da görüldüğü ve dolayısıyla Ortadoğu’nun medeniyetlerin beşiği olduğu savı, zaten daha çok üç büyük ve baskın dinin, bu bölgede doğmasından dolayı savunulan bir görüş niteliğindedir(*).
_______________
1-Büyük Larousse, c.17, s, 8735).
2-Kur’ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli, TDV. Yayınları, Ankara,1993.
3-M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, TDV. Yayınları, s.88-113, Ankara, 2004.
(*) Bu yazı ilk olarak 18.01.2007 tarihinde yayınlanmıştır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Muhammed avatarı
    Muhammed

    Hocam milyonlarca salak toplansa şöyle bi makale yazamaz tebrik ederim, Allah da türk mü sizce ? bir önceki makalede Hz.İbrahim , Hz.Muhammed , Hz.Ali ve Hz.Musa türk olabilir diye gördüm ya siz nasıl bu kadar cahil olabiliyosunuz,
    cahil olduğunuz kadar da ırkçı faşitsiniz ağzınızdan ırkçılık köpükleri çıkıyor.
    Utanmasanız Allaha da türk diyeceksiniz

  2. Arife Semra Eyinnen avatarı
    Arife Semra Eyinnen

    950 güneş yılı değil, ay yılıdır. 950: 12= 80 çıkar ki, akla mantığa sığar.

  3. Arife Semra Eyinnen avatarı
    Arife Semra Eyinnen

    Nuh Tufanı, Mö. 5.600 yılında Akdeniz’in tuzlu sularının Karadeniz tatlı su gölüne dolması ve kıyılarında yaşayan çoğu oba halkının boğulması ile sonuçlanan büyük bir su baskını olayıdır. Bakınız: Nuh Tufanı. Walter Pitman- William Ryan. Akıl Çelen Kitaplar, Ankara, 2011.

  4. Tarık Hürriyet Metin avatarı
    Tarık Hürriyet Metin

    Önemli bilgileri gerçeğe dayalı bulgularla yeniden gerçeği arayan tarzda yazmış olduğunuz makale yazısı araştırma çalışmanız için teşekkür ederim. Gerçek ancak gerçeği arayanların gerçekle yaşamayı kabul edenleri takdir edebileceği bir şeydir. Gerçek, yalanları ve bütün aldatmaları yıkar. Gerçek kendini ifade etmek için bağırmaz. Ancak yalanlar çok fazla gürültü koparır. Bu yazınız gelişme yolunda gerçeklerle yürümek isteyenlere birçok yönden ilham veriyor.
    Bu yazınız bana Aytunç Altındal’ ın “Üç İ/sa kitap”bını hatırlattı. Gerçekten yaşadımı yaşamadım yoksa bir başka “Yüce Bilge”nin Tyanalı Apollonius’un hayatı bilerek gerçeği çarpıtmak adına gücü elinde bulunduranlar tarafından bir başka kişiyi monte edilip gerçekmiş gibi yutturuldu mu? İnsanoğluna dinler ve siyaset yoluyla gücü elinde tutanlar tarafından kimbilir daha ne kadar çok bildiğimiz bilmediğimiz yalanlar gerçek diye yutturuldu.
    İslam dininde de Sıffin Savaşı’ Hakem Olayı ve Kerbela olayı” gibi önemli siyasi olayların dinimizi nasıl etkilediği konusundan sözde ulema denilen çevrelerin sessiz kalması ve üstünü örtmesi de sıkıntılı bir konu. Bu konuda sessiz kalınması da düşündürücü… İnsan bilinci ancak gerçeklerle yaşamayı kabul ettikten sonra gelişebilir. Yalanlarla kurulan her hapı ergeç kısa zamanda çökecektir. Temeli olmayan her yapı er geç yıkılacaktır. İnsanlık tarihi hakkındaki gerçekler zamanı gelince belli insanlar tarafından değil bilinçlerini geliştirmeye açmış herkes tarafında anlaşılacaktır.
    Tekrar teşekkür ederim.

  5. Selime Hollanda'dan avatarı
    Selime Hollanda’dan

    Cudi Dagi neresi ?Su an Rusyada Turklerin atasi Yafesogullari yayildigi bolge ”ÜC SÜMER ÍSIMLI DAGDIR . Turkolog Muazzez Ilmiye Cig ‘in dedigi ile ortusuyor!
    Cudi dagi aslinda bu ”ÜC SÜMER denen dagdir Cudi orasi dir Bu dag.Su an Belucha dagidir Turklerin ”Ergenekon dagilisi ile de ortusuyor!Ne Arapistanda ne Harran da CudI Dagi bu ”Tree Sumer Hill ” yani Üc Sümer Dagi dir. UZ ismi UZAY dan dir Karahan Olcay han in babasi AY HAN Annesi dir Yani Tufan oldugunda Turkler UZAY ‘DA kurtulup yer su gok yagmur inince UZAY Nuh gemisi Ayni maddeden yapilmadir Uzaydan ”Cudi ta uzaklar denen dir burdan ”SUMER UC DAG ” a konmalaridir.Turklerin bayraglarinda atalarinin neden Yarim Hilal AY Tsimaya basladilar?UZ AYDAN CUDI ”Uc Sumer dagina indiler burdan dunyaya yayildilar Ergenekon Og-UZ ismi nerden gelem UZ AY dan UZ evvet Turklerin bayragi bile uzay’UZ AY dir.Bunu Sumerler tabletlerinde bundan Turkler olduklari icin SUMER =”UC SUMER DAGINDAN gelmeler!Turkler Cudi dagini ne arap colunde ne Mezopotamya da arasin.NUH= HUN =TURK!TURKLERIN ATASI NUH CEVRI HUN DUR !Mu kitasi denen AY dir yani eskiden parcalnip Uz Ay olmustur .dir.Bu nedenle MU kitasi bulunmamakta cunku UZ AYDADIR!Ibret Allah buyuktur.”Turklerin ”UC SUMER DAGINDA ” Cudi dagidir!Uzaya gitmeleri Allah taraftan Tufan nedeniyle yer gok su olunca bir efsanelik ordan Cudiye ”Yani ”ÜC SÜMER DAGI”inmeleridir!ALLAH Herseyi bilendir.Mucizelerle Kuran i kerim doludur HZ isa muhammed Isa Nuh gemisi ibret tir .MU kitasi Yani AYÁ BU Tufanla AY cikmistir NUH Gemisi bir anlik icin yani kalici olarak degil!Burdan ”Cudi Dagi denen Ta Uzaklar anlamina gelen ”yer dir.Cudi ilaki dagin ismi degil.Cudi diye arayacak olursaniz daha cok asirlar ararsiniz.”ÜC SÜMER DAGI” DIR ismi uzerinde Sumerler =Turkler.Ingilizce Tree Sumer Hill ” dir.Cudi dagi Sirnakta da degil orlari gecin orlara sonradan gelindi!

  6. Selime Hollanda'dan avatarı
    Selime Hollanda’dan

    Üc Sümer Dagi=Cudi Dagi ‘dir .Sumerolog Muazzez Ilmiye Cig soyledigi gibi Turkistan civari gosterdigi .Yani ”Uc Sumer Dagi dir Cudi!ta uzakta anlamina gelen Cudi dagin ismi degildir ”Ey yer, suyunu çek ve ey gök, suyunu kes.” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi Cudi’ye oturdu. “Zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun.” denildi.” (Hûd 11/44)Bu Ayet gosteriyor NUH Gemisi yani Dunya yer ve gok arasindan yaptigi Gemi ile UZAY Allah vasitasi ”NUH Gemisi ” ile bir anlik cikmalari yani yeryuzu Tufanin dan kurtulmalari anlamidir bu da demek tir UZ ay kurtulup ordan ”UC SUMER Dagi ”Cudi ta uzak manasi demek tir indirdik Cudi olan yer ”UC Sumer Dagidir..Allah’in Mucizesidir ” NUH GEMISI”aynen diger peygamberlerin Mucizesi gibi.Bir gece Mescdi aksa dan mescidi bir gece Mescid-i Haram’dan (Mekke’deki Kâbe’nin bulunduğu mescit) Mescid-i Aksa’ya (Kudüs’teki kutsal mescit) götürüldüğü mucizevi gece yolculuğunu andiriyor.Dunya gozuyle bizler Nuh peygamber kavmini almis yaptig gemiye bindirmis dunyanin bir ucundan tufandan obur kurakliga gitmis hayir .Mucize gerceklesmistir burda NuH gemisi Mucizevi dir!Nuh hem kendi Kavmine demis iman etmeyenleri Allahim yok et diye ,Nuh bunu ALLAH Teala DAN Dua etmis istemis.bu da Kuran Kerim Ayyet:“Nuh: ‘Rabbim!’ dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar/yetiştirirler.” (Nûh 71/26, 27).Yani Allah Teala bu Mucize ile ”Nuh Gemisi” olayi once dunyadan ”Mu kopariliyor Aya gidiyorlar aynen Muhammes S/AV Peygamber ”simsek”gibi Burak uzerinde mescidi haram-dan Aksaya gitme olayi gibidir Yani Nuh Gemisi uzay a cikariliyor Allah vasitasi’ Nuh Gemisi ”ile burdan ta uzaklara =Cudi,ye indiriliyorlar ”UC SÜMER Dagina!Burasi da yafesogullarinin dunyaya dagilma noktasidir!Nuh peygamber muhtemelen TurkSumer dir.Turklerin Oguz han Alper Tunga dan sonra gelenlerdir.Saka Iskitler,Hunlar Turkler bu cografya Turkistan Altai dan Turkiye cumhuriyeti topraklari Anadoluya ,ama Turkler Malazgirt ile 1071 degil daha once yani anlatilan Turkler dunyada yafesogullari turedigi donemlerde beri Anadoluya geliyorlar sadece osmanli Selcuklu ile degil.Avarlardan daha evvel!Akhun donemlerde yani Gokturkler zamanlarda dagiliyorlar bu bolgelere .Osmanli ve Selcuklular,Timur v.s daha sonra tekrar gelisi dir ve devamidir Turklerin Yafesoglu NUH duasidir Tum cihan Dunya hakim olmalari Sam koleolarak Ham cadirinda Oturacak diye dua eder HZ Nuh!Turkler Allahin kilic , ve mucizesidir.Allah Turklerle dunyayi islam fethi ediyor.Bu bir efsane degil bir gercektir Turkler.

  7. Yüksel Akdemir avatarı
    Yüksel Akdemir

    Dünya 4,5 milyon – milyar , yıl önce, patlamasıyla, parçalanmasıyla güneş ve ay ortaya çıktı. Yer çekimine teşekkür ederiz.

    Bir damla Su dan , Türkler ortaya çıktı.
    Sudan geldik, suya geri döneceğiz. Maymun kardeşlerimiz ile beraber.

    Dünya da ki , insan topluluklarının % 85 Türk geni taşıyor.

    Allaha, Peygambere vs. İnanan inansın, bu herkesin kendi tercihidir. İnsanları birbirine bağlayan, saygı ve koruma duygularıdır.

    Dünya sosyal bir sistem üzerine kurulmuştur, malesef insanlar bunu kötüye kullandı. Kendi arasında en saygılı yaratıklar hayvanlar.

    İnsan ile hayvan arasındaki fark, hayvan iç güdüsü ile hareket eder, öğrendiğini uygular, yaptığı hatayı asla ikinci sefer yapmaz..insan da tam bunun tersini yapar, hatalardan öğrenmez. Hayvanlar insanlardan daha zekidir.

    Eğitim almış bir köpek asla, kırmızıda karşıya geçmez…!

    1. Selime Hollanda'dan avatarı
      Selime Hollanda’dan

      Maymun sen kendinsin terbiyesiz ahlaksiz amk kerestesi

  8. Selime Hollanda'dan avatarı
    Selime Hollanda’dan

    HZ Nuh Kavmi ”Beni Kelb Kabilesidir bu Jemen de Arap kabilesidir.Kuan kerim Nuh Suresi Ayet 23 ”;Ve (bu arada kâfirler birbirlerine) dediler ki: “Sakın kendi ilahlarınızı bırakmayın; ne Vedd’i, ne Suva’ı, ne Yeğus’u, ne Ye’uk’u ve ne de Nesr’i bırakmayın (ve Nuh’a aldanmayın)!” (Yani bu tapındıklarınıza ve tâbi olduğunuz hayat tarzına sahip çıkın, Nuh’un peşine takılmayın, diye birbirlerini kışkırttılar.) (Nuh 71/23) mealindeki ayette, Nuh kavminin taptığı putlardan bahsedilmektedir. Jemen Yarim adasinda kopmustur Tufan! Halk isyanci Vedd Suva Yegus Ye’ku Nesr denen putlara taparlarmis.HZ Nuh vazgecirememis bu Beni Kelp”Kopek anlaminda Arapca.dir kelime.
    Kelb (Arapça: بنو كلب), Yemen menşeli büyük bir Kahtani Arap kabilesidir.
    Soy”:Arap nesep geleneğinde kabilenin atasına Arapçada ‘köpek’ anlamına gelen Kelb ismi verilmiştir.[1] Kelb’in babası Vabara’ydı ve annesi Bahralı Esma bint Dureym bin el-Kayn bin Ahvad, tüm çocuklarına vahşi hayvanların adını verdiği için Ümmü’l Asbu (lafzen “vahşi hayvanların annesi”) olarak biliniyordu.[2] Kelb, varlığı kuzey Hicaz’dan kuzey Suriye bozkırlarına kadar uzanan Kuda’a kabile birliğinin bir parçasıydı. Kelb, Kuda’a’nın göçebe alanlarının kuzey yarısındaki en büyük boyuydu.[3] Kuda’a’nın kökenleri belirsizdir ve Arap soybilimcilerin iddiaları çelişkilidir.[4] Bazı kaynaklar Kuda’a’nın Maad’ın oğlu olduğunu, dolayısıyla kabilenin kuzey Araplar veya güney Arapların yarı efsanevi atası Himyer’ın soyundan geldiğini iddia ederler.
    TarihCâhiliye döneminde Kelbliler de Kudâalılar gibi Dûmetülcendel’de bulunan Ved adındaki puta tapıyorlardı.Beni Kelb Sam soyu” ifadesi, Arap kabileleri arasında önemli bir yere sahip olan ve Sam (Hz. Nuh’un oğlu) soyundan geldiğine inanılan Benî Kelb kabilesini ifade eder.

    Kuran – i kerim Nuh Suresi 23 Ayetinden anlasiliyor ki:NUH KAVMI ”BENI KELP” KAVMIDIR.Ve sakın Tanrılarınızı terketmeyin dediler. Özellikle Vedd’i, Süva’ı, Yegûs’u, Yeûk’u ve Nesr’i bırakmayın dediler.Vedd’i, Suvâ’ı, Yegûs’u, Yeûk’u, ve Nesr’i=Beni Kelp Kabilesinin Taptigi putlardir ”cok putculuktur!

    Aslen Yemen menşeli olan Kelbliler Suriye bölgesinde Dûmetülcendel, Tedmür, Sava ve Semâve civarında oturuyorlardı. Kabilenin başlıca kolları Benî Adî, Benî Züheyr, Benî Uleym, Benî Cenâb b. Hubel, Benî Abdullah ve Benî Ureyne’dir. Câhiliye döneminde Kelbliler de Kudâalılar gibi Dûmetülcendel’de bulunan Ved adındaki puta tapıyorlardı.. Özellikle Vedd, Suva’, Yeğus, Ye’uk ve Nesr adlarındaki putlara tapınmayı sürdürmelerini öğütlemişlerdir. Bu isimler, o dönemde tapınılan putların isimleridir.!
    Bu da bizlere gosteriyor NUH Tufani nerde olmus?
    Yaşadığı Yerler: Tarihsel olarak el-Cevf, Vadi Sirhan ve Suriye-Irak arasındaki Semave bölgesinde yaşamışlardır.

    Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor:

    “Nuh’un kavmindeki putlar daha sonra Arap-larda olmuştur. Vedd’e gelince o, Cendel vadisindeki hurmalıktaki Kelp kabilesinin idi. Suva, Hüzeyl’in idi. Yeğus’a gelince o da Muratlılar’mdı, daha sonra Sebe’de Cüruf bölgesindeki Ğutayf oğullarının oldu.

    bidir”, dedi. Adam dedi kr.”O’nunla Nuh arasında ne kadar vardır? “Ra-sulullah da,” on asır vardır”, dedi.

    Ye’uk’a gelince o da Hamedanlılar’ındı. Nesr ise Â’li zil Kila’nm (başı ayağı kirli savaşçı bir toplum, de­mektir, Himyerliler’in idi. Bunlar Nuh kavminden salih insanların isimleridir. Ne zaman ki öldüler, Şeytan onların kavimlerine; onların oturdukları yer­lere heykellerini dikin ve o heykellere kendi isim­lerini verin diye fısıldadı, iğvâ verdi. Onlar da yap­tılar. Fakat o heykellere ibadet olunmuyordu. Ne zaman ki onları yapanlar öldü ve ilim yok oldu, on­lara ibadet olunmaya başlandı!

    -” Berat Gecesi HZ Muhammed “Berat gecesi Allah’ın Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri kadar insanı cehennemden azad edeceği” şeklindeki rivayete dayanır.!“Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail (a.s) yine geldi ve şöyle dedi: “Ya Muhammed başını kaldır, semaya bak!”.

    -“Bir de baktım ki, ne göreyim, cennet kapıları açılmış. Cebrail’e (a.s) sordum: “Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?” Cebrail (a.s) şöyle dedi: “Allah’ın, Benî Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısından daha fazla kimseyi cehennemden azat edinceye kadar.”

  9. Yüksel Akdemir avatarı
    Yüksel Akdemir

    Selime Hollanda’ dan; hanım efendi, Türkiyeden lütfen uzak durun. Bu yazdığınız, bize fantazi gelen şeyleri biz son 25 yıldır dinliyoruz. Bu masallarla milleti uyutup soydular.
    İnsanlarımızı gerçeklerden uzaklaştırdılar. Bir Türkün beyin yapısı ve Türkçesi matematik ve doğa bilimlerine çok açıktır ve bunun üzerine yaratılmıştır. Türk, beyin insanıdır, yaratıcıdır, mantık’ dan bahsediyorum.
    Sizin bahsettiğiniz kişiler yüzyıllar önce yaşamış ve o şartlar altında aramızdan ayrılmış. Biz 21. ci yüzyılın insanlarıyız.
    Elinizde kullandığınız çep telefonu, evinizdeki proğramladığınız TV, hepsi mantık, beynin yapısıdır. Matematik, Fizik tir. Bugün Nuh ve Peygamber gelse, kendilerine bir otobüs bileti bile alamazlar.
    Lütfen, gerçek dünyaya dönün, siz şimdi yaşıyorsunuz, Nuhun zamanında deyil.
    Görüyorsunuzdur? Hollandalı insanlar ne kadar çalışkan, Yemenin yarısı kadar bile değiller. Araplar onların ayaklarına, kapıların gelip iş arıyorlar.
    Herşeyde öndeler, inamhatip okullarıyla değil, Amsterdam, Uttrecht, Üniversiteleri sadece mantıklı düşünen bilim adamları yetiştirir. Bizim böyle radikal eğtim almış Araplarla işimiz yok.

    Aman Türkiyeden ve biz Türklerden uzak durun. Mutlu kalın.

    1. Amk avatarı
      Amk

      Sen Hollandalilarin ne caliskanligini nerden biliyorsun ,Tembel olduklarina Arap Afrika diger ulkelerden getirip kole olarak calistiriyorlar.

  10. Selime Hollanda'dan avatarı
    Selime Hollanda’dan

    Uzak durun deyip te benim Araplasmis ile yargilamaniz tuhaf.Siz bir yoruma boyle cevaplar yazmaniz bile abes geliyor .Avrupa hosgoru yorum ifade ozgurlugudur.Siz isinize gelene mi afferin dersiniz.Aman Turkiyeden Turklerden uzak dur ne demek ?Sen kendini Turk bizleri baska irk mi yerine koyuyorsun.Ben ne Arap ne Araplasmis ksiyim.Beni tanimadan Arap sifatina koyma.Neresi Fantazi?Kuran da ayette yaziyor o Putlarin ismi ben mi Fantazi uydurdum.Biz 21 YY insanlariyiz derken sen DNA nin ne zaman dan beri peki bunuda mi inkar ediyorsun.Asir degismistir insan degismistir peki DNA ‘da mi degisti diyorsun,Sizin Bahsettiginiz kisiler ayrilmis derken ,ben size burda yorum yazarken o asrin yasayani bizmiyiz diye yorum yazdim.Cok Tuhafsiniz.
    Derhal yazilari silermisin siteden.
    Tahminim sen bu Sitenin sen bu yorumlarimi sitenden sil.
    Ben Turkiyeden uzakl durmam senin gibi mantiksiz konusup yorumlara abes abes cevaplarla gelenden uzak durarim.
    Aman siteni .yazdigin okumaya degmez.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar